Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2015/723
Karar No: 2019/147
Karar Tarihi: 14.02.2019

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/723 Esas 2019/147 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2015/723 E.  ,  2019/147 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi



    Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 15. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 14.06.2012 tarihli ve 2011/924 E., 2012/877 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 03.04.2013 tarihli ve 2012/19554 E., 2013/6543 K. sayılı kararı ile:
    "...Dava, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının karşılanması istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
    Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının geçirdiği zararlandırıcı olayın kurum tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, tarafların kusur oranına ilişkin olarak, 07.05.2012 tarihli iş güvenliği uzmanı 2 makine mühendisi ve 1 kimya mühendisi bilirkişilerden oluşan heyete hazırlatılan bilirkişi raporuna alındığı buna göre; davacının % 65, davalının ise % 35 kusurlu olduğunun belirtildiği mahkemece bu kusur raporuyla yetinilerek işbu dosyada ayrıca kusur raporu alınmadan karar verildiği anlaşılmıştır.
    İş kazalarında olay, İş Hukuku ve sosyal güvenlik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş aktinden doğan işçiyi gözetme ( koruma ) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu mülga İş Kanunu"nun 77. maddesinin açık buyruğudur.
    İş kazasından doğan tazminat davalarının özelliği gereği, İş Kanunu"nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işverenin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü"nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. (Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2004 gün ve 2004/21-365 E.-369 K.sayılı kararı da aynı yöndedir )
    Yapılacak iş; Kusur yönünden olayın oluşuna uygun şekilde 3 kişilik iş güvenliği uzmanlarından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetinden oluşan bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre yeniden bir karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..."
    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava, iş kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
    Davacı vekili, Erciş Şeker Fabrikasında şoför olarak çalışan müvekkilinin 03.06.2011 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda cismani zarara uğradığını ve sürekli işgöremezlik durumunun oluştuğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50,00TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir
    Davalı vekili, olayda müvekkili şirketin ve onun istihdam ettiği şahısların herhangi bir kusur ve ihmali bulunmadığını, kazanın bizzat davacının kusur ve tedbirsizliği sonucunda meydana geldiğini, daimi işçi kadrosunda şoför olarak çalışan davacının 02.06.2011 günü 65 DC 406 plakalı aracın tamiri için İzmir"e gitmek üzere yola çıktığını, araç şanzımanının arızalanması üzerine Malatya Şeker Fabrikasını aradığını ve arızalı aracın kiralık olarak temin edilen bir başka araca yüklendiğini, bu sırada halat kancasının yerinden çıkarak davacının gözüne girdiğini, kiralık aracın şoförü olan Mehmet Bakacı"nın davacıyı hastaneye götürdüğünü, oradan da Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesinin aciline sevk edildiğini, ancak davacının olay sırasında yaptığı iş ile esas işi olan şoförlüğün aynı olmadığını, itfaiye aracının yükleme işi bittikten sonra aracın sağlamlaştırılması için halatlarla bağlanması sırasında şirket yetkililerinin talimatı olmadan sırf kiralık araç şoförünün talebiyle yardımda bulunduğunu, kendi işi ile ilgisi olmayan bir işi yetkili amirlerinin talimatı olmadan yaptığını ve bu nedenle kazanın oluştuğunu, iş güvenliği malzemelerinin tamamı da mevcut olmasına karşın davacının kullanmadığını, müvekkilinin Tüzüğe göre gerekli olan tüm önlemleri aldığını ve kusuru bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    Yerel mahkemece; alınan bilirkişi raporunun tüm delillere göre uygun bulunduğu, davacının Erciş Şeker Fabrikasında şoför olarak çalıştığı ve davalı fabrikaya ait 65 DJ 506 plaka sayılı itfaiye aracının genel bakımı için İzmir"e götürmekle görevlendirildiği, itfaiye aracının yolda arıza yapması üzerine davacının işveren yetkililerini aradığı, işveren yetkililerinin davacıya bir kamyon temin ederek itfaiye aracını kamyona yüklenmesi talimatını verdikleri ve yükleme esnasında hiçbir şekilde işe karışmamasını bildirdikleri, ancak işveren ile hiçbir ilgisi bulunmayan kamyon şoförü Mehmet Bakacı"nın davacıdan yardım istemesi üzerine gırgır adı verilen aletle kamyonu tutan halatları gerdirmeye çalıştığı sırada gırgır aletinin kancasının takılı olduğu yerden kurtularak gözüne çarpması sonucunda davacının yaralandığı, olayın bu oluş şekli gözetildiğinde davalı fabrikaya kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığı, hatta meydana gelen kaza ile davalı fabrikanın eylem ve davranışları arasında illiyet bağının kurulamadığı, bu durumda oluşan maddi zarardan davalı fabrikanın sorumlu tutulmasının hukuka ve hakkaniyete uygun olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
    Mahkemece, davacının müfettiş Tevfik Özcan"a verdiği 03.10.2011 tarihli ifadesinde açık bir şekilde arıza yapan aracın nakledilmesi konusunda kendisinin hiç bir şeye karışmaması için işveren yetkililerince yani amirlerince talimat verildiğini beyan ettiği, gerek bu beyanı gerekse tüm dosya kapsamına göre kazanın davacının yaptığı işin neticesinde meydana gelmediği, daha da önemlisi davacının amirlerinin aksi yöndeki talimatına rağmen yardım etmesi nedeniyle oluştuğu, böyle olunca kaza ile işveren arasında illiyet bağının kurulamadığı, ayrıca işverenin üzerine düşen özen görevini tam olarak yerine getirdiği, bu durumda kazadan dolayı işvereni sorumlu tutmanın hakkaniyete uygun olmadığı, ayrıca bozma ilamında kusur raporu alınmasından bahsedilmiş ise de anlatılan gerekçeler karşısında davacının maruz kaldığı kaza ile işveren arasında illiyet bağı kurulamadığından yeniden bilirkişi raporu alınmasının uyuşmazlığın çözümüne herhangi bir katkı sağlayamayacağı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda iş kazası nedeniyle davalı işverenin kusurlu olup olmadığı bakımından yapılan inceleme ve araştırmanın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
    İlk olarak belirtilmelidir ki işçi kavramının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de yürürlükten kalkan 1475 sayılı İş Kanununda bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 4857 sayılı İş Kanununun 8. maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır.
    Hizmet akdi, 818 sayılı Borçlar Kanununun 313/1. maddesinde “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirgin iken, 4857 sayılı yeni İş Kanunu’nda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.
    01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 393/1. maddesinde ise hizmet sözleşmesi “işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi, işverenin de ona zamana ve yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmıştır.
    Bu hâliyle denilebilir ki hizmet sözleşmesi bir yanda işçinin iş görme borcunu, öte yanda işverenin ücret ödeme borcunu ihtiva eden, taraflardan her birinin öteki tarafın edimine karşı borç yüklendiği iki taraflı bir sözleşme olarak tanımlanabilir.
    Hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve işyeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, işyeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
    Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması işyerlerinde makineleşmenin artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
    İşveren, gözetme borcu gereği çalıştırdığı işçileri iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
    2709 sayılı T.C. Anayasası’nın konuya ilişkin “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17’inci maddesinde:
    "Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
    Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tâbi tutulamaz" hükmü getirilerek, yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
    818 sayılı mülga Borçlar Kanununun 332’inci maddesinde "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi ile birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.
    İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olur." hükmü düzenlenmiştir.
    Ancak, gelişen teknoloji karşısında bu hüküm yetersiz kalmış, nitekim kanun koyucu, 818 sayılı Borçlar Kanununun 332’inci maddesinin karşılığı olarak, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417’inci maddesinin 2’inci fıkrasını düzenlemiştir.
    Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." düzenlemesi yer almaktadır.
    Bu fıkra ile işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada, işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre "İşveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen, deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve işyerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür."
    Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77’inci maddesinin 1’inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."
    Yine İşçi Sağlığı Ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2’nci maddesi “Her işveren, işyerinde işçilerinin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için, bu Tüzükte belirtilen şartları yerine getirmek, araçları noksansız bulundurmak, gerekli olanı yapmakla yükümlüdür.” 4’üncü maddesi ise “…İşverenin, işyerinde, teknik ilerlemelerin getirdiği daha uygun sağlık şartlarını sağlaması;…iş kazalarını önlemek üzere işyerinde alınması ve bulundurulması gerekli tedbir ve araçları ve alınacak diğer iş güvenliği tedbirlerini devamlı surette izlemesi esastır.” düzenlemeleri ile işverenin işyerinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili her türlü tedbirleri alması ve izlemesi gerektiğini belirtmektedir.
    Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda, işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
    Bu önlemler konusunda işveren, işyerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer işyerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez.
    Nitekim mevzuatta bulunan bir kısım boşluklar bu kez kanun koyucu tarafından 30.06.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile doldurulmaya çalışılmıştır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37’nci maddesiyle 4857 sayılı Kanunun 77’nci ve devamı bir kısım maddeler yürürlükten kaldırılarak, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeni düzenlemeler getirilmesi amaçlanmıştır.
    Buna göre, 6331 sayılı Kanunun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4’üncü maddesi,
    "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
    a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
    b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
    c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
    ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
    d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır."
    şeklinde düzenlenmiştir.
    Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre madde de "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
    a)Risklerden kaçınmak,
    b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
    c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
    ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
    d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
    e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
    f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
    g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
    ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek."
    düzenlemesiyer almaktadır.
    Yine 6331 sayılı Kanunun “Risk değerlendirmesi, kontrol, ölçüm ve araştırma” başlıklı 10’uncu maddesinde;
    (1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır:
    a)Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu.
    b)Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi.
    c)İşyerinin tertip ve düzeni.
    ç)Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu.
    (2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.
    (3)İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri; çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.
    (4)İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.” düzenlemesi bulunmaktadır.
    Kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliğine dair tüm mevzuat hükümlerinin amacı işyerleri ve eklerinde bulunması gereken sağlık şartları, kullanılacak alet, makineler ve ham maddeler yüzünden çıkabilecek hastalıklara engel olarak alınacak tedbirleri, aynı şekilde işyerinde iş kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu belirtmektedir. Ayrıca işvereni işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin tamamını almaya zorlayarak, yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin vücut tamlığı ve yaşama hakkının önündeki tüm engellerin giderilmesidir.
    Uygulamada önemli olan, işverenin iş kazasına neden olacak şekilde, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi bulunup bulunmadığının tespitidir.
    Bu konuda yapılacak ilk yargı işlemi, mevcut hükümlere göre alınacak tedbirlerin neler olduğunun tespit edilmesidir. İş güvenliği ilkeleri gereğince mevzuat hükümlerince öngörülmemiş fakat alınması gerekli başkaca bir tedbir varsa bunların dahi tespitinin zorunluluğu bulunmaktadır. İşverenin koruma tedbiri alma yükümü kapsamında bunların işverence tam olarak alınıp alınmadığı, alınmamışsa zararın bundan doğup doğmadığı ile işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğü kapsamında duruma işçinin tedbirlere uymamasının etkili bulunup bulunmadığı ve bu doğrultuda tarafların kusur oranı saptanmalıdır.
    Sorumluluğun saptanmasında diğer bir kural ise sorumluluğu gerektiren ve yasada belirlenmiş bulunan durumun kendi özelliğini gözönünde bulundurmak ve araştırmayı bu özelliğe göre yürütmektir.
    Somut olayda, davalı ...Ş. nezdinde şoför olarak çalışan davacı ...’in arızalı olan 65 DC 406 plakalı itfaiye aracını Van’dan İzmir’e götürerek tamir ve bakımının yaptırılması için görevlendirildiği, Malatya İli Darande İlçesi yakınlarında aracın arızalanması üzerine işveren tarafından temin edilen kiralık kamyona bir vinç yardımıyla itfaiye aracının yüklendiği, yükleme işleminden sonra aracın sağlamlaştırılması amacıyla halatların bağlanmasına ...’in de yardımcı olduğu, halatlar gerilirken kancanın takılı olduğu yerden çıkarak ...’in yüzüne çarparak yaralanmasına neden olduğu anlaşılmaktadır.
    Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili her türlü tedbirleri aldığından bahsetmek mümkün değildir. Öncelikle işveren tarafından arızalı olduğu bilinen 65 DC 406 plakalı itfaiye aracı ile Van’dan İzmir’e yaklaşık 1774 km yol gidilmesine izin verilmiş, araçtaki arıza nedeniyle meydana gelebilecek risk ve tehlikeler görmezden gelinmiştir. Diğer taraftan aracın İzmir’e götürülmesinde sadece davacı ... görevlendirilmiş, sorumluluk tek bir kişinin üzerinde bırakılmış, yeterli risk değerlendirilmesi yapılmamıştır. Sonuç itibariyle işverenin işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi alıp almadığı, davacı işçinin bu önlemlere uyup uymadığı konularında olayın oluşuna uygun şekilde iş güvenliği uzmanlarından oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden oluşan bilirkişi kurulundan kusurun aidiyeti hususunda rapor alınarak sonuca gidilmelidir.
    Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
    S O N U Ç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan bu ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 14.02.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.




    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi