14. Hukuk Dairesi 2015/14074 E. , 2016/5945 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 24.01.2013 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 07.04.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_ K A R A R _
Davacılar vekili; dava konusu 31 parsel sayılı taşınmazın müvekkillerinin babaları tarafından 40 yıldır nizasız ve fasılasız olarak kullanıldığını, ancak taşınmaza ilişkin tapu tahsis belgesinin dedeleri ..."e ait olduğunu ileri sürerek, tahsis belgesi hakkının müvekkillerin babası olan ..."e aidiyetinin tesipitine, kanuni mirasçıları olan ..., ..., ..."ün tahsis belgesi hak sahibi olduklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıların öncelikle söz konusu tahsis belgesinin hak sahibinin adına alınacak veraset ilamı ile birlikte yasal mirasçılarına intikali için tapu müdürlüğüne yazılı talepte bulunulması gerektiği idari başvuru yoluna gidilmeden ve idari başvuru şartı yerine getirilmeden doğrudan dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı ancak veraset ilamı ile birlikte tapu müdürlüğünce bu yöndeki talebin reddedilmesi durumunda bu işlemin iptali için idari yargıda dava açılabileceği hukuki yararın dava şartı olduğu gibi yargı yolunun caiz olmasının da HMK 114/1 ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı olduğu ve dava şartının gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için;
-Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması,
-Tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması,
-İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması,
-Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması,
-Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması,
-Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması.
-İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir,
-Mahkemece, yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 10/C-2 maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının (DOP) davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak tahsis miktarından bu oranda yapılacak indirimden sonra kalan miktarın tesciline karar verilmelidir.
Uygulamada kısaca, İmar Affı Kanunu olarak bilinen 2981 sayılı yasanın 1. maddesi hükmüne göre kanunun amacı; imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemektir.
Görülüyor ki; kanun imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki yapı maliklerini hedeflemiştir. Başka bir anlatımla, kanunda yazılanlar dışındaki kişilerin İmar Affı Kanununa dayanarak istemde bulunma olanakları yoktur. Ne var ki, 3290 sayılı Kanun İle bazı maddeleri değiştirilen ve bazı maddeler eklenen 2981 sayılı Kanunun Uygulamasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesi, kanun kapsamında kalan kişilere yapılan tahsisin bunlar tarafından üçüncü kişilere temlikine imkan tanımıştır. Ancak bu gibi durumlarda da tahsis sahiplerinden devralan kişilerin 2981 sayılı Kanundan yararlanıp yararlanamayacağı hususunun araştırılması gerekir. 2981 sayılı Kanunun 13/a hükmüne göre, arsa tahsis edilecek kimselerin kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun oturduğu belediye ve mücavir alan sınırları içinde ev yapmaya müsait arsaya veya bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü işyeri olarak kullanılan bir yapıya sahip bulunmaması zorunludur.
Kanunla belirtilen durumlar dışında tespit davası açan davacı, eda davası ile inşai davalardan farklı olarak, dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koymak, hukuki yararını ispatlamak zorundadır. Bu nedenle diğer davalarda aranan hukuki yarar yanında tespit davası açan davacının, kendisi için sözkonusu olan tehlike veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın ancak tespit davası ile giderilebileceğini ispat etmesi gerekir. Eğer davacı, kendisini tehdit eden tehlikenin tespit davası ile giderilebileceğini ispat ederse hukuki yararının varlığından sözedilebilir. Tespit davası ile elde edilecek hukuki koruma başka bir yolla veya başka bir davayla sağlanabiliyorsa bu konuda tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. Bir dava içerisindeki iddia ve savunma olarak ileri sürülebilecek hususlar tespit davasının konusu olamaz.(Medeni Usul Hukuku, Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez..., Yetkin Yayınları, 13. Bası)
Somut olayda; dosya içerisindeki 25.11.1985 tarihli tapu tahsis belgesi ile davacıların murisi olduğu anlaşılan ..."e 903 ada 27 sayılı parselden inşa etmiş olduğu gecekondu nedeniyle 163 m2 yer tahsis edildiği, davacıların sözkonusu tahsis hakkının murisleri ..."e değil oğlu ..."e ait olduğunun tespiti ile Şaban"ın ölümü nedeniyle bu hakkın aralarında davacıların da bulunduğu mirasçılarına aidiyetine dair tespit kararı verilmesi istemiyle bu dava açılmıştır.
Dairemizin yukarıda belirtilen ilkeleri gereğince de tahsise konu bir yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için diğer bir takım koşulların yanında tahsise dayanarak tapu iptali ve tescil isteyen davacılar adına düzenlenmiş hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin mevcut olması gerekir. Davacılar tarafından açılması gereken tahsise dayalı tapu iptali ve tescil davasında öncelikle yukarıda belirtildiği şekilde davacıların adına düzenlenmiş bir tapu tahsis belgesi bulunması veya başkalarından, tahsis hakkını devralmış olup olmadıkları hususlarının araştırılarak çözümlenmesi gerekeceğinden, dosya içerisindeki belge ve delillere göre de davacılar tarafından yukarıda belirtilen nitelikte bir tahsis belgesi sunulmadığından davacıların bu davayı açmakta hukuki bir yararı bulunmamaktadır.
Mahkemece, bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle reddi doğru değil ise de hüküm sonucu esas bakımından usul ve kanuna uygun olduğundan HUMK’nın 438/son maddesi gereğince hükmün gerekçesinin değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin yukarıdaki şekilde DEĞİŞTİRİLEREK ve DÜZELTİLMİŞ bu gerekçe ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.05.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.