
Esas No: 2017/2074
Karar No: 2019/477
Karar Tarihi: 18.04.2019
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2074 Esas 2019/477 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul(Kapatılan) 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “endüstriyel tasarımın hükümsüzlüğü” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 17.02.2015 tarihli ve 2013/220 E., 2015/33 K. sayılı kararın davalı vekilince temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.05.2016 tarihli ve 2015/10838 E., 2016/5565 K. sayılı kararı ile:
“...Davacı vekili, davalının yıllardır değişik sektörlerde kullanılan, kamuya mal olmuş, yenilik ve ayırt edicilik özelliği taşımayan tasarımları incelemesiz sistemden yararlanarak 2008/043321 ve 2010/03030 sayı ile adına tescil ettirdiğini ileri sürerek 2008/04321 sayılı çoklu Endüstriyel Tasarım Tescil Belgesinin 3, 6 ve 18 sıra sayılı, 2010/03030 sayılı çoklu Endüstriyel Tasarım Tescil Belgesinin de 10 ve 18 sıra sayılı tasarımların hükümsüzlüğünü ve terkinini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin rüçhan hakkının bulunduğunu, tasarımların tamamen özgün olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu desenlerin sayısız seçenek sunularak eski yüzyıllarda dahi kumaş, kağıt, porselen gibi pekçok materyal üzerinde ve yüzeylerinde kullanıldığı, desenlerin anonim tanım içine girdiği, dolayısıyla tasarımların yenilik ve ayırt edicilik özelliklerine sahip olmadıkları gerekçesiye davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, endüstriyel tasarım tescil belgelerinin kısmen hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. 6100 sayılı Kanun"un 184. maddesine göre, hâkim tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder.
Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra, sözlü yargılama aşamasına geçileceği konusunda şüphe yoktur. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Sözlü yargılama 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 186. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, "Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir." hükmünü amirdir.
Bu maddede, taraflara davetiye çıkarılacağı belirtilmiş ise de, HMK"nın 184. maddesine uygun olarak, tarafların tamamının hazır olduğu yargılama sırasında, hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verip, tarafların bütün tahkikat hakkındaki açıklamalarını dinleyip, tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığını belirledikten sonra, yüzlerine karşı tahkikatın bittiğini tefhim etmişse, sözlü yargılama hakkında da görüşlerini sorması gerekir.
Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, taraflardan bir kısmının hazır olmaması veya hazır olan taraflardan biri ya da tamamının, mahkemeden sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilmesini istemeleri halinde, sözlü yargılama için HMK"nın 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmesi ve bu durumun duruşmada olmayan taraflara meşruhatlı davetiye tebliğ edilmesi gerekir.
Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçilir, taraflara HMK"nın 186/2. maddesine göre son sözleri sorulur, son sözleri dinlendikten sonra, mahkeme hükmünü verir.
Somut uyuşmazlıkta taraf vekillerinin hazır olduğu 17.02.2015 tarihli celsede, duruşmaya son verildiği belirtilerek hüküm verilmiştir. Yukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan, adil yargılanma hakkı ile hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır. Mahkemece, bu hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle taraflar yararına bozulması gerekmiştir....”
gerekçesiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, davalı adına tescilli endüstriyel tasarımların hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalının yıllardır değişik sektörlerde kullanılan, kamuya mal olmuş, yenilik ve ayırt edicilik özelliği taşımayan tasarımları incelemesiz sistemden yararlanarak 2008/04321 ve 2010/03030 sayı ile adına tescil ettirdiğini ileri sürerek, davalıya ait 2008/04321 sayılı çoklu endüstriyel tasarım tescil belgesinin 3, 6 ve 18 sıra sayılı; 2010/03030 sayılı çoklu endüstriyel tasarım tescil belgesinin de 10 ve 18 sıra sayılı tasarımların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiş; ıslahla davalıya ait 2012/6427 sayılı çoklu tasarım tescil belgesinde yer alan 4 nolu tasarımın da hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin rüçhan hakkının bulunduğunu, adına tescilli tasarımlarının yeni ve ayırt edici nitelikte olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel Mahkemece, dava konusu desenlerin sayısız seçenek sunularak eski yüzyıllarda dahi kumaş, kâğıt, porselen gibi pek çok materyal üzerinde ve yüzeylerinde kullanıldığı, desenlerin anonim tanım içine girdiği, dolayısıyla davalı tasarımlarının yenilik ve ayırt edicilik özelliklerine sahip olmadıkları gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı adına tescilli 2008/04321 sayılı tasarım tescil belgesinde yer alan 3, 6 ve 18 sayılı tasarımlar ile 2010/03030 sayılı tasarım tescil belgesinin 10 ve 18. tasarımlarının kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Bozma kararına karşı yerel mahkemece ilk karardaki gerekçelerine ek olarak dosyadaki taraflar dava ile ilgili bilgilendirilmiş oldukları, dilekçeler teatisi tamamlandığı, ön incelemenin yapılarak tahkikat ve sözlü yargılama aşamasına geçildiği, yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor taraflara tebliğ edildikten, itiraz ve beyanlar da alındıktan sonra dosyadaki uyuşmazlıkla ilgili davacının davasını kabul yönündeki, davalı yanın ise davayı red yönündeki son beyanları da alınarak yargılama sonlandırılıp hüküm kurulmuş olduğundan, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlali söz konusu olmadığından ve hukuki dinlenme hakkı da ihlal edilmediğinden, özellikle tek hâkimle çalışan mahkemelerde tahkikat aşamasından itibaren tarafların sürekli beyanlarına başvurulmuş olması ve son beyanlarının da alınıyor olmasından dolayı HMK’nın 186’ncı maddesinde belirtilen surette sözlü yargılama için yeniden gün tayin edilmesine gerek olmadığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, yerel mahkemece sözlü yargılama için gün tayin edilip tebliğ olunmasından sarfınazar edilmiş olmasına ilişkin usul hatasının, hukuk davaları bakımından adil yargılanma hakkını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1’inci maddesi ile hukuki dinlenilme hakkına ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun (HMK) 27’nci maddesi bakımından kararın salt bu nedenle bozulmasını gerektiren ciddi bir ihlal olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın aydınlatılması bakımından öncelikle ulusal ve uluslararası mevzuat hükümlerinin irdelenmesinde yarar vardır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesine göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Ayrıca Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir.
Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6’ncı maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı yer almış olup, gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27. maddesinde de hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir.
HMK’nın 27. maddesi uyarınca hukuki dinlenilme hakkı:
“(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir”.
Hukuki dinlenilme hakkı çoğunlukla "iddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. Ancak bu hak iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır.
Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Bunlardan ilki “bilgilenme hakkı” dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.
Bu hakkın ikinci unsuru, açıklama ve ispat hakkıdır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Adil yargılanma kavramı, kural olarak, aynı zamanda bir davanın taraflarının gösterilen deliller veya sunulan mütalâalar hakkında bilgi sahibi olması ve bunlarla ilgili görüş bildirmesi hakkını da içinde barındırır ( Lobo Machado-Portekiz ve Vermeulen-Belçika davaları, 20 Şubat 1996 tarihli kararlar, Reports 1996-I, sırasıyla s. 206 paragraf 31 ve s. 234 paragraf 33).
Bu hakkın üçüncü unsuru, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir.
Bu noktada 6100 sayılı HMK’nın “Tahkikatın sona ermesi” başlıklı 184. ve “Sözlü Yargılama” başlıklı186. maddelerine değinmekte yarar vardır.
HMK’nın 184. maddesine göre, hâkim tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder.
Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra, sözlü yargılama aşamasına geçileceği konusunda şüphe bulunmamaktadır. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
HMK’nın186. maddesi ise "Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir." hükmünü içermektedir.
Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; taraf vekillerinin hazır olduğu 17.02.2015 tarihli duruşmada taraflara HMK’nın 184. maddesi gereğince tahkikatın bittiğinin bildirilmediği ve sözlü yargılama için HMK’nın 186. maddesinde belirtildiği şekildeyeni bir duruşma günü belirlenmediği gibi, taraflar hazır olmasına rağmen taraflara sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini isteyip istemedikleri dahi sorulmaksızın ve buna ilişkin beyanları duruşma tutanağına geçirilmeksizin sözlü yargılamaya geçilmiş olduğundan, HMK’nın184. ve 186. maddelerinde belirtilen sırasıyla tahkikatın sona ermesi ve sözlü yargılamaya ilişkin usul kurallarına uyulmaksızın verilen hükmün, AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına dolayısıyla HMK’nın 27/2-b maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkının unsuru olan silahların eşitliği ilkesi ile usul kurallarının ruhuna ve özüne uygun düşmediği açıktır.
Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun"un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.04.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.