
Esas No: 2013/6428
Karar No: 2013/6428
Karar Tarihi: 26/6/2014
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
BÜLENT KARATAŞ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/6428) |
|
Karar Tarihi: 26/6/2014 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Alparslan ALTAN |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
M. Emin KUZ |
Raportör |
: |
Bahadır YALÇINÖZ |
Başvurucu |
: |
Bülent KARATAŞ |
Vekili |
: |
Av. Kürşat KARACABEY |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvurucu, Mardin ili
Yeşilli ilçe jandarma komutanı olarak görev yapmakta iken Van garnizonuna
yapılan atamasının iptali istemiyle açtığı davada adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini iddia etmiş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru, 23/8/2013 tarihinde
Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede
başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit
edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci
Komisyonunca, 31/10/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm
tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, kabul edilebilirlik
incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine
karar verilmiştir.
4. Bölüm, 4/12/2013 tarihinde
yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte
yapılmasına karar vermiştir.
5. Başvuru konusu olay ve
olgular 6/12/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet
Bakanlığı, görüşünü 6/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından
Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 10/1/2014 tarihinde
bildirilmiştir. Başvurucu, karşı beyanlarını 14/1/2014 tarihinde Anayasa
Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VE
OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde
ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Mardin ili
Yeşilli ilçe jandarma komutanı olarak görev yapmakta iken 22/8/2012 tarihinde
maiyetinde bulunan iki subayın tartıştığını bölge komutanına bildirmiştir.
9. Bölge komutanı tarafından
23/8/2012 tarihinde tahkikat heyeti oluşturulmuştur.
10. Heyetin yaptığı tahkikatın
neticesinde, başvurucunun maiyetindeki iki subayın eşleri arasında uzun
zamandır süre gelen huzursuzluğu bildiği ve bazı hususlara şahit olduğunu beyan
etmesine rağmen (jandarma komutanlığına gece/gündüz sivil bir aracın gelmesi ve
gelen şahısların maiyetindeki bir subayın abisi olduğunu belirtmesi, aynı
subayın sivil şahıslara borçlanması v.b.) disiplin
amiri olarak gerekli müdahalede bulunmadığından bahisle bölge komutanının
3/9/2012 tarihli işlemi ile başvurucu ikaz edilmiştir.
11. Daha sonra başvurucunun,
maiyetindeki iki subayın eşleri arasındaki sürtüşmeyi ve lojmanlar bölgesine
sivil şahısların giriş çıkışlarını uzun süredir bilmesine rağmen disiplin amiri
olarak zamanında gerekli müdahaleyi yapmadığı, ailesiyle lojmanda oturan diğer
aileler arasında ihtilaf oluştuğu tespit edildiğinden bahisle 14/9/2012 tarihli
işlem ile Van garnizonuna ataması yapılmıştır.
12. Başvurucu tarafından
26/9/2012 tarihinde atama işleminin iptali istemiyle Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde dava açılmıştır.
13. Dava devam ederken
29/11/2012 tarihinde başvurucu vekili, davalı idare olan Jandarma Genel
Komutanlığı tarafından savunmaya ek olarak gönderilen gizli ve gizli olmayan
delilerin incelettirilmesini AYİM Birinci Dairesinden talep etmiştir.
14. AYİM Birinci Dairesi
27/12/2012 tarihinde talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve dava
dosyasının talep hakkında karar vermeye yetkili olan AYİM Genel Sekreterliğine
iadesine karar vermiştir.
15. Genel Sekreterin 4/1/2013
günlü kararı ile talebin uygun bulunmadığı belirtilmiştir. Karar gerekçesinde
yer alan ifadeler ise şöyledir:
“… bu düzenlemeyle davalı idare tarafından
gönderilen 1602 sayılı yasanın 52’nci maddesi kapsamındaki belgelerin
incelettirilmesi hususunda Genel Sekreterliğe bir yetki verilmemiştir.
Bununla birlikte, talebiniz hakkında Genel
Sekreterlik tarafından değerlendirme yapılması hususunda ilgi (b) karar
verilmiştir. Söz konusu ilgi (b) Karar uyarınca inceleme talebiniz
değerlendirilmiş, uygun bulunmamıştır. Anılan ilgi (b) kararda buna “itiraz”
edilebileceği belirtilmiştir.”
16. Başvurucu tarafından anılan
karara yönelik bir itiraz yapılmamıştır.
17. AYİM Birinci Dairesi
3/7/2013 tarih ve E.2012/1188, K.2013/783 sayılı kararı ile davanın reddine ve
gizlilik dereceli belgelerin iadesine karar vermiştir. Karar gerekçesinde yer
alan bazı ifadeler ise şöyledir:
“… Genel Sekreterlik tarafından 04.01.2012
tarihli yazıyla davacı vekilinin talebinin uygun bulunmadığı ve fakat buna
itiraz edilebileceğinin davacı vekiline bildirildiği ancak davacı vekilinin
Genel Sekreterliğin bu kararına itiraz etmediği anlaşılmıştır.
…
Davalı idarece 1602 sayılı Kanunun 52’nci
maddesi kapsamında gönderilen belgelerden (tarafların ifadesi ve idari tahkikat
raporu) ve dava dilekçe ile lahiyalardan; … davacının
ise bu hususların büyük kısmına önceden vakıf olmasına rağmen gerekli
incelemeyi zamanında yapıp gerekli tedbirleri almadığı anlaşılmaktadır.
…
…Davacının en son noktada durumu amirlerine
bildirdiği ve idari tahkikat yapılmasını tetiklediği gerçektir. Lakin davacı,
daha baştan alması gereken tedbirleri almamıştır. Örneğin, davacı komutan
olarak lojmanın/birliğin güvenliğinden sorumludur. Lüks arabalarla geldiğini
söylediği sivil kişileri araştırıp soruşturmaması, gelenlerin C. Yzb.nın abisi
olduklarını söylediler demekle geçiştirilecek bir konu değildir. Esasen Yeşilli’nin küçük bir garnizon olduğu, personelin toplu
olarak lojmanda oturduğu nazara alındığında davacının olanların tamamına vakıf
değilse bile bu hususun da davacının bir nakisası olduğunu ileri sürmek
mümkündür. Bu itibarla davacının, sorumluluğu geniş olan ve müstakil ve seçimli
bir görev olan ilçe jandarma komutanlığından başka bir garnizona müstakil
olmayan bir göreve atanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı
değerlendirilmiştir.”
18. Karar, başvurucu vekiline
24/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
19. Başvurucu 23/8/2013
tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.
20. Bunun yanında başvurucu,
atama işleminin iptali istemiyle açılan dava devam etmekte iken görevinden
istifa etmiştir.
B. İlgili
Hukuk
21. Anayasa’nın “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi” kenar
başlıklı 157. maddesi şöyledir:
“Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan
makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî
hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı
denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir. Ancak, askerlik
yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartı
aranmaz.
Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim
sınıfından olan üyeleri, mahkemenin bu sınıftan olan başkan ve üyeleri tamsayısının
salt çoğunluğu ve gizli oy ile birinci sınıf askerî hâkimler arasından her boş
yer için gösterilecek üç aday içinden; hâkim sınıfından olmayan üyeleri, rütbe
ve nitelikleri kanunda gösterilen subaylar arasından, Genelkurmay Başkanlığınca
her boş yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.
Askerî hâkim sınıfından olmayan üyelerin görev
süresi en fazla dört yıldır.
Mahkemenin Başkanı, Başsavcı ve daire
başkanları hâkim sınıfından olanlar arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.
(Değişik fıkra: 7/5/2010-5982/21 md.)Askerî
Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mensuplarının
disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı
esaslarına göre kanunla düzenlenir.”
22. 4/7/1972 tarih ve 1602
sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Teminat” başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Başkanı, Başsavcı, Daire
Başkanları ve üyeleri; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakimleri olarak Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının kendilerine sağladığı teminat altında hizmet
görürler.”
23. 1602 sayılı Kanun’un 8., 9.
ve 10. maddeleri şöyledir:
“Üyelerin seçimi:
Madde 8 – (Değişik: 25/12/1981 -
2568/1 md.)
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri hakim
sınıfından olan üyeleri, bu sınıftan olan başkan ve üyeler tam sayısının salt
çoğunluğu ile her boş yer için gösterilecek üç aday arasından,
Hakim sınıfından olmayan üyeleri, Genelkurmay
Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday arasından,
Cumhurbaşkanınca seçilir.”
“Atanma:
Madde 9 – (Değişik: 25/12/1981 -
2568/1 md.)
Seçilenler arasından rütbe ve kıdem sırasına göre Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığına, Başsavcılığına, daire başkanlıklarına ve
üyeliklere, Milli Savunma Bakanı ve Başbakanın imzalayacağı, Cumhurbaşkanının
onaylayacağı Kararname ile atama yapılır. Atamalar Resmi
Gazete"de yayımlanır.
Başkan, Başsavcı ile daire başkanlarının askeri hakim sınıfından olması şarttır.”
“Görev süresi:
Madde 10 – (Değişik: 25/12/1981 -
2568/1 md.)
Askeri Hakim sınıfından olmayan
üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır.”
24. 1602 sayılı Kanun’un “Dosya dışında inceleme” başlıklı 52.
maddesi şöyledir:
“Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta
oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri
gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve
her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden
isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine
getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya
mahsus olmak üzere uzatılabilir.
Taraflardan
biri ara kararının icaplarını yerine getirmediği takdirde bunun verilecek karar
üzerindeki etkisi, görevli daire veya kurulca önceden takdir edilir, ara
kararında bu husus ayrıca belirtilir.
Ancak,
istenen bilgi ve belgeler Türkiye Cumhuriyetinin
güvenliğine ve yüksek menfaatlerine veya Türkiye Cumhuriyetinin güvenliği ve
yüksek menfaatleri ile birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Başbakan,
Genelkurmay Başkanı veya ilgili Bakan gerekçesini bildirmek suretiyle, söz
konusu bilgi ve belgeleri vermeyebilir.
(Değişik dördüncü fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf ve
vekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarece
gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel
bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin
soruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerine
incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki dava
konusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek nitelikteki
bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olan
diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerine
incelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak
ayrıca gönderilir.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veya verilmeyen
bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu iddiası ile
mahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından incelenerek
haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha önce
karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa incelettirilebilir.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik derecesine
sahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde, diğer bir
maksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili kanun
hükümleri saklıdır.”
25. 5/12/1984 tarih ve 14251
sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğü giren Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İçtüzüğü’nün
38. maddesi şöyledir:
“Dosyaları incelemek isteyen vekil veya temsilcilerin
vekaletname veya temsil belgeleri ile gerektiğinde hüviyetlerini göstermeleri
zorunludur. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümleri saklıdır.
Taraflar da hüviyetlerini göstermek suretiyle dosyaları inceleyebilirler .
Dosyalar, ancak ilgili başkan, üye, raportör, Başsavcı,
savcı, Genel Sekreter veya birimlerin başkatiplerinin gözetimi altında
incelenebilir.
Dava dosyaları içinde bulunan gizli bilgi ve belgeler taraf
ve vekillerine gösterilemez.
Tereddüt halinde gizliliğin takdiri; kurul başkanlarına,
Başsavcıya veya Genel Sekretere aittir.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
26. Mahkemenin 26/6/2014
tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 23/8/2013 tarih ve 2013/6428
numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun
İddiaları
27. Başvurucu, Van garnizonuna
yapılan atamasının iptali istemiyle açtığı davada hukuka aykırı karar
verildiğini, savunmaya ek olarak davalı tarafından sunulan gizli ve gizli
olmayan delillerin talep edilmesine rağmen incelettirilmeyerek iddia ve savunma
hakkını gerektiği ölçüde kullanamadığını, AYİM’in bir
ceza mahkemesi niteliği olmamasına rağmen davalı idare tarafından sunulan
soruşturma dosyasına itibar ederek suç işlediği yönünde isnatlarda bulunduğunu,
AYİM’in kuruluşu ve bünyesindeki sınıf subayları
nedeniyle tarafsız ve bağımsız olmadığını belirterek adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama
yapılmasını ve uğradığı maddi ve manevi zarara karşılık tazminata
hükmedilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
28. Başvurucunun şikâyetleri
adil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin ihlaline yönelik olduğundan bu
şikâyetlerin ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
29. Anayasa’nın 148. maddesinin
üçüncü ve 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları
uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller
kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden
kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.
30. Anayasa’nın 148. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken
hususlarda inceleme yapılamaz.”
31. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları
ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası
şöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul
edilemezliğine karar verebilir.”
32. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı
49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel
başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve
bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır.
Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
1- Kabul Edilebilirlik Yönünden
a-
Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası
33. Başvurucu, AYİM’in bir ceza mahkemesi niteliği olmamasına rağmen
davalı idare tarafından sunulan soruşturma dosyasına itibar ederek suç işlediği
yönünde isnatlarda bulunduğunu ifade ederek masumiyet karinesini ihlal ettiğini
ileri sürmüştür.
34. Bakanlık, başvurunun bu kısmının
kabul edilebilirliği konusunda herhangi bir görüş bildirmemiştir.
35. Başvurucunun ihlal iddiasına
konu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü, Sözleşme’nin
ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında düzenlenmektedir.
36. Anayasa’nın 38. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu
sayılamaz”
37. Sözleşme’nin 6. maddesinin
(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal
olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”
38. Masumiyet karinesi, kişinin
suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul
edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti
iddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.
Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve
kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine
tabi tutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
39. Bu çerçevede, masumiyet
karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet
kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen
kişiler açısından ise, artık “hakkında suç
isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi
iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda
kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine
kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı
verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü
gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve
Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin suçluluğu
sabit olmamıştır ve bu nedenle kişi suçlu sayılamaz.
40. Masumiyet karinesi, suç
isnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için, Sözleşme’nin 6.
maddesinde ifade edilen “medeni hak ve
yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilen
idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışında
kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitinde
idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önce
verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları
için bkz. X/Avusturya, B. No:
9295/81, 6/10/1982, k.k.; C/Birleşik Krallık, B. No: 11882/85, 7/10/1987, kk.). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararı
sorgulanmadığı sürece, aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı
kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi
tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, §
38).
41. Bu çerçevede, ceza davası
dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari
uyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen, bu
karara esas teşkil eden yargılama sürecine dayanılması ve bu şekilde beraat
kararının sorgulanması masumiyet karinesi ile çelişir. Buna karşılık, idari
uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından, kişi beraat etmiş olsa
dahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi,
kişinin suçlu muamelesi gördüğünden ve dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlal
edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın
gerekçesinin bütün halinde dikkate alınması ve nihai kararın, münhasıran
kişinin yargılandığı ve sonuçta beraat ettiği fiilleri işlediği kabulüne
dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 29).
42. Öte yandan, ceza ve ceza
muhakemesi hukuku ile disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabi
disiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinin
davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da
gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı
ayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi
işlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları
açısından doğrudan bağlayıcı değildir (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 30). Ancak
bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde delil yetersizliğine dayalı olsa bile
kişi hakkında verilen beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuz olmadığı
yönünde değerlendirmelerden kaçınılması gerekir.
43. Kişinin suçluluğunu ima eden
ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça, sadece soruşturma açılmış
olması da disiplin veya idari yaptırım işlemlerinin başlatılması veya
uygulanması için yeterli görülebilir (B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 65).
44. Somut olayda, ilçe jandarma
komutanlığındaki iki subayın eşleri arasındaki sürtüşme ve lojmanlar bölgesine
sivil şahısların giriş çıkışları hakkında yapılan tahkikat neticesinde ilçe
jandarma komutanı olan başvurucunun Van garnizonuna ataması yapılmıştır.
45. AYİM, komutanlıkta
tahkikatın başvurucunun bildirimi sonucu başlatılmış olsa dahi lojman ve
birlikte meydana gelen olayların tamamına vakıf olmamasının bir eksiklik
olduğu, alması gereken tedbirleri başta almadığı tespitlerini yaparak
başvurucunun atamasının yapılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık
bulunmadığı sonucuna varmıştır.
46. AYİM, kararında yer alan
ifadelerde ve atama işlemini incelerken yaptığı hukuki değerlendirmede,
başvurucu için suçlu ifadesini kullanmamış veya bir suç işlediği tespitinde
bulunmamış olup, atama işlemine karşı açılan davayı başvurucunun yönetim
eksikliğinden kaynaklanan nedenler ile reddetmiştir.
47. Açıklanan nedenlerle,
başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin bir husus
saptanmamış olup, başvurunun bu bölümünün
“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna
karar verilmesi gerekir.
b- Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
48. Başvurucu, davalı idare
tarafından AYİM’e sunulan gizli belgelerin
incelettirilmediğini, AYİM’in kuruluşu ve
bünyesindeki sınıf subayları nedeniyle tarafsız ve bağımsız olmadığını ileri
sürmüştür.
49. Başvurucunun bu başlık
altındaki şikâyetlerinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.
i. Gizli Belgelerin
İncelettirilmediği İddiası
50. Başvurucu, davalı idare
tarafından sunulan gizli belgelerin kendisine tebliğ edilmediğini, belgelerin
incelettirilmesi hususunda yaptığı başvurunun reddedildiğini ve bu suretle adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
51. Bakanlık görüş yazısında, AYİM’in, davayı karara bağlarken, gizlilik dereceli
belgeleri de değerlendirerek hüküm kurduğunu, ancak başvurucunun bu belgeleri
inceleme talebinin AYİM Genel Sekreterliğince reddedildiğini, bununla birlikte
belgeleri inceletmeme işlemine karşı başvurucunun itiraz hakkı olduğu
bildirildiği halde, gizlilik dereceli belgelerin inceletilmemesine ilişkin
işleme karşı başvurucu tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığını, bu
itibarla, başvurucunun konuya ilişkin şikâyeti açısından idari ve yargısal
yolları tüketip tüketmediğinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
52. Başvurucu cevap
dilekçesinde, başvuru formunda yer alan iddialarını tekrar etmiştir.
53. Olayda, AYİM’de
görülen davada davalı idare tarafından sunulan gizlilik dereceli belgelerin
başvurucuya bildirilmediği, başvurucunun AYİM’e
yaptığı başvuru hakkında karar verilmeyerek talebin Genel Sekreterliğe
gönderildiği, Genel Sekreterlikçe konu hakkında karar verme yetkisinin
bulunmadığı belirtilmekle birlikte mahkemenin aldığı karar ilgi gösterilerek
talebin reddedildiği ve bu karara itiraz edilmediği görülmektedir.
54. Bireysel başvurunun ikincil
niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği
iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne
uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu
mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için
gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları
önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline
ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz
(B. No: 2012/1049, 16/4/2013, § 32).
55. Her ne kadar Genel
Sekreterlik kararına karşı başvurucu itiraz etmemiş ise de hem gizlilik
nedeniyle kendisine gönderilmeyen bilgi ve belgelerin incelettirilmesi talebini
AYİM Dairesine yapmış olması, hem de 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinde yer
alan düzenlemede gönderilmeyen gizli belgelere karşı ilgililerin yapacakları
itirazdan çıkan anlamın ilgili Dairesine konu hakkında talepte bulunmaktan
farklı bir anlam ifade ettiğinin açık bir şekilde anlaşılmaması ve Genel
Sekreterlik kararında da konu hakkında karar alma yetkisinin bulunmamasına
rağmen mahkeme kararı ilgi gösterilerek karar alındığının belirtilmesi
karşısında, başvurucunun gizli ibareli belgeleri talep etmesinin ardından Genel
Sekreterlikçe talebin reddedilmesinden sonra bu karara itiraz etmemesini,
başvuru yollarının tüketilmemesi olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı
sonucuna varılmıştır.
56. Bunun yanında Mahkememize
yapılan 2013/7611 sayılı bireysel başvuru dosyasında yer alan AYİM İkinci
Dairesinin 25/4/2012 tarih ve E.2011/1292 sayılı bilgi ve belgelerin
incelettirilmesine dair kararda, ilgili dava dosyasına davalı idare tarafından
sunulan ve 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında olan
bilgi ve belgelerin incelettirilmesi yönündeki talep hakkında Genel Sekreterlik
aracı kılınmaksızın doğrudan karar verildiği görülmektedir.
57. Bu durumda, başvurucu tarafından
gizlilik dereceli belgelerin kendisine incelettirilmemesine ilişkin şikâyeti
açıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Bağımsız Olmadığı
İddiası
58. Diğer taraftan, başvurucu, AYİM’in kuruluşu ve bünyesindeki sınıf subayları nedeniyle
tarafsız ve bağımsız olmadığını ileri sürerek adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
59. Bakanlık bu iddiaya karşı
görüş bildirmemiştir.
60. Başvurucunun ihlal
iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı
veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama
şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (B.
No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
61. Anayasa Mahkemesi tarafından
bu konu daha önce incelenirken belirtildiği üzere, AYİM’in
oluşumu, statüsü ve görevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına
alınmıştır. AYİM’e atanan askeri hâkimlerin
bağımsızlığının Anayasa ve ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı,
atanma ve çalışma usulleri yönünden, askeri hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek
bir hususun olmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda
bulunmadıkları, disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca
incelenip karara bağlandığı görülmektedir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29).
Diğer yandan, sınıf subayı üyelerin en fazla dört yıllık bir süre ile görev
yapmaları, disiplin konularında yukarıda bahsedilen Disiplin Kuruluna tabi
kılınmaları, görev süreleri zarfında idari veya askeri yetkililerce herhangi
bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları, bu subayların idareye karşı
bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz: Mustafa Yavuz ve Diğerleri/Türkiye (kk.), B. No: 29870/96, 25/5/2000; Bek/Türkiye, B. No:
23522/05, 20/4/2010, § 30).
62. Somut olayda, mahkemenin
bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin bir husus saptanmamış olup, başvurunun
bu bölümünün “açıkça dayanaktan yoksun
olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2- Esas Yönünden
63. Başvurucu, davalı idarenin
savunma ekinde sunduğu gizlilik dereceli belgelerin incelettirilmesi talebinin
reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
64. Bakanlık görüş yazısında,
başvurucuya gizlilik dereceli belgelerin inceletilmemesinin adil yargılanma
hakkını ihlal edip etmediği değerlendirilirken konuya ilişkin AİHM kararlarının
göz önünde bulundurulması gerektiği değerlendirilmiştir.
65. Başvurucu cevap dilekçesinde,
başvuru formunda yer alan iddialarını tekrar etmiştir.
66. Başvuru konusu davada
başvurucunun gizlilik dereceli belgelerin incelettirilmediği iddiası çelişmeli
yargılama hakkı açısından incelenecektir.
67. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir.”
68. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.
maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili
uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda
karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından
davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini
isteme hakkına sahiptir.”
69. Yapılan yargılama sırasında
tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve
değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul
edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu hak ve
gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma
hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi
uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6.
maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lâfzî
içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına
dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve
haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13,
2/7/2013,§ 38).
70. Adil yargılanma hakkının
unsurlarından biri silahların eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi,
davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı
koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir
duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde
dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir (B. No: 2013/1134,
16/5/2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşı tarafına tanınan bir
avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan olumsuz
etkilendiğini ispat etmek zorunda değildirler. Taraflardan birine tanınan, diğerine
tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa
da silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılır. (Bkz., AİHM, Zagorodnikov/Rusya, B. No: 66941/01, 7/6/2007, § 30).
71. Çelişmeli yargılama ilkesi
ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının
tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak
katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda, mahkemece tarafların dinlenilmemesi,
delillere karşı çıkma imkanı verilmemesi, yargılama
faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine neden olabilecektir (Benzer
yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/İspanya,
B. No.12952/87, 23/06/1993, § 63). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların
eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlar
niteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda,
davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır.
Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyor olması,
medeni bir hakka ilişkin yargılamada tarafların duruşmada hazır bulunması da
dahil olmak üzere, yargılamanın bütününe aktif olarak katılmalarını gerektirir(B. No: 2013/1780, 20/3/2014,§ 25).
72. AİHM, hükme esas olan ve
gizli olduğu belirtilen belgelere tarafların erişiminin kısıtlanmasını ihlal
sebebi saydığı birçok kararından biri olan Miran/Türkiye kararında, Askeri
Yüksek İdari Mahkemesinde görülen davada "gizli"
ibareli belgelere başvuranın erişiminin imkânsız olmasına ilişkin şikayet yönünden AİHS"in 6/1.
maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Miran/Türkiye,
B. No: 43980/04, 21/4/2009). AİHM, benzer bir kararında da “gizli” ibareli belgelere erişimin
sağlanmamasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesine aykırı
olduğu gerekçesiyle AİHS"in 6/1. maddesinin ihlal
edildiğini hükme bağlamıştır (Güner
Çorum/Türkiye, B. No: 59739/00, 31/10/2006, §§, 21-30).
73. Başvuru konusu olayda,
başvurucu, atamasının yapılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı
davada Jandarma Genel Komutanlığı tarafından savunmaya ek olarak gönderilen
gizli ve gizli olmayan belgelerin kendisine gönderilmemesi üzerine AYİM’den bu belgelerin incelettirilmesi talebinde bulunmuş,
AYİM 27/12/2012 tarihinde aldığı karar ile 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinin
dördüncü ve altıncı fıkraları ile AYİM İçtüzüğü’nün
38. maddesi uyarınca aşaması itibarıyla dosya hangi birimde ise o birimden
belgelerin incelenmesinin talep edilebileceği, ilgili birimin belgeleri
inceletmemesi kararına yapılacak itiraz üzerine AYİM Dairesinin bu konuda bir
karar verebileceği, dava dosyasının Genel Sekreterlikte olması nedeniyle bu
konuda Genel Sekreterliğin görevli olduğunu belirterek talep hakkında karar
verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Bu karar üzerine AYİM Genel Sekreteri
4/1/2013 tarihli kararı ile kendisine 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi uyarınca
belgelerin incelettirilmesi hususunda bir yetki verilmemesine rağmen AYİM
kararı gereği değerlendirme yapmak zorunda kaldığını ve talebi reddettiğini,
karara karşı AYİM Dairesinde itiraz edilebileceğini belirtmiştir. Başvurucu bu
işleme karşı itiraz etmemiş, AYİM ise 3/7/2013 tarihinde verdiği kararda, 1602
sayılı Kanun’un 52. maddesi uyarınca gönderilen belgeleri (tarafların ifadesi
ve idari tahkikat raporu), dava dilekçesi ve lahiyaları
değerlendirerek davayı reddetmiştir.
74. Ceza davaları ile medeni hak
ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere
yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama
hakkının güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk
devleti olmanın bir gereğidir. Asıl kural tarafların eşit şartlarda yargılamaya
katılımının sağlanması, gösterdikleri kanıtlardan ve sundukları görüşlerden
bilgi sahibi olması ve bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânının
verilmesi olup kamu güvenliği, misilleme riski altında olan şahitlerin
korunması, soruşturma usullerinin gizli tutulması gibi bazı istisnaların
yargılama usulünde yer alması mümkündür. Bu durumda dahi verilmeyen veya karartılan
bilgi ve belgelere karşı ilgilinin mahkemeye itirazda bulunabilme imkânı
getirilmesi adil yargılanmanın garanti altına alınması için bir gerekliliktir.
Bu hususlar 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinde değişiklik yapan 19/6/2010
tarih ve 6000 sayılı Kanun’un genel gerekçesi ile madde gerekçesinde de ifade
edilmiş olup, değişikliğin sebebi olarak da AİHM’in
31/10/2006 tarihinde verdiği Aksoy
(Eroğlu)/Türkiye kararı gösterilmiştir.
75. 6000 sayılı Kanun’un 20.
maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinin dördüncü fıkrası değiştirilmiş
ve maddeye beş ve altıncı fıkralar eklenmiştir. Yapılan bu yeni düzenlemede;
dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin taraf ve vekillerine açık olduğu, ancak
mahkeme tarafından getirtilen veya idarece gönderilen bilgi, belge ve
dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve
güvenliğinin korunması veya idarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması
maksatlarıyla taraf ve vekillerine incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile
personelin özlük dosyasındaki dava konusu haricindekilerin taraf ve vekillerine
incelettirilemeyeceği, taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek nitelikteki
bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olan
diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, incelettirilecek suretleri, ilgili
bölümleri idare tarafından karartılarak ayrıca gönderileceği, davacı taraf veya
vekilinin, karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil
edecek unsurlar olduğu iddiası ile mahkemeye itiraz edebileceği, bu itirazın,
mahkeme tarafından incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin
belirleyeceği çerçevede daha önce karartılan veya verilmeyen bilgi ve
belgelerin karşı tarafa incelettirilebileceği kural altına alınmıştır.
76. Somut olayda, AYİM’de görülen davada davalı idare tarafından sunulan
gizlilik dereceli belgelerin başvurucuya bildirilmediği, başvurucunun AYİM’e yaptığı başvuru hakkında karar verilmeyerek talebin
Genel Sekreterliğe gönderildiği, Genel Sekreterlikçe konu hakkında karar verme
yetkisinin bulunmadığı belirtilmekle birlikte mahkemenin aldığı karar ilgi
gösterilerek talebin reddedildiği ve bu karara itiraz edilmediği görülmektedir.
77. Bu durumda, başvurucu,
kendisine bildirilmeyen ve hükme esas alındığı görülen belgelerin
incelettirilmesi için 1602 sayılı Kanun’da öngörülen usule göre AYİM’e başvuru yapmış olup, gizlilik dereceli belgelerin,
başka şahıs ve makamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin
korunması veya idarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması veya benzeri
haklı görülebilecek hususlar nedeniyle başvurucunun incelemesine açılmadığını
ortaya koyacak hiçbir argümanın Genel Sekreterlik veya AYİM kararında ortaya
konulmadığı, bu hususların değerlendirmeye alınmasına imkân dahi vermeyecek
şekilde gerekçesiz olarak talebin reddedildiği görülmekle olayda, başvurucunun
davalı idarenin savunması ekinde sunulan ve AYİM kararında hükme esas alınan
gizlilik dereceli belgelerin incelettirilmemesi nedeniyle silahların eşitliği
ilkesi ve çelişmeli yargılama hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
78. Yukarıdaki açıklamalar
çerçevesinde, başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
79. Başvurucu, adil yargılanma
hakkına yapılan ihlalinin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına,
uğradığı maddi ve manevi zararların tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
80. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal
bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak
için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden
yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine
tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu
gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
81. Başvuruya konu yargılamada
davalı idare tarafından gönderilen gizlilik dereceli belgelerin başvurucuya
incelettirilmeyerek bu belgeler hakkında görüş vermesinin engellenmesi
nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş
olup, bu ihlal ve ihlalin sonuçları yeniden yargılama yapmak suretiyle
giderilebilecek niteliktedir.
82. Başvurucu uğradığını ileri
sürdüğü maddi ve manevi zararların tazmini talebinde bulunmuş ise de, Mahkemece yargılamanın yeniden yapılmasına karar
verildiğinden bu aşamada talebin reddedilmesi gerekir.
83. Başvurucu tarafından yapılan
ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL başvuru harcı ve
1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin
başvurucuya ödenmesine, ihlal ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için
kararın bir örneğinin AYİM Birinci Daire Başkanlığına gönderilmesine karar
verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan
gerekçelerle;
A. Başvurucunun
1.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsız olmadığı şikâyetinin “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
2.
Masumiyet karinesinin ihlal edildiği şikâyetinin “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.
Gizlilik dereceli belgelerin tebliğ edilmediğine ilişkin şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Gizlilik dereceli belgelerin tebliğ edilmemesi nedeniyle adil
yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. İhlal ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın
bir örneğinin AYİM Birinci Daire Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
E. 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede
gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
26/6/2014
tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar
verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.