
Esas No: 2015/1862
Karar No: 2019/280
Karar Tarihi: 12.03.2019
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/1862 Esas 2019/280 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 6.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 28.12.2010 tarihli ve 2008/834 E., 2010/814 K. sayılı karar davalı ... vekili ve davalı Gap İnşaat Yatırım Ve Dış Tic. A.Ş. vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.02.2013 tarihli ve 2013/1792 E., 2013/3551 K. sayılı kararı ile;
"…Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Yasanın Geçici 7.maddesi kapsamında uygulama alanı bulan 506 sayılı Yasanın 79/10 maddesidir.
506 sayılı Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Davacı, 1.9.2001 tarihinden 18.7.2004 tarihine kadar davalıya ait işyerinde sürekli çalıştığı halde, eksik bildirilen 1.9.2001 ile 31.12.2002 tarihleri arasındaki hizmetinin bildirilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu kararın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamına göre; davacının davalı işveren tarafından 1.1.2003 ile 18.7.2004 tarihleri arasında yurt dışındaki 5 sicil numaralı işyerinden sürekli ve kesintisiz olarak topluluk sigortası bildirimi yapıldığı, işverenlik tarafından 1.1.2003 tarihli işe giriş bildirgesinin 10.1.2003 tarihinde Kuruma intikal ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece beyanlarına başvurulan tanıkların davalıya ait yurt içindeki 104163 sicil numaralı işyerinden bildirimi yapılmış şahıslar olduğu görülmüş, davacının, 1.9.2001 tarihinde çalışmaya başladığı kabul edilmiş ise de, bu dönemde başka bir işyerinden çalışma bildirimi olduğu, kaldı ki, işyeri şahsi dosyasına göre de, 24.9.2001 tarihinde çalışmaya başladığının belirtiliyor olması karşısında, davacının bildirim dışı kalan dönemde davalının yurt içindeki işyerinde mi yoksa yurt dışındaki işyerinde mi çalıştığı, davacının çalışmaya başladığı tarih ve çalışmanın kesintiye uğrayıp uğramadığı, şayet uyuşmazlık konusu dönemde yurt dışındaki işyerinde çalışıyorsa 5 sicil numaralı işyerine ait dönem bordroları celbedilerek, bu dönemde çalışması bildirilen bordro çalışanlarından Mahkemece re"sen seçilenlerin tanık sıfatıyla beyanlarına başvurulmalı, işverenlik tarafından gönderilen davacıya ait şahsi dosyadaki kayıtlar da gözetilmelidir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında yapılacak araştırma ve incelemenin sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yönler gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı tarafların vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…"
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDENLER: 1-Davalı ... vekili
2-Davalı Gap İnşaat Yatırım Ve Dış Tic. A.Ş. vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin 2001 yılının Eylül ayından itibaren Gap İnşaat Yatırım ve Dış Tic. A.Ş. bünyesinde harita teknikeri olarak çalışmaya başladığını, çalışmalarının 17.07.2008 tarihine kadar devam ettiğini, ancak sigorta girişinin 2003 yılının Eylül ayı itibariyle yapıldığını ileri sürerek 01.09.2001 ile 31.12.2002 tarihleri arasında Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Gap İnşaat Yatırım ve Dış Ticaret A.Ş. vekili; açılan davanın 506 sayılı Kanun’un 79’uncu maddesi ile öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, öte yandan davacının çalıştığı döneme ilişkin sigorta primlerinin düzenli olarak yatırıldığını, işe giriş bildirgesini de bizzat kendisinin imzaladığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davalı işveren nezdinde 17.08.1998 tarihinden itibaren muhasebe müdürü olarak çalışan davalı tanığı İbrahim ..."nun davacının 2001 yılında işe başladığı yolundaki beyanına itibar edildiği belirtilerek, davacının iş yerinin kapsama girdiği tarihe kadar davalı işverenin merkez iş yerinin 506 sayılı Kanun’un 7. maddesine göre geçici işçi olarak yurt dışına gönderilerek çalıştığı ve bu tarihten sonra yurt dışında “5.34” sicil sayılı iş yerinde çalışmaya devam ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı ... vekili ve davalı Gap İnşaat Yatırım ve Dış Tic. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece, T.C. Aşkabat Büyükelçiliğinin 27.12.2004 tarihli imzalı ve mühürlü belge ile davacının İstanbul Valiliğinden aldığı 29.08.2001 tarihli pasaportla Türkmenistan"a gittiği ve 24.09.2001 tarihinden itibaren davalı şirketin bu ülkedeki inşaatlarında çalıştığı, davalı şirket vekili tarafından dosyaya ibraz edilen iş yeri sicil dosyasının tetkikinde de tüm yıllık izin kontrol formlarında işe başlama tarihinin 24.09.2001 olarak gösterildiği, davalı tanığı İbrahim ..."nun da ifadesinde bu hususu doğruladığı gerekçesiyle Özel Daire bozma kararında yer alan davacının davalı iş yerinin Türkmenistan"daki inşaatlarında 24.09.2001 tarihinde çalışmaya başladığına dair bölümüne uyulduğu, diğer yönlerden ise direnme kararı verildiği belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Direnme kararı davalı ... vekili ve davalı Gap İnşaat Yatırım ve Dış Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından hizmet tespiti talebinde bulunan davacının 24.09.2001-31.12.2002 tarihleri arasında davalı işveren adına kayıtlı iş yerinde çalıştığına dair yapılan araştırmanın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nun (5510 sayılı Kanun) 01.10.2008 günü yürürlüğe giren Geçici 7"nci maddesinde, “…bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 506 sayılı, 1479 sayılı, 2925 sayılı, bu Kanun ile mülga 2926 sayılı, 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanunun Geçici 20"nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık sürelerinin tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir" yönünde düzenleme bulunmaktadır.
Bu durumda 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında 506 sayılı Kanun; bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
Öncelikle ifade edilmelidir ki, mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının “a” bendi kapsamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır.
Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet sözleşmesine dayanması, b) işin işverene ait iş yerinde ya da iş yerinden sayılan yerlerde iş organizasyonu içerisinde yapılması, c) çalışanın 506 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde (5510 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesi) belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.
506 sayılı Kanun’un 2’nci maddesine göre, bu Kanun anlamında sigortalı olarak çalışabilmenin temel koşulu, hizmet sözleşmesine dayalı çalışmanın bulunmasıdır. Bu anlamda bir sözleşme, hizmet sözleşmesi olarak kabul edilmediğinde 506 sayılı Kanun anlamında sigortalıktan da söz edilemeyecektir.
İşçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de, 4857 sayılı İş Kanunu ile yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunu’nda ve 506 sayılı Kanun’da bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8’inci maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanunu’nda “Hizmet akdi” sözcüğü terkedilmiş, yerine “İş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.
Hizmet akdi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun/818 sayılı BK) 313’üncü maddesinin birinci fıkrasında ise, “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirgin iken, 4857 sayılı Kanun’da daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.
5510 sayılı Kanun’un 3/11’inci maddesinde ise, hizmet akdinin 22.04.1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade edeceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, 506 sayılı Kanun döneminde sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları 5510 sayılı Kanun döneminde de farklılık arz etmemektedir.
Hemen belirtilmelidir ki, 5510 sayılı Kanunun atıf yaptığı 818 sayılı Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun/6098 sayılı TBK) ile yürürlükten kaldırılmıştır. 6098 sayılı Kanun’un 393’üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, hizmet sözleşmesi “işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi, işverenin de ona zamana ve yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” Bu hâliyle 5510 sayılı Kanun’un 3/11’inci maddesi uyarınca 818 sayılı Borçlar Kanunu’na yapılan atfın artık 6098 sayılı Kanun’un 393/1’inci maddesine yapıldığının kabulü gerekecektir.
Sigortalılık niteliğinin kazanılması açısından işveren ile çalıştırılan kişi arasında hizmet sözleşmesinin yapılması tek başına yeterli değildir. Ayrıca işin işverene ait iş yerinde ya da iş yerinden sayılan yerlerde yapılması gerekmektedir. Mülga 506 sayılı Kanun’un 5’inci maddesine göre iş yeri, bir hizmet sözleşmesine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların işlerini yaptıkları yerdir. İşin niteliği ve yürütümü bakımından iş yerine bağlı bulunan yerlerle dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ve araçlar da iş yerinden sayılır.
5510 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde de iş yerinin tanımı yapılmıştır. Maddeye göre iş yeri sigortalı sayılanların maddi olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları yerlerdir. İş yerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen iş yerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar da iş yerinden sayılır.
Önemle belirtilmelidir ki, teknolojik ve ekonomik gelişmeler sonucu işinin niteliği gereği iş yeri dışında çalışmak zorunda kalanları da “işverene ait iş yerinde çalışanlar” kapsamı içinde düşünmek gerekmektedir (Güzel, A./ Okur, A. R./ Caniklioğlu, N.: Sosyal Güvenlik Hukuku, 16. Bası, İstanbul 2016, s.88).
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde işveren tarafından mal ve hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurları ile işçinin birlikte örgütlendiği birime iş yeri denileceği, işverenin iş yerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (iş yeri ve bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçların iş yerinden sayılacağı, iş yerinin; iş yeri ve bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütün olduğu hükme bağlanmıştır. Bu tanımda yer alan ve iş yerinin sınırlarını oldukça genişleten “iş organizasyonu” kavramı 506 ve 5510 sayılı Kanunlar yönünden de gözetilmesi gereken bir ölçüt olmalıdır (Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, İstanbul 2017, s.353).
Son olarak sigortalığı niteliğinin kazanılması için mülga 506 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi (5510 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesi) kapsamında sigortalı sayılmayanlar arasında da yer almamak gerekmektedir.
Çalıştırılanlar belirtilen şartları sağladıkları takdirde işe alınmalarıyla birlikte sigortalı sayılırlar. Ancak sigortalıların bazı haklardan yararlanabilmeleri için öncelikle Kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve Kanun’un gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi gerekir. Anılan bilgi ve belgelerin Kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise, bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yol olup, ülkenin gerçeklerinden biridir. İşte bu noktada, işçinin sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır.
506 sayılı Kanun"un 79"uncu maddesinin 10’uncu fıkrasında, "Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. 5510 sayılı Kanun"un 86"ncı maddesinin dokuzuncu fıkrasında da benzer yönde düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Sigortalıların 506 sayılı Kanun’un 79/10’uncu maddesi (5510 sayılı Kanun 86/9’uncu maddesi) çerçevesinde çalıştıklarının tespiti için açtıkları davaya ise uygulamada “hizmet tespit davası” denilmektedir. Hizmet tespiti davaları Kurum tarafından tespit edilemeyen veya eksik bildirilen hizmetlerin varlığının ispatı için açılan davalardır.
Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında, özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup, kendiliğinden araştırma ilkesi söz konusudur.
Hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadı gereği olduğundan, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında, hâkimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı bu davalarda ispat yükü, bir tarafa yüklenemez.
Öte yandan, hizmet tespiti davalarının amacı, hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunması olduğundan, tespiti istenen dönemde kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığı ile yapılan işin kanun kapsamına girip girmediği araştırılmalıdır. Çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu ancak bu koşullar varsa inceleme konusu yapılabilecektir.
Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabileceğinden bu davalarda iş yerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, mümkün oldukça tespiti istenen dönemde iş yerinin yönetici ve görevlileri, iş yerinde çalışan öteki kişiler ile o iş yerine komşu ve yakın iş yerlerinde, tarafları veya iş yerini bilen veya bilebilecek durumda olanlar zabıta marifetiyle araştırılarak saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili ya da mevsimlik mi olduğu, başlangıç ile bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında beyanlarına başvurularak, tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, iş yeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir.
Somut olayda, davacının hizmet döküm cetveline göre 01.05.1999 ile 10.09.2001 tarihleri arasında “21035461” sicil numaralı iş yerinde, 09.09.2002 ile 12.10.2002 tarihleri arasında “34762” sicil numaralı işyerinde, 01.01.2003 tarihinden itibaren ise Kurum kayıtlarında “Gap İnş. Yatırım Vew Dış. Tic. A.Ş.” unvanlı “0000005” sicil numarası ile işlem gören davalı işveren nezdinde çalıştığı, yine davacının 27.12.2004 tarihinde “dövizle askerlik hizmetine tabi yükümlülerin başvuru belgesi” düzenleyerek Zile Askerlik Şubesine verdiği, belgenin incelenmesinde ikamet adresi kısmında “Gap İnşaat Yatırım Ve Dış. Tic. A.Ş. Alti Garliyev Cd. No:70 Aşkabat/Türkmenistan” adresini gösterdiği, işe başlama tarihi olarak “24.09.2001” tarihinin belirtildiği, belgenin T.C. Aşkabat Büyükelçiliği tarafından imzalandığı, davacının davalı nezdindeki şahsi sicil dosyasındaki belgelerde ise davacının işe giriş tarihinin 24.09.2001 tarihi olarak belirtildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, mahkemece davacının 01.01.2003 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı “0000005” sicil numaralı davalı iş yerine ait Kurum kayıtları getirtilmediği, onun yerine “104163” sicil numaralı “Gap İnş. Yatırım Ve Dış. Tic. A.Ş.” unvanlı iş yerine ait kayıtların getirtildiği, dinlenen tanıkların “104163” işyerinde çalışan bordrolu tanıklar olduğu, davacının 09.09.2002 ile 12.10.2002 tarihleri arasında bildiriminin olduğu “34762” sicil numaralı işyerine ait hiçbir kaydın getirtilmediği dikkate alındığında hizmet tespitine yönelik eldeki davada yeterli araştırma yapılmadığı açıktır.
Bu nedenle mahkemece davacının 24.09.2001 tarihinden sonra davalı işverene ait yurt içindeki işyerinde mi yoksa yurt dışındaki iş yerinde mi çalıştığı, “34762” sicil numaralı iş yeri ile davalı Gap İnş. Yatırım ve Dış. Tic. A.Ş. arasında fiili ve organik bir bağ bulunup bulunmadığı, davacının çalışmasının kesintiye uğrayıp uğramadığı araştırılmalı, “0000005” sicil numaralı davalı iş yerine ait dönem bordroları getirtilerek bu dönemde çalışması bildirilen bordro çalışanlarından mahkemece re"sen seçilenlerin tanık sıfatıyla beyanlarına başvurulmalı, işverenlik tarafından gönderilen davacıya ait şahsi dosyadaki kayıtlar da gözetilerek bir sonuca varılmalıdır.
Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan sebeplerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı ... vekili ile davalı Gap İnşaat Yatırım ve Dış Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının davalı Gap İnşaat Yatırım ve Dış Tic. A.Ş."ye iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.03.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.