Abaküs Yazılım
3. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/976
Karar No: 2018/11536
Karar Tarihi: 14.11.2018

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/976 Esas 2018/11536 Karar Sayılı İlamı

3. Hukuk Dairesi         2017/976 E.  ,  2018/11536 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

    Taraflar arasındaki tapu iptali tescil - alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

    Y A R G I T A Y K A R A R I

    Davacı; kadastro çalışmaları sırasında ... İli ...İlçesi ...Köyünde ... 112 ada 6 ve 7 parseldeki taşınmazın sehven ... adına, 112 ada 8 ve 9 parselin sehven ... adına tescil edildiğini, meyve ağaçları diktiğini, 30 yılı aşkındır süre zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu, babasından fiili taksim yoluyla kendisine kaldığını, bölgede baraj yapılması nedeniyle taşınmazların kamulaştırıldığını, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarının açıldığını, davalıların söz konusu bedelleri tahsil ettiğini, halbuki bu bedellerin kendisine ait olduğunu ileri sürerek, dava konusu taşınmazlardan kendisine ait kısımların tapularının iptali ile adına tescilini istemiş, yargılama sırasında davasını alacak davasına dönüştürmüştür.
    Davalılardan ..., cevap dilekçesi sunmamış, duruşma sırasında alınan beyanında davanın reddini dilemiştir.
    Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile 41.318,04 tl nin davalı ..."dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... aleyhine açılan davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
    1- Dava ; kadastro tespiti öncesine dayanan sebeplere dayalı olarak açılan tapu iptali tescil davası olup, yargılama sırasında dava konusu taşınmazlar kamulaştırıldığından alacak davasına dönüştürülmüştür.
    Davacı 16/04/2014 tarihli celsede davalı ..."a karşı açtığı davadan feragat etmiş bu nedenle davaya davalı ... yönünden 112 ada 8 parsel ve 9 parsel no"lu taşınmazlar yönünden devam olunmuştur.
    Her ne kadar dava yargılama sırasında alacak davasına dönüştürülmüş ise de; tapu iptal ve tescil istemi ile mülkiyet iddiasında bulunan davacının taşınmazın aynına ilişkin talebi sonuçlanmadan, kamulaştırma bedeli yönünden alacak hakkı olup olmadığının belirlenmeyeceğine kuşku bulunmamaktadır. Bu haliyle davada 3402 sayılı yasa ile öngörülen hak düşürücü sürenin geçirilip geçirilmediğinin irdelenmesi gerekmektedir.
    3402 sayılı Kadastro Kanunu"nun "Kadastro Tutanaklarının Kesinleşmesi ve Hak Düşürücü Süre" başlıklı 12. maddesi uyarınca ; " 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir. Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir. Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. "
    İş bu; dava başlangıçta yolsuz tescil hukuksal sebebine dayalı tapu iptali isteğine ilişkin olarak açılmış olup, yukarıda belirtilen yasa hükmü uyarınca davanın kadastro tespitinin kesinleşmesi tarihinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması zorunludur.
    Mahkemece; davada hak düşürücü sürenin geçep geçmediği üzerinde durulmadığı gibi, bu hususun tespitinde gerekli olan tapu kayıtları ( ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ilgili tapu ve Kadastro Müdürlüklerinden istenmiş ise de; tapu kayıdı dışında diğer belgeler gönderilmediğinden delillerin toplanamadığı bu haliyle dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin belirlenmesi bakımından yetersiz olduğuna kuşku bulunmamaktadır.
    Oysa; mahkemenin, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığını kendiliğinden araştırması gerekmektedir.
    Yukarıda belirtilen yasal hükümler ve açıklamalar çerçevesinde; mahkemece, öncelikle kendiliğinden davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığının incelenmesi gerektiği; davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığının tespiti halinde davanın usulden reddine karar verilmesi, hak düşürücü süre içerisinde açıldığının tespiti halinde ise, yargılamaya devam olunarak sonucuna göre bir kararverilmesi gerekirken; bu husus gözardı edilerek eksik inceleme ve araştırmaya dayalı karar verilmesi doğru olmamıştır.
    Yine dosya kapsamındaki dava konusu 112 ada 8 parsel ve 9 parsel no"lu taşınmazların tapu kayıtlarından, davalı ..."ın bu taşınmazları satış yolu ile 21/11/2011 tarihinde iktisap ettiği görülmektedir.
    4721 sayılı TMK’nun 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" ayrıca aynı yasanın 1024. maddesin de "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
    Ayni hak, kütüğe tescil yoluyla yazılmışsa kural olarak böyle bir tescile dayanan iyiniyetli kişinin iktisabı korunur. Fakat tescilin yanı başında, bir de bunun haklı bir sebebe dayanması ve tescil talebinin o hak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kimse (TMK. m. 1013) tarafından yapılmış olması şarttır. Yetkisiz bir kimse tarafından yapılan talep veya haklı bir sebep olmadan yapılan bir tescil hakkı iktisap ettirmez. Ancak bu yönden tescil sakat dahi olsa, iyiniyetli yani sakatlığı bilmeyen ve bilmeleri de kendilerinden beklenemeyen kimseler (TMK.m.3) karşısında geçerli bir tescilin sonuçlarını doğurur. Böyle bir tescile dayanarak iyiniyetle o gayrimenkul üzerinde ayni bir hak iktisap eden korunur (TMK. m. 1023). Yani iyiniyetli kimseler kütüğün görünüşüne inanmakta haklıdır. Bu kural tapu kütüğüne güven sağlamak için getirilmiştir. (TMK.m.1020).
    Temyiz incelemesine konu, kadastro tespiti öncesi sebeplere dayanan davada ise, pasif husumet dava şartının somut uyuşmazlıkta bulunup bulunmadığının belirlenmesi de gerekmektedir. Davalı ..."ın satın alan iyiniyetli üçüncü kişi olup olmadığı, adı geçen davalıya husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği hususlarının da karar yerinde tartışılması gerekmektedir.
    Bu hususta da mahkemece gerekli inceme ve araştırma yapılarak dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu yön nazara alınmaksızın eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi de usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.
    Ayrıca; mahkemece, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davalı aleyhine hüküm kurulmuştur. Oysa; keşif ve bilirkişi raporu hüküm kurmlaya elverişli değildir.
    Zira, keşif sırasında dinlenmek üzere adları belirlenen mahalli bilirkişilerden sadece ...dinlenmiş olup, alınan beyanında sadece taşınmazın patika yol sınır olmak üzere alt tarafının davacıya üst tarafının davalıya ait olduğunu bildirmekle yetinmiştir. İsmi belirlenen diğer mahalli bilirkişiler ise keşif sırasında dinlenmeksizin başka iki kişinin aynı sıfatla dinlendiği o kişilerin davada bilirkişi sıfatıyla dinlenip dinlenemeyeceklerine dair araştırma dahi yapılmadığı gibi beyanlarının da tıpkı ..."ın beyanları gibi uyuşmazlığı çözmeye elverişli olmadığı anlaşımıştır. Keşif sonrası alınan bilirkişi raporlarının ise taşınmaz tapu kayıtları ile kadastro tutanakları dosya kapsamına alınmadan ve kolluk araştırması ile isimleri belirlenen mahalli bilirkişilerin ise tamamının keşif sırasında mevcudiyetleri sağlanarak taşınmazın kim tarafından ne kadar süredir ve ne şekilde kullanıldığı, sınırlarının ne olduğu şeklinde uyuşmazlığın çözümüne yarar sorular yöneltilmeksizin eksik bilgi ve araştırmaya dayalı olarak hazırlandığı açıktır. Sözü edilenlerin yanı sıra davalının bizzat bedelini ödeyerek kadastro uzmanına çizdirdiği kroki ile dosya kapsamındaki fen bilirkişisi tarafından çizilen krokinin uyuşmadığına dair itirazlarının da mahkemece değerlendirilmemiş olması karşısında; bu rapora dayalı olarak ziraat mühendisleri tarafından hazırlanan raporunda hüküm kurmaya elverişli olmadığı açıktır.
    Bu itibarla mahkemece, taşınmazın ilk tesis ve tedavülleri ile birlikte tüm tapu kayıtları ile kadastro tutanakları getirtilerek, dava tarafları ile akrabalığı bulunmayan ve davada menfaati olmayan, dava konusu taşınmazları ve evveliyatını bilen üç mahalli bilirkişi belirlenerek, fen bilirkişi ise taşınmazların niteliğine uygun olarak değerinin belirlenmesi için alanında uzman bilirkişi/ bilirkişilerin tayini ile bu kişilerle keşif yapılması, keşif sırasında mahalli bilirkişilere uyuşmazlığın çözümünü sağlayacak sorular yöneltilerek beyanlarının alınması suretiyle, taraf savunmaları ve itirazlarını da karşılar nitelikte Yargıtay ve taraf denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yukarıda anıldığı şekilde yetersiz keşif ile denetime elverişli olmayan, çelişkili, itiraza uğramış bilirkişi raporları benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple de bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalı ..."a iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince davacı yönünden kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi