19. Hukuk Dairesi 2018/1850 E. , 2019/745 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... gelmiş olduğundan duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, 2006-2007 yıllarında davalının Ege Bölge Bayiliğini yapan davacının 333.756,80 TL cari hesap alacağının keşide edilen ihtarnameye rağmen ödenmediğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 7.100,00 TL’nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 08.10.2013 havale tarihli ıslah dilekçesi ile müddeabihi 221.743,14 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece 10.12.2013 tarihinde benimsenen 05.09.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dairemizin 15.01.2015 gün, 2014/2867 E.-2015/301 K. sayılı ilamı ile; “Dava, cari hesap ilişkisine dayalı alacak istemine ilişkindir. Davacı, davalıdan cari hesap alacağı bulunduğunu iddia etmiş, davalı ise davacıya borçlu bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı tarafından davalıya verilen çeklerin davacıya iade edildiği konusunda davalı defterlerinde kayıt bulunduğu, iade edilen çeklerin bedellerinin tahsil edilmiş olduğunun kabulü gerektiği, çekler karşılığında davalı tarafından davacıya mal teslim edildiğinin kanıtlanması halinde davacının alacaklı olduğundan söz edilemeyeceği, aksi takdirde davacının alacaklı olduğunun kabulü gerektiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda sözü edilen çeklerin bedellerinin tahsil edilmeden iade edildiği yönündeki savunma yazılı delille kanıtlanamadığından yerel mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Ancak kural olarak çek bir ödeme vasıtası olup, mevcut bir borcun tediyesi amacı ile verildiğinin kabulü gerekir. Yine alım-satım ilişkilerinde dava tarihinde yürürlükte bulunan BK’nun 182. maddesi uyarınca asıl olanın peşin satış olup, mal ve bedelin aynı anda verildiğine ilişkin yasal karine mevcuttur. Bu durumda mahkemece çeklerin avans olarak verildiği ve karşılığında mal teslim edilmediği yolunda somut olayda bir iddia bulunmadığından hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu yöne ilişkin tespitler gözetildiğinde ispat külfetinin davacıda olduğu gözetilmeden somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” Gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, çeklerin borçlu elinde olmasının bedelinin tahsil edildiğine karine teşkil ettiği, bunun aksinin davalı tarafından ancak yazılı delille ispat edilebileceği, davalı tarafından çeklerin davacıya iade edildiğine ilişkin çek iade belgelerinin dosyaya sunulmadığı, bu nedenle davalı şirketin çek bedellerini tahsil ettiğinin kabulü gerektiği, davacı tarafından çeklerin avans olarak verildiğine ilişkin belge sunulduğu, belge altında imzası olan ...’ın tanık sıfatıyla dinlendiği, imzanın kendisine ait olduğunu belirttiği, davacının davalıdan 221.743.14 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 221.743,14 TL alacağın 22.05.2008 tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulmasından sonra davacı tarafça, bilirkişi raporlarında bahsi geçen çeklerin avans olarak verildiğine dair dosyaya ilk yargılama aşamasında sunulmayan yeni bir belge sunulmuştur. Davalı tarafça bozma ilamından sonra sunulan iş bu belgeye muvafakat edilmemiştir. İlk yargılama aşamasında sunulmayıp, bozma ilamından sonra sunulan iş bu belgenin hükme esas alınması mümkün değildir. Öte yandan sunulan bu belgede imzası bulunan ..., davalıyı temsile de yetkili değildir. Bu durumda davacı davada ileri sürdüğü iddialarını, dava tarihi itibariyle dava dilekçesinde sair yasal delillere dayanmış olması nedeniyle ancak yemin delili ile ispat edebilir. Mahkemece yukarıda açıklanan hususlar gözetilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Kabule göre ise, davacı vekili dava dilekçesinin sonuç ve istem bölümünde dava konusu alacak için faiz talebinde bulunmamış, ıslah dilekçesi ile talep ettiği alacağın tamamına 22.05.2008 tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesi talebinde bulunmuştur. Mahkemece 221.743,14 TL alacağın 22.05.2008 tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş ise de, davalı 22.05.2008 tarihinde temerrüde düşmemiştir. Zira 22.05.2008 tarihli ihtarnamede davalıya ödeme için tebliğ tarihinden itibaren üç günlük atıfet süresi verilmiş olup, bu hale göre davalı 22.05.2008 tarihli ihtarnamenin tebliğ tarihini takip eden üçüncü günün sonunda temerrüde düşecektir. Öte yandan Dairemiz uygulamasında davacının talep ettiği ticari faiz, yasal faiz olarak kabul edilmektedir. Mahkemece bu yön gözetilmeksizin talep aşımı yapılarak avans faizine hükmedilmesi de doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdiren 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 07/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.