Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2014/496
Karar No: 2016/409

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/496 Esas 2016/409 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2014/496 E.  ,  2016/409 K.

    "İçtihat Metni"

    Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza

    Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama suçundan sanık ..."nun 5237 sayılı TCK"nun 86/1, 86/3-c, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Adana 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.05.2009 gün ve 274-758 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 22.02.2012 gün ve 3413-6123 sayı ile;
    "İddia, savunma, tanık beyanı, doktor raporu ve tüm dosya kapsamı ile iddianamenin fiil kısmına ilişkin anlatımına göre, sanığın kendisini yakalamak isteyen müşteki polis memuruna yakalanmamak için eliyle vurarak onu düşürüp doktor raporunda belirtildiği üzere basit tıbbi bir müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralamaktan ibaret eyleminin TCK’nun 265/1. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu halde yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel mahkeme ise 18.10.2012 gün ve 496-981 sayı ile;
    "...Mahkememiz ile Yüksek Yargıtay arasındaki uyuşmazlık, eylemin nitelendirilmesine yöneliktir. Hâkim idddianamede anlatılan olay ve açılan davayla bağlıdır. TCK"nun 265. maddesinde görevi yaptırmamak için direnme suçu düzenlemiştir. Maddenin 5. fıkrasında "suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebi ile ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda; ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" düzenlemesi yapılmıştır. Maddede açıkça belirtildiği üzere, bir kişinin görevliye, görevini yaptırmamak için direndiği sırada uyguladığı cebir TCK"nun 86/2. maddesinden daha ağır bir yaralanmayı gerektiriyorsa iki suçtan hüküm kurulacaktır. Birincisi direnme, ikincisi yaralamadır. Adana Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesinde suç kamu görevlisine karşı müessir fiil olarak nitelendirilmiş, sevk maddeleri TCK"nun 86/1 ve 86/3-c maddeleri olarak belirtilmiştir. İddianamenin anlatım bölümünde de polis memurunun sanık tarafından yaralandığı anlatılmıştır. Yukarıda da söylendiği gibi hâkim iddianame ile bağlıdır. İddianame de TCK"nun 265/1. maddesinden dava açılmamıştır. Mahkeme açılmamış bir konuda hüküm kuramaz. Yargıtayca, eylemin iddianamenin fiil kısmına ilişkin anlatımına göre TCK"nun 265/1. maddedeki suçun oluştuğu söylenmiş ise de; olayda sanığın cezalandırılabileceği iki durum söz konusudur. Mahkeme açılmış davaya ilişkin karar vermiştir. Cumhuriyet savcılığınca TCK"nun 265/1. maddesinden dava açılmasının her zaman mümkün olması..." gerekçesiyle önceki hükmünde direnilmesine karar vermiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2014 gün ve 224855 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan polis memuruna karşı gerçekleştirdiği eylemin, görevi yaptırmamak için direnme suçunu mu yoksa kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    05.03.2006 tarihli yakalama tutanağında; bir polis memurunun darp edildiğinin bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiğinde Trafik Şube Müdürlüğünde görevli katılan polis memuru ..."un, kaşı açılmış, ağız ve burun kısmından darp edilmiş olduğunun ve yüzünde yoğun kanama bulunduğunun, kaçan sanığın on dakika süren araç ile takip sonucu ara sokakta yakalandığının bildirildiği,
    Adli Tıp Kurumu Adana Şube Müdürlüğünce katılan hakkında düzenlenen raporda; sağ frontalde 2 cm ebadında künt travmatik kesi, etrafında erozyon, alt dudakta 1 cm ebadında ekimozlu kesi, sağ el sırtında yüzeysel erozyon tespit edilerek bilgisayarlı tomografide minimal beyin ödemi saptandığının, meydana gelen yaralanmanın yaşamsal tehlike oluşturmadığının ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğunun belirtildiği,
    Sanık hakkında düzenlenen adli raporda; sağ el 2. parmak 2. boğumda 0,2 cm"lik yüzeysel doku kaybı, sol el dış kısmında ise 0,5 cm ebadında abrazyon bulunduğunun ve sanığın alkollü olmadığının bildirildiği,
    Adana Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 30.03.2009 tarihli yazıda; katılan polis memuru ..."un, olay günü ve saatinde Adana ili Kuruköprü kavşağında resmi olarak görevli olduğunun belirtildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Katılan ...; polis memuru olduğunu, olay tarihinde Çetinkaya Mağazasının yakınlarında görev yaptığını, “Polis yok mu, yardım edin” diye bir ses geldiğini, sesin geldiği yerdeki kavgaya müdahale etmeye çalıştığını, o sırada başka bir polis memurunun daha geldiğini, sanığa “Yeter artık” diye bağırdığını, sanığın bunun üzerine kaçmaya başladığını, Cahit isimli polis memurunun sanığa "Dur kaçma" diye bağırdığını, kendisinin de kaçan sanığı kovalamaya başladığını, sanığın bir çıkmaz sokağa girdiğini, geri dönüp Cahit"i geçerek kendisinin önüne geldiğini, önce sağından daha sonra solundan kaçmak istediğini, yakalayacağı esnada sanığın yumruk atması sonucu yere düştüğünü, sanığın bu sefer de ayağı ile eline bastığını ve kaçtığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
    Tanık Cahit Kızılbudak; polis memuru olduğunu, olay günü görev yaptığı yere gelen telaşlı bir kişinin, kavga olduğunu söylemesi üzerine olay yerine gittiğini, bir kadını yerde gördüğünü, o sırada birinin sanığı göstererek “Sarkıntılık yaptı, kaçıyor” demesi üzerine sanığın kaçmaya başladığını, katılan ile birlikte sanığı kovalamaya başladıklarını, sanığın çıkmaz bir sokağa girip geri döndüğünü, sanığın manevra yaparak elinden kurtulduğunu ve katılanın yüzüne yumruk ile vurduğunu, sanığın yere düşen katılanın üzerine basarak kaçtığını, sanığın kendisine mukavemette bulunmadığını ancak durması, kaçmaması yönündeki ikazlarına da uymadığını,
    Tanık Kenan Tatlıkiraz; sanığın kendisini yakalamaya çalışan polis memurunun yüzüne yumrukla vurup yere düşürdüğünü,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık ... kollukta susma hakkını kullanmış, sorguda ve mahkemede; olay günü caddede yürürken bir kadın ve bir erkeğin kolundan tuttuklarını, kapkaççı zannettiği bu kişileri ittiğini ve hızlıca yürümeye başladığını, iki polis memurunun kendisinin peşinden gelmeleri üzerine korkarak kaçmaya başladığını, çıkmaz bir sokağa girince geri döndüğü sırada katılan ile çarpıştığını, katılana kasten vurmadığını ve direnmediğini savunmuştur.
    Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyeti yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir.
    Ceza Muhakemesi Kanununun "Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir" şeklinde düzenlenmiş olan 170. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisna hükümler hariç olmak üzere, kural olarak Cumhuriyet savcısınca düzenlenen iddianame ile açılır. Anılan maddenin dördüncü fıkrasında da; "İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır" düzenlemesine yer verilmiştir.
    CMK’nun 225. maddesinde yer alan “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” şeklindeki düzenleme gereğince de hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
    Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.
    CMK"nun 226. maddesinde ise; “Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
    Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
    Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
    Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” hükmü getirilmiştir.
    Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nun 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK"nun 226. maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını "yargılamanın sınırlılığı" ilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hallerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilen eylemin kasten yaralama suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir. İddianamede anlatılan ve kapsamı belirlenen olayın dışında bir fail yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması halinde gerekli görülürse her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilecektir.
    Nitekim Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 gün ve 1510-331; 18.02.2014 gün ve 274-78; 16.04.2013 gün ve 1307-151 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında; Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 28.03.2006 gün ve 3640-2039 sayılı iddianamesinde; suç adı "kamu görevlisine karşı müessir fiil", sevk maddeleri "TCK"nun 86/1, 86/3-c" olarak gösterilmiş olup, CMK"nun 225. maddesine göre hükmün iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verileceği, mahkemenin, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı olmadığı göz önüne alındığında iddianamedeki "Olay günü sanık ..."ın bir bayana sarkıntılık etmesinden dolayı görevli polis memurları ... ve Cahit Kızılbulak tarafından kovalanmak sureti ile yakalanmak istendiği, bu kovalamaca esnasında çıkmaz bir sokağa giren sanığın dönüp polis memurlarına saldırdığı ve çarparak yere düşmesine sebebiyet verdiği, mağdurun üzerine basarak raporunda yazılı olduğu gibi yaralanmasına sebebiyet verdiği, sanığın daha başka görevliler tarafından yakalandığı" şeklindeki anlatımın gerek kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama, gerekse görevi yaptırmamak için direnme suçlarını kapsadığı, eylemin görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğunun kabulü halinde, usulüne uygun olarak ek savunma imkânı sağlanıp, buna göre hüküm kurulmasının mümkün olduğu kabul edilmelidir.
    Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarının unsurları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
    Uyuşmazlık konusuyla ilgili tartışılması gereken kasten yaralama suçu TCK’nun 86. maddesinde;
    “(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur
    (3) Kasten yaralama suçunun;
    a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
    b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
    c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
    d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
    e) Silâhla,
    İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
    Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılmış, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır.
    Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında tereddüt bulunmayıp, bu sonucu doğurmaya elverişli olan tüm hareketlerle, kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür.
    5237 sayılı TCK’nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünde, “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” başlığı ile düzenlenen 265. maddesi;
    “(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
    (3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
    (4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
    (5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” şeklindedir. Seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenen bu suçun oluşabilmesi için; kamu görevlisine, yerine getirdiği görevini yaptırmamak amacıyla cebir veya tehdit veyahut her ikisinin birden kullanılması gerekir.
    Bu suçla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup, bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesi dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 765 sayılı TCK’nun yürürlüğü sırasında Ceza Genel Kurulunun 26.11.2002 gün ve 279-406 sayılı kararında; “Bu suç ile korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almaktır” denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, 2. bası, 5. cilt, Ankara, 2014, s.7645; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan –Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 2. bası, 6. cilt, Ankara, 2014, s.7956-7957)
    TCK"nun 265/5. maddesinde, görevi yaptırmamak için direnme suçunun cebir kullanarak işlenmesi durumunda içtima kuralının ne şekilde uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu hükme göre, suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bu nedenle burada kullanılacak cebrin derecesi önem kazanmakta olup, kullanılan cebir TCK"nun 86. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçunun derecesini aşmaz ise fail sadece kamu görevlisine görevini yaptırmamak için direnme suçundan cezalandırılacak, buna karşın kullanılan cebir sonucu TCK"nun 87. maddesinde düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, fail hem görevi yaptırmamak için direnme hem de neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sorumlu olacaktır. (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 11. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, s. 1129; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, age, syf 8000-8001)
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    05.03.2006 günü, kavga olduğu bildirilen yere gelen görevli polis memurlarını gören ve yapılan uyarıya rağmen kaçmaya başlayan sanığın, kendisini yakalamak isteyen katılan polis memurunu yumruk atıp yere düşürmek ve eline basmak suretiyle, TCK"nun 86/1. maddesi kapsamında, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı olayda; sanığın kendisini yakalamak isteyen katılan polis memurunu görevini yapmasını engellemek amacıyla yaraladığı anlaşıldığından, katılanın yaralanmasının niteliği de gözetildiğinde, sanığın eyleminin bir bütün olarak TCK’nun 265/1. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu ve iddianamede sanığın eyleminin görevi yaptırmamak için direnme suçunu da kapsayacak şekilde anlatılması nedeniyle, sanığa ek savunma hakkı verilmek suretiyle bu suçtan hüküm kurulması gerektiği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, isabetli bulunmayan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Adana 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.10.2012 gün ve 496-981 sayılı direnme hükmünün, sanığın eyleminin görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.11.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.




    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi