17. Ceza Dairesi 2018/4187 E. , 2018/13154 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
Yerel mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanık...’nın son beyanının alındığı tarihli celsede bildirdiği kapı numarası 3 olan adres yerine aynı adresin 4 numaralı dairesine tebligat çıkarıldığı ve sanığın tanınmadığından bahisle tebligatın iade edilmesi üzerine bu kez MERNİS adresi de olan son bildirdiği 3 numaralı adrese Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre tebligat yapıldığı, sanığın son bildirdiği adrese Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi gereği çıkarılan ve iade olan bir tebligat olmadığı halde MERNİS adresine yapılan bu tebligatın usulsüz olduğu bu nedenle sanık ...’nın öğrenme üzerine yaptığı temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla yapılan incelemede:
Dosya kapsamına göre diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak:
1)Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 22.05.2012 tarihli, 2011/6-340 Esas, 2012/209 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, “765 sayılı Türk Ceza Yasasında icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasında doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Yeni Yasa’nın kabul ettiği bu ölçüt, objektif ölçüttür. Ancak soyut olan bu doğrudan doğruya icraya başlama kavramının nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir. Genel olarak, suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, hazırlık hareketleri ve icra hareketleri olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Hazırlık hareketleri, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs ise, suçun tamamlanmasından önce ve fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ama bitirilememiş bir eylemli evreyi yani icra hareketlerinin başlangıcından sonraki süreci ifade eder. Failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki subjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilmesi mümkündür, ancak bu subjektif ölçüte göre suçun icrasıyla ilgisiz davranışlar dahi, suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabilecektir. Bu sebeplerle 765 sayılı TCK’nın aksine, 5237 sayılı TCK’da, "doğrudan doğruya icraya başlama’ ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanmış sayılacaktır.”Nihayet, “... Kişinin belli bir suçu işlemeye yönelik kastının tespit edilmiş olması, sorumluluğunun tayini için gereklidir. Ancak sadece kastının belirlenmesi, bu suça teşebbüsten dolayı sorumlu tutulması için yeterli değildir. Failin belli bir suçu işlemeye yönelik kastla gerçekleştirdiği davranışın aynı zamanda o suça ilişkin icra hareketi niteliği taşıması gerekir. (Prof. Dr. İ. Özgenç - Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, S: 459)”
Bu bilgiler doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; sanıklar ... ve... ile temyiz dışı sanık ...’in içerisinde bulunduğu aracı sanıkların gece vakti müştekiye ait işyerinin önüne park ederek farlarını söndürdükleri, aracın içerisinden inen sanık ...’ın aracın bagajını açarak buradan aldığı levye ile işyerine yöneldiği esnada, sanıkları uzaktan izleyen müşteki ve yanındaki tanıkların sanıkların hırsızlık yapacaklarını anlayıp yanlarına doğru yaklaşarak bağırmaları üzerine, sanık ...’ın henüz işyerine ulaşmadan, müşteki ve tanıkları görmesiyle indiği araca tekrar bindiği ve sanıkların olay yerinden uzaklaştıkları olayda, sanıkların iştirak halindeki kastlarının hırsızlık suçuna ilişkin olduğuna dair bir tespitin yapılması mümkün ise de, yukarıda açıklandığı üzere suça ilişkin hazırlık hareketleri aşaması henüz tamamlanmamış, icrai hareketlere başlanmamış olduğundan sanıkların hırsızlık suçuna teşebbüsten dahi sorumlu tutulmaları mümkün olmadığı göz önünde bulundurulmayarak, sanıkların atılı suçtan beraatleri yerine, yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Kabul ve uygulamaya göre de;
2)Sanık ...’ın adli sicil kaydında gözüken Gaziosmanpaşa 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2000/203 Esas ve 2002/17 Karar sayılı ilamının tekerrüre esas olması karşısında; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesi gereği tekerrür hükümlerinin uygulanmaması,
3)Suçu birlikte işleyen sanıklardan neden oldukları yargılama giderlerinin ""ayrı ayrı"" yerine, "eşit şekilde"" alınmasına hükmedilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 326/2. maddesine aykırı davranılması,
4)T.C. Anayasa Mahkemesi"nin, TCK"nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK"nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve...’nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozmanın hükmü temyiz etmeyen sanık ...’na SİRAYETİNE, 24/10/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.