Hukuk Genel Kurulu 2017/530 E. , 2018/926 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “ tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.01.2012 gün ve 2009/484 E., 2012/63 K. sayılı karar davalı vekili ve müdahil vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 03.10.2013 gün ve 2013/11859 E., 2013/24225 K. sayılı kararı ile,
“…Davacı, davalıya ait alışveriş merkezinin otoparkına aracını park ettiğini bagaj camı kırılarak araç içerisinde bulunan eşyaların çalındığını, davalının kusurlu olduğunu ileri sürerek zararı olan 15.378,00 TL maddi ve 7500 TL manevi tazminatın faizi ile ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı davanın reddine dilemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı ve müdahil tarafından temyiz edilmiştir.
1-Asli müdahil ...Güvenlik A.Ş hakkında hüküm kurulmadığından temyiz dilekçesinin reddi gerekir.
2-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki benden kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
3-Davalı aracında çalınan eşyaların bilgisayar, 2900 adet tanıtım ilanı, 800 adet el broşürü, 4000 adet katalog olduğunu belirtip fatura değerleri üzerinden talepte bulunmuştur. Talep edilen miktara kusur indirimi yapılarak hüküm kurulmuştur. Davalı davacının gerçek zararından sorumludur. Davacı aracından çalındığını iddia ettiği malzemelerinin miktarını ispat etmelidir. Mahkemece, olay tarihinde araçta bulunan eşyaların miktarı ve o tarihteki değeri belirlenerek sonuca uygun karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir,…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin yönetim kurulu başkanı olduğu ...Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş. adına kayıtlı araçta, davalının sahibi ve işletmecisi olduğu alışveriş merkezinin açık otoparkında park hâlinde iken 02.09.2008 tarihinde hırsızlık eyleminin meydana geldiğini, araç içerisinden ...Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait bir adet diz üstü bilgisayar, 2700 adet A4 tanıtım ilanı, 800 adet el broşürü, 4000 adet kataloğun çalındığını, davalı şirketin otoparkta bırakılan aracın güvenliğini sağlayamadığını ve müvekkilinin zarara uğramasına neden olduğunu ileri sürerek, çalınan eşyaların toplam bedeli olan 15.378,19 TL maddi tazminat ile 7.500,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının dava ehliyetinin bulunmadığını, çalındığı iddia edilen eşyaların davacıya ait olmadığını, hırsızlık eyleminin gerçekleştiği otoparkta güvenlik hizmetinin müvekkili şirket tarafından verilmediğini, otoparkın güvenliğinin Securinet Güvenlik Hizmetleri A.Ş. tarafından sağlandığını, davacının yediemin olarak kendisine teslim edilen ve çalıştığı şirkete ait eşyaları araç içerisinde bırakarak gerekli güvenlik önlemlerini almadığını, bu şekilde zararın oluşmasına kendisinin neden olduğunu, davacının çalındığını iddia ettiği malların, fatura tarihlerinden itibaren 16-17 ay geçmesine rağmen faturalarda belirtilen miktarlardan çok az eksilmesinin olağan bir durum olmadığını, hırsız için değer ifade etmeyecek broşür, katalog, tanıtım ilanlarının çalınmış olmasının anlaşılamadığını, davacının manevi tazminat isteyebilmesi için de kişilik haklarının ağır şekilde ihlal edilmesi gerektiğini, somut olayda manevi tazminatın şartlarının oluşmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Müdahil Securinet Güvenlik ve Koruma Hizmetleri A.Ş. vekili, davacı ile müvekkili şirket arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığını, davacının müvekkili şirketten hizmet aldığına dair belge sunmadığını, hırsızlık eylemine konu araç ve çalındığını iddia edilen eşyaların davacıya ait olmadığını, davacının 1,5 yıl önce satın aldığı tanıtım ilanı ve katalogların araç içinde bulunmasının, bilgisayarın araçta bırakılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının gerekli tedbirleri almadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davacının kullanımında bulunan aracın davalı şirketin yönetiminde olan alışveriş merkezi otoparkında bulunduğu sırada, hırsızlık eylemi nedeniyle araçta bulunan bilgisayar ve matbaa malzemelerinin üçüncü kişiler tarafından çalındığının sabit olduğu, meydana gelen hırsızlık olayı sonucunda bilirkişi raporuna göre, davacının belirlenen zararının 14.304,20 TL olduğu, davalının kendi gözetiminde bulunan alanda gerekli güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle sorumlu olduğu, ancak davacının da Borçlar Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca %30 oranında kusurunun bulunduğu gerekçesiyle maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 10.012,94 TL’nin davalıdan tahsiline, yine tarafların kusur durumu ve meydana gelen zarar nedeniyle davacının manevi tazminat talep hakkının da bulunduğu gerekçesiyle 1.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalı vekili ve müdahil vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, araç içerisinde bulunduğu iddia edilen ürünlerin gerçek değerinin bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle tespit edildiği, tek taraflı olarak davacı beyanlarının esas alınması ve gerçek bir ispat durumunun olayın gerçekleşme şekli itibariyle mümkün bulunmaması gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: somut olayda davacının çalındığını iddia ettiği eşyaların miktarını ispat etmesinin gerekip gerekmediği, olayın meydana geliş şekline göre davacının tek taraflı beyanının esas alınmasının isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bu noktada, konuyla ilgisi bakımından “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 6. maddesi:
“ Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ”
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun (HMK) “İspat yükü” başlığını taşıyan 190’ıncı maddesi:
“(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
hükmünü içermektedir.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddi hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hallerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir.
İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Karine söz konusu olduğunda, karine temeli ile karine sonucunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Karineye dayanan taraf, sadece karine sonucunu ispat yükünden kurtulmuş olur, ancak karine temelini ispat etmek yükü altındadır. Bu durumu vurgulamak için, fıkrada açık düzenleme yapılmıştır. Kesin kanuni karineler dışında, karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir. Fıkrada, özellikle aksini ispat kavramına yer verilmiştir. Zira aksini ispat ve karşı ispat farklı kavramlardır. Karine söz konusu olduğunda, karşı ispat faaliyetinden değil, karine ile kabul edilen durumun aksini ispat etmek gerekir.
Açıklanan bu maddi hukuk kuralları, somut olay ortaya konularak değerlendirildiğinde;
Davacı, davalı şirketin işlettiği alışveriş merkezinin otoparkında, aracı park hâlinde iken aracın içerisinden bir adet diz üstü bilgisayar, 2700 adet A4 tanıtım ilanı, 800 adet el broşürü, 4000 adet kataloğun çalındığını iddia etmiştir. Çalındığı iddia edilen bilgisayarın fatura tarihi 06.06.2006, A4 tanımı ilanlarının fatura tarihi 03.04.2007, el broşürünün fatura tarihi 27.03.2007 ve katalogların fatura tarihi ise 27.03.2007 tarihidir. İddia edilen hırsızlık eylemi ise 02.09.2008 tarihinde gerçekleşmiştir.
Mahkemece alınan 06.12.2011 tarihli bilirkişi raporunda çalındığı iddia edilen 4000 adet kataloğun ortalama ağırlığının 800 kg. olabileceği ve 10 koli üst üste konulduğunda yüksekliğinin 2,5 metre olacağı belirtilmiştir.
Bu durumda davalı davacının gerçek zararından sorumlu olup, hırsızlık eyleminin gerçekleştiği tarihte araç içerisinde bulunduğunu iddia ettiği eşyaların miktarını ispat yükü davacıdadır.
Hâl böyle olunca, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.04.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.