Taraflar arasındaki “Nüfus kaydının iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aydın 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 06.05.2009 gün ve 2008/471 E., 2009/302 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin 07.12.2009 gün ve 7899-11395 sayılı ilamı ile;
(...Davacı dava dilekçesinde Zülfikar adında bir çocuğu dünyaya gelmediği halde muhtarın beyanname vermesi sonucu kendi nüfusuna kayıt edildiğini bu yanlışlığın düzeltilmesini istemiş, mahkemece resmi sicil niteliğindeki nüfus kaydının iptalini gerektirir şekilde resmi ve yazılı delille dava kanıtlanamadığı, tanık anlatımları yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 7. maddesine göre resmi siciller ve senetlerle ilgili kayıtların doğru olmadığının ispatı, yasalarda başka türlü hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabii değildir. Somut olayda davacının iddiası tanıklar tarafından da teyit edilmiştir.
Mahkemece bu tanıkların beyanları yeterli görülmediği takdirde davacıdan başka tanıkları ve delilleri bulunup bulunmadığı sorulup delil ve tanık bildirilmesi halinde bunların da dinlenerek oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı, Zülfikar adında bir çocuğu olmadığı halde nüfus kaydında adı bulunduğunu ileri sürerek bu kaydın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı nüfus temsilcisi ise, iddianın ispatlanmasını istemiştir.
Yerel Mahkemece, davacı iddiasının resmi sicil niteliğindeki nüfus kaydının iptalini gerektirir derecede resmi ve yazılı delille ispatlanamadığı, iddia sebebi ve tanık anlatımlarının yeterli olmadığı gerekçesi ile davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, özel Dairece yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuş, yerel mahkeme aynı gerekçe ile kararında direnmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık davanın ispatı noktasındadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun“Resmi Belgelerle İspat” başlıklı 7.maddesinde;
“Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.
Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir.”
Hükmü yer almaktadır.
Eldeki dava nüfus kaydının iptali istemli olup, yasalarda aksine bir hüküm yer almamakla, bu açık hüküm karşısında somut olaydaki mevcut iddia her türlü delil ile kanıtlanabilir.
Aynı hususa işaret eden bozma ilamının birinci paragrafı bu nedenle Hukuk Genel Kurulunca da uygun bulunmuştur.
Ne var ki, bozma ilamının ilk paragrafındaki bu tespite karşın ikinci paragrafında bununla çelişki oluşturacak biçimde “…Mahkemece bu tanıkların beyanları yeterli görülmediği takdirde davacıdan başka tanıkları ve delilleri bulunup bulunmadığı sorulup delil ve tanık bildirilmesi halinde bunların da dinlenerek oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekir…” ifadelerine yer verilmiştir.
Gerek iddiayı doğrulayan tanık beyanları gerekse davacının nüfus kaydında adı bulunan aynı anneden doğan iki çocuk arasındaki 4 ay 24 günlük tıbben mümkün olamayan fark nazara alındığında, davacı iddiasını ispatlamış olup; yeniden araştırma yapılmasını gerektirir bir yön bulunmamaktadır.
Bu nedenle, dosya kapsamı ve bozmanın ilk paragrafı ile çelişki yaratan ikinci paragrafının bozma metninden çıkarılması gerekmiştir.
Hal böyle olunca; bozma kararının ilk paragrafında ve yukarıda açıklanan nedenlerle ispatlanan davanın kabulüne karar vermek gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, Özel Daire bozma kararının 2.paragrafında yer alan “…Mahkemece bu tanıkların beyanları yeterli görülmediği takdirde davacıdan başka tanıkları ve delilleri bulunup bulunmadığı sorulup delil ve tanık bildirilmesi halinde bunların da dinlenerek oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekir” ibarelerinin metinden çıkarılarak, direnme kararının bozma ilamının birinci paragrafında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 22.09.2010 gününde, oybirliği ile karar verildi.