1. Hukuk Dairesi 2015/705 E. , 2017/3889 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar ve birleşen davanın davacısı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar; mirasbırakan babaları ..."in maliki olduğu 313 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 4/16 payını diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile ölünceye kadar bakım akdi ile davalıya devrettiğini, işlemin muvazaalı bir devir olduğunu ileri sürerek tapunun iptali ile payları oranında davacılar adlarına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Birleştirilen davada davacı; mirasbırakanın 437 Ada, 3 parselde (yeni 5951 Ada, 2 parsel) kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan binada kendi adına kayıtlı bulunan 1 adet daire ile diğer dairedeki 4/16 hissesini diğer oğlu ..."e temlik ettiğini, yapılan bu işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapunun iptali ile payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın zamanaşımına uğradığını, ayrıca babası ..."e ölünceye kadar baktığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muvazaa iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) m. 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. (818 s. Borçlar Kanununun (BK) m. 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (TBK m. 614 (BK) m. 514)).
Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu"nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakanın sözleşme tarihinde elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı araştırmasının yerel mahkemece yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece öncelikle yukarıda açıklanan ilkeler ışığında gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmesi doğru değildir.
Diğer taraftan, davaların birleştirilmesi halinde, birleştirilen davalar birlikte görülmekle birlikte ayrı dava olma özelliğini koruduklarından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun(HMK) 297/2. maddesi de gözetilerek her bir dava hakkında harç, yargılama masrafı ve vekalet ücreti bakımından ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi de hatalıdır.
Bunun yanında Anayasanın 141. maddesi hükmü gereği bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun (HMK) 297. maddesi gereğince, tarafların tüm delilleri toplanıp, tektik edildikten sonra hâkimin kararını gerekçesi ile birlikte tam olarak yazması asıldır. Aynı maddenin (c) fıkrasında hükmün;"Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkartılan sonuç ve hukuki sebeplerini" içermesi gerektiği belirtilmiştir.
Mahkemece, verilen kararın gerekçesinin Anayasa"nın ve HMK"nın belirtilen hükümlerine uygun bir karar olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilke ve hükümler uyarınca bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Davacıların ve birleşen davanın davacısının temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.