Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2015/3515
Karar No: 2019/481
Karar Tarihi: 18.04.2019

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/3515 Esas 2019/481 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2015/3515 E.  ,  2019/481 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


    Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Gaziantep 5. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.10.2014 tarihli ve 2013/307 E., 2014/273 K. sayılı kararın davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili ile davalı işveren vekilince temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 06.03.2015 tarihli ve 2014/27805 E., 2015/4073 K. sayılı kararı ile;
    “...Davalı işyerinden adına 26.02.2004 - 27.02.2004 döneminde 1 gün ve 26.05.2000 - 28.08.2004 döneminde 94 gün bildirim ve prim ödemeleri gerçekleştirilen davacının, 01.09.2001 - 26.02.2004 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak, aralıksız geçmesine karşın, Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti istemli olarak, 26.12.2013 tarihinde açtığı işbu davada; Mahkeme, davacının, davalı işyerinde 18.09.2001 - 26.02.2004 döneminde çalıştığının tespitine karar verilerek istem kısmen hüküm altına almıştır.
    5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nun geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
    506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
    Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede, 31.12.2004 tarihinden itibaren (5) yıl içerisinde açılmayan işbu davada; mahkemece, tespit kararı verilen 18.09.2001 - 26.02.2004 dönemine ilişkin, davacının hizmetlerini bildirir işe giriş bildirgesi, ya da, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerden herhangi birinin davalı Kuruma verilmediğinin ve davacının çalışmalarının Kurum tarafından tespit de edilmediğinin anlaşılması karşısında, anılan döneme ilişkin istemin hak düşürücü süreye uğradığının gözetilmemesi, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O hâlde, davalı Kurum vekilinin ve davalı şirket vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...”
    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
    Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete ait halı imalatı yapılan iş yerinde 01.09.2001 tarihinde çalışmaya başladığını, ancak çalışmalarının davalı Kuruma bildirilmediğini, 26.02.2004 tarihinde iş kazası geçirdiğini ve davalı işverenin bu tarihte sigorta bildirimini yaptığını ileri sürerek 01.09.2001-26.02.2004 tarihleri arasında davalı iş yerinde kesintisiz ve asgari ücretle çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı işveren temsilcisi, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu"nda düzenlenen 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının tüm çalışmalarının Kuruma bildirildiğini belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
    Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili, hak düşürücü sürenin geçtiğini, fiili çalışma olgusunun hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    Mahkemece, davacının davalıya ait iş yerinde iş kazası geçirdiği 26.02.2004 tarihinden itibaren 1 gün bildiriminin bulunduğu, davalı iş yerinin uyuşmazlık konusu dönemde kanun kapsamında olduğu, davacı ile birlikte uyuşmazlık konusu dönemde aynı iş yerinde çalışan davacı ve 18.09.2001 tarihinden itibaren bildirilen bordro tanıklarının beyanlarına göre davacının işveren tarafından bildirilen 26.02.2004 tarihinden önce talep edilen dönemde de kesintisiz olarak davalı iş yerinde çalıştığının sabit olduğu, bordro tanıklarının bildirildiği 18.09.2001 tarihinden öncesindeki çalışmaları bilmelerinin mümkün olmadığı ve başkaca bir delil de bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili ile davalı işveren vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda karar başlığında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
    Mahkemece, davacının 26.02.2004 tarihinde davalı iş yerinde çalışırken geçirdiği iş kazasına ilişkin olarak kesinleşen mahkeme kararı bulunduğu, söz konusu davada taraf olan Kurumun davacının çalışmasından iş kazası tespiti davasından önce de sonra da haberdar olduğu, hak düşürücü sürenin bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörüldüğü, Kurumun çalışma olgusundan haberdar olması hâlinde hak düşürücü süreden söz edilemeyeceği, mahkeme kararı ile davalı işyerinde çalıştığı ve iş kazası geçirdiği sabit olan davacının hiç bildirimi yapılmayan sigortalılarla aynı hukuki statüye tabi tutulmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme kararı, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili ile davalı işveren tarafından temyiz edilmiştir.
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davacının 18.09.2001-26.02.2004 tarihleri arasındaki hizmetlerinin tespiti bakımından 26.02.2004 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle çalışmalarından Kurumun haberdar olmasının hak düşürücü sürenin gerçekleşmesine engel olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının talebi yönünden hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır.
    01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nun geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında, “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun Geçici 20"inci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” düzenlemesinin yer alması ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, davanın yasal dayanağının mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve anılan Kanun"un 79. maddesi olduğu kabul edilmelidir.
    Öncelikle belirtilmelidir ki, 5510 sayılı Kanun"un geçici 7. maddesi uyarınca, uygulama yeri bulan 506 sayılı Kanun"un 2. ve 6. maddelerinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak, bu kimselerin ayrıca aynı Kanun"un 3. maddesinde sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun"un 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir.
    Ne var ki, sigortalıların bazı haklardan yararlanmaları öncelikle kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve kanunun gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi koşullarına da bağlıdır. Anılan bilgi ve belgelerin kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yol olup, ülkenin gerçeklerinden biridir. İşte bu noktada, işçinin bir takım yasal haklardan yararlanabilmesi için sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır.
    Bilindiği üzere, sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun"un 79. maddesinin 10. fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun"un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun"un 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun"un 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.
    Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.
    İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun"un 79. maddesinin 1. fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun"un 79. maddesinin 10. fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır. Bu kabul şeklinin temelinde yatan neden, hiç bildirim yapılmayan sigortalılarla, kısmi bildirim yapılan sigortalıların aynı hukuksal statüye tabi tutulmalarının hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağı düşüncesinin hâkim kılınmasıdır.
    Somut olayda, davacının dava konusu edilen dönemde davalı veya başka bir işyerinden yapılan bir hizmet bildiriminin bulunmadığı, davacı tarafından 22.06.2006 tarihinde açılan ve Gaziantep 2. İş Mahkemesinin 2006/1010 Esas sayılı dosyasında görülen davada verilen 22.10.2007 tarihli karar ile davacının davalı iş yerinde 26.02.2004 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun tespitine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 10.11.2008 tarihli kararı ile onanarak kesinleştiği, mahkeme kararından sonra Kurum tarafından gerekli işlemlerin yapıldığı ve davacının 26.02.2004 tarihinde davalı iş yerinde geçen 1 günlük çalışmasının ek beyan ile hizmet döküm cetveline işlendiği anlaşılmaktadır.
    Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacının 26.02.2004 tarihinde geçirdiği iş kazası ile ilgili olarak mahkeme tarafından yapılan bir tespit bulunduğundan ve buna göre Kurum davacının çalışmalarından haberdar olup bu tarihteki bir günlük çalışması ek beyan ile Kuruma bildirildiğinden bu bildirim ile birleşen blok çalışmalarının bulunması hâlinde 506 sayılı Kanunun 79. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin dolduğundan söz etmek mümkün olmayacağından Özel Dairenin bozma kararı isabetli görülmemiştir.
    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde bir kısım üyelerce, davacının geçirdiği iş kazası ile ilgili tespitin 26.02.2004 tarihine ilişkin olduğu ve davacının bu tarihten önce iş yerinde geçtiğini iddia ettiği çalışmaları bakımından Kurumun bir tespit yapmasının veya haberdar olmasının söz konusu olmadığı, bu nedenle hak düşürücü sürenin geçtiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.
    Şu hâlde, yukarıda açıklanan nedenler gözetildiğinde direnme kararı yerindedir.
    Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davanın esasına yönelik temyiz incelemesi yapılmamıştır.
    Hâl böyle olunca, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili ile davalı işverenin davanın esasına ilişkin temyiz itirazları ile ilgili inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili ile davalı işverenin davanın esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.04.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.







    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi