Hukuk Genel Kurulu 2017/677 E. , 2019/489 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki “hakem heyeti kararına itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 10.Tüketici Mahkemesince davanın reddine dair 28.11.2013 tarihli, 2013/512 E., 2013/424 K. sayılı karara karşı davacı vekilinin temyiz isteminin reddi yönünde verilen 25.02.2014 tarihli ek kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 01.09.2014 tarihli, 2014/23569 E., 2014/24341 K. sayılı kararı ile temyizin reddine ilişkin ek karar kaldırılıp hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasına girilmeden önce, davanın niteliği itibariyle direnme kararına karşı temyiz kanun yolunun açık olup olmadığı hususu ön sorun olarak incelenip tartışılmıştır.
Ön sorunun değerlendirilebilmesi için öncelikle davanın hukuki niteliğinin tespiti gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 33. maddesine göre “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular” [1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m.76/1.c.]. Anılan düzenlemenin sonucu olarak, bir yargılamada olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme hâkime aittir.
Davacı da, HMK’nın 119. maddesi (HUMK, m. 179/4) uyarınca dava dilekçesinde talebini dayandırdığı hukuki sebepleri göstermek durumundadır. Bu husus dava dilekçesinin zorunlu bir unsuru olmamakla birlikte davacının ileri sürdüğü vakıalarla ilgili olarak hukuki sebepleri de dilekçesinde göstermesi uyuşmazlığın çözümünü kolaylaştıracak ve hâkime yardımcı olacaktır. Bundan başka davacının, davasını doğru bir şekilde açıp yürütebilmesi için kanunda düzenlenmiş soyut koşullara uygun şekilde somut vakıalarını ortaya koyması gerekir (Akil, C.: Hâkimin Hukuku Kendiliğinden Uygulaması İlkesi, AÜHFD, Yıl 2008, C.57, s. 5).
Bunun yanı sıra hukuki nitelendirmenin en sağlıklı şekilde yapılabilmesi için hâkim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda HMK’nın 31. maddesi (HUMK, m. 75) uyarınca da taraflara açıklama yaptırabilir ve soru sorabilir.
Somut uyuşmazlıkta da davacı vekili 19.07. 2013 tarihli dava dilekçesinin konu kısmında “Yoksun Kalınan Kira Alacağının Tazmini (Hakem Heyeti Kararına İtiraz)” olarak talebini isimlendirmiş, dilekçe anlatımında bu hususa ilişkin herhangi bir ibare bulunmamakta ise de netice kısmında “…şimdilik 950TL olan zararımızın hakem heyetine başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline…” karar verilmesi istenmiş ve dilekçe ekinde Çankaya Kaymakamlığı 2. Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 09.07.2013 tarihli, 10250 sayılı kararını sunmuştur.
28.11.2013 tarihli duruşmada hâkimin, davanın ne olduğunun ve netice olarak talebinin açıklamasını istemesi üzerine davacı vekili “Davamız davalı tarafın süresinde taşınmazın teslim etmemesine dayalı olarak oluşan kira zararımızın ödenmesi için hakem heyetine yaptığımız müracaatın reddine dair hakem heyeti kararının iptali ile alacağımızın hüküm altına alınmasından ibarettir.” şeklinde beyanda bulunmuş, mahkemece de bu doğrultuda yargılamaya devam edilmiştir.
Tüketici sorunları hakem heyeti kararlarına itiraz hususu uyuşmazlık tarihi itibariyle yürürlükte olan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 22. maddesinde düzenlenmiştir. Değeri Kanun’da öngörülen ve her yıl güncellenen belli miktarı aşmayan talepleri ile ilgili olarak tüketici sorunları hakem heyetine başvuru sonucu verilen kararlara karşı on beş gün içerisinde tüketici mahkemeleri önünde itiraz edilebilir ve anılan maddenin 5. fıkrasının son cümlesine göre bu itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir.
Ön sorun bu açıklamalar ışığında irdelendiğinde;
Davacı vekilinin tüketici sorunları hakem heyetine başvuruları üzerine verilen ret kararına karşı süresi içerisinde tüketici mahkemesi önünde itiraz yoluna gittiği, bu hâlde mahkemece verilen kararın 4077 sayılı TKHK’nın 22/5-son maddesi hükmü gereğince kesin olduğu anlaşılmakla anılan karara karşı temyiz kanun yoluna gidilmesi imkânı bulunmamaktadır.
Hâl böyle olunca ön sorunun mevcut olduğu gözetilerek davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine, 18.04.2019 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.