Hukuk Genel Kurulu 2017/1938 E. , 2019/378 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki "boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kayseri 1. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 29.01.2014 tarih ve 2013/964 E., 2014/79 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.11.2014 tarih ve 2014/5988 E,. 2014/21963 K. sayılı kararı ile;
"...Toplanan delillerden, boşanmaya sebep olan olaylarda, mahkemece de sabit kabul edilip davalı (koca)"ya yüklenen kusurların yanında ayrıca, eşini evden kovup sonrasında da eşyalarını da götürerek onu istemediğini söylediği, davacı (kadın)"ın ise, eski olayları gündeme getirip sık sık tartışma çıkardığı ve eşinden boşanacağını söylediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre davalı (koca)"nın boşanmaya sebep olan olaylarda davacı (kadın)"a nazaran daha ağır kusurlu bulunduğu ve kocanın eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Durum böyle iken, mahkemece tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı kadının maddi (TMK md. 174/1) ve manevi (TMK md. 174/2) tazminat taleplerinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir..."
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava evlilik birliğinin sarsılması hukuksal nedenine dayalı (TMK m. 166/1) boşanma istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalının müvekkiline devamlı hakaret ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, eğlence mekanlarına giderek ailesini ihmal ettiğini, müvekkilini ailesiyle görüştürmediğini, başka kadınlardan bahsedip müvekkilini artık istemediğini her fırsatta dile getirdiğini, davalının sorumsuz davranışları olduğunu ve 200.000,00TL borcun altına girdiğini icra takibi ile öğrendiğini, bayram ziyareti için ailesinin yanına giden müvekkilinin geri dönmeyi düşündüğünü ancak bir gece yarısı davalının, eşinin bütün giysilerini ve özel eşyalarını ablasının kapısına atıp, müşterek çocuğu da alıp gitmesi üzerine müvekkilinin artık evliliğin düzelmeyeceğini anladığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetin müvekkiline tevdiini, müşterek çocuklar için (Burçin ve Sevimgül) 300"er TL tedbir ve iştirak, müvekkili yararına 500,00TL tedbir ve yoksulluk nafakasının, 50.000,00TL maddi, 50.000,00TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili iddiaların gerçeği yansıtmadığını, taraflar arasında boşanmayı gerektirir bir sebep bulunmadığını, müvekkilinin arkadaşına kefil olduğunu ve aile içinde bu sebeple sıkıntı yaşanması üzerine davacının rahatlaması için kefil olunan kişi tarafından davacıya bir ev ve otomobilin verildiğini, davacının bayram ziyareti için Kayseri"ye müşterek çocuklarla gittiğini ancak geri dönmediğini belirterek davanın reddini savunmuş, aksi hâlde velayetin müvekkiline tevdii olunarak 60.000,00TL maddi, 70.000,00TL manevi tazminatın faizi ile davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece ilk kararda, tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanmalarına, velayet hakkının davalı babaya tevdiine, davacı tarafın tazminat ve nafaka talebi olmadığından bu konularda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece velayet konusunda eksik inceleme ile karar verildiğinden, tazminatlar ve nafakalar konusunda ise kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratıldığından bahisle oy çokluğu ile bozma kararı verilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, davalı erkeğin ailenin ekonomik düzeyini iyi yönetemediği, etrafa bütçeyi sarsacak şekilde aşırı borçlandığı, bu yüzden kusurlu olduğu, kadının ise borcun kefillik ile çözülmesine rağmen bu olayı sürekli gündeme getirip tartışma yarattığı, Ramazan ziyareti nedeni ile ailesine gittiği ve bir daha müşterek haneye dönmediği, bu suretle boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, velayet hakkının davalı babaya tevdiine, tarafların maddi ve manevi tazminat talebinin reddine, davacı kadın yararına 250,00TL tedbir ve yoksulluk nafakasına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçeyle bozulmuştur.
Mahkemece, davacı kadının memleketine Ramazan ziyareti nedeni ile gittiği, dönmeyeceğini eşine bildirmesi üzerine eşinin ona ait şahsi kıyafetleri bavulla birlikte getirip ortak çocuğu da alarak gittiği, ayrılığın bu şekilde gerçekleştiği, kadının kocasına telefon ederek çocuğu almasını istemesi, eve dönmeyeceğini bildirmesi, geldikten sonra da hiç bir zorluk çıkarmaksızın çocuğu ona teslim etmesi karşısında kocanın iddialarının oluşa uygun olduğu ve itibar edilmesi gerektiği belirtilerek önceki gerekçelerle tarafların eşit kusurlu olduğu yönünde direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2 ) taleplerinin reddinin doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi;
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir.
Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş bir çok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı tanımıştır.
Öte yandan, boşanmanın dayandığı temel ilkelerden biri "kusur" ilkesidir. TMK"nın 166/1. maddesi uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu taktirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1.) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir. Diğer bir ifadeyle, boşanma davasını açmak hakkı, kusursuz ya da az, eşit veya fazla kusurlu eşindir.
Hemen belirtmek gerekir ki, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mali olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biridir.
Kusur ilkesi Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 174. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından da önemli bir role sahiptir.
Nitekim, 4721 sayılı TMK"nın 174. maddesi;
"Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." düzenlemesini içermektedir.
Maddenin anlatımından da anlaşılacağı üzere maddi tazminat istenebilmesi, tazminat isteyenin kusursuz veya daha az kusurlu olması, tazminat istenenin kusurlu olması yanında bir zarar ile nedensellik bağı ve hukuka aykırılık unsurlarının gerçekleşmesine bağlıdır. Buna göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenmiş olan eş, kusursuz veya az kusurlu ise maddi tazminata hükmedilebilir.
Maddi tazminat yanında manevi tazminat istenebilmesi için de kusura ilişkin bir kısım koşulların varlığı gerekmektedir. Şöyle ki; kusurlu taraftan uygun bir manevi tazminat istenebilmesi için boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerektiği açıktır.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; tarafların 02.09.1991 tarihinde evlendiği, eldeki boşanma davasının 07.09.2011 tarihinde davacı kadın tarafından açıldığı, mahkemece evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma davasının kabul edildiği, kararın sadece davacı (kadın) vekili tarafından "kusur belirlemesi ve reddedilen tazminatlar" yönünden temyize konu edildiği, Özel Daire tarafından da temyiz edilen yönlere hasren bozma kararı verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla somut olayda "boşanma kararı" kesinleşmiştir. Bu noktada hemen belirtilmelidir ki, her dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilir. Dolayısıyla boşanma kararının kesinleşmesinden sonraki bir tarihte beliren ve davacının temyiz aşamasında ileri sürdüğü "sadakat yükümlülüğüne aykırı davranma" vakıasının değerlendirilmesi ve hükme esas alınması bu davada olanaklı değildir
Diğer yandan, toplanan deliller itibariyle, davalı erkeğin, aile birliğini ekonomik yönden sarsacak şekilde borçlandığı, bu şekilde birlik görevlerini yerine getirmediği, buna karşılık davacı kadının eşinin birine kefil olması sonucunda borçlanma hadisesini her fırsatta gündeme getirip tartışma çıkardığı, en son Gaziantep ilinde bulunan müşterek evden ayrılarak ablasının yanına Kayseri"ye gittiği ve geri dönmediği, bunun üzerine davalının davacının özel bir takım eşyalarını Kayseri"ye götürdüğü, anne yanında bulunan ortak çocuğun da okuluna devam etmesi amacıyla babasıyla birlikte müşterek haneye döndüğü, tarafların bu şekilde ayrıldığı belirlenmiştir.
Gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların birinin kusurunu diğerinden baskın kabul etmek mümkün değildir.
Bu itibarla, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Bu sebeple davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine dair mahkemece verilen direnme kararı yerindedir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.03.2019 tarihinde yapılan görüşmede oy birliğiyle karar verildi.