
Esas No: 2015/3039
Karar No: 2019/207
Karar Tarihi: 26.02.2019
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/3039 Esas 2019/207 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Elazığ İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.09.2014 tarihli ve 2013/649 E., 2014/929 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 15.01.2015 tarihli ve 2014/25906 E., 2015/473 K. sayılı kararı ile;
“...Davacılar vekili, davacıların vefat eden babaları Vahit Meral"in davalı işyerinde 15.7.2012 ile 12.3.2013 tarihleri arasındaki çalışmasının tespitine, karar verilmesini talep etmiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Yasanın Geçici 7. maddesi kapsamında uygulama alanı bulan 506 sayılı Yasanın 79/10 maddesidir. 506 sayılı Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Aynı döneme rastlayan birden fazla sigortalılık halinin ortaya çıktığı durumlarda, sigortalının emek ve mesaisini ağırlıklı olarak tahsis ettiği, kişinin yaşamında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıyan çalışmaya üstünlük tanınarak, tabi olunacak sigortalılık statüsünün belirlenmesi zorunluluğu vardır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında dava konusu somut olayda; Öncelikle mahkemece; müteveffanın kendi nam ve hesabına iş yaptığı iddiası titizlikle irdelenmeli, davacının işyeri bulunup bulunmadığı hususları yöntemince araştırılmalı (vergi levhası, işyeri ruhsatı, vergi beyannamesi, muhtasar beyananame...v.s), eğer kendi nam ve hesabına çalışmadığı tespit edilecek olursa, müteveffanın, 01.05.2012 – 15.07.2012 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı sürelerin Kuruma bildirildiği nazara alınarak, dava konusu dönemde de hizmet akdiyle çalışmış olabileceği göz önünde bulundurulmalı, davalı işyerinin kapsamı, davacının davalı işyerinde hangi işlerde çalıştığı, bu çalışmalarının ne kadar süreyle yapılabileceği, buna göre çalışmasının tam zamanlı çalışmayı gerektirip gerektirmediği, çalışmanın varlığı ve süresi usulünce araştırılmalı, işe başlama ve işten ayrılma tarihi şüpheye mahal vermeyecek şekilde tespit edilmeli, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; davacının çalışmaları ile ilgili tüm belgeler davalı kurumdan; puantaj kayıtları, ücret tediye bordroları ve ürün teslimatına ilişkin belgelerin asılları işverenden getirtilmeli, iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler tespit edilirse imzanın davacıya aidiyeti davacı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine davacı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı; dosyada mevcut dönem bordrolarında ismi bulunan ve mahkemece resen seçilecek tanıkların bilgi ve görgülerine başvurulmalı, davalı işyerinin iş yaptığı işverenler ile aynı çevrede iş yapan başka işverenler veya bu işverenlerin çalıştırdığı kişiler, komşu işyeri tanıkları re’sen saptanarak dinlenilmeli, belirdiği takdirde tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı vekili, müvekkillerinden ...’in eşi ve ...’in babası olan Vahit Meral’in 12.03.2013 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçıları olarak müvekkillerinin kaldığını, müteveffanın 01.05.2012 tarihinde vefat ettiği tarihe kadar davalı işveren nezdinde kesintisiz olarak çalıştığını, buna rağmen 15.07.2012 tarihinde işten çıkışının yapıldığı, bu tarihten sonra hizmetlerinin bildirilmediğini ileri sürerek, müteveffanın 15.07.2012 -12.03.2013 tarihleri arasındaki hizmetlerinin tespitini talep etmiştir.
Davalı ... Başkanlığı (Kurum) vekili, iddia edilen dönemde Vahit Meral’in herhangi bir sigorta kaydına rastlanılmadığını, çalışmanın Kuruma bildirildiği kadar olduğunu, davanın esasına girilir ise bu hususta araştırma yapılması gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı işveren vekili, müteveffa Vahit Meral’in 01.05.2012-15.07.2012 tarihleri arasında müvekkili nezdinde çalıştığını, ancak 15.07.2012 tarihinde kendi isteğiyle işten ayrıldığını, çalıştığı dönemde sigortasının düzenli yatırıldığını, müteveffanın çalışmaya başladığı gün sigorta girişini yapan müvekkilinin işten çıkışı verildikten sonra da sigortasız olarak müteveffayı çalıştırmış olmasının olağan hayat tecrübelerine ters düşeceğini, resmi kayıt ve belgelerin aksini iddia eden davacının iddiasını resmi belgelerle ispatlaması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tanık beyanlarının birlikte değerlendirildiği belirtilerek, davacılar murisinin Kuruma bildirilen süreler dışında davalı iş yerinde çalışmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece, davanın, davacıların murisinin 5510 sayılı Kanunun 4/a maddesi kapsamındaki çalışmalarının tespitine yönelik olduğu, dosya kapsamında bordro tanıkları, davalı iş yerine komşu iş yeri tanık anlatımlarından yola çıkıldığı, davacının çalışmaları ile ilgili bilgi sahibi olabilecek tanıkların dinlendiği, dinlenen hiçbir tanığın davacının murisinin davalı iş yerinde çalıştığı yönünde beyanda bulunmadıkları, dinlenen davacı tanıklarının davalı iş yeri ile ilgilerinin olmadığı, davacı tanıklarından birisinin davacılar murisinin babası olduğu ve davalı iş yeri hakkında bilgi sahibi olmadığı, tüm bu delil durumuna göre, davacıların murisinin davalı iş yerinde Kuruma bildirilen süreler dışında çalıştığını ispata yarar bir delil elde edilemediği gibi, çalışmadığı yönünde kanaat oluşturacak beyanların söz konusu olduğu, davacılar murisinin serbest çalışmalarının araştırılmasının sonuca etkili olmayacağı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olay bakımından davacının 15.07.2012-12.03.2013 tarihleri arasında davalı işveren adına kayıtlı iş yerinde çalışıp çalışmadığına dair yapılan araştırmanın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hizmet tespiti davası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86’ncı maddesinde düzenlenmektedir.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici 7/1’inci maddesinde, “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 20"inci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesinin yer alması ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun’un 86’ncı maddesidir.
Sigortalıların bazı haklardan yararlanmaları öncelikle Kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve kanunun gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi koşullarına da bağlıdır. Anılan bilgi ve belgelerin kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yol olup, ülkenin gerçeklerinden biridir. İşte bu noktada işçinin bir takım yasal haklardan yararlanabilmesi için sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır.
Belirtilen amaca yönelik davaların yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun’un 86’ncı maddesi olup, anılan maddenin sekizinci fıkrasında “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” hükmüne yer verilmiştir.
Sigortalı tarafından açılan hizmet tespiti davasında her türlü delille kanıtlanabilen çalışma olgusunun usulünce belirlenmesinden sonra, bu çalışmanın sigortalı çalışma olup olmadığı ve çalışılan zaman üzerinde durulmalıdır.
Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında, özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup, kendiliğinden araştırma ilkesi söz konusudur.
Sigortalılık başlangıç tarihi ve hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği Yargıtayın yerleşmiş içtihadı gereği olduğundan, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında, hâkimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı bu davalarda ispat yükü, bir tarafa yüklenemez.
Öte yandan, hizmet tespiti davalarının amacı, hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunması olduğundan, tespiti istenen dönemde kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığı ile yapılan işin Kanun kapsamına girip girmediği araştırılmalıdır. Çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu ancak bu koşullar varsa inceleme konusu yapılabilecektir.
Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabileceğinden bu davalarda iş yerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, mümkün oldukça tespiti istenen dönemde iş yerinin yönetici ve görevlileri, iş yerinde çalışan öteki kişiler ile o iş yerine komşu ve yakın iş yerlerinde, tarafları veya iş yerini bilen veya bilebilecek durumda olanlar zabıta marifetiyle araştırılarak saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında beyanları alınarak, tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, iş yeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir.
Bu amaçla tanıkların hizmet tespiti istenen tarihte iş yeri veya komşu iş yeri sigortalısı ya da işvereni olup olmadıkları araştırılmalı, davalı Kurumdan, bu kişilerin belirtilen tarihte sigortalılık bildirimlerinin hangi iş yerinden yapılmış olduğu da sorularak, elde edilen bilgilerin ifadelerde belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenmeli, iş yerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmelidir.
Diğer taraftan bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır.
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 16.10.2018 tarihli ve 2015/10-1098 E., 2018/1439 K.; 27.06.2018 tarihli ve 2016/21-2358 E., 2018/1289 K.; 25.02.2009 tarihli ve 2009/10-41 E. 2009/93 K.; 24.06.2009 tarihli ve 2009/21-249 E. 2009/291 K; 27.01.2010 tarihli ve 2019/10-578 E. 2010/37 K.; 07.04.2012 tarihli ve 2012/21-137 E. 2012/433 K.; 12.06.2013 tarihli ve 2012/10-1635 E. 2013/823 K. ile 25.09.2013 tarihli ve 2013/21-182 E. 2013/2013/1401 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda davacılar vekili, davacıların murisinin 01.05.2012 tarihinde davalı işveren yanında çalışmaya başladığını, ancak müteveffanın kesintisiz çalışmaya devam etmesine karşın 15.07.2012 tarihinde işverence işten çıkışının yapıldığını ve bu tarihten sonra sigortasız çalıştırılmaya devam ettiğini ileri sürerek, 15.07.2012 ilâ vefat tarihi olan 12.03.2013 tarihleri arasında davalı işveren yanında sigortalı çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı işveren vekili ise müteveffa Vahit Meral’in 15.07.2012 tarihinde kendi isteği ile işten çıkışının yapıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Dosya içeriğinden, işe giriş tarihi çekişmesiz olan müteveffanın Kurum kayıtlarına göre 01.05.2012 tarihinde davalı işveren yanında çalışmaya başladığı ve 15.07.2012 tarihinde de işten çıkışının gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan yargılamada dinlenilen davacı tanıkları ... ve ... benzer beyanlarında, bakkal dükkânı işlettiklerini, müteveffa Vahit Meral’in vefat edene kadar kendilerine davalı işverenin iş yerinden ekmek getirdiğini ifade etmişlerdir. Davalı tanıkları da benzer beyanlarında, müteveffa Vahit Meral’in Yalçın isimli bir şahsa bağlı çalıştığını, Yalçın ve Vahit’in kendi nam ve hesaplarına olmak üzere iş yerinden ekmeği alarak bakkallara dağıttıklarını belirtmişlerdir. Kamu tanığı ... ise ilk başlarda davalı işverene bağlı olarak ekmek dağıttığını ancak daha sonra kendi nam ve hesabına çalıştığını, müteveffa Vahit’in de dağıtım işi yapmakla birlikte bu işi işveren adına yaptığını, kamu tanığı ... da, amcası ...’ın davalı işverene bağlı çalışmadığını, ekmeği aldıktan sonra kâr payı koyarak dağıtımını yaptığını beyan etmişlerdir.
Dosya içeriğine göre, müteveffa Vahit Meral’in babası ... tarafından 01.08.2012 tarihinde Kuruma verilen şikâyet dilekçesi ile de müteveffanın sigortasız çalıştığı bildirilmiş, Kurum denetimi sonucunda yapılan tebligata karşın Vahit Meral ifade vermeye gelmediğinden herhangi bir işlem yapılmamıştır. Diğer taraftan, mahkemece yapılan kolluk araştırmasının da hatalı olarak ... ismi esas alınarak gerçekleştirildiği görülmektedir.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında, müteveffanın davalı iş yerinde 15.07.2012 ile 12.03.2013 tarihleri arasında çalışma iddiası yönünden, Özel Dairenin bozma kararında gösterilen şekilde ayrıntılı ve yeterli inceleme yapılmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
İlaveten, dava konusu döneme ilişkin olarak, davalı şirkete ait fırının sahipleri ile çalışanlarının, müteveffa Vahit Meral’in davalı iş yerinde çalışmasının bulunup bulunmadığı, kendi nam ve hesabına çalışıp çalışmadığı yönünden mahkeme huzurunda beyanlarının alınması, bu hususta davalı iş yerinden kesilen faturalar varsa istenilmesi, tanık beyanlarına göre davacının ekmek dağıtımı yaparken kullandığı iddia edilen aracın plakası ile trafikte kimin üzerine kayıtlı olduğunun ve eksik gün bildirimi yapılıp yapılmadığının tespiti bakımından müteveffanın ölüm sebebinin araştırılması, ayrıca kolluk araştırmasının da müteveffa Vahit Meral’in adıyla yeniden yapılması gerekmektedir.
Davaya konu eksik çalışma iddiası yönünden yukarıda izah edildiği üzere hiçbir kuşku ve tereddüde yer vermeyecek şekilde araştırma yapıldıktan sonra karar verilmelidir.
Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında ve yukarıda belirtilen ilave nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda belirtilen ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 26.02.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.