Hukuk Genel Kurulu 2017/106 E. , 2018/925 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “Çek istirdadı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 1. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.04.2010 gün ve 2009/693 E., 2010/459 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.03.2012 gün ve 2011/6204 E., 2012/3295 K. sayılı kararı ile:
“…Davacı vekili, müvekkilinin, hamili bulunduğu 31.05.2009 tarihli 3.000 TL bedelli çekin kaybolduğunu, bu nedenle zayi nedeniyle çek iptali davası açıldığını ve iptali istenen çekin bu dosyaya ibraz edildiğini, davalının haklı bir neden olmaksızın çeki elinde bulundurduğunu ileri sürerek, söz konusu çekin istirdadına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, istirdadı istenen çekin kaybolmadığını, aksine ciro yoluyla müvekkiline geldiğini, söz konusu çekin 30.01.2009 tarihinde bankaya takas için ibraz edilmesine karşın davacının kötü niyetli olarak aradan 5 ay geçtikten sonra çek iptali davası açtığını, davacının amacının alacağı sürüncemede bırakmak olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu çekin bankaya ibraz edilmemiş olması nedeniyle kambiyo senedi vasfında bulunmadığı, bu hali ile yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu, taraflar arasında akdi ilişki olmadığı, dolayısıyla davalının bu belgeye dayanarak davacı aleyhine alacak iddiasında bulunamayacağı, ancak bu belgeye dayanarak ciranta İbrahim Yalınsu"dan alacak talebinde bulunması mümkün olduğundan çekin istirdadına karar verilemeyeceği, çoğun içinde azı da vardır kuralı uyarınca davacının davasının menfi tespit davası olarak nitelendirildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 31.05.2009 tarihli 3.000 TL bedelli belge nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, TTK’nun 704. maddesi uyarınca açılan çek istirdadı istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin yetkili hamili olduğu çekin rızası dışında elinden çıktığını ileri sürerek haklı bir neden olmaksızın çeki elinde bulunduran davalıya karşı istirdat davası açmıştır. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de TTK’nun 704. maddesindeki düzenleme “Çek, her hangi bir suretle hamilinin elinden çıkmış bulunursa ister hamile yazılı bir çek bahis mevzuu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek bahis mevzuu olup da hamil hakkını 702’nci maddeye göre ispat etsin çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle mükelleftir” şeklindedir. İstirdat davası olarak nitelenen dava esas itibariyle menkullerin iadesini sağlamak için açılan menkul davası (zilyetliğe haklılık davası) mahiyetindedir. Medeni Hukuk’ta bu dava gasp, çalınma veya ziya hallerinde sadece kötüniyetli değil, iyiniyetli hamile karşı da açılır. Halbuki muamelattaki emniyeti korumak gerekçesiyle kambiyo senetleri yönünden bir sınırlama yapılmış ve ayni haklardaki genel prensipten ayrılınarak, söz konusu davanın yalnızca kötüniyetli veya senedi iktisabında ağır kusuru bulunan kimselere karşı açılabileceği esası benimsenmiştir. Bu davada, davacının senedin rızası hilafına elinden çıktığını ve senedi elinde bulunduran şahsın kötüniyetli veya iktisabında ağır kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekir (Prof.Dr. Fırat ÖZTAN, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Baskı, syf.294). Mahkemece, ispat külfetinin davacıda olduğu gözetilerek, yukarıda açıklanan TTK’nun 704. maddesi hükümleri çerçevesinde taraf delilleri değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş...”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan, dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, çekin istirdadı istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çekin kaybolduğunu, çek iptali davası açıldığını, bu dava sırasında çekin davalı tarafından mahkemeye ibraz edildiğini, davalının haklı bir neden olmaksızın çeki elinde bulundurduğunu ileri sürerek, söz konusu çekin istirdadına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, istirdadı istenen çekin kaybolmadığını, müvekkilinin çeki ciro yoluyla elde ettiğini, söz konusu çekin 30.01.2009 tarihinde takas için bankaya ibrazından beş ay sonra davacının kötü niyetli olarak çek iptali davası açtığını, davacının asıl amacının alacağı sürüncemede bırakmak olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu çekin süresinde bankaya ibraz edilmemiş olması nedeniyle kambiyo senedi vasfını yitirdiği, bu hâli ile yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu, taraflar arasında akdi ilişkinin bulunmadığı, dolayısıyla davalının bu belgeye dayanarak davacı aleyhine alacak iddiasında bulunmasının mümkün olmadığı, ancak bu belge ile dayanarak dava dışı ciranta İbrahim Yalınsu"dan alacak talebinde bulunması mümkün olduğundan çekin istirdadına karar verilemeyeceği, çoğun içinde az da vardır kuralı uyarınca davacının davasının menfi tespit davası olarak nitelendirilmesi gerektiğinden bahisle davanın kabulü ile, 31.05.2009 tarihli 3.000 TL bedelli belge nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece ilk karardaki gerekçelerle direnme kararı verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: Dava konusu çekin bankaya ibraz edilmediğinden bahisle kambiyo senedi vasfını taşıyıp taşımadığı, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 704’üncü maddesi hükümleri çerçevesinde taraf delillerinin değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği, ispat külfetinin davacıda olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dava, TTK’nın 704’üncü maddesi uyarınca açılan çek istirdadı istemine ilişkindir.
Öncelikle dava konusu çekin süresi içinde muhatap bankaya ibraz edilmemiş olması nedeniyle kambiyo senedi vasfının yitirip yitirmediği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekir:
Çekte ibraz sürelerinin geçirilmesinin bir takım hukuki sonuçları vardır (H.Ülgen/M.Helvacı/A.Kendigelen/A.Kaya: Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 2004, s.214):
a) Bunların en önemlisi, süresi içerisinde çeki muhatap bankaya ibraz etmeyen hamilin, tüm sorumlulara, hatta bu arada keşideciye karşı da kambiyo hukukuna dayalı müracaat hakkını kaybetmesidir (TTK, m. 720). Öte yandan süresi içinde ibraz edilmeyen bir çek hakkında Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun (Çek K.)’da öngörülen cezai hükümlerin uygulanması da mümkün olmayacaktır (Çek K, m.16). Bu olasılıkta hamil, tarafı olmak kaydı ile asıl borç ilişkisine dayanabileceği gibi, TTK’nın 730/1-hükmü yollaması nedeniyle çekler hakkında da uygulanacak kambiyo hukukuna özgü sebepsiz zenginleşme davasına da başvurabilir (TTK, m. 644).
b) İbraz süresinin geçirilmesinin bir diğer sonucu da, keşidecinin geçerli bir biçimde çekten cayabilmesidir (TTK, m. 711/1). Çekten cayılmadığı sürece, muhatap ibraz süresinin geçmesinden sonra da, karşılığı bulunan çek bedelini ödemek yetkisini haizdir (TTK, m. 711/II). Çekin karşılığının bulunmaması hâlinde ise, banka herhangi bir ödeme yapamayacağı gibi, ödenmeme sebebi olarak sadece ibraz süresinin geçirildiğini yazmakla yetinmek zorundadır.
c) İbraz süresinin geçmesinden sonra yapılan bir ciro da, artık sadece alacağın temliki hükümlerini doğurabilecektir (TTK, m. 705).
Somut uyuşmazlık bakımından davacı süresi içerisinde çeki muhatap bankaya ibraz etmemiştir. Bunun sonucu, tüm sorumlulara, hatta bu arada keşideciye karşı da kambiyo hukukuna dayalı müracaat hakkını kaybetmesidir (TTK, m. 720). Bu olasılıkta hamil, tarafı olmak kaydı ile asıl borç ilişkisine dayanabileceği gibi, TTK, m. 730/1-14 hükmü yollaması nedeniyle çekler hakkında da uygulanacak kambiyo hukukuna özgü sebepsiz zenginleşme davasına da başvurabilir (TTK, m. 644). Dolayısıyla ilk derece mahkemesi karar gerekçesinin aksine dava konusu çek muhatap bankaya ibraz edilmediği halde kambiyo senedi vasfını taşımaya devam etmektedir.
Dava konusu senet kambiyo vasfını taşımaktadır. O hâlde, kaybedilen çeklere ilişkin olarak uygulanması gereken TTK’nın 704’üncü maddesi uyarınca eldeki çek istirdadı davasının değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekir.
6762 sayılı TTK’nın 704’üncü maddesi “Çek, herhangi bir suretle hamilinin elinden çıkmış bulunursa ister hamile yazılı bir çek bahis mevzuu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek bahis mevzuu olup da hamil hakkını 702"nci maddeye göre ispat etsin - çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisab etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle mükelleftir” şeklindedir.
İstirdat davası olarak nitelenen bu dava özü itibariyle menkullerin iadesini sağlamak için açılan menkul davası niteliğindedir. Medeni hukukta bu dava gasp, çalınma veya ziya hâllerinde sadece kötü niyetli değil, iyi niyetli hamile karşı da açılmakta ise de, kambiyo senetleri yönünden bir sınırlama getirilmiş ve aynî haklardaki genel prensipten ayrılmak suretiyle, söz konusu davanın yalnızca kötü niyetli veya senedi iktisabında ağır kusuru bulunan kimselere karşı açılabileceği esası benimsenmiştir. Bu tür davalarda, davacının senedin rızası hilafına elinden çıktığını ve senedi elinde bulunduran şahsın kötü niyetli veya iktisabında ağır kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekir (F.Öztan:Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2000, s.294).
Somut uyuşmazlık bakımından TTK’nın 704’üncü maddesi hükümleri çerçevesinde taraf delilleri değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 26’ncı maddesinin birinci fıkrası, “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir” hükmünü içermektedir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde dava konusu çekin istirdadı talebinde bulunmuş olmasına rağmen mahkemece, dava konusu çekin bankaya ibraz edilmemiş olması nedeniyle kambiyo senedi vasfında bulunmadığı, bu hâli ile yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu, taraflar arasında akdi ilişki olmadığı, dolayısıyla davalının bu belgeye dayanarak davacı aleyhine alacak iddiasında bulunmasının mümkün olmadığı, ancak bu belgeye dayanarak dava dışı ciranta İbrahim Yalınsu"dan alacak talebinde bulunması mümkün olduğundan çekin istirdadına karar verilemeyeceği, çoğun içinde azı da vardır kuralı uyarınca davacının davasının menfi tespit davası olarak nitelendirildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen usul hükmüne aykırı olarak, talepten başka bir şeye karar vermiştir.
Hâl böyle olunca, mahkemece davacı vekilinin talep sonucunun menfi tespit davası olarak değerlendirilmesi 6100 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesine aykırıdır.
Ne var ki Özel Dairenin bozma kararında mahkemece talepten başka bir şeye karar verilmiş olması bakımından HMK’nın 26’ncı maddesine aykırılığa ve davacının çeki süresinde bankaya ibraz etmemiş olmasının sonuçları konusunda ilk derece mahkemesi kararına karşı açıklama yapılmadığı anlaşılmakla Özel Dairenin bozma kararına açıklanan ilave gerekçelerin eklenmesi gerekmektedir.
Bu durumda direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıdaki belirtilen bu ilave gerekçeler ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’nun 440’ıncı maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.04.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.