Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2015/3101
Karar No: 2019/299
Karar Tarihi: 14.03.2019

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/3101 Esas 2019/299 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2015/3101 E.  ,  2019/299 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


    Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 2. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.02.2013 tarihli, 2010/655 E., 2013/148 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 22.10.2013 tarihli, 2013/9996 E., 2013/18930 K. sayılı kararı ile;
    “...Dava 03.09.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
    Mahkemece davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davalı tarafça temyiz edilmiştir.
    Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Diğer yandan, sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle, işçide oluşan meslekte güç kayıp oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin kesin olarak saptanması gerekir.
    Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasa’nın 19. maddesidir. Anılan maddeye göre iş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum sağlık kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalının sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanacağı, iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir. Bu yasal düzenleme gereğince düzenlenen Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 45. maddesinde sürekli iş göremezlik gelirinin iş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya bağlanacağı bildirilmiştir.
    Öte yandan 5510 sayılı Yasa’nın 95. maddesine göre "Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usul ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
    Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı ile Kurumun birlikte çıkaracağı yönetmelikle düzenlenir.
    Bu yasal düzenleme gereğince düzenlenen Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşleri Yönetmeliğinin Geçici 1. maddesinde; Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce çalışma gücü kaybı, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü, harp malullüğü sonucu meslekte kazanma gücü kaybı ile erken yaşlanma durumlarının tespiti talebinde bulunan sigortalılar ve hak sahipleri için, yürürlükten kaldırılan ilgili sosyal güvenlik mevzuatının 5510 sayılı Yasa’ya aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı, 5. maddesinde sigortalı ve hak sahiplerinin çalışma gücü oranlarının a) Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri, b) Devlet Üniversitesi, c) Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı asker hastaneleri, ç) sigortalıların ikamet ettikleri illerde (a), (b), (c) bentlerinde belirtilen hastanelerin bulunmaması durumunda Sağlık Bakanlığı tam teşekküllü hastanelerin yetkili olduğu, bildirilmiş, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 56. maddesinde ise Kurum Sağlık Kurulunca verilen karara karşı yapılan itirazların Yüksek Sağlık Kurulunca inceleneceği bildirilmiştir.
    Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu"nun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
    Somut olayda; Güvenlik Kurumu tarafından belirlenen % 31,20 oranındaki meslekte kazanma güç kayıp oranına davalı tarafça hazırlık soruşturması sırsında düzenlenen Trabzon Adli Tıp Şube Müdürlüğü ve Numune Hastanesince düzenlenen raporlar sunulmak suretiyle itiraz edilmiş ve davacıda tespit edilen sürekli iş göremezlik oranının önceki yıllarda geçirdiği travmaya dayılı olduğu ileri sürülmüştür. Hal böyle olunca somut verilere ve tıbbi raporlara dayanan bu itirazın, yukarıda açıklanan prosedür doğrultusunda araştırılarak hiçbir kuşku ve duraksamaya yol açmayacak biçimde sigortalının sürekli iş göremezlik oranının tespitinden sonra maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında bir değerlendirme yapılmak gerekirken, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirlenen % 31,20 meslekte kazanma güç kayıp oranının maddi ve manevi tazminatın belirlenmesinde esas alınması isabetsiz olmuştur.
    Yapılacak iş, sigortalıda oluşun sürekli iş göremezlik oranını yukarıda açıklandığı şekilde yöntemince araştırılarak, hiçbir kuşku ve duraksamaya yol açmayacak biçimde, sigortalının sürekli iş göremezlik oranını belirlemek ve sonucuna göre dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilerek maddi ve manevi tazminat istemi hakkında bir karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır....”
    gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 438. maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
    Davacı vekili müvekkilinin davalıya ait inşaatta sıvacı olarak çalışmaktayken 19.08.2009 tarihinde merdivenlerden düşerek ağır şekilde yaralandığını, davalının söz konusu zararın ortaya çıkmasında ağır kusurlu olduğunu, zira inşaatta hiçbir güvenlik tedbirinin alınmadığını, kaza sonucu müvekkilinin bel kemiğinin kırılması nedeniyle ameliyat edildiğini ve nihayetinde beline metal platin takıldığını, vücudunda ağır darbeler ve yaralanmalar oluştuğunu, sıvacı olarak hayatını idame eden müvekkilinin mesleğini yapmasının imkânsız hâle geldiğini ileri sürerek 100.000TL manevi, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000TL maddi tazminatın davalıdan faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, 28.06.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 123.238,30TL’ye yükseltilmiş, 26.11.2012 tarihli beyan dilekçesi ile de maddi tazminat alacaklarının bilirkişi ek raporuna göre 135.275,21TL olduğunun tespit edilmesi nedeniyle bu meblağın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
    Davalı vekili meydana gelen kazada müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davacının olayı abartılı bir şekilde yansıtmaya çalıştığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece davacı işçinin iş göremezlik oranının Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca (SGK) %31,2 olarak belirlendiği, davalının olayda %95 kusurlu olduğunun tespit edildiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile, 135.275,21TL maddi tazminat ile 40.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
    Davalı vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda karar başlığında yazılı gerekçelerle bozulmuştur.
    Bozma kararına karşı yerel mahkeme davalı tarafın yargılama sürecinde maluliyet oranı ile ilgili itirazının bulunmadığı, ilk kararın verilmesinden sonra bu iddiaların ileri sürüldüğü, bu nedenle Özel Daire bozma kararına uyulamayacağını belirterek direnme kararı vermiştir.
    Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda davacının SGK tarafından tespit olunan iş göremezlik oranının, eldeki davaya konu iş kazasından önceki yaralanmalar da dâhil edilerek belirlendiği yönündeki davalı itirazlarının incelenmesinin mümkün ve gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Bilindiği üzere, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 19’uncu maddesinde, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden, Kurum sağlık kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalının sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanacağı belirtilmektedir.
    Nitekim, dava konusu dönemde yürürlükte olan mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 19’uncu maddesinde de geçici iş göremezlik hâli sonrasında Kuruma ait veya Kurumun sevk edeceği sağlık tesisleri sağlık kurulları tarafından verilecek raporlarda belirtilen arızalarına göre, iş kazası sonucu meslekte kazanma gücünün en az %10 azalmış bulunduğu Kurumca tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı düzenlenmiştir.
    Buna göre, bedensel ve ruhsal arızalar nedeniyle sigortalıya ya da hak sahiplerine sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi ve bu yardımların kusurlu işveren veya üçüncü kişilerden tahsil edilebilecek peşin sermaye değerinin belirlenebilmesi için sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle, işçide oluşan meslekte güç kayıp oranının ve bu oranın ne zaman meydana geldiğinin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin kesin olarak saptanması gerekmektedir.
    İşçide oluşan meslekte güç kayıp oranı ve bu oranın ne zaman meydana geldiğinin saptanması ise ancak bu hususta yasal çerçevede bir raporun alınmış olmasına bağlıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.12.2013 gün ve 2013/10-485 E. 2013/1749 K. sayılı kararı).
    İş kazası nedeniyle bağlanacak iş göremezlik oranının tespitinde izlenecek usul, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 95’inci maddesinde (506 sayılı Kanun"un 109. maddesinde) belirlenmiştir.
    5510 sayılı Kanun’un 95’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usulüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı hâlinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
    İş kazasının meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun da aynı yönde düzenleme içermektedir.
    Gerçekten de 506 sayılı Kanun’un 109’uncu maddesinde; sigortalının sürekli iş göremezlik, malullük ve erken yaşlanma hâllerinin saptanmasında, kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızaların esas tutulacağı, kurumca verilen kararlara ilgililer tarafından itiraz edilmesi hâlinde durumun Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı ve Kurumun yaptıracağı incelemelerin kendi açısından Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun kararı ile sona ereceğini hükme bağlanmıştır.
    Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 28.06.1976 gün ve 1976/4 E. 1976/6 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere Kurulun kararları, Sosyal Sigortalar Kurumunu bağlayıcı ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı yoktur.
    İlgililerce Yüksek Sağlık Kurulunun kararına itiraz edilmesi hâlinde uygulamada bilirkişi incelemesi genellikle Adli Tıp Kurumu aracılığı ile yaptırılmakta olup, Adli Tıp Kurumu raporunun alınmasından sonra iki olasılık ortaya çıkmaktadır. İlk olarak, Adli Tıp Kurumu raporunun Yüksek Sağlık Kurulu raporunu doğrulamasıdır. Bu durumda Adli Tıp Kurumu raporunu çürütecek önemli bir neden, somut bir veri yoksa Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilebilir. Çünkü, iki üst sağlık kuruluşunun görüşü birbirini doğrulamaktadır. İkinci olasılık ise; Adli Tıp Kurumu raporu ile Yüksek Sağlık Kurulu raporlarının birbirine aykırı olmasıdır.
    Bu durumda, her ne kadar Özel Daire tarafından Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu ile Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporları arasındaki görüş farklılığının Adli Tıp Genel Kurulundan rapor aldırılmak suretiyle giderilmesi gerektiği belirtilmiş ise de çelişkinin 2659 sayılı Adli Tıp Kanunu’nun 03.11.2016 tarihli ve 6754 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesi ile değişik Adli Tıp Üst Kurullarının Görevleri başlıklı 15’inci maddesinin “f” fıkrası uyarınca “Adlî Tıp İhtisas Kurulları ile Adlî Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri, konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceler ve kesin karara bağlar.” düzenlemesi çerçevesinde Adli Tıp Üst Kurullarınca giderilmesi gereklidir.
    Anılan düzenlemeden de açıkça anlaşılacağı üzere, Adli Tıp Üst Kurulları çeşitli sağlık kuruluşları ile Adli Tıp İhtisas Kurulları raporları arasında çıkabilecek çelişkileri son merci olarak inceleyip kesin olarak karara bağlayacaktır.
    Kanunun amacı bu tür uyuşmazlıkların ilânihaye sürüp gitmesini önlemek ve bir an önce en geniş katılımlı bir kurul kararı ile uyuşmazlığı sona erdirmektir. Tıp fakültesi ilgili ana bilim dalı sağlık kurulundan rapor alınması ve alınan raporun da farklı bir oran veyahut iş göremezliğin ne zaman başladığına dair yeni bir tarih tespit edilmesi ihtimalinde ortaya yeni çelişkilerin çıkacağı ve uyuşmazlığı çözümsüzlüğe iteceği kuşkusuz olduğundan Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas Kurulu raporu ile Yüksek Sağlık Kurulu raporlarının birbirine aykırı olması, raporlar arasında çelişki bulunması hâlinde Adli Tıp Üst Kurullarından; yürürlükte bulunduğu süre için Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğüne göre, 01.08.2008 tarihinden sonrası için ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde rapor alınarak, sigortalının sürekli iş göremezlik oranı ve sürekli iş göremez hâle geldiği tarih kesin olarak belirlenmelidir.
    İş kazasından dolayı işverene karşı açılacak maddi tazminat davaları, SGK tarafından yapılan yardımlar ve  bağlanan gelirlerle karşılanmayan zararın giderilmesi  ilkesine dayanır. Bu nedenle, öncelikle Kuruma olayın bildirilip bildirilmediği ve Kurumca olayın bir iş kazası sayılıp sayılmadığı mahkemece araştırılacak  ve bunun sonucu davacılara Kurumdan gelir bağlanıp bağlanmayacağı  saptanacaktır. Eğer gelir bağlanmışsa bunun ilk peşin sermaye değeri kurumdan sorulacak; davacıların kazanç düzeyleri üzerinden hesaplanacak olan  tazminat tutarlarından  sigorta gelirleri peşin değeri düşüldükten sonra, geriye bir zarar miktarı kalmışsa, bu miktar işverenden istenebilecektir.
    Somut uyuşmazlıkta davacı davalının inşaatında sıvacı olarak çalıştığı sırada merdiven boşluğundan düştüğünü, ağır yaralandığını ve belinde oluşan kırık nedeniyle ameliyat olmak zorunda kaldığını ileri sürerek davalıdan maddi manevi tazminat isteminde bulunmuştur. İş kazasının hemen akabinde alınan 19.08.2009 tarihli ilk raporda davacının vücudunun çeşitli yerlerinde hafif sıyrıklar olduğu zapta geçmiş, devamında çekilen grafide L2’de kırık olduğu tespit edilmiş ve bu kırığın eski olduğunun değerlendirildiği de rapora açıkça yazılmıştır. Davacı daha sonra 28.08.2009 tarihinde ameliyat olmuştur. Dava dışı SGK tarafından düzenlenen aslı gibidir tarihi 17.09.2010 olan “Sürekli İş Göremezlik Derecesi Tespit Raporu”nda “Lomber vertebra kırığı, L2 kompresyon fraktürü, T12-L14 arasında fibsatör mevcut” şeklindeki Farabi Hastanesinin 16.07.2010 tarihli raporu esas alınarak E cetveline göre %31,2 işgöremezlik oranı tespit edilmiştir.
    Olayla ilgili olarak kaza tarihinde inşaat sorumlusu olan A.Ş. isimli kişi hakkında yürütülen ceza kovuşturmasında Trabzon 1. Sulh Ceza Mahkemesi, katılan ...’deki kemik kırıklarının meydana gelen iş kazası neticesinde oluşup oluşmadığının tespitini Adli Tıp Kurumundan talep etmiş, bu tespiti yapabilmek için Adli Tıp Kurumu “kişide saptanan L2 anteriorda yükseklik kaybının ve santral stenoz patalojilerinin iddia edilen olaya bağlı yeni travmatik bulgu olup olmadıkları”nı ameliyatın yapıldığı Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinden sormuş, beyin cerrahı tarafından verilen 18.01.2010 tarihli raporda söz konusu patolojilerin hastanın yüksekten düşmesi neticesi ile gerçekleşmediği, önceki yıllarda yaşanmış travmaya bağlı olarak ortaya çıktıkları, ileride nörolojik defisitlerin gelişimini önlemek için hastaya stabilizasyon cerrahisi uygulandığı bildirilmiştir. Bu cevabı da göz önünde bulunduran Adli Tıp Kurumu 23.02.2010 tarihli raporunda katılandaki kemik kırıkları vb yakınmaların olayla illiyet bağının olmadığını, katılanın olayda yalnızca yumuşak dokularda zedelenmeye neden olacak şekildeki yaralandığı ve bu yaralanmanın (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesi anlamında) basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek hafiflikte olmadığı mütalaa edilmiştir.
    Davalı vekili gerek 29.11.2010 tarihli beyan dilekçesinde, gerekse bilirkişi raporuna 02.08.2011 tarihli itirazına ilişkin dilekçesinde bu hususa dikkat çekmiş ve iş göremezlik raporuna esas alınan kırıkların eski olması nedeniyle tazminatın hesabında dikkate alınamayacağı yönündeki itirazlarını bildirmiştir.
    Buna rağmen mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde iş kazası nedeniyle ortaya çıkan iş göremezlik oranının her türlü şüpheden uzak, taraf itirazlarını karşılar ve denetime açık şekilde tespit edilmesi gerekirken yargılamada bu yöne ilişkin itirazların dile getirilmediği şeklindeki hatalı gerekçe ile davanın %31,2’lik iş göremezlik oranına dayalı olarak kısmen kabulü yönünde direnme hükmü kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
    Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi hatalı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır.
    S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 14.03.2019 tarihinde oy birliğiy ile kesin olarak karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi