Ceza Genel Kurulu 2016/1132 E. , 2016/406 K.
"İçtihat Metni"Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ..."ın TCK"nun 85/1, 62, 50/1-a, 52/4 ve 53/6. maddeleri uyarınca 15.200 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve sürücü belgesinin 6 ay süreyle geri alınmasına ilişkin Akçaabat Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.12.2011 gün ve 5-600 sayılı hükmün katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 19.02.2014 gün ve 12864-4091 sayı ile;
"...Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;
1- Olay günü gece saat 18.30 sularında açık havada, aydınlatması mevcut meskûn mahalde, bölünmüş, tek yönlü, 7 metre genişliğindeki yüzeyi kuru, asfalt kaplama, eğimsiz düz yolda idaresindeki arazi taşıtıyla seyir halinde bulunan sanığın, yaya geçidini kullanarak, seyrine göre yolun sağından kaplamaya giren ve karşıdan karşıya geçmek isteyen 1930 doğumlu yayayı, beyanına göre 100 metre mesafeden fark ettiği, geçişinin büyük kısmını tamamlayan yayayı gördüğünde fren tedbirine başvurduğu halde, kendisine hitap eden levhaları dikkate almadan meskûn mahal hız sınırları üzerinde ve almış olduğu önlemleri etkisiz hale getirecek şekilde süratli seyretmesi sebebiyle, yayaya, sol şeritte ve yaya geçidi üzerinde çarptıktan sonra 53 metre ileride durması şeklinde gelişen ve yayanın ölümüyle sonuçlanan olayda; bilinçli taksir koşullarının oluştuğu gözetilmeden bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Gerekçeli karar başlığında suçun işlendiği zaman diliminin gösterilmemesi suretiyle CMK’nun 232/2-c maddesine aykırı davranılması,
3- Sanığın sürücü belgesinin suç tarihinde geçerli olup olmadığı araştırılarak, onaylı örneği dosyaya getirtilmeden, yazılı şekilde geri alınmasına karar verilmesi,
Kabule göre de;
Sanık hakkında hükmolunan 2 yıl 1 ay hapis cezasının TCK"nun 49/2. maddesi uyarınca kısa süreli olmaması nedeniyle, hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, hürriyeti bağlayıcı cezayı adli para cezasına çevirmenin yasal dayanağını oluşturan TCK"nun 50/4. maddesinin gösterilmemesi ve sanık hakkında hükmedilen hapis cezası, adli para cezasına çevrilirken, adli para cezasının belirlenmesine esas tam gün sayısının belirtilmemesi, keza bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktarın belirlenmesi sırasında uygulanan Kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK"nun 232/6. maddesi ile TCK"nun 52/2-3. maddesine aykırı davranılması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
(3) numaralı ve kabule göre yapılan bozma nedenlerine uyan yerel mahkeme ise 13.11.2014 gün ve 268-979 sayı ile;
"Sanığın 20.11.2010 tarihinde kullanmakta olduğu 61 AN 222 plakalı araç ile Giresun istikametinden Trabzon istikametine doğru seyir halinde olduğu sırada Akçaabat ilçesi Otogar Mevkiinde bulunan yaya geçidinden geçmekte olan müteveffaya çarptığı, hastaneye kaldırılan müteveffanın 28.11.2010 tarihinde hayatını kaybettiği, olayda bilirkişi raporunda belirtildiği gibi sanığın asli kusurlu, mütevaffanın ise tali kusurlu olduğu, sanığın bilinçli taksirle hareket ettiğine dair somut delil bulunmadığı" gerekçesiyle direnerek önceki hüküm gibi karar vermiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2016 gün ve 85428 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay 12. Ceza Dairesine, Özel Dairece de Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden direnme hükmü kurulmasının, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Özel Dairenin bozma kararından sonra, yerel mahkemece sanığın da hazır bulunduğu oturumda, sırasıyla katılan vekili, sanık ve müdafiine bozmaya karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün alınmasından sonra katılan vekili ve sanık müdafiinin beyanlarının tespit edildiği, hazır bulunan sanığa son söz hakkı tanınmadan duruşmaya son verilip direnme hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK"nun 251. maddesine benzer hükümler içeren 5271 sayılı CMK"nun "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında; "hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri de savunma hakkı olup, hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 gün ve 216-109; 03.03.2015 gün ve 170-20; 03.06.2014 gün ve 1207- 309; 29.01.2013 gün ve 1406-30; 28.04.2009 gün ve 77-111; 29.01.2008 gün ve 193-7; 04.12.2007 gün ve 246-261; 25.04.2006 gün ve 3-124; 06.07.2004 gün ve 138-159 sayılı kararlarında açıkça belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup, bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
Temyiz merciince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da "kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği" ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken "son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması hali, gerek "savunma hakkının sınırlandırılamayacağı" ilkesine, gerekse CMK"nun 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir.
Öğretide; "Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi, hukuka kesin aykırılık ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2014, s. 1484); "Hüküm safhasına geçmeden önce son söz hazır olan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiş, uyulması zorunlu ve emredici bir hükümdür. Son sözün sanığa verilmesi bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır." (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, s. 704–706) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılama aşamasında katılan vekili, sanık ve müdafii dinlendikten ve Cumhuriyet savcısının bozma ilamına ilişkin görüşü alındıktan sonra, hazır bulunan sanığa son sözü sorulmadan yargılama bitirilmek suretiyle hükmün tesis ve tefhim edilmesi, CMK"nun 216/3. maddesine açıkça aykırılık oluşturduğundan, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılık nedeniyle yerel mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına ve bozma nedeni göz önüne alındığında bozmaya uyulan kısımların bu aşamada Özel Dairece incelenmesi gerekmediğinden dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Akçaabat Asliye Ceza Mahkemesinin 13.11.2014 gün ve 268-979 sayılı direnme hükmünün, hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.11.2016 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.