Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 2. Sulh Hukuk Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne dair verilen 05.12.2006 gün ve 2005/1434-2006/2042 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin 21.11.2007 gün ve 2007/4704-7381 sayılı ilamı ile;
(...Davacı, davalıya ait taşınmaza 2002 yılı sonunda mermer işleri yaptığını, işin bedelinin ödenmediğini ileri sürerek iş bedeli 3.303,00 YTL.nin tahsilini istemiştir.
Davalı akdî ilişkinin varlığını inkâr etmiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. BK"nın 355 vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda akdî ilişkinin varlığını ve işin yapılıp teslim edildiğini kanıtlama mükellefiyeti yükleniciye aittir. Davalı iş sahibi akdî ilişkiyi inkâr ettiğinden, akdî ilişkinin varlığı miktar itibariyle HUMK"nın 288. maddesi gereğince davacı yüklenici tarafından senetle ispat olunmalıdır. Davada talep edilen miktara ve davalının muvafakat vermemesine göre hukuki işlem tanıkla ispat edilemez. Ancak davacı dava dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya bu hakkı hatırlatılmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Tüm bu yönler gözetilmeyerek akdî ilişkinin varlığı kanıtlanmış gibi davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Dava kısmen kabul edildiğinden reddedilen kısım üzerinden kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına duruşma vekalet ücreti tayin edilmemiş olması da kabul şekli açısından bozma nedenidir...)
gerekçesiyle temyiz eden davalı yararına bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, eser sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir.
Davacı, yazılı bir sözleşmeye dayanmadan yapılan işin bedelinin tahsilini istemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu dikkate alınarak istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Özel Dairece; taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı, eser sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda akdî ilişkinin varlığını ve işin yapılıp teslim edildiğini kanıtlama mükellefiyetinin yükleniciye ait olduğu, iş sahibi akdî ilişkiyi inkâr ettiğinden, davada talep edilen miktara ve davalının muvafakat vermemesine göre hukuki işlemin HMUK 288 maddesin gereğince tanıkla ispat edilemeyeceği, davacının yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya bu hakkı hatırlatılması ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiği, ayrıca reddedilen kısım üzerinden davalı yararına duruşma vekalet ücreti tayin edilmemiş olduğu gerekçesi ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Mahkemece; HUMK’ nun 288. maddesine göre dava konusu miktarın senetle ispatı gerekirse de halin icabına, adet ve teamüle göre her işlemin senede bağlandığı yada senetle kanıtlanabileceğinin düşünülemeyeceği, HUMK 293/4 maddesinde belirlendiği ve eldeki davada da görüldüğü gibi adet olduğu üzere taraflar arasında yapılan sözlü bir anlaşmanın varlığı halinde belge karşılığı ödeme yapılmayabileceğini, taraflar arasındaki sözlü anlaşma sonucu davacının edimini yerine getirdiğini kabulle, önceki hükümde direnildiğinden bahisle hüküm oluşturulmuştur.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasına girilmeden evvel temyize konu kararın direnme kararı niteliğinde olup olmadığı hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir.
Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir(HUMK.429 mad.).
Eş söyleyişle; mahkemenin yeni bir delile dayanarak ve gerekçesini değiştirerek karar vermiş olması halinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
Somut olayda; mahkemenin ilk kararı yapılan keşfe ve davalının evinde bir takım işlerin yapıldığının bilirkişi raporu ile belirlenmesine dayalıdır. Bu kararın, Özel Dairece taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmaması, davalının tanık dinletmeye muvafakat etmemesi ve ispat kuralları vurgulanarak bozulmasından sonra, mahkeme daha önce değerlendirmediği halde senetle ispat zorunluluğu ana kuralının istisnalarını ve özellikle HMUK’ nun 293/4 maddesini tartışarak değiştirdiği gerekçesiyle önceki kararda direndiğinden bahisle hüküm kurmuştur.
Mahkemenin direnme olarak adlandırdığı bu karar, gerçekte direnme olmayıp; bozmadan esinlenilerek tamamen değişik gerekçelerle oluşturulmuş yeni hüküm niteliğindedir. Yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının inceleme merci ise Hukuk Genel Kurulu değil; Özel Daire’dir.
Hal böyle olunca; dosyanın yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 15.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 08.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.