
Esas No: 2016/830
Karar No: 2016/412
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/830 Esas 2016/412 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 20. Ceza Dairesi
Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçundan sanık ..."in beraatine ilişkin, Bodrum 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.03.2010 gün ve 347-219 sayılı hükmün katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza Dairesince 26.01.2016 gün ve 14425-346 sayı ile;
"5237 sayılı TCK"nın 186. maddesinde düzenlenen suçtan, doğrudan zarar görmeyen ve dolayısı ile kamu davasına katılma hakkı bulunmayan ..."nın davaya katılmasına karar verilmesi hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceğinden, temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanun"un 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan CMUK"nın 317. maddesi uyarınca reddine" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.02.2016 gün ve 148613 sayı ile;
“...bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CYY’nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen koşulun gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir yasada, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Yasasının davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Yasasının 18. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Yasasının 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları halinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel yasa hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda, belirtilen kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır.
5237 sayılı TCK"nun bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaç ticareti başlıklı 186. maddesine göre, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş, değiştirilmiş her türlü yenilecek veya içecek şeylerin ve ilaçların satılması, tedarik edilmesi veya bulundurulması suç olarak tanımlanmıştır.
Bu suçla ilgili korunun hukuki yarar, kamunun sağlığının korunmasıdır. Bu şekilde, toplumda yaşayan bireylerin hayatı ve sağlığına zarar verebilecek gıda ve ilaçların satılmasının engellenmesi amaçlanmaktadır.
Bu suçun mağduru toplumda yaşayan tüm bireylerdir, kamudur.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, Milas Belediyesinin bünyesinde faaliyet gösteren Labranda Memba Suyu İşletme Müdürlüğünden su satın alan ve Labranda memba suyunun satış bayiisi olan ve Aksun Gıda San. Tic. Ltd. Şti. adı altında Labranda marka su satışı yapan sanık ..."in, kendi işyerinin hemen yanında bulunan sabit ve seyyar su tankerlerinden, boru düzeneği kurmak suretiyle boş damacanalara kaçak su dolumu yaptığı, sonrasında yapılan ihbar üzerine, Bodrum Sağlık Grup Başkanlığı görevlilerince yapılan denetimde sanığın, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde hijyen kurallarına aykırı kaçak damacana dolumu ve satışı yaptığının görevlilerce tespit edildiği şeklinde gerçekleşen eylemde,
17.02.2005 tarih ve 25730 sayılı Resim Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümleri, insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esasları düzenlemektedir. Bu yönetmelik çerçevesinde, halkın tüketimine sunulan içme-kullanma suyu denetim ve analiz işlemleri suyun kalitesinin denetimi Sağlık Bakanlığına aittir." Mevzuata uygunluk denetimi amacıyla alınacak su numuneleri Müdürlükçe alınır. Alınan su numunelerinin analizleri Kurumca yetki verilen laboratuvarlarda yaptırılır. Kurumca yapılacak veya yaptırılacak her türlü tetkik ve tahlil bedeli ilgili mahalli idarece karşılanır. Belediyelerce ödenecek tetkik ve tahlil bedelleri, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına belediyelerce tahakkuk ettirilecek su kullanım bedellerinden mahsup edilir ve buna ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir." şeklindeki hükümler çerçevesinde, denetim yetkisi Sağlık Bakanlığı adına Bodrum Sağlık Grup Başkanlığına aittir. Söz konusu denetim görevlerini yerine getirmemesi ya da kusurlu olarak icra etmesi durumunda tazminat sorumluluğunun bulunduğu göz önüne alındığında, Sağlık Bakanlığının suçtan doğrudan zarar görme sıfatına haiz olduğu kabul edilmelidir.
Bunun dışında, Milas Belediyesinin bünyesinde faaliyet gösteren Labranda Memba Suyu İşletme müdürlüğünden alınan damacanaların, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde hijyen kurallarına aykırı biçimde doldurularak satışının yapılmasında Milas Belediyesi doğrudan zarar görmektedir.
Bunun dışında 17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca, Kurumca yapılacak veya yaptırılacak her türlü tetkik ve tahlil bedeli ilgili mahalli idarece karşılanır. Belediyelerce ödenecek tetkik ve tahlil bedelleri, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına belediyelerce, tahakkuk ettirilecek su kullanım bedellerinden mahsup edilir" şeklinde düzenleme karşısında Milas Belediyesinin suçtan doğrudan zarar gördüğü konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Bu durumun aksini kabul etmek, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesinin zorlaştıracağı ve buna ilişkin yapılan yasal mevzuatın hukuken takibi mümkün olmayacak ve hukuki keyfiyet ve başıboşluk yaratılacaktır.
Her ne kadar suçun mağduru kamu olarak görülmekte ise de, suç ile korunan hukuki yarar, bireylerin ve dolayısıyla toplum nezdinde sağlıklı bir şekilde kaynak ve içme suyu üretilmesi ve tüketimini sağlamak olduğunun kabul edilmesi karşısında, Sağlık Bakanlığının adına Bodrum Sağlık Grup Başkanlığı ve Milas Belediyesinin suçtan zarar gören sıfatıyla davaya katılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.
Bu itibarla Muğla İl Sağlık Müdürlüğü adına Bodrum Sağlık Grup Başkanlığının davaya katılmasının sağlanması ve davaya katılan ... adına idare vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 26.01.2016 gün ve 2015/14425 Esas, 2016/346 Karar sayılı kararın kaldırılması ve hükmün esastan incelemesi gerektiği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 20. Ceza Dairesince 26.04.2016 gün ve 896-2453 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları ile mahalli idarelerin, bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçundan açılan kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın, katılan ... Belediyesine bağlı Labranda Memba Suyu İşletme Müdürlüğü bünyesinde üretilip, belediyeye ait damacanalarla satışı yapılan suların merkez bayii olarak ticarî faaliyet yürüttüğü, sanık hakkındaki ihbar üzerine iş yerinde denetleme yapan Bodrum Sağlık Grup Başkanlığı görevlilerinin, iş yeri duvarı delinerek, dışarıda bulunan depodan belediyenin damacanalarına kaçak olarak su dolumu yapıldığını tespit ettikleri, sanık hakkında bu eylemi nedeniyle bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçundan kamu davası açıldığı; yargılama sırasında Milas Belediye Başkanlığının “katılan” sıfatıyla duruşmalara kabulüne karar verildiği, yapılan yargılama sonunda; Sağlık Bakanlığı Muğla Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Laboratuvar Müdürlüğünün raporunda, sanığın kaçak olarak dolum yaptığı su numunesinin İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmeliğin Ek:2 Tablo 6"daki parametrelere uygun olduğunun belirlenmesi karşısında, sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmadığı gerekçesiyle beraatine hükmolunduğu, katılan vekilinin yasal süresi içerisinde temyiz talebinde bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Sanığın üzerine atılı 5237 sayılı TCK’nun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü bölümünde, “Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti” başlığı ile düzenlenen 186. maddesi;
“(1) Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş, değiştirilmiş her tür yenilecek veya içilecek şeyleri veya ilaçları satan, tedarik eden, bulunduran kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve binbeşyüz güne kadar adlî para cezası verilir.
(2) Bu suçun, resmi izne dayalı olarak yürütülen bir meslek ve sanatın icrası kapsamında işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.” şeklindedir.
Seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenen bu suçun oluşabilmesi için; failin, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş, değiştirilmiş her türlü yenilecek veya içilecek şeyleri veya ilaçları satması veya tedarik etmesi yahut bulundurması gerekmektedir.
Bu suçun hukukî konusu, herkesin, “yenilecek ve içilecek şeyler ve ilaçlar” yönünden, genel sağlığın korumasında çıkarının olmasına ilişkin kamusal yarardır. (Zeki Hafızoğulları – Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, Ankara, 2012, s. 83)
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “gıda maddeleri” kapsamında yer alan ve kamunun kullanımına sunulan suların üretimi, satışa arz edilmesi ve denetlenmesi hususunda yürürlükte bulunan mevzuatın incelenmesi, buna göre mahallî idareler ile Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının bu husustaki görev ve yetkilerinin hukuki niteliğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun “Şehir ve Kasabalar Hıfzıssıhhası” başlıklı on birinci kısmının, “İçilecek ve kullanılacak sular” başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 235. maddesi; “Hususi kanuna tevfikan belediyelerce idare edilen sularla işletilmesi şirketlere bırakılan suların sıhhi hususları Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin murakabesine tabidir.“ şeklindedir.
Aynı Kanunun 240. maddesinde de; “Umuma satılan menba suları mahalli belediyesinin sıhhi murakebesi altında bulunur. Bunlara ve bütün içme suları nakliyatına ait kapların vasıfları ve bu kablara doldurma ve sevkleri tarzı belediyelerce tayin olunur. Menbaların sahipleri veya müstecirleri menbaların ve su nakledenler suların televvüsten vikayesi için gösterilecek tedbirleri tatbika mecburdur.” biçiminde düzenleme mevcuttur.
5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun “Sularla İlgili Hükümler, Takviye Edici Gıdalar ve Özel Tıbbî Amaçlı Diyet Gıdalar" bölümünde “Sularla ilgili hükümler” başlığı altında düzenlenen 27. maddesi; “Herhangi bir katkı, aroma veya zenginleştirme amaçlı madde ilave edilen kaynak suları, içme suları, doğal mineralli sular ve yapay sodaların üretimi, ambalajlanması, satışı, ithalat ve ihracatına ilişkin esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Ancak; kaynak suları, içme suları, doğal mineralli sular ve tıbbi amaçlı suların üretimi, uygun şekilde ambalajlanması, satışı, ithalat ve ihracatına ilişkin usul ve esaslar ile içme-kullanma sularının teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu, kalite standartlarının sağlanması, kalite standartlarının izlenmesi ve denetimi ile ilgili usul ve esaslar Sağlık Bakanlığınca belirlenir. (Ek iki cümle: 2/1/2014 - 6514/53 md.) Bu esaslara uygunluk bakımından belediye veya il özel idarelerinin sorumluluğunda bulunan içme sularının Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından yapılacak veya yaptırılacak her türlü tetkik ve tahlil bedelleri ilgili belediye veya il özel idaresince karşılanır. Belediyelerce ödenecek tetkik ve tahlil bedelleri, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına belediyelerce tahakkuk ettirilecek su kullanım bedellerinden mahsup edilir” şeklindedir.
663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 26. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde, “Birey, toplum ve çevre sağlığını etkileyen ve genel sağlığı ilgilendiren her tür etkeni incelemek, teşhis etmek, değerlendirmek ve kontrol etmek üzere gerekli laboratuvar hizmetlerinin organizasyonunu sağlamak ve ulusal referans laboratuvarı kurmak ve işletmek, içme suları, biyosidal ürünler gibi görev alanına giren konularda tüketici güvenliği ile ilgili tedbirleri almak ve buna yönelik her türlü iş ve işlemi tesis etmek” Türkiye Halk Sağlığı Kurumunun görevleri arasında sayılmıştır.
Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler dayanak alınarak hazırlanan, 17.02.2005 tarih ve 25730 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik” hükümlerinin incelenmesinde ise;
Yönetmeliğin “Tanımlar” başlıklı 5. maddesinde yer alan ve uyuşmazlıkla bağlantılı olan kavramlardan;
“a) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,
d) Müdürlük:(Değişik ibare: RG-07.03.2013-28580) Halk Sağlığı Müdürlüğünü,
e) İnsani Tüketim Amaçlı Su: Orijinal haliyle ya da işlendikten sonra, dağıtım ağı, tanker, şişe veya kaplar ile tüketime sunulan içme, pişirme, gıda hazırlama ya da diğer evsel amaçlar için kullanılan bütün sular ile suyun kalitesinin, gıda maddesinin nihai halinin sağlığa uygunluğunu etkilemeyeceği durumlar haricinde insani tüketim amaçlı ürünlerin veya gıda maddelerinin imalatında, işlenmesinde, saklanmasında veya pazarlanmasında kullanılan bütün suları,
f) Kaynak Suyu: Jeolojik koşulları uygun jeolojik birimlerin içinde doğal olarak oluşan, bir veya daha fazla çıkış noktasından yeryüzüne kendiliğinden çıkan veya teknik usullerle çıkartılan ve bu Yönetmeliğin 36 ncı maddesinde izin verilenler dışında her hangi bir işleme tabi tutulmaksızın Ek-1"deki nitelikleri taşıyan, etiketleme gerekliliklerini karşılayan ve satış amacı ile ambalajlanarak piyasaya arz edilen yer altı sularını,
g) İçme Suyu: Jeolojik koşulları uygun jeolojik birimlerin içinde doğal olarak oluşan, bir çıkış noktasından sürekli akan veya teknik usullerle çıkarılan ve (Değişik ibare: RG-07.03.2013-28580) Kurumca uygun görülen dezenfeksiyon, filtrasyon, çöktürme, saflaştırma ve benzeri işlemler uygulanabilen ve parametre değerlerinin eksiltilmesi veya arttırılması suretiyle Ek-1’deki parametre değerleri elde edilen, etiketleme gerekliliklerini karşılayan ve satış amacı ile ambalajlanarak piyasaya arz edilen yer altı sularını,
h) İçme-Kullanma Suyu: Genel olarak içme, yemek yapma, temizlik ve diğer evsel amaçlar ile, gıda maddelerinin ve diğer insani tüketim amaçlı ürünlerin hazırlanması, işlenmesi, saklanması ve pazarlanması amacıyla kullanılan, orjinine bakılmaksızın, orijinal haliyle ya da arıtılmış olarak ister kaynağından isterse dağıtım ağından temin edilen ve Ek-1"deki parametre değerlerini sağlayan ve ticari amaçlı satışa arz edilmeyen suları...
j) Kurul: Kaynak suları ve içme sularını incelemek üzere her ilde (Değişik ibare:RG-07.03.2013-28580) Müdürlüğün teklifi ve Valiliğin onayı ile oluşturulan inceleme kurulunu...
t)(Ek:RG-07.03.2013-28580) Kurum: Türkiye Halk Sağlığı Kurumunu,
u)(Ek:RG-07.03.2013-28580) Mahalli idare: İçme-kullanma suyu temin edilmesinden sorumlu belediye veya il özel idaresini...” ifade ettikleri belirtilmiş,
Yönetmeliğin “İçme-Kullanma Suları” başlıklı ikinci kısmının “İçme-Kullanma Sularına Ait Hükümler" başlıklı birinci bölümündeki "İzleme, Dezenfeksiyon ve Analiz Özellikleri" başlıklı 10. maddesinde de; “...Halkın tüketimine sunulan içme-kullanma suyu denetim ve analiz işlemleri suyun kalitesinin denetimi niteliğindedir. Bu maddenin birinci fıkrası kapsamında mevzuata uygunluk denetimi amacıyla alınacak su numuneleri Müdürlükçe alınır. Alınan su numunelerinin analizleri Kurumca yetki verilen laboratuvarlarda yaptırılır. Kurumca yapılacak veya yaptırılacak her türlü tetkik ve tahlil bedeli ilgili mahalli idarece karşılanır. Belediyelerce ödenecek tetkik ve tahlil bedelleri, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına belediyelerce tahakkuk ettirilecek su kullanım bedellerinden mahsup edilir ve buna ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Bütün bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, topluma satışı yapılan içme ve kullanma sularının mevzuatta belirtilen koşullara uygunluğu açısından denetlenmesinde, Sağlık Bakanlığı ile mahallî idarelerin görev ve yetkilere birlikte sahip oldukları ve bu denetimlerin yerine getirilmesi açısından da hem topluma karşı, hem de faaliyetin etkin yürütülmesi açısından kurumlar arası yükümlülüklerinin bulunduğu, bu denetim görevinin ihmali durumunda görevlilerin, hukuki ve cezai sorumluluklarının olduğu açıktır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için "mağdur", "suçtan zarar gören" ve "malen sorumlu" kavramları ile "kamu davasına katılma" kurumu üzerinde de durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK"nun 237/1. maddesinde; “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler” hükmü ile kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup halinde belirtilmiştir. Bu düzenleme, 1412 sayılı CMUK"nun 365. maddesindeki; “Suçtan zarar gören herkes, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yolu ile katılabilir” hükmü ile benzerlik göstermekte ise de yeni hükme, önceki kanunda yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdur da eklenmek suretiyle, madde; öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada Cumhuriyet savcısının yanında yer almasına öğreti ve uygulamada “davaya katılma” veya “müdahale” denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi “katılan” ya da “müdahil” sıfatını almaktadır.
Gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda, gerekse 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununda kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı halinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin “suçtan zarar görmesi” şartı aranmış, ancak kanunda “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle konuya açıklık kazandırılırken öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, “mağdur”, “suçtan zarar gören” ve “malen sorumlu olan” kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir.
Malen sorumlu; işlenmiş olan suçun hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddî ve malî sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir.
Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de, bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (Mehmet Emin Artuk- Ahmet Gökcen – A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s.289; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.214-217; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.106-107; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2010, s.7702-7703)
Kamu davasına katılmak için aranan “suçtan zarar görme” kavramı kanunda açıkça tanımlanmamış, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 gün ve 155–80, 04.07.2006 gün ve 127–180, 22.10.2002 gün ve 234–366 ile 11.04.2000 gün ve 65–69 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edilmiştir.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak, bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CMK"nun davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 18. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları halinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel kanun hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda, belirtilen kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 gün ve 155-80, 22.10.2002 gün 234-366 ile 21.02.2012 gün 279–55 ve 15.04.2014 gün 599-190 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Diğer yandan, özel düzenleme olmadığı durumlarda, işlenen bir suç nedeniyle, o eylemin gerçekleşmesini engellemeye yönelik yükümlülüğün yerine getirilmesinde ihmal gösterildiği takdirde tüzel kişilerin veya diğer yetkililerinin cezaî ve hukukî sorumluluklarının doğması halinin, suçtan doğrudan zarar gördükleri anlamına gelmeyeceği, bu nedenle işlenen suç açısından ilgili tüzel kişiliklere veya yetkililere “mağdur” ya da “suçtan zarar gören” sıfatını kazandırmayacağı açıktır. Yine Ceza Genel Kurulunca 25.03.2003 gün ve 41-54 sayı ile “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılma, dolayısıyla verilen hüküm hakkında yasa yollarına başvurmanın olanaksız olduğu" şeklinde karar verilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın üzerine atılı 5237 sayılı TCK’nun 186. maddesinde düzenlenen bozulmuş veya
değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçunun niteliği ve hukukî konusu itibarıyla suçun mağdurunun toplum olması, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları ile mahalli idarelerin, satışa arz edilen ürünlerin denetimine ilişkin yükümlülüklerini ihmal etmeleri durumunda hukuki ve cezai yönden sorumluluklarının bulunmasının ve sanığın satış bayiliğini yaptığı Milas Belediyesi bünyesindeki Labranda Memba Suyu İşletme Müdürlüğünün uğraması olası ticari zarar, itibar zedelenmesi ve güven kaybının suçtan doğrudan doğruya zarar olarak gördükleri anlamına gelmeyeceği kabul edilmelidir.
Bu nedenlerle, bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçundan doğrudan zarar görmeyen ve kamu davasına katılmalarını özel olarak düzenleyen bir kanun hükmünün de bulunmaması nedeniyle bu suçtan açılan kamu davasına katılma hakkı bulunmayan Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşları ile mahalli idarelerin ve somut olayda Milas Belediye Başkanlığının kamu davasına katılma hak ve yetkisinin olmadığı, bu durumda yerel mahkemece yanılgılı biçimde verilen katılma kararı hukuki değerden yoksun olup hükmü temyiz etme hakkı vermeyeceği göz önüne alındığında, Özel Dairece verilen temyiz isteminin reddine ilişkin karar usul ve kanuna uygun olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle,
Bir Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; "Mahalli idarelerin davaya katılma haklarının bulunmadığı, ancak gıdaların sağlık yönünden denetlenmesinde görevli bulunan Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının suçtan doğrudan doğruya zarar gördükleri, bu nedenle somut olayda Bodrum Sağlık Grup Başkanlığı davadan haberdar edilerek hükmü temyiz etmesi halinde davanın esasının incelenmesi ve bu açıdan itirazın değişik gerekçe ile kabul edilmesi gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.11.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.