23. Hukuk Dairesi 2014/1680 E. , 2014/1752 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 25/12/2012
NUMARASI : 2010/1668-2012/554
Taraflar arasındaki kooperatif üyeliğinin tesbiti davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olduğunu, 2002 yılında kooperatif başkanına elden 1.900,00 ABD Doları ödediğini, kooperatifçe müvekkili hakkında ihraç kararı alınmamasına rağmen yönetim kurulu başkanı tarafından müvekkiline ortaklıktan çıkarıldığının bildirildiğini ileri sürerek, müvekkilinin kooperatif ortağı olduğunun, genel kurullarda alınan aidat kararları ve miktarlarının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi"nin 07.06.2010 tarih ve 6249 Esas, 6471 Karar sayılı ilamıyla, 2. ihtarname ve çıkarmaya ilişkin yönetim kurulu kararı tebliğ edilmeden iade edildiğinden ihraç kararı kesinleşmediği halde, kesinleştiği kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek bozulması üzerine, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davacının ihracına ilişkin kesinleşmiş bir karar bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacının davalı kooperatifin ortağı olduğunun tespitine, dava tarihi itibariyle davacının kooperatif genel kurul kararları gereği bu ortaklık nedeniyle toplam 10.800,00 Amerikan Doları ve 3.620,00 TL aidat borcu olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1) Taraf vekillerinin temyiz itirazları, davacı tarafından kooperatife yapılan ödemelerin, kalan aidat borçlarının ve genel kurullarda alınmış olan aidat kararlarının tespiti istemine yöneliktir. Dava tarihinde yürürlükte olan HUMK"da açıkça düzenlenmeyen tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır ve eda davasının öncüsü durumundadır. Henüz koşulları tamam olmadığı için açılamayan eda davası için ilerdeki hukuki ilişkinin açıklığa kavuşturulması bakımından, kesin delil olarak kullanılmak üzere tespit davası açılabilir. Tespit davasının konusu maddi vakıalar değil, yalnız hukuki ilişkiler olabilir ve hukuki ilişkinin var olup olmadığının hemen tespitinde davacının hukuki yararı bulunmalıdır. Hukuki yararın varlığı, dava koşulu niteliğinde olup; mahkemece, kendiliğinden gözönünde tutulur. Dava, hakkın ihlâli nedeniyle mahkemeden hukuki korunma istemidir. Dava hakkı da, hukuki yarar ile sınırlıdır. Davacı, ihlâl edildiğini ileri sürdüğü hakkını elde edebilmek için mahkeme kararına muhtaç bulunmalıdır. Bu bağlamda, hukuki korunmada (davada), zorunluluk olmalıdır. Tespit davası ile istenen hukuki korunma, eda davası ile tamamen elde edilebilecekse o zaman davacının ayrı bir tespit davası açmasında hukuki yararı yoktur. İdeal veya geleceğe dönük bir yarar
yeterli değildir. Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır ve ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur. Eda davası ile aynı zamanda davanın dayandığı hakkın veya hukuki ilişkinin var olduğunun tespiti de hüküm altına alınır ve buna bağlı olarak eda emrini kapsar. O halde eda davası açmak mümkün ise tespit davası açılamaz. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, hemen tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir. Bu da, üç şartın birlikte varlığına bağlıdır.
a) Davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (halihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı;
b) Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı;
c) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.
Somut olayda, dava dilekçesinin 1. bendinde bu davanın açılma nedeni bakiye borç, ödenen miktar ve genel kurulda alınan aidat miktarıyla ilgili kararların kooperatifçe davacıya bildirilmemesi olarak açıklanmış olup, 2. bendinde ortaklığın tespiti isteminin dayanakları gösterilmiştir. Bu durumda, davanın borç bildirimi içeren bir ihtar üzerine menfi tespit ya da çıkan bir muarazanın giderilmesi istemiyle ve amacıyla açıldığının kabulü mümkün bulunmadığı gibi, iddianın ileri sürülüş biçimi karşısında davacının olumlu tespit talebinde korunmaya değer güncel hukuki yararının da bulunmamasına, davanın olumlu tespit davası şeklinde de açılmış olmasına göre, mahkemece, 6100 sayılı HMK"nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca hukuki yarara ilişkin dava şartı noksanlığı sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, davacının borcu hesaplanarak, olumlu tespit hükmü kurulması doğru görülmemiştir.
2) Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.