14. Hukuk Dairesi 2015/17705 E. , 2016/4821 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 04.07.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil mümkün olmaz ise tazminat istenmesi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair verilen 17.09.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
_ K A R A R _
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamı doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak verilmiş olan karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.04.2016 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
KARŞI OY
Dava, 23.08.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya kapsamına göre;
08.04.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile, ... dava konusu 12 parsel sayılı taşınmazdaki hak ve hisselerinin tamamını ....."e satmayı vaat etmiştir.
23.08.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile, ... 12 parsel sayılı taşınmazdaki hak ve hisselerinin tamamını bu defa ....."e satmayı vaat etmiştir.
11.10.1993 tarihinde, vaat alacaklısı ..... olan 23.08.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesi tapuya şerh edilmiştir.
04.03.1994 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile, ... 12 parsel sayılı taşınmazdaki hak ve hisselerinden 8001/18288 payını ..."a satmayı vaat etmiştir.
22.08.1994 tarihli "düzenleme şeklinde temlikname" ile temlik eden ....., 08.04.1993 tarihli ve ...... yevmiye numaralı satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tüm hak ve alacaklarını, temlik alan ..."a devretmiştir.
16.03.2011 tarihinde dava konusu taşınmazın tapu kaydındaki satış vaadi şerhi terkin edilmiştir.
Somut olayda, davacı ..."in dayandığı 23.08.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesinin tanzim tarihinde vaat borçlusu ..."ın dava konusu taşınmazdaki payı tartışmalıdır. Zira, 12 parsel sayılı taşınmazda irsen gelen 4/16 pay ile birlikte aynı gün yani 23.08.1993 tarihli ve ....... yevmiye numaralı, saat 16.00"dan sonra tapu müdürlüğünde düzenlenen resmi senet ile kardeşi Aysel"den satın aldığı 3/16 iştirakli pay ile birlikte toplam 7/16 pay sahibidir. Davacı ... ile vaat borçlusu Ayşe arasında düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin, .... ile ...... arasında tapuda yapılan resmi pay satışından önce mi, yoksa sonra mı olduğunun tespiti gerekir. Zira, tapudaki pay satışından önce düzenlendiğinin anlaşılması halinde davanın konusunun sadece 4/16 pay olacağının, aksi takdirde yani noterdeki sözleşmenin tapudaki işlemden sonra yapıldığının kabulü halinde ise davanın konusunun 7/16 pay olacağının kabulü gerekecektir.
Satış vaadi sözleşmesine konu taşınmaz, yine bir satış vaadi sözleşmesi ile bir başka kişiye devir ve temlik edilebilir.
Alacağın temliki işlemi bir akit niteliğindedir. Akdin tarafları ise alacağını devreden (eski alacaklı) ile devralan (yeni alacaklı)dır. Temlik işleminin konusunu ise, eski alacaklının bir borç ilişkisi sebebiyle doğmuş olan, borçluda mevcut bir hak veya alacağı oluşturur. Dolasıyla, temlik sözleşmesi ile mevcut bir alacak hakkı nakledilir. Artık borçludan ifayı istemek, gerektiğinde onu ifaya zorlamak hakkı temlik alana geçer.
Bu durumda; ... 08.04.1993 tarihinde dava konusu taşınmazdaki miras payını ......"e satmayı vaat ettiğine ve ....."in de bilahare bu sözleşmeden doğan tüm hak ve alacaklarını 22.08.1994 tarihinde ..."a temlik ettiğine göre, temlik tarihinde taşınmazın tapu kaydında 23.08.1993 tarihinde ..... lehine yapılmış satış vaadi sözleşmesinin 11.10.1993 tarihinde tapuya işlenen şerhinin bir etkisinin olmayacağı açıktır. Temlik alan ..., temlik tarihine göre değil, temlikin dayandığı satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiği 08.04.1993 tarihine göre vaat alacaklısı ....."in sahip olduğu hakları kullanabilecektir. Vaat borçlusundan ifası istenilen hakkın doğduğu tarih temlik tarihi değil, temlikin dayandığı satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiği 08.04.1993 tarihidir. Temlik tarihinde tapu kaydında mevcut şerh temlikin dayandığı sözleşmeden sonra konulduğu için temlik alanı etkilemeyecektir. Yani, temlik eden ..... yönünden bir hüküm ifade etmeyecek olan şerh, onun tüm hak ve alacaklarını temlik alan ... yönüden de bir hüküm ifade etmez.
Ayrıca, vaat borçlusu ..."ın 04.05.1995 tarihinde ......."den satın aldığı 3/16 payın, davacı ..."in dayandığı 23.08.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesinden sonra edinilmiş olması nedeniyle bu paya ilişkin talebin reddi gerekirken ....."nin ...."den satın aldığı ve bilahare davalı ... adına tescil gören bu payı da kapsayacak şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması da doğru değildir..
Mahkemece yapılması gereken iş, davacı ..."in dayandığı 23.08.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesinin yukarıda değinildiği şekilde 4/16 paya mı yoksa 7/16 paya mı ilişkin olduğunu belirlemek, sözleşmenin konusunun 4/16 pay olduğunun anlaşılması halinde, vaat borçlusu ..."ın bu payı davacı ..."den daha önce ....."e satmayı vaat etmiş olması ve davalı ..."in de bu hakkı temlik almış olması nedeniyle davanın reddine karar vermek, davacının dayandığı sözleşmenin konusunun 7/16 paya ilişkin olduğunun yani sözleşmenin yapıldığı gün ..."ın 4/16 payı ile birlikte......."den aldığı 3/16 payı da kapsayacak şekilde toplam 7/16 paya ilişkin olduğunun anlaşılması halinde ise, sadece vaat borçlusunun ......"den satın aldığı ve bilahare diğer paylarla birlikte......."e devrettiği bu 3/16 pay yönünden davanın kabulüne karar vermek olmalıdır. Zira, davalı ... bu payı tapu kayıtlarında davacı ... lehine konulan şerhten sonra edindiği için, TMK"nın 1023. maddesinde düzenlenen tapu siciline güven ilkesinden istifade edemeyecektir.
Buna göre, mahkemece, Dairemizin 09.03.2015 tarihli, 2014/11547 Esas, 2015/2542 Karar sayılı bozma ilamında da belirttiğim karşı oy yazımdaki aynı gerekçelerle araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sayın çoğunluğun başkaca bozma gerekçelerine uyularak karar verilmiş olması üzerine bu gerekçelerle hükmün onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞI OY
Davacı, davalılardan ...... ile 23.08.1993 günlü ve tapuya 11.10.1993 günü şerh edilen satış vaadi sözleşmesine dayanarak 12 parsel sayılı taşınmazın adına tapu iptali ve tescilini talep ve dava etmiştir.
Diğer davalı ... ise, resmi sözleşmelere dayanarak tapu iptali ve tescil davası açtığını bedelini de iki kere ödeyerek taşınmaza mahkeme kararıyla malik olduğunu dayandığı sözleşmenin önceki tarihi olup davacının yolsuz tescil iddiasının doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Dairemiz 2013/12877-2014/1011 karar sayılı ve 21.01.2014 tarihli bozma ilamında "...Davacının dayandığı satış vaadi sözleşmesi, 2644 sayılı Tapu Kanunun 26. maddesine uyarınca 11.10.1993 tarihinde tapuya şerh verilerek ayni hak kuvvetini kazanmış, bu etkisini şerhin tapudan terkin edildiği 16.03.2011 gününe kadar korumuştur. Gerek, davalılar .... ile ...... arasında 04.03.1994 ve 08.06.1995 tarihlerinde .....Noteriği’ndeki satış vaadi sözleşmelerinin düzenlendiği, gerekse, dava dışı ..... ile ...... arasındaki satış vaadi sözleşmesinin davalı ... tarafından temliki alındığı 22.08.1994 günü davacının dayandığı satış vaadi sözleşmesinin tapu kütüğünden terkin edilmediği anlaşılmaktadır. Bunun yanında, 02.05.2011 günü temyiz edilmeksizin kesinleşen .....Asliye Hukuk Mahkemesi’nde davalı ...’in anılan sözleşmelere dayanarak davalı ...’ye karşı açarak görülmekte olan davanın konusunu oluşturan payı adına tescilini sağladığı dava sırasında da davacının dayandığı satış vaadi sözleşmesinin tapu kütüğünden terkin edilmediği görülmektedir. TMK’nın 1010. maddesi uyarınca tasarruf yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı da ileri sürülebilir. TMK’nın 1023. maddesinde de “tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, davacının dayandığı satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiği 23.08.1993 tarihinde mülkiyeti nakil borcu yükümlüsü davalı ..., taşınmazda murisinden intikal eden 3/16 pay dışında, muris annesinden edindiği 1/16 ve dava dışı kardeşi ......’den satış yoluyla edindiği 3/16 olmak üzere toplam 7/16 pay malikidir. Bunun dışındaki 3/16 payı ise, davacının dayandığı satış vaadi sözleşmesinden sonra edinmiştir. Bu nedenle, davalı ...’in taşınmaz tapu kaydında davacı yararına konulan satış vaadi sözleşmesi şerhini görerek düzenlediği satış vaadi sözleşmelerine dayanarak kazandığı 7/16 payı TMK’nın 1024. maddesi uyarınca yolsuz tescil niteliğinde bulunduğundan bu payın davacı adına tescili gerekir. Bunun dışında kalan davacının dayandığı satış vaadi sözleşmesinden sonra davalı ...’in edindiği 3/16 payın davacı adına tescili doğru değildir..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Davalı ... ile dava dışı ...... arasında 08.04.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesi yapılmış, ...... bu hakkını 22.08.1994 tarihli temlik sözleşmesi ile davalı ..."e devretmiştir. Davacı ..."in davalı ... ile yaptığı satış vaadi sözleşmesi 22.08.1993 tarihlidir. Bu sözleşme nedeniyle 11.10.1993 tarihinde tapuya şerh verildiği bu nedenle daha sonra satın alanlar iyiniyet iddia edemeyecekleri belirtilmiş ise de davalı ..."in temliknameye göre dayandığı satış vaadi sözleşmesi davacı ..."in sözleşmesinden öncedir. Şahsi hakların yarışması halinde önceki tarihli sözleşmeye geçerlilik tanınması gerekmektedir. Davacı ..."in dayandığı satış vaadi sözleşmesi 23.08.1993 tarihlidir. Davalı ..."in ise dava dışı ......"den temliknameye dayanarak davalı ... ile yapılan 08.04.1993 tarihli sözleşmeye dayanması nedeniyle önceki tarihli sözleşme geçerli olacaktır.
Alacağın temliki ve borcun nakli Borçlar Kanununun 162 ila 181. maddelerinde düzenlenmiştir. Temlik, alacağın ona bağlı bütün (yan ve öncelik) hakları ile birlikte devralana geçmesini sağlar ve bu işlem yapılırken borçlunun rızasının alınması gerekmez. Temlik, hatta borçlunun muhalefetine rağmen geçerli olarak doğar ve hükümlerin hasıl eder. Borçlunun temlikten sonraki asıl muhatabı artık alacağı temellük eden (devralan) kişidir. Bu itibarla borçlunun borçtan kurtulabilmesi için temlik işleminden sonra borcunu devralan kimseye ifa etmesi gerekir. Kural budur. Şu hale göre temlik anına kadar borçlu temlikin dışında iken temlik anından itibaren evvelki alacaklı temlik işleminin dışına çıkmaktadır.
Gerçekten Borçlar Kanununun 167. maddesi hükmüne göre “Borçlu, temlike vakıf olduğu zaman; temlik edene karşı haiz olduğu defileri, temellük edene karşı dahi dermeyan edebilir." Buna göre temliki öğrenen borçlu temlik olmasaydı önceki alacaklıya karşı ne tür defiler ileri sürebilecekse, aynı defileri yeni alacaklıya (temlik alan üçüncü kişiye) karşı da ileri sürebilir hale gelir.
Davalı ..."in temlik aldığı tarihte dava konusu taşınmazda davacı ... tarafından konulan 11.10.1993 tarihli şerh bulunduğu ve bozma kararında iyiniyetli olmadığı belirtilmiş ise de ...."in temlik nedeniyle dayandığı sözleşme daha önceki tarihli olması nedeniyle dava dışı ......"in davalı ..."ye karşı ileriye sürebileceği defileri temlik alan davalı ..."in de aynı haklara sahip olması nedeniyle temlikten önce konulan şerhin bir önemi yoktur. Bu nedenle davanın tamamen reddi gerekmektedir.
Buna göre, mahkemece, Dairemizin 09.03.2015 tarihli, 2014/11547 Esas, 2015/2542 Karar sayılı bozma ilamında da belirttiğim karşı oy yazımdaki aynı gerekçelerle araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sayın çoğunluğun başkaca bozma gerekçelerine uyularak karar verilmiş olması üzerine bu gerekçelerle hükmün onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.