Ceza Genel Kurulu 2014/837 E. , 2016/410 K.
"İçtihat Metni"Yargıtay Dairesi 9. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 14.11.2013
Sayısı : 280-410
Temyiz Edenler : Katılan vekili, Cumhuriyet savcısı
Hırsızlık, işyeri dokunulmazlığının ihlali ve kamu malına zarar verme suçlarından sanıklar ... ve ..."nın beraatlerine ilişkin, Çankırı (kapatılan) 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.03.2010 gün ve 183-93 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.02.2013 gün ve 7430-2018 sayı ile;
"Sanıkların hırsızlık yapmak amacıyla Küçük Sanayi Sitesinde bulunan PTT şubesinin arka kısmının cam korkuluk demirini kesip, camı kırmak suretiyle içeriye girdikleri fakat hırsızlığa değer bir şey bulamadıklarından dolayı bir şey alamadan olay yerinden uzaklaştıkları, soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ikrara dayalı ifadeleri ile sübuta erdiği gözetilmeden, atılı suçlardan mahkûmiyetleri yerine "yargılama aşamasında suçları kabul etmedikleri" gerekçesine dayanılarak beraatlerine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Çankırı 1. Asliye Ceza Mahkemesi ise 14.11.2013 gün 280-410 sayı ile;
"Sanıkların yargılama sürecindeki beyanlarında ikrarları bulunmamakta olup, CMK"nun 148/4. maddesinde hazırlık soruşturması aşamasında ve kollukta müdafii hazır olmaksızın alınan şüpheli ve sanık ifadelerinin mahkeme önünde doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı açıkça ifade edilmektedir. Bu maddedeki düzenlemeden hareketle, hazırlık soruşturması aşamasında müdafiinin katılımı ile alınan ifade hükme esas alınabilecek, dayanılabilecek ifadedir. Bu ifadenin mahkeme önünde doğrulanması gerekliliği konusu ise uluslararası sözleşmeler ve savunma hakkının etkin kullanımına yönelik kurallar gözetilerek değerlendirilmelidir.
Hazırlık soruşturması aşamasında müdafiinin sadece ifade sırasında hazır bulundurulması hukuki yardımın etkin sağlanması anlamını taşımaz. Alınan ifade sırasında hazır bulunan kişiler yer almaksızın şüpheli ve sanığın müdafiisi ile yeterli sürede görüşerek hukuki yardım ortamının oluşturulması, ayrıca müdafiiye de hukuki yardımı sağlayabilecek zaman ve ortamın yaratılması gerekmektedir. Tüm bunlar sağlanıp savunma hakkının etkin kullanımına yönelik koşullar oluşturulduktan ve şüphelinin savunma hakkını bu şekilde kullandıktan sonra hazırlık aşamasındaki müdafii huzurunda alınan ifadesi hükme esas alınabilir. İHAM"ın bir çok kararında hatta Öcalan/Türkiye kararında da belirtildiği üzere hazırlık aşamasında sadece ifade sırasında avukatın hazır bulundurulması yeterli olmayıp, soruşturma sürecinin İHAS hükümlerine uygun olarak yürütülebilmesi için ifade öncesinde savunmana hukuki yardım konusunda makul ve yeterli zaman tanınması, ayrıca savunman ile şüphelinin bir başkası hazır olmaksızın yeterli şekilde hukuki yardımın gerçekleşeceği ortam içerisinde bulunmaları, bundan sonra ifadenin alınması ve hakkın bu şekilde kullanılması gerekmektedir.
Somut olayda her ne kadar Yargıtay kararında hazırlık soruşturması aşamasında ikrarın müdafii huzurunda gerçekleştiği, bu nedenle mahkeme önünde doğrulanmasa da bu ikrara itibar edilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, Yargıtayın bu kararı İHAM"ın yukarıda belirtilen kararları ile uyum içerisinde değildir ve somut olayda dosya içeriğinden ifade alınma öncesinde hukuki yardım ortamının yaratılmadığı, yaratıldığının da kesin olarak sabit olmadığı" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.12.2014 gün ve 40578 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında hırsızlık, işyeri dokunulmazlığının ihlali ve kamu malına zarar verme suçlarının sübutuna ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, yerel mahkeme kararının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi;
a)Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,
b)Bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak,
c)Bozma sonrasında yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak,
d)İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak,
Suretiyle verilen hüküm, özde direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi durumunda ise incelemenin Yargıtay"ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece, "sanıkların tüm aşamalarda suçlamaları kabul etmedikleri, polis memurları tarafından GBT kayıtlarının incelenmesi sonucu getirildikleri Çankırı Emniyet Müdürlüğü Asayiş Müdürlüğünde yapılan sorguları sırasında, daha önce failleri tespit edilemeyen ve daimi aramaya alınan soruşturma dosyalarındaki hırsızlık olaylarını .... ve .... isimli şahıslar ile birlikte gerçekleştirdiklerini beyan ettikleri, ancak söz konusu olaylarla ilgili elde edilen parmak izi inceleme sonuçları ve DNA analizlerinin hiçbirinin sanıklarla irtibatlandırılamadığı, yargılama aşamasında sanıkların suçlamaları kabul etmedikleri, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair cezalandırılmalarına yetecek her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmediği" şeklindeki gerekçeyle sanıkların beraatlerine hükmolunduğu, hükümlerin katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece; "sanıkların soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ikrara dayalı ifadeleri ile atılı suçların sübuta erdiği gözetilmeden, mahkûmiyetleri yerine yargılama aşamasında suçları kabul etmedikleri gerekçesine dayanılarak beraatlerine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulduğu,
Sanıkların soruşturma aşamasındaki ikrarları ilk hükümde tartışılmadığı halde bozmadan sonra yerel mahkemece "soruşturma aşamasında müdafiin sadece ifade sırasında hazır bulundurulmasının hukuki yardımın etkin sağlandığı anlamına gelmeyeceği, ifadeden önce şüpheli ve müdafiine hukuki yardım için uygun zaman ve ortamın yaratılması gerektiği, savunma hakkının etkin kullanımına yönelik koşullar oluşturulduktan ve şüphelinin savunma hakkını bu şekilde kullanmasından sonra soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinin hükme esas alınabileceği, dosya içeriğinden soruşturma aşamasında ifadelerinin alınması öncesinde sanıklara hukuki yardım ortamının yaratıldığının kesin olarak sabit olmadığı" şeklindeki yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı niteliğinde olmayıp, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurulmuş olması nedeniyle yeni hüküm niteliğindedir. Özel Daire denetiminden geçmemiş olan bu yeni hükmün, doğrudan ve ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenmesi mümkün olmadığından, dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Çankırı 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.11.2013 gün ve 280-410 sayılı karar yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.11.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.