Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2015/2668
Karar No: 2019/385
Karar Tarihi: 02.04.2019

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/2668 Esas 2019/385 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2015/2668 E.  ,  2019/385 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


    Taraflar arasındaki “itibari hizmet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 19. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 08.10.2013 tarihli ve 2013/137 E., 2013/876 K. sayılı karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 14.04.2014 tarihli ve 2014/2391 E., 2014/7784 K. sayılı kararı ile:
    "…1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine
    2-) Dava; davacının 25/10/2000-01/10/2008 tarihleri arası ait itibari hizmet süresinin tespiti ve bu sürelerin sigortalılık süresine eklenmesi istemine ilişkindir.
    Dairemizin 14/11/2012 tarih ve 2012/16716 -19931 E.K. Sayılı bozma ilamı üzerine;
    Mahkemece; davanın kısmen kabulüyle,
    a-) davacının Eskişehir Makine Fabrikasında çalışmış olduğu süre ile ilgili olarak talebinin reddine,
    b-) davacının Kırşehir Şeker Fabrikasında çalışmış olduğu 26/09/2003-18/12/2003 arası 83 günlük, 20/09/2004-14/12/2004 arası 85 günlük, 19/09/2005-30/12/2005 arası 102 günlük, 02/10/2006-17/12/2006 arası 76 günlük , 28/09/2007-26/11/2007 arası 59 günlük çalışmasının 506 Sayılı Kanunun Ek 5. Maddesi kapsamında kaldığının tespitine karar verilmiştir.
    Davanın, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Yasa’nın Geçici 7. maddesi hükmünde “bu Kanun’un yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” hükmü ve genel olarak yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın Ek 5. maddesidir.
    Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacı adına 25/10/2000-15/05/2003 tarihleri arası Eskişehir Makine Fabrikasından, 15/05/2003-2008/10. aylar arası Kırşehir Şeker Fabrikalarından bildirim yapıldığı, bozma öncesi Kırşehir Şeker Fabrikasında, bozma sonrası Eskişehir Makine Fabrikasında keşif yapılıp bilirkişi raporları alındığı, her iki bilirkişi raporundada davacının olumsuz sağlık koşullarına maruz kaldığını ve itibari hizmet sürelerinden faydalanması gerektiği kanaatinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlık; davacının 506 sayılı Yasa"nın Ek-5. maddesinde yer alan itibari hizmet süresinden yararlanıp yararlanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Somut olayda;
    1-) Bilirkişi heyetinden bozma kararı doğrultusunda alınan raporda, davacının olumsuz koşullardan etkilendiği ve itibari hizmet süresinden faydalanması kanaatinin belirtildiği, her ne kadar mahkeme bilirkişi raporuyla bağlı değil ise de, taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olay teknik bilgiyi gerektiren bir husustur. Dolayısıyla gerektiğinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmadan,
    2-) Öte yandan hüküm altına alınan dönemler itibari hizmet süreleri olmayıp kampanya dönemi süreleridir. 506 sayılı Yasa"nın Ek-5. Maddesine göre itibari hizmet süresi işveren tarafından Kuruma bildirilen sigortalı çalışma gün sayısı üzerinden hesaplanır. Sigorta yılı 360 gün olup fiilen çalışılmış güne eklenecek itibari hizmet günü sayısının bulunmasında (Çalışılan gün sayısı x 0,25) formülü uygulanır. Dolayısıyla davacının çalıştığını gösteren ve hizmet döküm cetvelinde yer alan süreler nazara alınıp hesaplama yapılmadan kampanya dönemi diye adlandırılan süreler esas alınarak sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.…"
    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDENLER: Davacı vekili ve davalı ... vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava, itibari hizmet süresinin tespiti istemine ilişkindir.
    Davacı vekili; müvekkilinin Türkiye Şeker Fabrikası A.Ş.’nin Eskişehir ve Kırşehir’deki şeker fabrikalarında elektrik ve ölçü kontrol atölyeleri ile tüm bölümlerinde 16879183 sigorta sicil numarası ile 25.10.2000 tarihinden itibaren çalıştığını ve çalışmasının devam ettiğini, “Şeker Sanayisinde Çalışan” kişilerin 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihine kadar itibari hizmet süresinden yararlandırılmasının gerektiğini ileri sürerek müvekkilinin 25.10.2000 ile 01.10.2008 tarihleri arasında davalı iş yerinde daimi ve geçici kadro ile geçen sigorta primi ödenmiş çalışma süreleri yönünden itibari hizmet süresinden yararlandırılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı ... vekili; davaya konu olayda zamanaşımı süresinin dolduğunu, itibari hizmetten yararlandırılmak istenen dönemde 26/01 ve 40/01 nolu iş yerlerinden verilen aylık bildirgelerin kodlarının 1A ve 1E (ek) kodu ile verildiğini, 3395 sayılı Kanun’la 506 sayılı Kanun"un Ek 5. maddesine “şeker sanayisi” kavramının getirildiğini, ancak davacının itibari hizmet süresinden yararlanabilmek için kanunda belirtilen şekilde iş yeri ve iş koşulunun birlikte gerçekleşmesi gerektiğini belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
    Davalı ... Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü vekili; davacının yaptığı iş ve çalıştığı iş yeri koşulları bakımından itibari hizmet süresinden yararlandırılmasının mümkün olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, aksi kabul edilse bile bu haktan yararlanabilme süresinin üretim dönemi ile sınırlı olabileceğini ifade ederek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
    Mahkemece; Türkiye’deki davalıya bağlı tüm şeker farikalarının her yönüyle aynı özelliklere sahip olduğu, Ankara 19. İş Mahkemesince yaptırılan keşif sonucu düzenlenen 2010/389 ve 2010/412 Esas sayılı dosyalarda bulunan 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin IV nolu bendinde belirtilen çalışma koşullarının sadece kampanya dönemi ile sınırlı olduğuna ilişkin 21.05.2012 tarihli bilirkişi raporuna itibar edildiği, Kırşehir Mahkemesince talimat yoluyla alınan kampanya dönemi haricindeki dönemlerde de 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin IV nolu bendinde belirtilen çalışma koşullarının oluştuğunu belirten 10.01.2011 ve 03.10.2011 tarihli bilirkişi raporlarına itibar edilmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının 25.10.2000-26.11.2007 tarihleri arasında geçen kampanya dönemlerinde çalıştığı toplam 629 gün hizmeti için itibari hizmet süresinden yararlandırılması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
    Hükmün taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Özel Dairece 14.11.2012 tarihli bozma kararında davacının mahkemece kabul edilen sürenin bir kısmında Eskişehir Makina Fabrikasında çalıştığı anlaşılmasına rağmen bu fabrikanın şeker fabrikası olmadığı ve farklı çalışma koşullarına sahip olabileceği, itibari hizmet koşullarının bu fabrika yönünden bulunup bulunmadığının saptanabilmesi için bu fabrikada da keşif yapılması gerekirken mahkemece Ankara"da bulunan şeker fabrikasında yapılan keşif sonucunda bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, ayrıca bilirkişi raporunda davacının itibari hizmet kapsamında 1322 gün çalışması bulunduğunun tespit edilmesine rağmen, mahkemece herhangi bir gerekçe gösterilmeden ve bilirkişi tarafından belirlenen sürenin neden kabul edilmediği açıklanmadan davacının itibari hizmet kapsamındaki çalışma süresinin 629 gün olduğunun tespitine karar verilmesinin gerekçesiz hüküm oluşturduğu belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkemece; Özel Dairenin bozma kararına uyularak, yapılan yargılama sonucunda Eskişehir İş Mahkemesinden bilirkişi raporu alınıp, davacının 25.10.2000 ile 07.05.2003 tarihleri arasında Eskişehir Makine Fabrikasında çalışması nedeniyle Eskişehir Makine Fabrikasında çalışmış olduğu süre ile ilgili olarak açılan davanın reddine, Kırşehir Şeker Fabrikasında çalışmış olduğu dönemler yönünden ise Ankara"da bulunan şeker fabrikasında yapılan keşif sonucunda bilirkişi tarafından düzenlenen rapora itibar edilerek kampanya dönemi ile sınırlı olarak 26.09.2003-18.12.2003 tarihleri arası 83 günlük, 20.09.2004-14.12.2004 tarihleri arası 85 gün, 19.09.2005-30.12.2005 tarihleri arası 102 gün, 02.10.2006-17.12.2006 tarihleri arası 76 gün, 28.09.2007-26.11.2007 tarihleri arası 59 günlük çalışmasının 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin kapsamında olduğunun tespitine karar verilmiştir.
    Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
    Yerel mahkemece; davacının Eskişehir"de makine fabrikasında geçen çalışmalarının 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesi kapsamında değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Kırşehir"de geçen çalışmaları ile ilgili olarak ise çalışma süresinin tamamının 506 sayılı Kanun"un Ek 5. maddesi kapsamında olmadığı, sadece kısa kararda hüküm altına alınan sürelerdeki çalışmasının (kampanya dönemlerindeki) 506 sayılı Kanun"un Ek 5. maddesi kapsamında kalan çalışma niteliğinde olduğu, kısa kararda belirtilen sürenin 1/4"üne isabet eden itibari hizmet süresinin hesabının hükmün infazı sırasında mümkün bulunduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme kararı davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesinin gerekip gerekmediği buradan varılacak sonuca göre davacının 506 sayılı Sosyal Sigorta Kanunu"nun Ek 5. maddesindeki itibari hizmet süresinden yararlandırılması gereğine ilişkin koşulların oluşup oluşmadığının belirlenmesi için tekrar bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigorta Kanunu"nun Ek 5/IV maddesidir. Anılan maddeye göre, sigortalıların itibari hizmetten yararlanması için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Kanunun öngördüğü birinci koşul sigortalının fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışması, ikinci koşul ise; IV. bendin (1.2.3.4.) alt bentlerinde belirtildiği biçimde a) çelik, demir ve tunç döküm, b) zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit ve boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işleri, c) patlayıcı maddeler yapılması, d) kaynak işleri yapmasıdır. Başka bir anlatımla, IV. bendin alt bentlerinde belirtilen işleri yaparken fiziksel dış etkenlerin ve olumsuz çalışma koşullarının da olayda ayrıca gerçekleşmesi koşuldur.
    Davacının dava konusu dönemde iş yerindeki çalışmalarının bir kısmının, Eskişehir makine fabrikasında 25.10.2000 ile 07.05.2003 tarihleri arasında yardımcı işler bölümünde işçi olarak geçtiği, diğer kısmının ise Kırşehir Şeker Fabrikasında ise 07.05.2003 ile 15.06.2010 tarihleri arasında yardımcı işler bölümünde işçi olarak geçtiği anlaşılmaktadır. Davacının her iki fabrikada geçen çalışmaları yönünden mahkemece 506 sayılı Kanun"nun Ek 5/IV. maddesi kapsamında kabul veya ret kararı verilebilmesi için yeterli inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 266. maddesinde hâkimin bilirkişiye başvurması gereken hâller; çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâller olarak düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun"un 281. maddesinde mahkemenin bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da isteyebileceği ve gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği, ayrıca aynı Kanun"un 282 maddesinde de Hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği düzenlenmektedir. 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3’üncü maddesinde; "(1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir. (2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (4) Bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye devredemez. (5) Bilirkişi, görevi sebebiyle kendisine tevdi edilen bilgi ve belgelerin veya öğrendiği sırların gizliliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, bilirkişilik görevi sona erdikten sonra da devam eder. (6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez. (7) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır; ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir. (8) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile bu Sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamaz." şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
    Anılan yasal düzenlemelere göre; Mahkemece alınan bilirkişi raporları birbiriyle çelişse dahi hâkim bunlardan birine dayanarak karar verebileceği gibi hiçbirini hüküm kurmaya yeterli bulmaz ise yeniden bilirkişi raporu alabilecektir. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararında, çeşitli tarihlerde alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu söylemekle zımnen bu raporların hükme dayanak alınamayacağını kabul ettiği açıktır (Yargıtay HGK 03.02.2010 tarihli 2010/19-27 E., 2010/50 K sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir).
    Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; çalışmaların geçtiği iş yerlerindeki revizyon döneminde geçen çalışmaların 506 sayılı Kanun’un Ek 5/IV. maddesindeki itibari hizmet süresinden yararlandırılmasının gerekip gerekmediği konusunda raporlar arasındaki çelişki giderilmeden, çalışmanın geçmediği başka bir iş yerinde yapılan keşif sonucu alınan raporun hükme esas alınarak sonuca gidilmesi doğru değildir.
    Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    Diğer taraftan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 29.04.2010 yerine 09.06.2014 olarak gösterilmiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzenlenebilir bir hata olduğu kabul edildiğinden ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
    SONUÇ: Davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.04.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.




    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi