Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 13.Hukuk Dairesince ;
“Davacı, dava dışı borçlular aleyhine BK. 105. maddesi gereği uğradığı munzam zararın tahsili için Ankara 5.Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığını, mahkemece yapılan yargılama sonunda bilirkişi tarafından hazırlanan rapor esas alınarak karar verildiğini, oysa alınan bilirkişi raporunun 13.Hukuk Dairesinin yerleşmiş ilke kararlarına aykırı olduğu için itiraz ettiğini, ancak 5.Asliye Hukuk Mahkemesi Hakiminin bu itirazlarını değerlendirmediğini, temyiz edilen ve karar düzeltme yoluna gidildiğinde taleplerinin gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini belirterek karar nedeniyle oluşan zarardan 1.000,00TL.nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davaya karşı cevap vermemiştir.
HUMK. 573-576 maddeleri gereğince, davaya bakan hakim bu görevinin ifası sırasında kasıt veya ağır ihmaliyle taraflardan birisinin zarar görmesine neden olmuşsa, bu hakim aleyhine tazminat davası açılabilir.
Hakim aleyhine dava açılabilmesi için hakimin davacıya karşı düşmanlığı veya karşı tarafla dostluğu nedeniyle davacı aleyhine kasten adalete ve yasalara aykırı karar verdiğinin tevil ve tefsire ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve kesin olması, davacının karardan dolayı zarar görmesi ve hakimin davranışı ile zarar arasında illiyet bağının olması, bu hususları davacının kanıtlaması gerekir.
Dava dilekçesine ekli Ankara 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/61 – 2007/410 sayılı kararında davacı tarafından açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine dairemizin 19.06.2008 tarih ve 2008/671 – 8660 sayılı kararı ile her iki tarafın temyiz itirazları reddedilerek hüküm onanmış karar düzeltme talebi de reddedilerek kesinleşmiştir.
Yapılan bu açıklamalar gözetildiğinde, davalı Hakimin kasıtlı karar verdiği, kanunun açık hükmünü ihlal ettiği iddiası davacı tarafça kanıtlanmadığı gibi verilen kararda takdir hakkının kullanılması ve yargı yetkisinin içinde kaldığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi, HUMK. 576/2 maddesi gereği davalı hakim lehine takdiren 1.000,00TL. tazminata hükmedilmesi gerekmiştir.”
Gerekçesiyle;
“HÜKÜM :
1-Sabit olmayan davanın reddine,
2-Dava sabit olmadığından HUMK. 576/2 maddesi uyarınca takdiren 600,00TL. para cezasının davacıdan tahsiline;
3-Dava sabit olmadığından HUMK. 576/2 maddesi hükmü uyarınca resen takdir edilen 1.000,00TL.nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine;
4-Hükmolunan tazminat miktarı da gözetilerek alınması gereken 59.04 TL. harçtan peşin alınan 17.15TL. harcın mahsubu ile kalan 42.00TL. harcın davalıdan alınmasına; hazineye gelir kaydına;
Davacının yaptığı masrafların üzerinde bırakılmasına”
dair oybirliği ile verilen 13.04.2010 gün ve 2010/1-1 sayılı kararın davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine kararın süresinde temyiz edildiğinin anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin hükmüne yönelik temyiz dilekçesi incelendi:
Dava, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 573 ve devamı maddelerine dayalı hakim aleyhine tazminat istemine ilişkindir.
Davacının istediği tazminat miktarı 1.000 TL olup; ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Özel Dairece bu talep reddedilmiş ve HUMK.’nun 576/2 maddesi uyarınca takdiren 600,00TL. para cezasının davacıdan tahsiline ve yine aynı madde gereğince resen takdir edilen 1.000,00TL.nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
İşin esasının görüşülmesine geçilmezden evvel kararın açıklanan niteliği itibariyle temyiz kesinlik sınırının üzerinde olup olmadığı ön sorun olarak ele alınıp, tartışılmıştır.
14 Temmuz 2010 günü yapılan ilk görüşmede davalı aleyhine HUMK’nun 576/2 maddesi gereğince resen hükmedilen 600,00 TL para cezasının talep olsun olmasın yasada öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde resen hükmedileceği düzenlenmiş olduğundan dava değeri kapsamında yer almadığı, bu nedenle de temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde dava değerine dahil kabul edilemeyeceği, oybirliği ile kabul edilmiştir.
Ne var ki, talep olunup reddedilen 1.000 TL tazminat ile yine HUMK’nun 576/2 maddesi gereğince hakim lehine resen –talep olsun olmasın- hükmedilen 1.000 TL tazminat miktarının temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde birlikte değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, eş söyleyişle hakim lehine hükmedilen tazminatın dava değerine dahil kabul edilip edilmeyeceği konusunda karar nisabı sağlanamadığından 22 Eylül 2010 tarihinde ikinci görüşmesi yapılmıştır.
Yapılan ikinci görüşmede 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 573 ve devamı maddelerinde düzenlenen sorumluluğa ilişkin hükümlerin istisnai ve kendine özgü kurallar olup, 576/2 maddesinde de talep olsun olmasın hakim lehine hükmedilecek tazminatın niteliği itibariyle dava değeri içerisinde yer almadığı, dolayısıyla temyiz kesinlik sınırının hesabında nazara alınamayacağı, gerek bu miktarın gerekse dava değerinin ayrı ayrı ele alınması gerektiği oyçokluğu ile karar altına alınmıştır.
Buna göre; davanın değeri (müddeabihi) 1.000 TL olup; Özel Dairenin karar tarihi 13.04.2010’dur.
21.7.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.7.2004 tarih ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”; yürürlük tarihinden sonra Mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427/2. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL. olarak değiştirmiş, sonraki yıllarda 5219 ve 5236 sayılı Kanunlarda öngörülen katsayılar çerçevesinde miktarlar giderek artmıştır.
Özel Dairece ilk derece mahkemesiyle kararının verildiği 13.04.2010 tarihinde ise temyiz (kesinlik) sınırı 1.430,00 TL.’dir.
Somut olayda; davacı aleyhine yasa gereği hükmedilen 600,00 TL para cezası ve 1.000,00 TL hakim lehine tazminat miktarları müddeabihe (dava değerine) dahil olmadığından ve davacı yanca talep edilip reddedilen tazminat miktarı 1.000,00 TL olup; yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğundan, anılan karara karşı temyiz yoluna gidilmesi, miktar itibariyle mümkün değildir.
Hal böyle olunca, davacının temyiz dilekçesinin reddi gerekir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenle davacının temyiz dilekçesinin REDDİNE, istek halinde temyiz ilam harcının iadesine, 22.09.2010 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.