14. Hukuk Dairesi 2016/109 E. , 2017/8874 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : ...v.d.
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 29.06.2015 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 18.11.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, İİK"nın 121. maddesi uyarınca alacaklının açmış olduğu ortaklığın giderilmesi davasıdır.
Davacı vekili, davalı borçlu ...’in borcundan dolayı İİK"nın 121. maddesine dayanarak icra mahkemesinden alınan yetki belgesi uyarınca davalının murisinden intikal eden 123 ada 13, 514, 419, 99 ve 123 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesini istemiştir.
Davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, verilen kesin süre içerisinde eksikliklerin yerine getirilmediği gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
6100 sayılı HMK"nın 90. maddesi gereğince; süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.
Aynı kanunun 94. maddesi gereğince; kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.
Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Bu nedenle de hakim tarafından kesin süre verilirken;
1-Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,
2-Verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,
3-Yapılması gereken iş veya işlemler birer birer, varsa masraflarının da miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,
4-Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.
Öte yandan, paydaşlığın giderilmesi davasını paydaşlardan biri veya birkaçı diğer paydaşlara karşı açar. HMK"nın 27. maddesi uyarınca davada bütün paydaşların yer alması zorunludur. Paydaşlardan veya ortaklardan birinin ölümü halinde alınacak mirasçılık belgesine göre mirasçılarının davaya katılmaları sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekir.
Somut olayda, 5 adet taşınmaz ve çok sayıda paydaşın bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, dava dilekçesinde yer alan davalılar dışındaki kayıt maliklerinin iki haftalık kesin süre içerisinde davaya dahil edilmeleri aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği ihtarını içeren 07.08.2015 tarihli muhtırada tapuda malik olan ve davaya dahil edilmeyen paydaşların bilgilerine yer verilmemiştir. Bu nedenle davacı vekiline tebliğ olunan muhtıranın usulüne uygun olduğundan söz edilemez.
Mahkemece, tapuda malik olan ve davaya dahil edilmeyen paydaşlar tespit edilerek kimlik bilgileri ve adresleri ilgili kurumlardan araştırılmalı, ölü oldukları anlaşıldıkları takdirde yetki ve süre verilerek veraset ilamları alındıktan sonra mirasçıları davaya dahil edilerek 7201 sayılı Tebligat Kanunundaki düzenlemeler gözetilerek tespit olunacak adreslerine tebligat yapılması sağlanmalıdır. Adreslerin bu şekilde tespit edilememesi halinde zabıta aracılığı ile araştırma yapılarak adres tespiti yoluna gidilmeli ve tespit edilecek adreslerine tebligat yapılmalıdır. Tüm bu araştırmalar ile de bir sonuca varılamadığı takdirde davalılara ilanen tebligat yapılmak suretiyle taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Ayrıca, tapuda kimlik bilgilerinin düzeltilmesi gereken paydaşlar belirlendikten sonra davacılar vekiline idari yoldan düzelttirmesi, mümkün olmadığı takdirde bu konuda dava açmak üzere yetki ve süre verilerek tapuda kimlik bilgileri düzeltildikten sonra adı geçenler sağ ise kendileri, ölmüş iseler usulüne uygun mirasçılık belgesi uyarınca belirlenecek mirasçıları davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanması, bunun mümkün olmaması halinde 3561 sayılı Kanun uyarınca kayyum tayini gerekip gerekmediği araştırılarak ilgiliye bu hususta dava açmak üzere süre verilmesi, kayyım huzuruyla davanın görülerek taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda, açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 27.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.