
Esas No: 2015/2742
Karar No: 2019/281
Karar Tarihi: 12.03.2019
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/2742 Esas 2019/281 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Balıkesir 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.05.2011 tarihli ve 2010/151 E., 2011/550 K. sayılı karar davalı ... (SGK) vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 02.04.2013 tarihli ve 2012/18960 E., 2013/6517 K. sayılı kararı ile:
"…1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 01.12.1994 tarihinden tescil tarihi olan 01.11.2009 tarihine kadar 2926 sayılı Yasa"ya göre Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun ve 01.01.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile hükümde yazılı şekilde karar verilmiş ise de bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile gidilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 2926 sayılı Yasa"da, 506 sayılı Yasa"nın 79. maddesindeki gibi, geçmiş Tarım Bağ-Kur hizmetlerinin tespitine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Anılan yasanın 5. maddesinde, 7. maddede belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin, kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacağı belirtilmiştir. Yasanın 10. maddesindeki kayıtlar Kurum tarafından yapılacak olan tescil işlemleri için uygulama alanı bulmaktadır.
Yargıtay"ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş kararları; Kurumun prim alacaklarını Bakanlar Kurulu kararı ile ürün bedellerinden tevkifat suretiyle tahsil etmesi halinde, Bağ-Kur’un prim ödenmesine rağmen, sigortalıyı re’sen kayıt ve tescil etmemesi, yasanın kendisine yüklediği re’sen tescil yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiğinden, prim tevkifatının yapıldığı tarihi izleyen aybaşından itibaren sigortalı olarak kabulü gerektiği yönündedir.
İlk prim kesintisini izleyen yıllarda prim kesintisi veya ürün tesliminin gerçekleştiğinin belirlendiği durumlarda, bu yıllar için de tespit kararı verilmesi gerekmektedir.
Tarım Bağ-Kur sigortalılığının temel koşulu 2926 sayılı Yasa"nın 2/1 ve 3/b maddelerinde belirtildiği gibi, tarımsal faaliyette bulunmaktır. Prim tevkifatına dayalı tespit davasında, salt ziraat odası ve kooperatif kaydı gibi belgelerin bulunması, davanın kabulü için yeterli değildir. Tarımsal faaliyetin sürdüğü, faaliyete ilişkin olarak hangi tarımsal ürünlerin üretildiği, nereye satıldığı veya teslim edildiği gibi hususlar da somutlaştırılarak belirlenmelidir. Prim tevkifatı ve ürün tesliminin, iki yıla kadar olan süre dışında süreklilik arzettiği hallerde de, tarımsal faaliyetin sürekli olduğu kabul edilebilir.
Prim kesintisinin bulunmadığı yıllarda, tarımsal faaliyetin saptanması bakımından, ürünlerin ne şekilde değerlendirdiğini ortaya koymak, davacının tarımsal faaliyete elverişli taşınmazlarının bulunup bulunmadığını araştırmak, tarımsal faaliyetin taşınmazların kiralanması suretiyle yürütüldüğü iddia ediliyor ise, bu konuda taşınmazların kimden, hangi yıllar için kiralandığı, hangi tarımsal ürünlerin üretimi için faaliyette bulunulduğu, kiralayan kişinin Tarım Bağ-Kur sigortalılığının bulunup bulunmadığı, kiracının kiralama yoluyla tarımsal faaliyetini yürütmeye elverişli tarımsal alet edevatının bulunup bulunmadığı gibi ayrıntılı araştırma yapmak, tarımsal faaliyetin yapıldığı iddia edilen dönemdeki muhtar ve azaların bilgilerine başvurmak, özetle, tarım faaliyetinin dava konusu dönemin tamamında devam edip etmediğini hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde ortaya koymak ve sonucuna göre hüküm kurmak gerekir.
Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlara uygun ayrıntılı araştırma yapılmadan davacının 01.12.1994-01.11.2009 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalılığının ve 01.01.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir. Davacının 1.12.1994 tarihinden 01.01.1999 tarihine kadar tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti yerinde ise de, tarımsal faaliyetin kanıtlanamadığı ve tevkifat yoluyla yapılan prim kesintisi veya ürün teslimine dair belge bulunmayan ve 2926 sayılı Kanun"un 10.maddesine yazılı kayıtların olmadığı 01.01.1999 tarihinden 31.07.2008 tarihine kadar davacının tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Tarım Bağ-Kur sigortalılık süresinin tespiti ve yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin kendisine ait tarım arazisinde tarımsal faaliyette bulunduğunu, Kurum tarafından 7216810154 Bağ-Kur numarası ile Tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiğini, Marmara Birlik Erdek Zeytin Tarım Satış Kooperatifince müvekkilinden yapılan kesintilere istinaden Kuruma yaptığı başvurusu sonucu 01.12.1994 tarihi itibariyle tescilinin yapılmasına rağmen Kurumun “2926 sayılı Kanunda aile reisi sıfatı taşımayan bayan sigortalıların tescili müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren yapılır…” gerekçesiyle sigortalılığını iptal ettiğini, Kurumun resen tescil yükümlülüğü bulunmasına rağmen görevini yerine getirmeyerek sigortalılığını iptal etmesine dair yaptığı işlemin hukuka uygun olmadığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla ilk kesintinin yapıldığı 01.12.1994 ile tescil tarihi olan 01.11.2009 tarihleri arasında aralıksız şekilde Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun ve 17.12.2009 tarihli tahsis talebine istinaden 01.01.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili; 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigorta Kanunu’nun 2’nci maddesinin 24.07.2003 tarihli 4956 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki hükmünün “22 yaşını doldurmuş aile reisi kadınlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar” şeklinde olduğunu, davacının Kanunun öngördüğü diğer şartlara haiz olsa dahi, “aile reisi olma” şartını sağlamadığı için 4956 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 02.08.2003 tarihinden önce sigortalı olmasının mümkün olmadığını, ancak bu tarihten sonraki tevkifatlara istinaden geriye dönük tescil yapılabileceğini, Kurum işleminde hata bulunmadığını belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davacının kendi adına ve hesabına tarımla uğraştığının açık olduğunun, ilk Bağ-Kur prim tevkifatının yapıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren Tarım Bağ-Kur sigortalılığının başlaması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı ... vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece; Kurum tarafından gönderilen 23.07.2012 tarihli yazıda davacının 01.12.1994 ile 16.12.2009 tarihleri arasında Kurumca resen tescilinin yapıldığı, Kurum tarafından davacıdan yapılan tahsilatların 15 yılı karşıladığı ve davacının prim borcunun bulunmadığı gerekçesiyle ve önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş ve Hukuk Genel Kurulunca mahkemece kısa kararda mevzuata uygun hüküm fıkrası oluşturulmadığı, sadece önceki kısa kararda direnilmesine denilerek hüküm oluşturulduğu, açık, infazda şüphe uyandırmayacak, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulması gerektiği gerekçesiyle usul bozması yapılmıştır.
Yerel Mahkemece Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak tekrar usulüne uygun direnme hükmü kurulmuş ve direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davacının 01.01.1999 ile 31.07.2008 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici 7’nci maddesi delaletiyle mülga 2926 sayılı Kanun’un 2, 3, 5, 9 ve 10’uncu maddeleridir.
2926 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinde, kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın, 3’üncü maddenin (b) bendinde tanımlanan tarımsal faaliyette bulunanların Tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılacakları açıklanmıştır.
Anılan Kanun’un 3’üncü maddesinin (b) bendinde "Tarımsal faaliyette bulunanlar; kendi mülkünde, ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde, kamuya mahsus mahallerde ekim, dikim, bakım, üretim, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veya doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle bitki, orman, hayvan ve su ürünlerinin üretimini, avlanmasını, avcılar ve yetiştiriciler tarafından muhafazasını, taşınmasını sağlayanlar veya bu ürünlerden sair bir şekilde faydalanmak suretiyle kendi adına ve hesabına faaliyette bulunanlar" olarak tanımlanmış, 5’inci maddesinde, sigortalı olmanın zorunlu olduğu, sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Resen tescil başlığını taşıyan 9’uncu maddeye göre bu Kanun kapsamında sigortalı sayılanların sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren 3 ay içinde Kuruma kayıt ve tescilini yaptırmayanların tescil işlemlerinin Kurumca resen yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Anılan Kanunun 10. maddesine göre ise, kayıt ve tescil işlemlerinde valilik, kaymakamlık, özel idare, belediye, muhtarlık ve nüfus idareleri kayıtları ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunla kurulu meslek kuruluşlarının, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin T. Şeker Fabrikaları A.Ş. ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan milli bankaların kayıtlarının esas alınacağı bildirilmiştir.
Diğer yandan, 2926 sayılı Kanun’un 36’ncı maddesi kapsamında Kurumun prim alacaklarını Bakanlar Kurulu Kararı ile ürün bedellerinden tevkifat suretiyle tahsil etmesi mümkündür.
Bu bağlamda 2’nci madde kapsamına girenlerin prim borçlarının 36’ncı madde kapsamında ürün bedellerinden tevkifat suretiyle kesilerek Bağ-Kur’a ödenmesi hâlinde kayıt ve tescil için Kuruma başvuru olmasa dahi bahse konu biçimde prim ödenmesi suretiyle sigortalı olarak kayıt ve tescil konusundaki iradenin ortaya koyulduğunun kabulü ile Tarım Bağ-Kur sigortalılığının prim tevkifatını takip eden aybaşından itibaren başlatılması zorunludur.
Öte yandan Kurumun iş bu prim ödemesine rağmen, sigortalıyı resen kayıt ve tescil etmemesi, Kanun’un kendisine yüklediği resen tescil mükellefiyetine de aykırılık teşkil etmektedir.
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki Tarım Bağ-Kur sigortalılığının yasal dayanağını oluşturan 2926 sayılı Kanun’da bildirimsiz kalan sigortalılar için 506 sayılı Kanunun 79’uncu ve 5510 sayılı Kanun’un 86’ncı maddesinde öngörülen "hizmet tespiti" davasına koşut bir düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle 2926 sayılı Kanun ile sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takiben başlayacağının hükme bağlanmış olması karşısında kayıt ve tescil ya da tescil yerine geçen iradi prim ödemesi veya prim tevkifatı ile devam eden tarımsal faaliyet ve buna dayalı "Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti" söz konusu olamayacaktır.
Kaldı ki, 2’nci madde kapsamına girenlerin ürün bedellerinden 36’ncı madde kapsamında yapılan prim tevkifatlarının Bağ-Kur’a ödenmesi hâlinde, kayıt ve tescil için Kuruma başvuru olmasa dahi bahse konu biçimde prim ödenmesi suretiyle sigortalı olarak kayıt ve tescil konusundaki iradenin ortaya koyulduğunun kabulü ile prim tevkifatını takip eden aybaşından itibaren Tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil zorunlu olmakla birlikte prim tevkifatı veya ürün teslimi olmayan yıllar yönünden 2926 sayılı Kanun uyarınca Tarım Bağ-Kur sigortalılığı için 3’üncü maddede belirtilen tarımsal faaliyetin kesintisiz sürdürüldüğünün yöntemince kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Ayrıca tarımsal faaliyetin kesintisiz olarak devam ettiği hususunun kanıtlanması yönünden 2926 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesinde yer alan kurum veya kuruluş kayıtlarının mevcudiyeti tek başına yeterli olmayıp, bu kayıtların fiili olarak tarımsal faaliyette bulunulduğuna dair diğer delillerle birlikte bulunması gerekmektedir.
Bu doğrultuda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2011 tarihli ve 2011/10-230 E. 2011/319 K. sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere, davacının tarımsal faaliyetinin kesintisiz sürüp sürmediğinin tespiti için mahkemece; çekişmeli dönemde davacının nerede oturduğu; Nüfus Müdürlüğü, İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı ve muhtarlık kayıtları esas alınarak belirlenmeli; dönem içinde Ziraat Bankası, kooperatif veya birlikler aracılığıyla tarımsal amaçlı kredi kullanıp kullanmadığı; 25.04.2006 gün 26149 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 19’uncu maddesi uyarınca Çiftçi Kayıt Sistemine dâhil edilerek doğrudan gelir desteği alıp almadığı ve bu bağlamda davacının hangi ürünleri ekerek bunları nerelere sattığı, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun "zirai kazanç, zirai faaliyet, zirai işletme, çiftçi ve mahsulün tarifi" başlıklı 52, "zirai kazançta vergileme" başlıklı 53 ve "vergi tevkifatı" başlıklı 94 vd. maddeleri ile 213 Vergi Usul Kanunu’nun "vergi kesenlerin sorumluluğu" başlıklı 11’inci maddesi kapsamında zirai kazançlarından dolayı vergi ödeyip ödemedikleri araştırılmalıdır.
Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konu ile ilgili 08.12.2010 tarihli ve 2010/10-580 E., 2010/647 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere tevkifat yapma ve kurum hesaplarına aktarma yükümü, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94/11’inci maddesinde öngörülen çiftçilerden satın alınan zirai mahsuller için yapılan ödemelerden gelir vergisine mahsuben tevkifat yapma yükümüne paralel olarak getirilmiştir. Bakanlar Kurulu Kararı kapsamındaki gerçek ve tüzel kişiler, tarımsal faaliyette bulunan bu kişilerden satın aldıkları ürün bedellerinden tevkifat yapmakla yükümlüdürler. Tevkifat suretiyle vergilendirilen çiftçiler yaptıkları satış ve hizmetleri dolayısıyla müstahsil makbuzu almak ve saklamak zorundadırlar. Tarımsal faaliyeti kapsamında ilaç, gübre ve sulama parası ödenip ödenmediği, varsa bunların fatura ve belgelerinin nelerden ibaret olduğu, ziraat odası, kooperatif veya birliklere üyeliği varsa üyelik kaydı yanında bu kuruluşlara düzenli bir şekilde aidat ödenip ödenmediği araştırılmalı, tarımsal faaliyete elverişli tapulu taşınmazının bulunup bulunmadığı, tarımsal faaliyetin taşınmaz kiralanması yoluyla gerçekleştirildiğinin savunulması hâlinde; taşınmazların, kimden hangi yıllar için kiralandığı, kiracının; kiralama yoluyla faaliyetini yürütmeye elverişli alet ve edevatının bulunup bulunmadığı araştırılmalı; traktörünün bulunduğunun ileri sürülmesi hâlinde, traktörün hangi tarihte satın alınıp ilgilisi adına trafiğe tescil edildiğini gösteren fatura ve trafik tescil belgesi celp edilmeli; hayvan yetiştiriciliği bulunduğunun ileri sürüldüğü hallerde, Hukuk Genel Kurulunun 01.06.2011 gün ve 2011/10-306 E. 2011/365 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere 16.05.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu"nun 22’nci maddesi kapsamında hayvanlara ilişkin menşe şehadetnamesinin bulunup bulunmadığı tespit edilerek, büyük ve küçükbaş hayvanlara ilişkin istatistik bilgileri ve bu hayvanlara ilişkin yapılması zorunlu bulunan periyodik aşılara ilişkin bilgiler İlçe Tarım Müdürlüklerinden sorulmalı, köy muhtarı ve ihtiyar heyeti üyeleri gibi tarımsal faaliyetin varlığını yakından bilebilecek durumda bulunan tanıklar dinlenerek sigortalılık olgusunun varlığı hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduktan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
2926 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinde tarım sigortalılığını sona erdiren nedenlere yer verilmiştir. Buna göre; sigortalılık niteliğini yitirenlerin tarım sigortalılığının yeniden başlaması için tescil veya tescil yerine geçen iradi prim ödemesi ya da prim tevkifatı yapılması gerekmekte olup, belirtilen durumlar dışında, kendiliğinden Kanun kapsamına alınmayacakları, Tarım Bağ-Kur sigortalılığın bir diğer sosyal güvenlik kuruluşu kapsamından çıkmaları ile yeniden başlayıp devam etmeyeceği de dikkate alınmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2007 tarih ve 2007/21-73 E. 2007/71 K.; 03.10.2007 tarih ve 2007/10-658 E. 2007/718 K. sayılı kararları).
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davacının teslim ettiği ürünlerden 1994, 1995, 1996, 1997, 1998 yıllarında prim kesintisinin yapıldığı, ziraat odası kaydının 17.07.2008 tarihinde başladığı, 25.07.2008 tarihli başvurusu üzerine 01.08.2008 tarihi itibariyle Kurum tarafından Tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiği ve davacının 17.12.2009 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu, mahkeme kararına gerekçe oluşturan Kurumun 23.07.2012 tarihli yazısının mahkemeye cevap vermek amacıyla geçici olarak düzenlendiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı 1994 tarihinden itibaren aralıksız şekilde Tarım Bağ-Kur sigortası kapsamında sigortalı olduğunun tespitini talep etmiş ise de, prim tevkifatına dayalı tespit davasında tevkifatın bulunmadığı 01.01.1999 ile 31.07.2008 tarihleri arasında sigortalı kabul edilmesi mümkün değildir. Yerel mahkemece davacının 01.12.1994 ile 01.11.2009 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğuna karar verilmiş ise de, 01.01.1999 ile 31.07.2008 tarihleri arasında tevkifat bulunmadığından davanın reddi gerekmektedir.
Ayrıca davacının Kurum tarafından 01.08.2008 tarihinden itibaren sigortalı olarak kabul edildiği hizmet cetvelinden anlaşılmakla birlikte sigortalı olarak kabul edildiği 01.08.2008 tarihinden itibaren talepte bulunmasında hukuki yararı olmadığından mahkemece 01.08.2008 tarihinden sonraki dönemler yönünden de hukuki yarar yokluğu nedeniyle red kararı verilmelidir.
Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkemece davacının Kurum tarafından 01.08.2008 tarihinden itibaren sigortalı kabul edildiği ve bu tarihten sonraki talepleri yönünden hukuki yararı olmadığı hususu göz önüne alınarak bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Diğer taraftan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 25.03.2010 yerine 16.03.2015 olarak gösterilmiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzenlenebilir bir hata olduğu kabul edildiğinden ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
SONUÇ: Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.03.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.