4. Hukuk Dairesi 2013/10817 E. , 2014/6342 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 03/04/2013
NUMARASI : 2011/438-2013/202
Davacı M.. E.. vekili Avukat S. A.tarafından, davalı Mehmet Ş.. K.. aleyhine 08/07/2011 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 03/04/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, aralarında kira alacağı nedeniyle anlaşmazlık bulunan davalı tarafından 03/06/2011 tarihinde yapılan basın toplantısında tarafına açıkça ismi zikredilerek suçlamalarda bulunulduğunu, hakaret içeren ifadelere de yer verildiğini, davalının açıklamasında, ""...bir an için diyelim ki M.. E.. kendisi çalmadı, hırsızlık gibi yüz kızartıcı bir suçtan yargılanan müdürü neden hala çalıştırıyor"" diyerek kendisini ve müdürünü de hırsızlık suçu ile yaftalamaya çalıştığını,ayrıca kendisinin sigortasız işçi çalıştırdığı, tahsil edilen kira gelirlerinin gelir olarak beyan edilmediği ve vergi kaçakçılığı yaptığı gibi iddialara yer verildiğini,bu ifadelerin kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğunu belirterek, uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir.
Davalı ise, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalının yaptığı basın açıklaması ile davacıyı hırsızlık suçu işlediği, vergi kaçakçılığı yaptığı şeklinde isnatlarda bulunmasının davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı kabul edilerek istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 10. maddesi bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yerleşik içtihatlarıyla oluşturulan ilkelerden biri de ifade özgürlüğüne ilişkindir. Buna göre; ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve herbir bireyin gelişimi için temel koşullardan birini oluşturur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan “haber“ ve “düşünceler“ için değil, aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Sözleşmenin 10. maddesinde belirtildiği üzere bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalı ve bir kısıtlama ihtiyacının bulunduğu inandırıcı bir şekilde ortaya konmalıdır (Prof. Dr. Osman Doğru-Dr. Atilla Nalbant; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, Cilt:2, s.365, Nilsen ve Johnsen [BD] 43). Bir siyasetçiye yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahsa yönelik eleştirinin sınırlarına göre daha geniştir. Bir siyasetçi özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar; bu nedenle daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır. (Lingens ve Avusturya davası).
İfade özgürlüğü ayrıca herkesin, demokratik bir toplumun özünde yer alan görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip olması anlamına gelmektedir.
Gerek Dairemizin, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi"nin istikrar kazanmış uygulamalarında siyasetle iştigal eden kişilerin kendilerine yönelik sert ve ağır eleştirilere katlanması gerektiği kabul edilmiştir. Yayında yapılan açıklamaların içeriği incelendiğinde; milletvekili olan davacı ve davalı taraf arasında kira alacağına ilişkin yapılan icra takipleri sonucunda davalının yüklü miktarda menkul malının haczedildiği, haczedilen bu malların yediemin olarak teslim edildiği davacının iş yerinde işletme müdürü olarak çalışan dava dışı Emrullah Tellioğlu"nun kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli mallar hakkında bina içinde hırsızlık suçundan ceza mahkemesinde cezalandırılmasına karar verildiği, aynı iddialarla ilgili olarak davacı hakkında da soruşturma yürütüldüğü, savcılık tarafından davacı hakkında yürütülen soruşturma sonucunda olay nedeniyle hukuki sorumluluğu bulunsa da cezai sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, başbakan tarafından AKP milletvekili olan davacı ve CHP milletvekili olan davalı taraf arasında bulunan anlaşmazlıklar hakkında açıklamalarda bulunulması üzerine davalı tarafından dava konusu edilen açıklamaların yapıldığı, anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, açıklamaların tümü itibari ile eleştiri sınırları içerisinde kaldığı, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığı, eleştiri kabul edilen açıklamaların taraflar arasında bulunan hukuki uyuşmazlıklar ve davacının işletme müdürünün davalıya ait iş yerinde bulunan hacizli mallarla ilgili olarak hırsızlık suçundan yargılanması ile ilgili olarak bir takım olgulara dayanılarak yapıldığı, bu haliyle dava konusu açıklamaların davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırı oluşturmadığı gözetilerek istemin tümden reddi gerekirken, yazılı gerekçe ile kısmen kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16/04/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.