10. Hukuk Dairesi 2016/14437 E. , 2018/10403 K.
"İçtihat Metni".....
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, davalı işveren Şirket’e ait iş yerinde, 01.08.1995-05.06.2007 tarihleri arasında geçen hizmetlerinin sigortalı olarak tespitine ve sigortalı geçen hizmetlerine eklenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile; davacının davalın iş yerinde 01.01.1997-10.07.1997 ve 01.09.1997-31.12.2006 tarihleri arasında asgari ücretle hizmet akdine istinaden çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa"nın 79/10. maddesinde, bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay"ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.
Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa iş yerinin gerçekten var olup olmadığı ,kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispat edilebilirse de çalışmanın konusu,niteliği,başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde iş yerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları ya da komşu işverenlerin bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
"Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesinde; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Yönetmelikle tespit edilen belgelerin Kuruma verilmiş olması durumunda hak düşürücü sürenin işlememesi, ancak iş bu belgelerin içerdiği işe başlama tarihinden sonraki dönem için söz konusudur. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu, başlangıç alınmalıdır."
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı şirket adına kayıtlı 31664 sicil numaralı, reklamcılık faaliyetinde bulunan iş yerinin 20.10.1993 - 31.05.2007 tarihleri arasında kanun kapsamında olduğu, davacının 11.07.1997 - 18.08.1997 tarihleri arasında ve 19.08.1997 tarihinde, dava dışı iş yerlerinde çalışmasının olduğu, davacı adına 17.09.1999 - 01.11.2000 tarihleri arasında çalışmaların davalı işveren tarafından kuruma bildirildiği, ayrıca davacının davalı iş yerinde 01.01.1997 tarihinde çalışmaya başladığının gösterir kimlik bildirme belgesinin olduğu ancak davacının imzasının olmadığı, davalı iş yerine ait 1995 - 2007 tarihleri arası dönem bordrolarının incelenmesinde, 2007 yılına ait sadece bir çalışana ait bordro bilgilerinin yer aldığı, söz konusu çalışanın da tanıklığına başvurulamadığı ve dosya kapsamında dinlenen bir kısım bordro tanıklarının davacının işten ayrıldığı tarih konusunda net bir bilgi veremediklerinin anlaşılması karşısında, davalı işverene ait 2007 dönemine ait bordroların celp edilmek suretiyle tespiti istenen dönemin sonunda çalışması geçen başkaca bordro tanıklarının res"en tespit edilmek suretiyle, beyanları alınmalı, gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2,6,9 ve 79/10 maddeleri gereğince ortaya koyulduğu takdirde, 01.09.1997 ile 17.09.1999 arası dönemin hak düşürücü süreye uğramayacağı hususu gözetilmeli,
Aksi halde kabule konu 01.01.1997-10.07.1997 arası dönemin, her şartta hak düşürücü süreye uğradığı kabul edilmelidir.
Davacının, 01.08.1995-05.06.2007 tarihleri arası çalışmalarının tespitini istediği, 01.06.2012 tarihinde açılan eldeki davada, 01.09.1997 ile 17.09.1999 arası dönemin, hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı, belirlenen çalışma süresi sonuna göre irdelenerek, sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde; taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı ve davalılardan ........iadesine, 10.12.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
.....