Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2015/536
Karar No: 2019/388
Karar Tarihi: 02.04.2019

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/536 Esas 2019/388 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2015/536 E.  ,  2019/388 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

    Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 13.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.02.2013 tarihli ve 2013/323 E., 2013/18 K. sayılı karar davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13.03.2014 tarihli ve 2013/8965 E.,2014/5705 K. sayılı kararı ile;
    (…Dava, 01.05.1999 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanan davacıya 16.06.2011 tarihinde Bağ-Kur"a tabi hizmetlerinin 875 gününün iptali edilmesi sonucu aylık bağlama koşullarını kaybettiği gerekçesiyle aylığı iptali edilip, 5510 sayılı Yasanın 96/a bendi gereğince 18.01.2001- 17.06.2011 arası yersiz ödenen 57.161,58 TL"den aylığın 01.02.2008 tarihinde tekrar bağlanması sonucu davacının birikmiş aylık alacaklarının mahsubu sonucu bakiye 23.673,85 TL"nin tahsili amacıyla başlatılan icra takibi dolayısıyla Kuruma borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin iptali istemine yöneliktir.
    Mahkemece, davacının Kurumu aldatıcı hareketi bulunmadığı dolayısıyla, iyi niyetli olduğu anlaşıldığından icra takibinin iptaline ve yaşlılık aylığını iptali eden Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.
    1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2-) Hak sahibi konumundaki davacıya yersiz ödendiği ileri sürülen yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle birlikte kendisinden geri alınmasına yönelik davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanunun 96. maddesinin birinci fıkrasının 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanunun 44. maddesiyle değişik (b) bendi gereğince, Kurumca hak sahiplerine fazla veya yersiz olarak yapıldığı belirlenen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla (5) yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren (24) ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, (24) aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak olan yasal faizi ile birlikte geri alınması gerekmektedir.
    Yukarıdaki açıklamalar ışığında; davacıya 01.05.1999 yılı itibariyle bağlanması gereken yaşlılık aylığı belirlenip, 5510 sayılı Yasanın 96/b bendi uygulanmak suretiyle davacını iade ile yükümlü olduğu ödemeler ve faiz süresi ve miktarı da belirlenmek suretiyle davacının sorumlu olduğu kısmın hesaplanarak karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…)
    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava, 01.05.1999 tarihinden itibaren tahsis talebinin kabulü, aksine Kurum işleminin, icra takibinin ve ödeme emrinin iptali, ödemesi durdurulan yaşlılık aylıklarının tahsili istemine ilişkindir.
    Davacı vekili; müvekkilinin talebi üzerine 01.05.1999 tarihinde tarafına yaşlılık aylığı bağlandığını, ancak sonrasında Kurum tarafından müvekkilinin prim borcu bulunduğundan bahisle hizmet cetvelinde 928 gün olarak görünen Bağ-Kur hizmetinin 53 gün olarak düzeltildiğini ve 16.06.2011 tarihinde gönderilen yazı ile “2103010987 tahsis numarası ile aylık almakta iken Bağ-Kur hizmetinin 53 gün olarak değişmesi sonucu, aylığınızın bağlandığı tarihte 500 gün prim ödeme şartını yerine getirmediğiniz anlaşılmış olup aylığınız iptal edilmiştir. Bu durumun tespit edilmesi nedeniyle tarafınıza 18.01.2001-17.06.2011 süresi için 57.161,58TL borç çıkarılmıştır.” denildiğini, Kurumun aylığın iptaline ilişkin işleminde müvekkiline atfedilecek herhangi bir kasıt ve kusur bulunmadığını, kötü niyetli davranarak Kurumu yanıltmadığını, Kurum tarafından yeterli incelenmiş olsaydı prim borcunun bulunduğunun tahsis talep tarihinde de tespit edilebileceğini, kaldı ki tahsis talep tarihinde Kurum tarafından prim borcunun tahsil edilebileceğini, Kurumun hatalı işleminden müvekkilinin sorumlu tutulmasının hak ve adalet duyguları ile bağdaşmayacağını, diğer taraftan yaşlılık aylığı bağlanmasında hatanın Kuruma ait olduğunu, bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin “b” fıkrası gereği hatanın tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık süre içinde yapılan ödemeler toplamının talep edilebileceğini ileri sürerek davacının Kuruma borçlu olmadığının tespitine, 01.05.1999 tarihinden itibaren tahsis talebinin kabulüne, aksine Kurum işleminin, icra takibinin ve ödeme emrinin iptaline, ödemesi durdurulan yaşlılık aylıklarının yasal faizleriyle birlikte davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili, Kurum tarafından yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
    Mahkemece, 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin “b” bendine göre yapılan yersiz ödeme Kurumun hatasından ileri gelmiş ise 5 yıllık sürede yapılan ödemelerin geri alınacağı, somut olayda davacının yanlış bildirimi söz konusu olmayıp, kasıtlı ya da kusurlu davranışından kaynaklı bir yanılma söz konusu olmadığından davacının iyiniyetli olduğunun kabulünün gerektiği, iyiniyetli olduğu anlaşılan davacının sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde zenginleşme konusunu elinden çıkarmış ise geri vermekle yükümlü olmadığı gibi geri verme hâlinde zenginleşme hiç gerçekleşmeseydi bulunduğu durumdan daha kötü duruma düşmemesinin de gerektiği, davacının aldığı aylıkla geçimini temin etmeye çalışan bir kişi olduğu dikkate alındığında 10 yıllık aylıklarını geri vermek durumunda kalması hâlinde durumunun öncesine göre daha da kötüleşeceğinin hayatın olağan akışına göre önceden bilinebilir bir durum olduğu, tüm bu nedenlerle iyiniyetli olan davacıya ödenen aylıkların geriye doğru (18.01.2001-17.06.2011 tarihlerini kapsayan) 10 yıllık tutarı 57.162,10TL’den davacıya diğer koşulları tamamlaması üzerine 01.02.2008 tarihinden itibaren yeniden aylık bağlanmış olmakla bu tarihten sonraki ödemelerin mahsubu ile bakiye 23.673,85TL’nin tahsili yönünde yürütülen icra takibinin haklı olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
    Mahkemece; 5510 sayılı Kanun’un 96/b bendinde geri almanın genel hükümlere göre yapılacağının açıkça belirtildiği, dolayısıyla iade borçlusunun sorumluluğunun Borçlar Kanunu’nda düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerinden bağımsız olarak ele alınmasına olanak bulunmadığı, hak sahibinin aylığın bağlanmasında iyiniyetli olması durumunda sebepsiz zenginleşmeye ilişkin genel hüküm uyarınca ödenen aylıkları elinden çıkarmış ise geri vermekle sorumlu tutulamayacağı, davacının aldığı yaşlılık aylığı ile geçimini temin etmeye çalışan bir kişi olduğu dikkate alındığında ödenen yersiz aylıkları elden çıkardığının genel hayat tecrübesi ile sabit olduğu, aylıklarını geri vermek durumunda kalması halinde durumunun öncesine göre daha da kötüleşeceğinin hayatın olağan akışına göre önceden bilinebilir bir durum olduğunu, bu itibarla 5510 sayılı Kanun’un 96/b maddesindeki geri alma işleminin genel hükümler çerçevesinde yapılacağına ilişkin açık yasal düzenleme karşısında bozma ilamına iştirak edilmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda yersiz olarak yapıldığı tespit edilen yaşlılık aylığı ödemelerinin 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin “b” bendi uyarınca geri alınmasında Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Uyuşmazlığın çözümünde yersiz ödemelerin tahsiline ilişkin yasal düzenlemenin irdelenmesinde de zorunluluk bulunmaktadır.
    Konuya ilişkin ilk düzenleme 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda yer almaktadır.
    Kanunun “Sigorta Yardımlarının Haczedilemeyeceği, Yanlış Ve Yersiz Ödemelerin Tahsili” başlıklı 121. maddesi;
    “Bu kanun gereğince bağlanacak gelir veya aylıklar ve sağlanacak yardımlar, nafaka borçları ve bu Kanunun 80 inci maddesine göre takip ve tahsili gereken alacaklar dışında, haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez.
    (Ek fıkra:29/7/2003-4958/47 md.) Ancak, yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımları 84 üncü Maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınır. Kurumun genel hükümlere göre takip hakkı saklıdır.
    (Ek fıkra: 2/7/2005-5386/1 md.) Ölüm geliri ve aylıklarından yapılan yersiz ödeme tutarları, yersiz ödenmiş olan gelir ve aylıkların kesilmesi nedeniyle aynı dosyadan gelir ve aylık ödemesi yapılan diğer hak sahiplerine Kurumca yapılması gereken gelir ve aylık ödeme tutarları nazara alınmak suretiyle tespit edilecek Kurum zararı esas alınarak tahsil edilir. Ancak, diğer hak sahiplerinden itirazda bulunanların hisseleri bu fıkra uygulamasında hariç tutulur…”
    düzenlemesini içermektedir.
    Öte yandan 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 506 sayılı Kanun’un anılan hükmü yürürlükten kaldırılmış ve konu 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinde düzenlenmiştir.
    5510 sayılı Kanun’un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren “Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” başlıklı 96. maddesinde ise;
    “…Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
    a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
    b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,
    itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
    Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
    Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
    Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir...”
    düzenlemesi yer almaktadır.
    5510 sayılı Kanun öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Kanun’un 121. maddesinde yersiz ödemelerin kayıtsız şartsız iadesinin öngörüldüğü, yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamının farklı hukuki durumlara özgü olarak değişiklik göstermediği görülmektedir.
    Ancak, 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi ile 506 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyiniyetle veya kötüniyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun ile ödeme yükümünün kapsamı sigortalının iyiniyetli veya kötüniyetli oluşunun tespitine göre farklılaştırılarak, kayıtsız şartsız iade öngören 121. madde hükmüne göre lehe bir düzenleme getirildiği açıktır.
    Diğer taraftan, uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükmünün uygulama yeri olup olmadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
    Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun konuya ilişkin 61. ve devamı maddelerindeki (Benzer hüküm 6098 sayılı TBK’nın madde 77. vd. yer almıştır.) düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.
    Bu genel açıklamalar sonrasında Kurumun prim ve diğer alacakları yönünden sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun incelenmesine geçilebilir.
    Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63’üncü maddesi uyarınca; iyiniyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermekle yükümlü olmayacaktır. Buna karşın; zenginleşenin, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor olması hâlinde, kötüniyetli sayılacağında da kuşku bulunmamaktadır.
    Kurumun sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı işlemine sigortalının gerçek dışı beyanı veya hilesi sebep olmuşsa veyahut işlem yok denilebilecek bir illetle malülse yahut sigortalının kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata mevcutsa ve Kurumu haberdar etmemişse artık sigortalının iyi niyetinden söz etmeye imkân yoktur. Binaenaleyh bu kararlara dayanılarak yapılan kanunsuz ödemeler sonucu meydana gelen Kurum alacaklarının geri alınmasına yönelik 506 sayılı Kanunda ve 5510 sayılı Kanun’da hükümler yer almaktadır.
    Bu hâliyle 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun ile Kurum alacaklarının tahsilinde sebepsiz zenginleşmede geri verme konusunda genel hüküm niteliğindeki mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 63. maddesine nazaran özel bir düzenleme getirilmiştir.
    Şu duruma göre, karşımıza aynı konu hakkında bir tarafta genel kanunda kabul edilen yasa kuralı, diğer tarafta da özel bir yasal düzenleme çıkmaktadır.
    Bu nedenle sorunun normlar hiyerarşisi kurallarına göre çözümlenmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.
    "Yasaların çatışması" olarak da adlandırılan bu gibi durumlarda sonraki norm, öncekinin yerini alır (Lex Pasterior deraget priori); özel kanun, genel kanundan önce gelir (Lex specialis per generalem non deregatur); açık anlamlı norm, kapalı anlamlı normdan önce gelir biçiminde kabul edilen temel ilkelerden yararlanılmalıdır.
    Yasaların çatışması yönünden bakıldığında ise 5510 sayılı Kanun’un 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre özel nitelikte olduğu, bu kapsamda 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi hükmünün sebepsiz zenginleşme nedeniyle yersiz ödemelerin Kuruma iadesi konusunda özel nitelikte düzenleme içerdiği açıktır.
    Diğer taraftan 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin birinci fıkrasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın 2., 13., 35., 60. ve 125. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talep edilmiş, Anayasa Mahkemesi’nin 10.02.2016 tarihli ve 2015/97 Esas, 2016/10 Karar sayılı kararıyla da;
    “…Kurum"un hatalı işleminden kaynaklanan nedenlerle yapılan fazla veya yersiz ödemelerin yaptırımı, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışı sonucu yapılan fazla veya yersiz ödemelerin hükümlerine göre hafifletilmiş, kanun koyucu sebepsiz zenginleşene hatalı işlemin tebliğinden itibaren yirmidört ay gibi uzun bir süre faizsiz iade yapması için seçenek tanımıştır. Dolayısıyla kural Anayasa"nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı değildir.
    Sosyal hukuk devletinin somut göstergelerinden biri olan sosyal güvenlik hakkının yer aldığı Anayasa"nın 60. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir." denilmektedir. Bu hüküm bireylere yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malullük gibi sosyal riskler karşısında asgari ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamayı amaçlamaktadır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında da "Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." denilerek bu görevin, Devlet tarafından oluşturulacak kuruluşlar yoluyla yerine getirilmesi öngörülmektedir.
    Kural, var olmayan bir sosyal güvenlik hakkının gerçekleştiği zannıyla Kurum"un hatalı işlemiyle ilgililere yaptığı ve malvarlıklarında sebepsiz zenginleşmeye yol açan yersiz ödemelerin iadesine ilişkindir. Bu nedenle kişinin malvarlığında ekonomik bir değer taşımakla birlikte geçerliliği bulunmayan bir sosyal güvenlik hakkından kaynaklanan yersiz ödemenin iadesi talebini düzenleyen kuralın mülkiyet hakkı ve sosyal güvenlik hakkıyla bir ilgisi bulunmamaktadır.
    Anayasa"nın 125. maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Anayasa"da açıkça yazılı olanların dışında, idarenin hiçbir eylem ve işlemi yargı denetiminin dışına çıkarılamaz ve bu işlemlere karşı yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğü kısıtlanamaz. Kuralın, bakılmakta olan davadaki gibi yargı denetimine tâbi bulunduğu açıktır. Bu bağlamda yersiz ödemelerin iadesine ilişkin kararlar yargı denetimi dışına çıkarılmadığından kural Anayasa"ya aykırı değildir…” şeklindeki gerekçeyle 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa aykırı olmadığına karar verilmiştir.
    5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır (Anayasa Mahkemesi 12.07.2017 tarihli ve 2017/44 E., 2017/118 K. sayılı kararı).
    Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2011 tarihli ve 2011/21-362 E., 2011/409 K.; 06.07.2011 tarihli ve 2011/21-402 E., 2011/472 K.; 05.10.2011 tarihli ve 2011/10-476 E., 2011/584 K.; 15.06.2011 tarihli ve 2011/21-362 E., 2011/409 K.; 25.02.2015 tarihli ve 2013/10-1502 E., 2015/879 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.
    Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlığın çözümünde genel nitelikteki 818 sayılı Borçlar Kanununun 63. maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliğine sahip özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanun’un 96/b. maddesinin uygulanması gerekmekte olup davacıya 01.05.1999 yılı itibariyle bağlanması gereken yaşlılık aylığı belirlenmeli, 5510 sayılı Kanun’un 96/b bendi uygulanmak suretiyle davacını iade ile yükümlü olduğu ödemeler ve faiz süresi ve miktarı da belirlenmek suretiyle davacının sorumlu olduğu kısmın hesaplanarak bir karar verilmelidir.
    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacıya 01.05.1999 tarihinde yaşlılık aylığı bağlandığı tarihte 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin yürürlükte olmadığı, 506 sayılı Kanun’da da açık bir düzenleme olmadığından uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Kanunu’nun 61. ve devamı maddelerinin uygulanacağı, bu durumda mahkeme kararının değişik gerekçeyle onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
    Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan sebeplerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ: Davalı Sosyal Güvenlik Kurumuvekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.04.2019 gününde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.





    KARŞI OY

    Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında temel uyuşmazlık, 01.05.1999 tarihinde yaşlılık aylığı bağlanan, prim borcu nedeni ile hizmet cetvelinde 928 gün olarak görünen Bağ-Kur hizmetinin 53 gün olarak düzeltilmesi sonucu, 17.06.2011 tarihinde yaşlılık aylığı iptal edilen ve 18.01.2001-17.06.2011 tarihleri arası ödenen yaşlılık aylıkları Sosyal Güvenlik Kurumunun hatalı işlemlerinden kaynaklan ve yersiz olarak yapıldığı tespit edilen yaşlılık aylığı ödemeleri davalı kurum tarafından 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin “b” bendi uyarınca yasal faizi ile tahsil edilen davacı sigortalı hakkında, genel kanun olan Türk Borçlar Kanunu yerine özel kanun olan 5510 sayılı Kanun’da düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Çoğunluk görüşü ile 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren kurum hatası nedeni ile bağlanan aylıkların geri alınmasında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96/b maddesinin uygulanması gerektiği, özel düzenleme olduğu, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesi ile Özel Dairenin bozma kararı benimsenerek, yerel mahkemenin direnme kararı bozulmuştur.
    Kanunlar kural olarak yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren, yürürlükte bulundukları dönem içinde ortaya çıkan olay ve ilişkilere uygulanırlar. Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutumunu ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin uymasına bağlıdır.
    Hukuk devletinde devlet, hukuk güvenliğini sağlama yükümlüdür. Hukuki güvenlik ilkesi kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar. “Yasaların Geriye Yürümezliği İlkesi” uyarınca yasalar kural olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olamaması hukukun genel ilkelerinden "‘Kazanılmış Hakların Korunması” ilkesinin gereğidir.
    Yasa koyucuyu önceye etkili kural getirmekten engelleyen genel bir hukuk kuralı bulunmamaktadır.
    Önceye etki kavramı, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki zamana uygulanabilirliği konusu ile ilgilidir. Önceye etki özgürlükçü bir anayasanın temel koşullarına, hukuk düzeninin güvenilirliğine aykırı düşer ve bu yüzden kural olarak caiz değildir. Kişiler hukuka uygun davranışlarından dolayı daha sonra zarar görmeyeceklerinden emin olmalıdırlar. Önceye etki yasağı hukuk güvenliği ve vatandaş için güveninin korunmasını sağlar. Kazanılmış olan haklara saygı ancak bu şekilde gerçekleşir. Önceye etki yasağı, yaşamları Anayasal garanti altında olan fertlerin beklenmedik hak kayıplarına uğramasını engellemek için tanınmıştır. (Sözer, A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. https://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd). Anayasadaki “hukuk devleti ilkesi” yasa koyucuya bir yasanın kabulünden önceki zaman bakımından aleyhe sonuçlar doğuran bir yasa kabulü için dar sınırlar çizmektedir (ÖZEKES Muhammet, Özel Hukuk-Kamu Hukuku ve Yargılama Hukuku Bakımından Kanunların Zaman İtibariyle Uygulanması, Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, C:II, Ankara, 2010, 2759-2875).
    Çıkarılan yasa önceden oluşan güveni sağlıyor, kazanılmış hakları koruyorsa açık hüküm olmasa da istisna olarak geçmişe uygulanmalıdır. Önceye etki yasağında istisna için gerekli sebep, hukuki işlemin inşası sırasında mevcut olmalıdır. Kişi yeni düzenleme ile daha iyi bir konuma getirilmekte ise önceye etki kabul edilmelidir.
    Mülkiyeti koruma kapsamına, edime hak sağlayan sigorta olayları dahildir. Önceden doğmuş bir sigorta olayının edim sağlayıcı etkisi kolaylıkla ortadan kaldırılamaz. Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar (Sözer, A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. Https://journal. yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd).
    Getirilen kuralın önceye etkili olmasında, sigortalı lehine yorum, amaca uygunluk yorumu, Sosyal Güvenlik Hukuku’nun kamusal nitelikte olması, maddi hukukun yetersizliği (her zaman, hayatın değişen sosyal akışı içinde gelişen tüm olayları ve ayrıntıları kurallaştırma gücüne sahip olmaması), çıkarlar dengesi ve adalet duyguları gerekçe olarak dikkate alınmalı, ayrıca, süregelen uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış (ucu açık) hukuki durumlara yeni kanununderhal uygulanması esası ölçü olarak alınmalıdır.
    Somut uyuşmazlıkta, davacı 27.04.1999 tarihinde tahsis talebinde bulunmuş ve 928 gün Bağ-Kur hizmeti de eklenerek kurum tarafından 01.05.1999 tarihinde yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Bu tarihte 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun yürürlükte olup, kurum hatası nedeni ile yapılan işlemlerde aylıkların geri alınmasında özel kural öngörülmediğinden 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanmaktadır. Kurum tarafından aylıkların iptali işlemi ise 13.06.2011 tarihinde yapılmış ve 928 gün Bağ-Kur hizmeti bulunmadığı belirtilmiş ve davacı sigortalının yeni duruma göre 55 yaşını doldurduğu 31.01.2008 tarihinde yaşlılık aylığına hak kazandığı gerekçesi ile 10 yıllık ödenen aylıklar geri istenmiştir.
    Yapılan hatalı işlem tarihi 1999 tarihi olup, yaklaşık 12 yıl geçtikten sonra 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunu’nun 96/b maddesi uyarınca işlem yapılması, önceden etki yasağı ilkesine, sigortalı lehine yolum ilkesine ve en önemlisi davacı 31.01.2008 tarihine göre yaşlılık aylığına hak kazanmasına göre aleyhe durum oluşturduğundan 5510 sayılı kanunun geçmişe yönelik olarak uygulanması nedeni ile yasaların geriye yürümezliğe ilkesine aykırı olmuştur.
    Tahsis bağlandığı tarihte 506 sayılı ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri yürürlüktedir. Kurumun hatalı işlemi nedeni ile sebepsiz zenginleşen davacı sigortalı hakkında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümleri olan 61 ve devamı maddeleri uygulanmalıdır. Anılan hükümlerden 63. maddeye göre ise “sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür. Açıklanan nedenler ve yerel mahkemenin sonuç itibari ile “iade borçlusunun sorumluluğunun Borçlar Kanunu’nda düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerinden bağımsız olarak ele alınmasınaolanak bulunmadığı, hak sahibinin aylığın bağlanmasında iyiniyetli olması durumunda sebepsiz zenginleşmeye ilişkin genel hüküm uyarınca ödenen aylıkları elinden çıkarmış ise geri vermekle sorumlu tutulamayacağı, davacının aldığı yaşlılık aylığı ile geçimini temin etmeye çalışan bir kişiolduğu dikkate alındığında ödenen yersiz aylıkları elden çıkardığının genel hayat tecrübesi ile sabit olduğu, aylıklarını geri vermek durumunda kalması halinde durumunun öncesine göre daha da kötüleşeceğinin hayatın olağan akışına göre önceden bilinebilir bir durum olduğu” gerekçesi ile verdiği direnme kararı isabetlidir. Sayın çoğunluğun bozma görüşüne yukarda açıklanan gerekçelerle katılınmamıştır.




    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi