20. Hukuk Dairesi 2015/3409 E. , 2016/1214 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar ... ve ... vekilleri tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, 11/01/2011 havale tarihli dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ve dava dilekçesine ekli krokide gösterdiği yaklaşık 12 dönüm miktarındaki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının müvekkilleri yararlarına oluştuğunu iddia ederek, taşınmazın Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre müvekkilleri adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Davalı ... vekili 29/03/2013 havale tarihli dilekçesiyle, davanın reddine ve taşınmazın TMK"nın 713/6. maddesine göre ... adına, tüm taşınmazların ... adına tescili kabul edilmediği takdirde davacıların zilyetliğinde olmayan ve bilirkişi raporlarına ekli krokide (1, 6, 7 ve 8) numarayla gösterilen taşınmazların ... adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve 15/03/2012 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide (2, 3, 4 ve 5) numaralarıyla gösterilen ve sırasıyla 2868,65 m², 3132,56 m², 2321,56 m² ve 1461,64 m² yüzölçümünde olan taşınmazların sırasıyla davacılar ..., ..., ... ve ... adlarına tapuya kayıt ve tescillerine, fazlaya ilişkin talebin reddine, ...nin krokide (1, 6, 7 ve 8) numaralarıyla gösterilen taşınmazlara ilişkin talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalılar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK"nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil davasıdır.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde dava tarihinden önce 3116 sayılı Kanuna göre 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile daha sonra 15/07/2004 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu ise 1982 yılında yapılarak aynı yıl ilan edilmiştir. Çekişmeli taşınmazlar bu çalışmada “Çalılık” vasfıyla tapulama harici bırakılmıştır.
1) Davalı ... Yönetiminin temyiz itirazları yönünden;
Uzman orman bilirkişi tarafından kesinleşmiş orman tahdit haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama ve araştırmada çekişmeli taşınmazların orman tahdidi dışında kalan yerlerden olduğu anlaşıldığına ve kesinleşmiş orman tahdit bulunan yerlerde, ...nin ancak kesinleşmiş tahdide dayanarak orman iddiasında bulunabileceğine ve davada ... yasal hasım olup her koşulda lehine ve aleyhine vekâlet ücreti hükmedilmeyeceğine göre, davalı ... Yönetimi vekilinin taşınmazların “Devlet Ormanı” niteliğinde olduğu ve lehlerine vekâlet ücreti hükmedilmesi gerektiğine dair yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2) Davalı ... vekilinin bilirkişi raporuna ekli krokide (1, 6, 7 ve 8) numaralarıyla gösterilen bölümlere yönelik temyiz itirazları hakkında;
Mahkemece, bilirkişi raporuna ekli krokide (1, 6, 7 ve 8) numaralarıyla gösterilen bölümler yönünden ...nin karşı tescil talebinin reddine karar verilmiştir. Ancak, gerekçe bölümünde ...nin tescil talebine hiç değinilmemiş, bu yüzden mahkemenin krokide (1, 6, 7 ve 8) numaralarıyla gösterilen bölümler yönünden ...nin tescil talebi yönünden davayı niçin reddettiği hüküm gerekçesiz olduğundan anlaşılamamıştır.
1982 Anayasasının 141/3. maddesi uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olmak zorundadır. 6100 sayılı HMK"nın 297. maddesi uyarınca hükmün “Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” göstermesi gerekir.
Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak, kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddî ve hukukî nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine kanun yollarına başvurulduğunda da HUMK"nın 428. maddesi uyarınca Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usûl ve kanuna uygun olup olmadığı denetlenebilir.
Mahkemece, davacı gerçek kişilerin krokide (1, 6, 7 ve 8) numaralarıyla gösterilen bölümlere yönelik davaları reddedildiği halde, karşı tescil talebi bulunan ...nin redde konu bu bölümler yönünden karşı tescil talebinin reddine dair kararı gerekçesiz olduğundan denetim yapma olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle anılan bölümler hakkındaki kararın diğer yönler incelenmeksizin bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3-) Davalı ... vekilinin kabule konu ve bilirkişi raporuna ekli krokide (2, 3, 4 ve 5) numaralarıyla gösterilen bölümlere yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece anılan bölümler yönünden davacılar yararına zilyetlik yoluyla mülk edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki, davaya konu taşınmazlar, 1982 yılında yapılan kadastro çalışmasında çalılık niteliğiyle tespit dışı bırakılmıştır. Çalılık bir yer, TMK"nın 715. maddesi hükmü uyarınca Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir. Böyle bir yer, eski tarihli resmî belgelerde de çalılık niteliğinde ise eğiminin % 12’den düşük olması ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinde belirtilen koşullar altında para ve emek sarfedilmek suretiyle kültür arazisi haline getirilmesi ve bu olgunun tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması halinde kazanılabilir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar - ihya olarak kabul edilemez) ve imar-ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tesbit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanununun 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar-ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdirî delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 - 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazların niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi gerekir. Yani özetle, bu tür
uyuşmazlıklarda taşınmazın niteliği, üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç ve sürecinin takdirî delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında hava fotoğrafları ve topoğrafik haritalardan yararlanmak suretiyle belirlenmesi gerekir. Ancak, somut olayda mahkemece anlatılan biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır.
Hal böyle olunca, sağlıklı bir yargıya ulaşmak için, dava konusu taşınmazların bulunduğu yöreye ait en eski tarihli hava fotoğrafı ile bu hava fotoğrafı kullanılarak üretilmiş memleket haritası, davaya konu yapılan taşınmazlara komşu olan bütün parsellerin kadastro tespit tutanakları ile varsa dayanağı olan belgeler (tüm tesis ve tedavülleri ile birlikte) getirtilmeli, yine dava tarihi olan 11.01.2011 tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesi zaman dilimi içerisinde farklı tarihlere ait en az 3 hava fotoğrafı, bu hava fotoğrafları kullanılarak üretilmiş memleket haritaları ile temin edilebilen en eski ve yeni tarihli uydu fotoğrafları istenilerek dosya arasına konulmalı, bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları ile önceki keşiflerde görev almayan halen ... Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman iki orman mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir harita - jeodezi ve fotogrametri uzmanından oluşan bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden keşif yapılmalı, getirtilen belgeler dava konusu taşınmazlarla ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle dava konusu taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; en eski tarihli hava fotoğrafı stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazların niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü belirlenmeli, orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazların konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan, krokili, bilimsel verileri bulunan ve topografik ve memleket haritalarından yararlanılarak taşınmazların gerçek eğim durumunu gösterir şekilde yeterli rapor alınmalıdır.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, davaya konu taşınmazların orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; dava tarihinden geriye doğru 15, 20 ve 25 yıl öncesi zaman dilimi içerisinde farklı tarihlere ait en az 3 hava fotoğrafı, bu hava fotoğrafları kullanılarak üretilmiş memleket haritaları ile temin edilebilen en eski ve yeni tarihli uydu fotoğrafları üzerinden bilirkişilere bilimsel yöntemlerle (Hava fotoğrafı ve memleket haritası ile kadastro paftası ölçeği harita çizim programları aracılığıyla eşitlenerek çekişmeli taşınmazların konumunun çevre parsellerle birlikte harita üzerinde gösterilmesi, hava fotoğrafları ile kadastro paftası çakıştırılıp stereoskop aletiyle) inceleme yaptırılarak; çekişme konusu taşınmazların imar ve ihyasına en erken ne zaman başlanıldığının ve ne zaman tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılmalı, uzman ziraat mühendisinden; çekişmeli taşınmazların toprak yapısı ile komşu parsellerin toprak yapısı mukayese edilmek suretiyle ve taşınmazların toprak yapısı ve niteliğini belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, rapor ekinde taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş komşu taşınmazlar ile arasındaki sınırları gösterecek şekilde renkli fotoğrafların eklenmesi istenilmeli, tanık ve yerel bilirkişiler taşınmazlar başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl süreyle ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp ve bu ifadeler yakın taşınmaz tutanak ve dayanaklarıyla bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanacak söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli ve 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davacılar yanında, (murisler) yönünden de aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediği tapu ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentde gösterilen nedenlerle; davalı ... Yönetimi vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,
2) İkinci ve üçüncü bentlerde gösterilen nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 08/02/2016 günü oy birliği ile karar verildi.