1. Hukuk Dairesi 2014/7881 E. , 2015/7646 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : YALVAÇ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/09/2013
NUMARASI : 2012/335-2013/392
Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi, ecrimisil, alacak davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı Gürdal ve davalı M.. Y.. tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi "ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Davacı, kayden maliki olduğu 2395 parsel sayılı taşınmazdaki asmaların davalı Mesut tarafından sökülüp tarla haline getirilmesini müteakip diğer davalı Yusuf"a kiralandığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesine, davalı Yusuf"un taşınmazın kullanması nedenine dayalı olarak 1.000 TL ecrimisilin davalı Yusuftan, asmaların sökülmesi nedenine dayalı olarak 1.500 TL ürün kaybı bedelinin davalı Mesut"tan tahsilini istemiş, 29.04.2013 tarihinde bilirkişi raporu doğrultusunda talebini ıslah etmiştir.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, 762,30 TL ecrimisilin davalı Yusuf"tan tahsiline, ürün kaybı bedeline ilişkin talebin ise reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan deliller ile kayden davacıya ait 2395 parsel sayılı taşınmaza 3. kişi konumundaki davalıların haklı ve geçerli bir nedenleri olmaksızın müdahale ettikleri saptanarak elatmanın önlenmesine ve ecrimisile karar verilmiş olmasında, keza yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulmuş olmalarında bir isabetsizlik yoktur. Davalı Mesut"un temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacı Gürdal"ın, ürün kaybı bedelinin tahsiline ilişkin talebin reddine dair karara hasren temyizde bulunduğu anlaşılmakla, temyiz itirazları incelendi.
Gerekçeli kararda, davalı Mesut"un, Sulh Hukuk Mahkemesi"ndeki beyanında dava konusu 2395 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki üzüm asmalarını söktüğünü beyan ettiği, ancak bu beyanını imzası ile tevsik etmediği ve daha sonraki imzalı beyanlarında ise bu hususu kabul etmediği belirtilerek ispat edilememesi nedeniyle talebin reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; ikrar bir tarafın, diğer tarafın ileri sürdüğü bir olgunun( vakıanın) tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmesidir. İkrar, 1086 sayılı HUMK’nun 236. maddesi ve aynı yönde düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 188. maddesinde “ (1) Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez.(2) Maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça ikrardan dönülemez. (3) Sulh görüşmeleri sırasında yapılan ikrar tarafları bağlamaz.” hükmüyle düzenlenmiştir. Bu yasal düzenleme uyarınca ikrar olunan vakıalar çekişmeli sayılmaz.
Bir davada yapılan mahkeme içi ikrar, başka bir davada da geçerlidir ve kesin delil teşkil eder.(HGK 13.05.1992 gün, 1992/14-249/ Esas, 1992/ 323 karar)
İkrar eden, kural olarak ikrarından dönemez; başka bir deyişle ikrarı ile bağlıdır. Ancak, ikrar eden, ikrarının maddi bir hatadan kaynaklandığını ispat ederek ikrarından dönebilir.( HMK’nun 118/2 Md.) Maddi hata halinde, ikrar eden bundan dönebilmek için, ikrar edilen vakıanın gerçeğe uygun olmadığını ve ikrarın maddi bir hata sonucu yapıldığını ispat etmek zorundadır. Taraf gerçeğe uygun olmayan bir vakıayı bilerek ikrar etmiş ise, bu durumda da ikrarından dönemez. Öte yandan usul hukukunda mahkeme içi beyanın taraflarca altının imzalanması gerekli ve zorunlu görülmemiştir.
Somut olaya gelince; davalı Mesut Yalvaç, Sulh Hukuk Mahkemesi"ne ait 2011/683 E. sayılı dosyadaki 26.10.2011 tarihli duruşmada “... ben davaya konu taşınmazın tapuda kendi adıma kayıtlı olduğunu , sanıyordum, çünkü bu taşınmazla ilgili davalar olmuş ve ben bu davaları kazanmıştım, ancak bu tarlaları ben kullanmadım sadece tarlanın ortasında asma kütükleri vardı ben bu kütükleri söktüm, geçtiğimiz sene diğer davalı Yusuf bu tarlaya benden izin alarak nohut ekti ...” şeklinde beyanda bulunmuş olup, bu beyanının mahkeme içi ikrar olarak nitelendirilmesi gerektiği, öte yandan hak iddiasında bulunan davalının anılan taşınmazı diğer davalıya kiralamak suretiyle tasarruf ettiği hususları bir bütün olarak dikkate alındığında davacının bu iddiasının da kanıtlandığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca; davacının 29.04.2013 tarihinde harcını yatırdığı ıslah talebi açıklattırılıp bu doğrultuda ürün kaybı bedelinin de tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin, temyiz itirazları değinilen yön itibariyle yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.