Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2013/608
Karar No: 2016/138

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/608 Esas 2016/138 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2013/608 E.  ,  2016/138 K.

    "İçtihat Metni"

    Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Günü : 17.09.2009
    Sayısı : 223-686

    Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ..."un 5237 sayılı TCK"nun 85/1. maddesi gereğince 4 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl süre ile geri alınmasına ve mahsuba ilişkin, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.09.2009 gün ve 223-686 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.03.2013 gün ve 10437-5200 sayı ile;
    “Sanık müdafinin yerinde görülmeyen sair itirazlarının reddine,ancak;
    Ölümle sonuçlanan trafik kazasına asli kusurla sebebiyet vermiş sabıkasız sanık hakkında ‘suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın kişiliği dikkate alınarak’ şeklindeki dosya kapsamına uygun olmayan gerekçe ile TCK"nun 50. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına oyçokluğuyla karar verilmiş, Daire Üyeleri ... ve ...; "yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    Yargıtay C.Başsavcılığı ise 26.04.2013 gün ve 58155 sayı ile;
    “...Gerek 765 sayılı Türk Ceza Yasası döneminde uygulanma olanağı bulunan 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 3. fıkrasında, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 50. maddesinin 4. fıkrasında taksirli suçlardan verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların, miktarına bakılmaksızın paraya çevrilebileceği düzenlenmiştir. Buradan hareketle 765 veya 5237 sayılı Yasalardan hangisi uygulanırsa uygulansın olayda bilinçli taksir hali bulunmadıkça taksirli suçtan verilen hapis cezasının, uzun süreli de olsa paraya çevrilmesine yasal bir engel bulunmamaktadır.
    5271 sayılı CMY’nın 230. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde yer alan ve emredici nitelik taşıyan; ‘mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar gösterilir’ hükmü karşısında, somut olayda olduğu gibi, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi yönündeki talepler üzerine mahkemece gerekçesi de gösterilmek suretiyle olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi zorunludur. Kaldı ki hüküm duruşmasına katılmayan sanık yada müdafii tarafından bu hususta yargılama aşamasında yapılmış bir talepte bulunmamaktadır.
    Mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açık olması ve Yargıtay"ın bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanıklara isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemlerin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği, bu kapsamda hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi yada çevrilmemesine karar verilirken mahkemece gerekçe gösterilmeli ve bu gerekçe sanığın kişiliği, suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın yargılama sürecindeki davranışları ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır. Gerekçenin bu niteliği keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek özelliklerini de taşımaktadır.
    Zira yasal, yeterli ve geçerli bulunmayan bir gerekçeye dayanılarak hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinin isteminin reddine karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine de aykırı olup, uygulamada keyfiliğe yol açabilir. Hapis cezasının adli para cezasına çevrilip çevrilmeyeceğine ilişkin takdir, mutlaka olayla ve dosya içeriği ile uyumlu olmalı, yargıç soyut kanılara değil somut nedenlere dayanmalı, sanığın yargılama sürecindeki davranışları, kişiliği, suçun işlenmesindeki özellikleri göz önünde bulundurularak karar vermelidir.
    Somut olayda; hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi hususunda bir talep olmamasına karşın, mahkemece yukarıda ayrıntısıyla arz ve izah edildiği üzere uygulamama gerekçesi yasal ve yeterli olarak dosya kapsamıyla uygun bir biçimde karar yerinde tartışılıp değerlendirilmiştir. Ancak, Yüksek Dairenin hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesi hususuna ilişkin olarak ‘dosya kapsamına uygun olmayan gerekçe ile TCK"nun 50. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi’ şeklindeki bozma gerekçesi ise soyut olup açıklayıcı olmaktan uzak kalmıştır. Yine hükmedilen hapis cezasının miktarı nazara alındığında bozma kararının TCK"nun 50/4. maddesi delaletiyle TCK"nun 50/1-a maddesindeki adli para cezasına ilişkin olduğu, hapis cezasının uzun süreli olması nedeni ile TCK"nun 50/1-b-c-d-e-f maddelerinin uygulanmasının yasal olarak zaten mümkün olmadığı, bozma ilamındaki TCK"nun 50. maddesinin TCK"nun 50/4. maddesi olarak anlaşılması gerektiği hususu da düşünüldüğünde, bozma ilamındaki gerekçenin soyut olduğu gibi hangi ceza maddesine ilişkin olduğuna dair çelişkiyi de beraberinde getirdiği anlaşıldığından Yüksek Daire kararı bu sebeplerle doğru bulunmamıştır.
    5237 sayılı TCY’nın 50. maddesinin 1. fıkrasında; ‘kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre; adlî para cezasına çevrilebilir’ düzenlemesi yer almaktadır. Yargılama aşamasında sanık ve müdafiinin sanık hakkında hapis cezası tayin edilmesi halinde TCK"nun 50/4. maddesinin yada lehe hükümlerin uygulanması yönünde bir talepleri bulunmadığı gibi hüküm duruşmasına da katılmadıkları, buna karşılık yerel mahkemece; yasada belirlenen cezanın alt sınırından uzaklaşılarak hüküm kurulduktan sonra, ‘sanığın suç sonrası ve yargılama sürecindeki davranışları dikkate alınarak TCK"nun 62/1. maddesinin uygulanmasın takdiren yer olmadığına, suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın kişiliği dikkate alınarak hapis cezasının TCK"nun 50/1. maddesindeki seçenek yaptırımlara çevrilmesine takdiren yer olmadığına’ karar verilmek suretiyle hükmolunan dört yıl hapis cezasının adli para cezasına çevrilmeyeceği yönünde irade ortaya konulmuştur. Hâkim, alt sınırdan uzaklaşarak hükmettiği dört yıl hapis cezasını paraya çevirmek için gösterdiği diğer yasal nedenlerin yanında ayrıca bu miktar hapis cezasını paraya çevirmenin somut olayın özellikleriyle bağdaşmayacağını da belirtmiştir.
    Tüm bunların ışığında;
    Olay mahalli olan bulvar üzerinde sol şeritte seyir halinde iken yol üzerindeki yaya geçidini kullanarak sağ taraftan yola giren ve iki şeritli yolun büyük bir kısmını geçerek yolu tamamlamak üzere olan yaya ..."e orta refüje yakın noktada aracının sol ön kısmı ile çarparak durmaksızın olay yerinden kaçan, aracın plakasından babasına ulaşılması üzerine aracı ile birlikte kolluk kuvvetlerine teslim olan hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporuna göre de asli kusurlu olduğu belirlenen, yargılama aşamasında yaklaşık üç ay tutuklu kalan sanık hakkında katılan tarafın şikayetinin halen devam ettiği, yargılama neticesinde mahkemece TCK"nun 85/1. maddesi gereğince 4 yıl hapis cezasına mahkum edilen sanık hakkında, maddi bulgulara, tanık anlatımlarına karşın çarpma noktasını farklı yerde göstermesi sebebiyle ‘suç sonrası ve yargılama sürecindeki davranışları’ göz önüne alınarak hakkında takdiri indirim hükümlerinin, ‘suçun işlenmesindeki özellikler ve sanığın kişiliği dikkate alınarak’ hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi hükmünün uygulanmamasına ilişkin olarak, sanığı yargılama aşamasında bizzat gözlemleyen yerel mahkemece, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine ilişkin olarak gösterilen ‘suçun işlenmesindeki özellikler ve sanığın kişiliği dikkate alınarak’ şeklindeki hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi hükmünün uygulanmamasına ilişkin gerekçenin dosya kapsamına uygun, denetime elverişli, yasal ve yeterli olduğunun kabulü gerekmektedir.
    Yukarıda ayrıntısıyla açıklanan suçun işlenmesindeki özellikler ve dosya içeriğine göre hükmolunan dört yıl hapis cezasının para cezasına çevrilmemesine ilişkin olarak yerel mahkemece gösterilen gerekçede herhangi bir isabetsizlik ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
    CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 28.05.2013 gün ve 13031-14330 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanığın taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilen somut olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkemece sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 50. maddesinin uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Olay günü, gündüz vakti, yağışlı havada, ıslak zeminde, meskûn mahalde, refüjle bölünmüş, tek yönlü, yaklaşık 8,7 metre genişliğindeki yolda, sanık idaresindeki otomobil ile seyir halinde iken levha ve yaya geçidi çizgileri ile belirtilmiş olay yeri yaya geçidine geldiğinde sağdan sola doğru geçişini tamamlamak üzere olan yayaya otomobilin sol ön kısmı ile çarptığı, yayanın kaldırıldığı hastanede öldüğü,
    Olay yeri görgü ve tespit tutanağında, çevrede yapılan araştırmada şahsa çarpan otomobilin sanığın babası Bedir Yurt üzerine kayıtlı olup, çarptıktan sonra olay yerinden uzaklaştığı, Bedir ile yapılan telefon görüşmesinde olay anlatıldığında, aracı oğlu Samet’in kullandığını ve oğlu ile birlikte polis merkezine geleceğini beyan ettiği, kazanın olduğu yerde yaya geçidi levhası bulunduğu, zeminin ıslak ve kazadan mütevellit yol üzerinde kan olduğu bilgisine yer verildiği, olay yeri basit krokisinde kan lekesinin işaretlendiği,
    Keşif sonrası trafik polis memuru bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda, ikili değerlendirme yapılarak, kazanın sanığın beyanında belirttiği gibi yaya geçidinin yaklaşık 26 metre gerisinde meydana gelmiş ise sanığın tali kusurlu olduğu, fakat kaza yaya geçidi üzerinde meydana gelmiş ise sanığın asli kusurlu olduğu şeklinde görüş bildirildiği,
    Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığınca düzenlenen raporda; sanığın sevk ve idaresindeki otomobil ile seyrederken, yaya geçidinden, karşıya geçmek isteyen yayalara ilk geçiş hakkını bırakacağı hızla yaklaşarak aracını kullanması gerekirken, hız azaltarak yaklaşmadığı yaya geçidi mahallinde yola kontrolsüzce girip, yaya gördüğünde uyarıda bulunmadığı, zamanında fren ve direksiyon tedbirine başvurmadığı, aracıyla yayaya çarpmasıyla meydana gelen olayda, dikkatsizliği, tedbirsizliği ve nizamlara aykırı hareketiyle asli kusurlu olduğu, ölenin ise; ilk geçiş hakkına haiz olsa da taşıt trafiğinin yoğun olduğu yol kesiminde taşıt trafiğini kontrol ederek taşıtların geçişini beklemesi ve yaya geçişine uygun hale geldikten sonra yola girmesi gerekirken, aksine davranarak yaklaşan araca rağmen can güvenliğini tehlikeye atacak tarzda kontrolsüzce yola girip yaralanması ve akabinde ölümüyle sonuçlanan olayda tali kusurlu olduğunun belirtildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Tutanak tanığı ..."un, polis memuru olduğunu, haber merkezine kaza haberi verildiğinde gittikleri olay yerinde yaralıyı ambulansın kaldırmış olduğunu, çarpan aracın olay yerinde bulunmadığını, ancak çevreden vatandaşların yaya geçidini gösterdiklerini, yaya geçidi üzerinde kan lekesi gördüğünü, havanın yağışlı olmasına rağmen kan lekesinin halen belirgin olduğunu, buna göre tutanağı ve krokiyi düzenlediğini, krokinin içeriğinin doğru olduğunu, krokide çarpma noktası olarak belirttiği yerde yaya geçidi çizgilerinin mevcut olduğunu dile getirdiği,
    Tanık Emine Tuta"nın, 112 acil servisinde hem araç şoförü hemde acil sağlık teknikeri olduğunu, olay günü olayın meydana geldiği yere çok yakın bulunduklarını, ihbar üzerine 4-5 dakika içinde olay yerine vardıklarını, orta refüj üzerinde yayaların geçmesi için açılmış boşluk olduğunu, sedyeyi buradan geçirdiklerini, yaralı şahsın refüje yakın ve yol içinde olduğunu beyan ederek keşifte yaralı şahsı aldıkları yeri gösterdiği,
    Sanığın kollukta, sevk ve idaresindeki otomobil ile seyir halinde iken sağdan sola doğru yaşlı bir şahsın aniden yola çıktığını, mesafenin çok yakın olduğunu, fren yapıp direksiyonu sağa kırmasına rağmen aracının sol far kısmı ile şahsa çarptığını, ön camın sol kısmının çatladığını, şahsın yere düştüğünü, 15-20 metre ileride durduğunu, ambulansı arayıp bilgi verdiğini, olayın şoku ve biraz da panikle aracı olay yerinde bırakarak olay yeri yakınında bulunan annesine gidip durumu izah ettiğini, anne ve babası ile olay yerine geldiklerinde ambulansın gelip yaralı şahsı hastaneye götürdüklerini, bunun üzerine hastaneye gittiklerini, oradan da annesi ile birlikte polis merkezine geçtiğini,
    Sorguda, 35-40 kilometre hızla seyrederken sağdan sola doğru yaşlı bir şahsın aniden yola çıktığını, havanın yağmurlu olduğunu, ölenin elindeki şemsiye nedeniyle aracı görmediğini, mesafe yakın olduğundan fren yapmasına rağmen çarpmayı önleyemediğini, ambulansı aradığını, yakında bulunan annesini alıp olay yerine geldiğinde çarptığı şahsın hastaneye götürüldüğünü,
    Mahkemede, çarpma noktasının yaya geçidinden önce olduğunu belirterek, saat 12.15 sıralarında polis karakoluna teslim olduğunu, kusurunun sadece olay sonrası aracı yerinden hareket ettirmek olduğunu sandığını, üzgün ve pişman olduğunu, çarptığı şahsı 3-4 metre mesafede fark ettiğini, sağında kırmızı bir otomobil geçer geçmez şahsı gördüğünü savunduğu,
    Çarpma sonrası olay yerinden kaçan sanığa, kolluk tarafından yapılan araştırma neticesinde çarpan aracın plakasının tespiti ile ulaşıldığı, sanığın alkolsüz olduğu, B sınıfı sürücü belgesini olaydan yaklaşık 4 ay önce aldığı, tutuklu olduğu dönemdeki iki celseye katıldığı, beyana göre öğrenci olduğu, sanık ve müdafiinin cezanın paraya çevrilmesi konusunda taleplerinin bulunmadığı, katılan tarafından sanık aleyhine tazminat davası açıldığı, katılanın şikayetinin devam ettiği,
    Yerel mahkemece; "Suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın kişiliği dikkate alınarak hapis cezasının TCK"nun 50/1. maddesinde yazılı seçenek yaptırımlara çevrilmesine taktiren yer olmadığına" karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    5237 sayılı TCK"nun "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
    a) Adlî para cezasına,
    b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
    c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
    d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
    e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
    f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
    Çevrilebilir".
    Aynı maddenin 4. fıkrasındaki; "Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz" şeklindeki düzenleme uyarınca taksirli suçlarda diğer şartların da varlığı halinde hapis cezasının uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.
    5237 sayılı TCK"nun 50. maddesinin gerekçesinde, “...Kişi gördüğü eğitim, yaşadığı sosyal çevre, psişik ve ahlaki eğilimleri itibarıyla tesadüfi suçlu özelliği taşıyabilir. Bu kişilerin mahkûm oldukları cezanın infaz kurumunda çektirilmesi toplum barışı açısından bir zorunluluk göstermeyebilir...” denilmek suretiyle şartların oluşması halinde hapis cezasına mahkûm olan kişinin infaz kurumuna girmesini önleyecek seçenek yaptırımlara hükmedilebileceği açıklanmıştır. Kanun koyucu taksirli suçlarda hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi hususunda bir sınırlama da getirmemiş, sanık lehine hareketle şartların oluşması halinde ceza uzun süreli de olsa paraya çevrilebileceğini kabul etmiştir.
    Ayrıntıları 07.06.1976 gün ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere, hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi, cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören kişiselleştirme kurumudur.
    Kanun koyucu cezaların kişiselleştirilmesi kapsamında hakime TCK"nun 50. maddesinde yer alan şartlar çerçevesinde hükmolunan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Hakimin, hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın TCK"nun 50. maddesi uyarınca seçenek yaptırımlara çevrilmesi ya da çevrilmemesi konusundaki dayandığı gerekçenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli olması gerekir.
    Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Sanığın trafiğin yoğun olduğu il merkezinde, yaya geçidinden geçmekte olan yaşlı ölene çarpıp olay yerinden kaçarak asli kusurlu biçimde sebebiyet verdiği olayda, sanığın tutum ve davranışlarını bizzat gözlemleyen yerel mahkemece suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın kişiliği gerekçesi ile hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmayıp yerel mahkemenin gösterdiği gerekçenin TCK"nun 50/1. maddesinde belirtilen kıstasları kapsayacak biçimde kanuni, yeterli ve dosya kapsamıyla da uyumlu olduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2-Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 04.03.2013 gün ve 10437-5200 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
    3-Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.09.2009 gün ve 223-686 sayılı hükmü usul ve kanuna uygun bulunduğundan ONANMASINA,
    4-Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.03.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi