Ceza Genel Kurulu 2014/72 E. , 2016/24 K.
"İçtihat Metni"Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi
Mahkemesi : Asliye Ceza
Hırsızlık suçundan sanıklar ... ve ..."un 5237 sayılı TCK"nun 142/1-b, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.05.2009 gün ve 984-492 sayılı hükmün, sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 13. Ceza Dairesince 09.10.2013 gün ve 17678-28076 sayı ile;
“Sanık hakkında TCK"nun 53. maddesi ile ilgili uygulamada bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma ve düzelterek onama isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir” açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.11.2013 gün ve 114059 sayı ile;
"Sanıklar ... ve ... hakkında mahkemece hırsızlık suçundan mahkûmiyet hükmü kurulurken ‘Sanıkların kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezalarının kanuni sonucu olarak 5237 sayılı TCK"nun 53/1. maddesi a, b, d, e fıkralarındaki haklarını kullanmaktan hapis cezaların infazı tamamlanıncaya kadar, c fıkrasındaki velayet ve kayyımlık hizmetinde bulunmalarının şartla tahliye tarihine kadar ayrı ayrı yoksun bırakılmalarına’ karar verilmiştir.
TCK’nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki ‘velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun’ sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu dışındakiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden böyle bir ayrım yapılmaksızın tüm kişiler açısından koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan 30.06.2012 tebliğnamemizde bu konuda hükmün düzeltilerek onanması talep edilmiş, ancak dairenizce hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Bu nedenle, mahkemenin TCK"nun 53. maddesi uygulamasındaki yasaya aykırılığın düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
CMK"nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 11.12.2013 gün, 36303-38961 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçe ile karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıkların hırsızlık suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkemenin 5237 sayılı TCK’nun 53/1. maddesindeki hak yoksunluğunu doğru uygulayıp uygulamadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Mahkemece kurulan hükümde 5237 sayılı TCK"nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak; "Sanıkların kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı mahkûm oldukları hapis cezalarının kanuni sonucu olarak 5237 sayılı TCK’nun 53/1. maddesi a, b, d, e fıkralarındaki haklarını kullanmaktan hapis cezalarının infazları tamamlanıncaya kadar, c fıkrasındaki velayet, vesayet ve kayyımlık hizmetinde bulunmalarının şartla tahliye tarihine kadar ayrı ayrı yoksun bırakılmalarına" şeklinde uygulama yapılmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Yasanın 53. maddesinde;
“(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
Yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.” şeklinde iken Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı ile;
1. fıkrada yer alan, “Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;…” bölümünü, fıkranın (b) bendinde yer alan “…seçilme ehliyetinden…” ibaresi yönünden,
Yine 1. fıkrada yer alan “…hapis cezasına…” ibaresini, aynı fıkranın (b) bendinde öngörülen “Seçme ve…” ibaresi yönünden,
1. fıkranın (b) bendinde yer alan “…ve diğer siyasi hakları kullanmaktan,…” ibaresi ile 2. fıkrasını maddenin 1. fıkranın (b) bendinde yer alan “Seçme ve seçilme ehliyetinden…” ibareleri yönünden,
4. fıkrada yer alan “Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya…” ibaresini, 1. fıkranın (b) bendinde yer alan “…seçilme ehliyetinden…” ibaresi yönünden,
İptal edilmiştir.
Anılan maddenin 2. fıkrasının hükmünden de açıkça anlaşıldığı üzere, hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş ancak, aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da, kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır. Yine maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü hakkında 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinin kullanılmasına ilişkin yasaklama hükmü uygulanamayacak, ayrıca cezası ertelenen hükümlü hakkında 1. fıkranın (e) bendindeki hak yoksunluğunun uygulanmamasına da karar verilebilecek, kısa süreli hapis cezası ertelenenler ile suçu işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında ise 1. fıkradaki hak yoksunluğuna karar verilemeyecektir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı gibi, “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında, yeni sistemde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiş bulunan ve mahkûmiyetin yasal sonucu olan bu hak mahrumiyetleri, mahkûmiyetin doğal sonucu olduğundan, kararda gösterilmemiş olsa bile hükümlü açısından kazanılmış hakka konu olamazlar, başka bir anlatımla aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilemezler.
Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin 5. fıkrasında yüklenen suçun sabit olması halinde sanık hakkında mahkûmiyet kararı verileceği, 6. fıkrasında ise “yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunacağı” öngörülmüştür.
Görüldüğü gibi, mahkûmiyet halinde mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirlerinin uygulanması gereken hallerde buna da hükmolunması esasen zorunludur. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, mahkûmiyetin yasal sonucu olması ve kazanılmış hakka konu olmaması nedeniyle her zaman infaz edilebileceğinden, bu hükmün uygulanmaması yalnız başına bozma nedeni olarak değerlendirilmemekte ve uygulamada eksikliğe işaret edilmekle yetinilmektedir. Ancak, hükmün başka bir nedenle bozulması halinde yerel mahkemenin TCK’nun 53. maddesinin yanlış uygulanmasının da bozma nedeni yapılacağı açıktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yerel mahkemece, sanığın, 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin 1. fıkrasının a, b, d ve e bentlerindeki haklardan mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, (c) bendinde belirtilen haklardan ise şartla tahliye tarihine kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi alt soyu haricindeki kişiler yönünden de, 1. fıkranın (c) bendindeki hak yoksunluğunun koşullu salıvermeden sonra uygulanmaması sonucunu doğuracağından, bu şekilde yapılan uygulama usul ve kanuna aykırıdır. Ancak, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesi uyarınca yerel mahkeme hükmünün düzeltilmek suretiyle onanması mümkündür.
Öte yandan, 24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 140-85 sayılı iptal kararı dikkate alınmak suretiyle 5237 sayılı TCK"nun 53. maddesi uygulanmalıdır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün TCK"nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 09.10.2013 gün ve 17678-28076 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Asliye Ceza Mahkemesinin 27.05.2009 gün ve 984-492 sayılı hükmünün, 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından şartlı salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmanın sadece kendi alt soyu ile sınırlı olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesindeki yetkiye istinaden karar verilmesi mümkün bulunduğundan, yerel mahkemenin hüküm fıkrasındaki 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün yerine "24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı iptal kararındaki hususlar gözetilerek sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK"nun 53/1-2-3. madde ve fıkralarının tatbikine" ibaresinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.01.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.