
Esas No: 2013/3063
Karar No: 2013/3063
Karar Tarihi: 26/6/2014
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MURAT DAŞ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/3063) |
|
Karar Tarihi: 26/6/2014 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Alparslan ALTAN |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
M. Emin KUZ |
Raportör |
: |
Bahadır YALÇINÖZ |
Başvurucu |
: |
Murat DAŞ |
Vekili |
: |
Av. Cavit ÇALIŞ |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvurucu, nakdi tazminat farkının ödenmemesine ilişkin
işlemin iptali talebiyle açtığı davada yargı harçlarını ödemek zorunda
kaldığını, aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin ölçülü olmadığını, hak arama
hürriyetinin engellediğini belirterek, Anayasa’nın 2. ve 36. maddesinde
tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmekte, maddi ve manevi tazminat
talebinde bulunmaktadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 10/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan
yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona
sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 21/11/2013 tarihinde
kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme
gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 20/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda
kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar
verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği
görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Bakanlık, yazılı görüşünü 17/2/2014
tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 24/2/2014 tarihinde
bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne cevaplarını içeren dilekçesini
27/2/2014 tarihinde sunmuştur.
III. OLAYLAR VE
OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Hakkari Jandarma Özel
Harekat Tabur Komutanlığı emrinde uzman çavuş olarak görev yapmakta iken
12/9/2010 tarihinde meydana gelen terör saldırısında 158 gün iş ve gücünden
kalacak şekilde yaralanmıştır.
9. Başvurucuya 3/11/1980 tarih ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat
ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca 11.771,20 TL nakdi
tazminat ödenmiştir.
10. Başvurucunun Gülhane Askeri Tıp Akademisinde yapılan
muayenesi sonucu düzenlenen 21/11/2011 tarihli rapor ile Türk Silahlı
Kuvvetlerinde görev yapamayacağına karar verilmiş, vazife malulü olarak
emekliye sevk edilmiştir.
11. Başvurucu 20/4/2012 tarihinde İçişleri Bakanlığından ek
nakdi tazminat talebinde bulunmuş, talebine 60 gün içinde herhangi bir cevap
verilmemiş ve bu süre içinde ek tazminat ödemesi yapılmamıştır.
12. Başvurucu tarafından nakdi tazminat farkının ödenmemesine
ilişkin zımni ret işleminin iptali istemiyle 22/6/2012 tarihinde Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi (AYİM) Üçüncü Dairesinde dava açılmıştır.
13. Diğer taraftan Jandarma Genel Komutanlığı Nakdi Tazminat
Komisyonu 4/6/2012 tarihli kararı ile başvurucuya ek nakdi tazminat verilmesi
yönünde karar almış, bu kararı başvurucuya tebliğ etmemiş, karar üzerine
29/6/2012 tarihinde ödeme emri belgesi düzenlenmiş ve davanın açıldığı tarihten
sonra tazminat ödemesi yapılmıştır.
14. AYİM Üçüncü Dairesi 22/11/2012 tarih ve E.2012/1764,
K.2012/2295 sayılı kararı ile davayı reddetmiş, posta gideri ile 53,55 TL yargı
harçlarını başvurucu üzerine bırakmış ve 1.200 TL vekalet ücretinin
başvurucudan alınarak davalı idareye verilmesine karar vermiştir. Kararın
ilgili kısımları şöyledir:
“…
Dava konusu edilen uyuşmazlıkta davacı
vekilinin ek nakdi tazminat ödenmesi istemi üzerine zımni ret süresi içerisinde
istem doğrultusunda ve Nakdi Tazminat Komisyonunun 04.06.2012 tarihli kararı
ile idari işlem tesis edilmiştir. Davanın açıldığı tarih itibariyle davalı
idarenin açık ya da zımni bir red işlemi
bulunmamaktadır. Nakdi Tazminat Komisyonunun kararı üzerine yapılan ödeme
işlemi, Nakdi Tazminat Komisyonunun davacının talebi doğrultusunda tesis ettiği
idari işlemin re’sen icrasına, maddi aleme
aktarılmasına yönelik bir işlemdir. Dava konusu uyuşmazlığın mevcudiyeti
yönünden yapılan değerlendirmede hukukilik denetimi yapan idari yargı
yerlerince idari işlemin hukuk aleminde ortaya çıktığı tarihin dikkate alınması
gerekir. Davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlık konusu oluşturabilecek
bir idari işlemin bulunmaması nedeniyle konusu kalmayan davanın reddine karar
verilmiştir.
…
Davanın açılmasında davalı idarenin bir
dahlinin bulunmaması nedeniyle vekalet ücreti davacı üzerinde bırakılmıştır.
…
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1. Konusu kalmayan DAVANIN REDDİNE,
…”
15. Bu karara karşı yapılan karar düzeltme başvurusu da aynı
Dairenin 4/4/2013 tarih ve E.2103/439, K.2013/474 sayılı kararı ile
reddedilmiştir.
16. Karar, başvurucuya 15/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
17. 2330 sayılı Kanun"un 10. maddesi şöyledir:
"Bu Kanuna göre verilecek nakdi tazminatların ödenme şekli ile 3 ncü maddenin (b) bendi uyarınca ödenecek tazminatların
tutarları ve bu kanunla ilgili diğer hususlar kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren 3 ay içinde Bakanlar Kurulunca hazırlanacak bir yönetmelikle
düzenlenir. (Ek cümle: (28/2/1995 - 4082/2 md.) Nakdi tazminat ödenmesine ilişkin işlemler, ilgili
Bakan veya yetkili kılınan kişiler tarafından onaylandıktan sonra olayın bu
Kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle saymanlıklarca ödeme işlemi
geciktirilemez.
Ancak bu yönetmelikte; engellilik tazminatı, 5434 sayılı kanun uyarınca
vazife malulü olanlar hakkında esas alınan 13/7/1953 gün ve 1053 sayılı
"Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkındaki Nizamname"de gösterilen 6 derece üzerinden ve
engellilik derecelerine göre, her derece için % 10
oranında indirim yapılmak suretiyle düzenlenir.”
18. Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmelik"in
13. ve 14. maddeleri şöyledir:
"Bu Yönetmelikte belirtilen tazminatların ödenip ödenmemesi hususu
ilgili bakanlık veya kurumca belirlenecek personel, maliye, hukuk ve sağlıkla
görevli birim amirleriyle konu ile ilgili diğer yetkililerden oluşan bir
komisyon tarafından incelenir.
Komisyon kararları ilgili bakanlık veya kurumun en üst amiri veya
bunların yetkili kılacağı merci tarafından onaylanır.
(Ek: 9/1/1996 - 96/7821 K.) Nakdi tazminat
ödenmesine ilişkin işlemler, ilgili Bakan veya yetkili kılınan kişiler
tarafından onaylandıktan sonra olayın 2330 sayılı Kanun ve bu Yönetmelik
kapsamına girmediği gerekçesiyle saymanlıklarca ödeme işlemi
geciktirilemez."
...
"13 üncü madde çerçevesinde onaylanan
karar ve diğer belgeler, ilgili bakanlık ve kuruluşlarca kişinin özlük
haklarının bağlı olduğu veya idarece uygun görülmesi halinde tazminatını almak
istediği yerdeki kurum ve kuruluşlara gönderildikten sonra bu kurum ve
kuruluşların saymanlıklarınca nakdi tazminat hak sahiplerine ödenir. "
19. 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi
Kanunu’nun 35. maddesi şöyledir:
“ a) İhtiyari müracaat:
Kesin işlem yapmaya yetkili
makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması,
değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış
olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu
müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.
Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır.
İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlar ve müracaat tarihine kadar
geçmiş olan süre de hesaba katılır.
b) İdari makamların sükutu:
İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir eylem veya
işlemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Bu halde yetkili
makamlar en çok altmış gün içinde bir cevap verirler.
Bu süre içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İlgililer
altmış günün bitiminden itibaren idari dava açma süresi içinde Askeri Yüksek
İdare Mahkemesinde dava açabilirler. Dava açılmayan haller ile davanın altmış
günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyle dilekçenin reddi halinde, altmış
günlük sürenin bitmesinden sonra cevap verilirse, bunun tebliğinden itibaren
dava açma süresi yeniden işlemeye başlar.
Müracaatçıya kayıt tarihi ve sayısını gösterir imzalı ve mühürlü pulsuz
bir alındı kağıdı verilir.”
20. Aynı Kanun’un 71. maddesi şöyledir:
“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılan dava dolayısıyla ödenen harç
ve posta ücretleri ile bilirkişi incelemeleri, delil tespiti ve keşif için
yapılan harcamalar ve avukat marifetiyle takip olunan davalarda, tarifesine
göre avukatlık ücreti haksız çıkan tarafa ve davanın kısmen kabulü ve kısmen
reddi halinde bu masraflar orantılı olarak taraflara yükletilir. Davadan
feragat eden veya davayı kabul eden taraf, yargılama masrafları ve avukatlık ücreti
bakımından haksız çıkmış sayılır.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
21. Mahkemenin 26/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,
başvurucunun 10/5/2013 tarih ve 2013/3063 numaralı bireysel başvurusu incelenip
gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun
İddiaları
22. Başvurucu, ek nakdi tazminat talebinde bulunmasının
ardından 60 gün beklediğini, bu süre içinde talebinin reddine veya kabulüne
ilişkin bir kararın kendisine gönderilmediğini, 60 günün bitmesinin ardından
dava açtığını, Komisyon kararının 60 gün içinde kendisine gönderilmemesinden ve
tazminat ödemesinin aynı süre içinde yapılmamasından kendisinin sorumlu
olmadığını, bu durumdan haberdar olmasının da mümkün bulunmadığını, mevzuata
uygun bir şekilde davasını açtığını, davanın reddedilmesi nedeniyle aleyhine
hükmedilen vekâlet ücretinin ölçülü olmadığını, hak arama hürriyetinin
engellendiğini ve yargı harçlarını ödemek zorunda kaldığını belirterek,
anayasal haklarının ihlal edildiği ileri sürmüş, 2.868,00 TL maddi ve 2.000,00
TL manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
23. Başvurucu, idareye yaptığı başvuru üzerine yasal bekleme
süresi içinde talebi hakkında bir işlem yapıldığı konusunda bilgilendirilmemesi
üzerine açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle vekâlet ücreti ve yargı
harçlarını ödemek zorunda bırakılmasından şikâyet etmektedir. Başvurucunun bu
iddiası, adil yargılanma hakkı kapsamında incelenecektir.
1. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
24. Bakanlık görüş yazısında, başvurunun kabul edilebilirliği
konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
25. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı
Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa
Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu
gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına
alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek
protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve
Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren
başvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §
18).
26. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden
bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil
yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde
belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
27. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile
adil yargılanma hakkına sahiptir.”
28. Sözleşme’nin “Adil
yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile
ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar
konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
29. Asker kişilerin, askeri idarenin eylem ve işlemlerinden
doğan kişisel zararlarının tazmini, Sözleşme’nin 6. maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükler” kavramı
içerisinde yer almakta olup bu tür uyuşmazlıkların Anayasa ve Sözleşme’de düzenlenen adil yargılanma hakkının koruma
alanı kapsamında yer aldığı konusunda tereddüt yoktur.
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden görülmeyen başvurunun bu
bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas
Yönünden
31. Başvurucu, idareye yaptığı başvuru üzerine yasal bekleme
süresi içinde talebi hakkında bir işlem yapıldığı konusunda bilgilendirilmemesi
üzerine açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle vekâlet ücreti ve yargı
harçlarını ödemek zorunda bırakılmasından şikâyet etmektedir.
32. Bakanlık görüş yazısında, Komisyon kararı kendisine
bildirilmeyen başvurucunun 60 gün içinde talebine cevap verilmediğinden zımni
ret işleminin iptali maksadıyla dava açtığı, dava açıldıktan sonra talebi
kapsamında kendisine ödeme yapıldığı, bu nedenle davanın konusuz kaldığı, 6100
sayılı Kanun"un 331. maddesinin 1. fıkrasında davanın konusuz kalması sebebiyle
davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin
davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama
giderlerini takdir ve hükmedeceğinin hüküm altına alındığı, AYİM’in
de davanın açılmasında davalı idarenin bir dahlinin bulunmadığı gerekçesiyle
vekâlet ücretinin başvurucunun üzerinde bırakılmasına karar verdiği, bu
itibarla AYİM’in bu hükmü olağanın dışında farklı bir
şekilde yorumlayıp yorumlamadığı hususu değerlendirilirken bu durumun göz
önünde bulundurulması gerektiği ifade edilmiştir.
33. Başvurucu karşı beyanında, Bakanlık görüş yazısında
belirtilen hususlara kendisinin de iştirak ettiğini ve tazminat talebinin kabul
edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
34. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel
başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz”
35. 6216 sayılı Kanun’un “Esas
hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı
fıkrası şöyledir:
“Bölümlerin,
bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri,
bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan
kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda
gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
36. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel
başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar
başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme,
... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar
verebilir.”
37. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri ile kanun yolunda
gözetilmesi gereken hususların bireysel başvuruda incelenemeyeceği ve bu
çerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul
edilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bir anayasal hakkın
ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden
incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve
Kanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında bırakılan hususlara
ilişkin olduğu açıktır (B. No:2012/1056, 16/4/2013, § 34).
38. Bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,
hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin
kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece
mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,
bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer
alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe
derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru
incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri
takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin
bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No:
2012/1027, 12/2/2013, § 26).
39. Başvurucunun AYİM’ce yapılan
yargılamada hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasında hataya düşüldüğü
yönündeki iddialarının Anayasa’nın 36. ve AİHS’in 6.
maddeleri açısından değerlendirilmesi gerekir.
40. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden
bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.
maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
41. Hukuki güvenlik ilkesi, Anayasa’nın 36. maddesinde yer
alan adil yargılanma hakkının içinde zımnen mevcut bir ilkedir. Bir kanuni
düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik
içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun
düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir
düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak bir ölçüde
olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilir bir durum olmakla birlikte bazen
aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan
değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği,
yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık
formüllerdir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00 ve 76292/01, §
83).
42. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel
ilkelerinden biri “belirlilik”tir.
Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi
bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve
uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı
koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir.
Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir
kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya
sonucun bağlandığını, bunların idareye ne tür müdahale yetkisini doğurduğunu,
kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda
kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk
güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu
güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (B. No:
2013/849, 15/4/2013, § 34).
43. Mahkemeye erişim hakkı ise bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek
ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına
gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını
anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde
etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye
erişim hakkını ihlal edebilir (B. No:
2012/791, 7/11/2013, § 52).
44. Somut olayda Özel Harekat Tabur Komutanlığı emrinde uzman
çavuş olarak görev yapan başvurucu, 12/9/2010 tarihinde meydana gelen terör
saldırısında 158 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralanmış, kendisine 2330
sayılı Kanun uyarınca 11.771,20 TL nakdi tazminat ödenmiş, daha sonra başvurucu
20/4/2012 tarihinde İçişleri Bakanlığından ek nakdi tazminat talebinde
bulunmuş, talebine 60 gün içinde herhangi bir cevap verilmemesi ve bu süre
içinde ek tazminat ödemesi yapılmaması üzerine nakdi tazminat farkının
ödenmemesine ilişkin zımni ret işleminin iptali istemiyle 22/6/2012 tarihinde
AYİM Üçüncü Dairesinde dava açmıştır. Bunun yanında Jandarma Genel Komutanlığı
Nakdi Tazminat Komisyonu 4/6/2012 tarihli kararı ile başvurucuya ek nakdi
tazminat verilmesi yönünde karar almış, bu kararı başvurucuya tebliğ etmemiş,
29/6/2012 tarihinde düzenlenen ödeme emri belgesi ile davanın açıldığı tarihten
sonra tazminat ödemesini yapmıştır.
45. AYİM Üçüncü Dairesi 22/11/2012 tarihli kararı ile davayı
reddetmiş, posta gideri ile 53,55 TL yargı harçlarını başvurucu üzerine
bırakmış ve 1.200 TL vekalet ücretinin başvurucudan alınarak davalı idareye
verilmesine karar vermiştir. Mahkeme kararında, ek tazminat ödenmesi talebi
üzerine zımni ret süresi içinde tazminat ödenmesi için işlem tesis edildiği,
davanın açıldığı tarih itibarıyla idarenin açık ya da zımni bir ret işleminin
bulunmadığı, ödeme işleminin tazminat komisyonu işleminin icrasına yönelik bir
işlem olduğu, hukukilik denetimi yapan idari yargı yerlerince idari işlemin
hukuk âleminde ortaya çıktığı tarihin esas alınması gerektiği, davanın açıldığı
tarih itibarıyla idari davaya konu bir işlemin bulunmaması nedeniyle davanın
konusuz kaldığı ve reddi gerektiği belirtilmiştir.
46. Anılan mahkeme kararı sonrasında Anayasa Mahkemesine
yapılan başvuruda değerlendirilmesi gereken esas husus AYİM’de
dava açılmadan evvel idare tarafından tesis edilen işlem hakkında başvurucuya
bildirim yapılmaması nedeniyle davanın reddedilmesi sonucu başvurucu aleyhine
hükmedilen yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin anayasal hak ihlaline neden
olup olmadığıdır. Zira hem başvurucu tazminat ödenmemesine yönelik işlem ve
mahkeme kararına yönelik bir şikâyette bulunmamış hem de dava konusu edilen
tazminat talebi dava açıldıktan sonra başvurucuya ödenmiş ve mahkeme tarafından
da bu durum göz önünde bulundurulmuştur.
47. 1602 sayılı Kanun’un 35. maddesinde, ilgililerin idari
davaya konu olabilecek bir eylem veya işlemin yapılması için idari makamlara
başvurabilecekleri, bu halde yetkili makamların en çok altmış günlük cevap
verme süresinin olduğu, bu süre içinde cevap verilmemesi halinde isteğin
reddedilmiş sayılacağı ve ilgililerin altmış günün bitiminden itibaren idari
dava açma süresi içinde AYİM’de dava açabilecekleri
düzenlenmiştir.
48. Bunun yanında 1602 sayılı Kanun"un 71. maddesinde, ödenen
harç ve posta ücretleri ile bilirkişi incelemeleri, delil tespiti ve keşif için
yapılan harcamaların ve avukat marifetiyle takip olunan davalarda, tarifesine
göre avukatlık ücretinin haksız çıkan tarafa ve davanın kısmen kabulü ve kısmen
reddi halinde ise bu masrafların orantılı olarak taraflara yükletileceği kural
altına alınmıştır.
49. Başvuru konusu olayda, başvurucunun 22/4/2012 tarihli
nakdi tazminat farkının ödenmesi talebine ilişkin olarak, Nakdi Tazminat
Komisyonu tarafından zımni ret süresi içinde 4/6/2012 tarihinde farkın ödenmesi
yönünde karar alındığı, ancak bu kararın başvurucuya bildirilmediği
görülmektedir. Komisyon kararı kendisine bildirilmeyen başvurucunun ise 60 gün
içinde talebine cevap verilmediğinden zımni ret işleminin iptali maksadıyla
22/6/2012 tarihinde dava açtığı, dava açıldıktan sonra 29/6/2012 tarihinde
talebi kapsamında kendisine ödeme yapıldığı, bu nedenle davanın konusuz kaldığı
anlaşılmaktadır.
50. Başvurucu 1602 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca
yaptığı başvurudan itibaren mevzuatta öngörülen 60 günlük süreyi beklemiş, bu
süre zarfında talebinin kabul veya reddedildiği hususunda kendisine bir
bildirim yapılmaması üzerine dava açma süresi içinde AYİM’de
dava açmıştır. Görüldüğü üzere başvurucu mevzuatta kendisi için öngörülen idari
başvuru ve dava açma usulüne riayet etmiş ve süresi içinde davayı açmıştır.
Diğer yandan 1602 sayılı Kanun uyarınca başvurucu tarafından bu süre zarfında
dava açılması gerektiği de bir şekilde zorunluluk arz etmektedir. Zira idari
işlem tesis edilmesi için idareye yapılan başvuru üzerine beklenilen 60 gün
içinde idare tarafından bir işlem tesis edilmemesi üzerine oluşan bu zımni ret
işleminin dava açma süresi içinde dava konusu edilmesi gerekmekte olup, bu
sürenin geçirilmesinden sonra açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddedileceği
açıktır.
51. Somut olayda başvurucu 1602 sayılı Kanun’da yer alan
düzenlemeye uygun bir şekilde idareye başvurusunu yapmış ve 60 günlük bekleme
süresinin sonunda kendisine hiçbir bildirim yapılmaması üzerine davasını
açmıştır. Nakdi Tazminat Komisyonu, kendisine yapılan başvurudan itibaren 60
gün içinde başvurucuya ek tazminat ödenmesi konusunda karar almış ise de, ne aldığı kararı başvurucuya bildirmiş ne de ödenmesi
gereken tazminatı bu süre zarfında başvurucuya ödemiştir. Bu durumda başvurucu
tarafından yapılması gereken şey tazminat talebinin karşılanması amacıyla dava
açmaktır. Olayda açıkça görülmektedir ki, davanın açılmasına sebebiyet veren
başvurucu değil, Nakdi Tazminat Komisyonunun süresi içinde yapması gereken
tasarrufları yapmamış olmasıdır.
52. AYİM kararının başvurucu aleyhine yargılama giderleri
yüklemesine ve vekâlet ücreti ödemesine ilişkin kısmında, 1602 sayılı Kanun’un
35. maddesindeki usulün göz önünde bulundurulmadığı, davanın açılmasına açık
bir şekilde idarenin sebebiyet verdiği, diğer yandan kararda davanın açıldığı
tarih itibarıyla idari davaya konu olabilecek bir işlemin mevcut olmadığı
gerekçesine yer verilmekle birlikte davanın reddedilerek yargılama giderleri ve
vekâlet ücretinin tamamının başvurucuya yükletildiği görülmektedir.
53. Bu durumda, başvurucu 1602 sayılı Kanun’un 35. maddesinde
kural altına alınan usulü yerine getirmek suretiyle açtığı davada “öngörülebilen” husus, başvurucunun
talebinin zımni olarak reddedildiği ve bu ret işlemi nedeniyle süresi içinde
açılan davanın esası hakkında verileceğidir. İdare tarafından başvurucunun
talebinin kabul edildiğine yönelik alınan kararın başvurucuya kanuni süresi
içinde bildirilmemiş olması nedeniyle dava açılmak zorunda kalınması sonucunda
başvurucu aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilmiş olması
“öngörülemez” niteliktedir ve
AYİM kararı sonucu itibarıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkını ihlal
etmiştir.
54. Bunun yanında başvurucunun dava açarken (hukuki yardımdan
yararlansa bile) açık kanun hükmünden farklı bir şekilde kendisine muamele
edileceğini beklemesini gerektiren bir durum da bulunmamaktadır.
55. Açıklanan nedenlerle, başvurucu hakkında yapılan
yargılama sırasında hukuk kurallarının yorum ve uygulanmasının “öngörülemez” nitelikte olması nedeniyle
Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
56. Başvurucu, aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücreti
ödemesine hükmedilmesinden dolayı uğradığını ileri sürdüğü maddi zarar
karşılığında 2.868,00 TL ve manevi zarar karşılığında 2.000,00 TL tazminata
hükmedilmesini talep etmiştir.
57. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”
kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal
bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak
için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden
yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine
tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu
gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
58. Başvuru konusu olayda, tespit edilen ihlalin sonuçlarının
ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar
bulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları
karşılığında başvurucuya takdiren 2.000,00 TL manevi
tazminat ödenmesine, karar verilmesi gerekir.
59. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler
uyarınca tespit edilen 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet
ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine
karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan
gerekçelerle;
A. Başvurucunun adil yargılanma hakkı ile ilgili şikâyetinin KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Hakkında yapılan yargılamada hukuk kurallarının yorum ve
uygulanmasının “öngörülemez” nitelikte
olması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 2.000,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun
tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL
yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede
gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
26/6/2014 tarihinde OY
BİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.