
Esas No: 2014/14189
Karar No: 2014/14189
Karar Tarihi: 25/10/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
B. K. BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/14189) |
|
Karar Tarihi: 25/10/2017 |
R.G. Tarih ve Sayı: 16/11/2017-30242 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh KALELİ |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
Raportör |
: |
Şermin
BİRTANE |
Başvurucu |
: |
B. K. |
Vekili |
: |
Av. Hilal
ÇALKIN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hatalı tedavi uygulanması nedeniyle maddi ve manevi
varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının; operasyonu gerçekleştiren doktor
aleyhine açılan tazminat davasında duruşmaların gizli yapılması yönündeki
talebin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ve davanın makul sürede
sonuçlandırılamaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru
belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu 17/4/2009 tarihinde meme küçültme operasyonu
geçirmiştir.
9. Başvurucu; bu operasyon neticesinde sağ memesini ve meme
ucunu yitirdiğini, sol memesinin biçimsiz hâl aldığını, bu durumun oluşmasında
operasyonu gerçekleştiren doktorun kusurunun bulunduğunu ileri sürerek ilgili
doktor hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
A. Ceza Davasına İlişkin Süreç
10. Doktor hakkında İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası
açılmıştır. Mahkemece Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu alınmıştır. Adli Tıp
Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 1/8/2012 tarihli raporunda; başvurucunun
ameliyat nedeniyle hayati tehlike geçirmediği, yaralanmanın basit tıbbi
müdahale ile giderilemeyeceği, uzuv zaafı veya uzuv tatilinin söz konusu
olmadığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca ameliyat sonrası gelişen kısmi doku
nekrozu ve yara açılmasının bu tür plastik cerrahi ameliyatlarında komplikasyon
olarak kabul edilebileceği, kişinin mevcut durumunun daha iyi hâle
getirilebilmesi için rekonstrüktif müdahalelerin gerektiği,
ameliyat sırasında tıbbi uygulama hatasına dair deliller olmasa da meydana
gelen sonucun kabul edilebilir olmadığı ifade edilmiştir.
11. İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 14/1/2013 tarihli kararıyla
sanık doktorun beraatine hükmedilmiştir.
12. Başvurucunun temyizi üzerine karar; Yargıtay 12. Ceza
Dairesinin 29/5/2014 tarihli ilamıyla, sanığın tıbbi açıdan kusurlu olup
olmadığının, meydana gelen sonuç ile tıbbi müdahale arasında illiyet bağı
bulunup bulunmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması için Yüksek
Sağlık Şurasından rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
13. Bireysel başvuru dilekçesinde dosyanın temyiz incelemesi
nedeniyle Yargıtayda derdest durumda olduğu ifade
edilmişse de Yargıtayın bozma kararı üzerine dosyanın
yerel mahkemeye gönderildiği anlaşılmıştır. Dosya, İzmir 7. Sulh Ceza
Mahkemesinin kapatılmış olması nedeniyle İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin
2014/372 sayılı esasına kaydedilmiştir.
14. Mahkeme tarafından Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şura
Başkanlığından bilirkişi raporu alınmıştır. Yüksek Sağlık Şura Başkanlığının
17/4/2015 tarihli raporunda, estetik olarak uygulanan meme küçültme
ameliyatında meydana gelen deformasyonun komplikasyon olduğu ve komplikasyon
yönetiminin yerinde olduğu belirtilmiştir. Raporda; tıp terminolojisi yönünden,
komplikasyonun hastanın ya da doktorun elinde olmadan gelişen, istenmeyen,
öngörülebilen fakat önlenemeyen gelişmeler anlamına geldiği, dolayısıyla
hekimin eylemi ile meydana gelen olay arasında illiyet bağı kurulamayacağından
ameliyatı gerçekleştiren doktora tıbbi kusur atfedilemeyeceği ifade edilmiştir.
Bununla birlikte raporda, hasta dosyasında operasyon öncesinde hastanın
bilgilendirilmesine dair onam belgesinin bulunmamasının önemli bir eksiklik
olduğu bildirilmiştir.
15. İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/7/2015 tarihli
kararıyla, meydana gelen deformasyonun tıbbi komplikasyondan kaynaklandığı,
hekime tıbbi kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle sanığın beraatine
karar verilmiştir.
16. Anılan karar, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 31/1/2017 tarihli
kararıyla bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamında, ameliyatı yapan doktor sanığın
başvurucunun ikinci kez meme ameliyatı olacağını bilmesine rağmen önceki
ameliyata dair belgeleri getirtmediği ve ameliyatın riskleri hakkında
başvurucuyu bilgilendirmediği, bu nedenle kusurlu olduğu, 26/9/2004 tarihli ve
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 252. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca
mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine
karar verilmesinin kanuna aykırı olduğu gerekçesine yer verilmiştir.
17. Bozma kararı üzerine dosya, İzmir 28. Asliye Ceza
Mahkemesinin 2017/236 sayılı esasına kaydedilmiş olup yerel mahkeme aşamasında
derdest durumdadır.
B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
18. Başvurucu aynı zamanda maddi ve manevi zararlarının
giderilmesi için söz konusu doktor aleyhine 19/7/2010 tarihinde İzmir 4. Asliye
Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde özel hayata
saygı hakkının ihlalini teşkil edebilecek fotoğraflar gibi bilgi ve belgeler
hakkında gizlilik kararı verilmesi talep edilmiştir.
19. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/347 Esas sayısına
kaydedilen dosyanın 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesine
yer olmadığına" karar verilmiştir.
20. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26/4/2012 tarihli
duruşmasında, İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ceza davası
sonucunda verilecek kararın beklenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin
10/9/2012 tarihli duruşmasında ise belirtilen ceza davası sonucunda verilecek
kararın kesinleşmesinin beklenmesine; 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanun"un 165. maddesi uyarınca, söz konusu karar kesinleşinceye
kadar dosyanın askıya alınmasına karar verilmiştir. Dosya yerel mahkeme
aşamasında derdest durumdadır.
21. Başvurucu 27/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
22. 6100 sayılı Kanun’un "Aleniyet
ilkesi" kenar başlıklı 28. maddesi şöyledir:
“(1) Duruşma ve kararların bildirilmesi
alenidir.
(2) Duruşmaların bir kısmının veya tamamının
gizli olarak yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin
olarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut resen
mahkemece karar verilebilir.
(3) Tarafların gizlilik talebi ön sorunlar
hakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşmada incelenir ve karara bağlanır.
Hâkim, bu kararının gerekçelerini, esas hakkındaki kararı ile birlikte açıklar.
(4) Hâkim, gizli yargılama işlemleri sırasında
hazır bulunanları o yargılamayla ilgili edindikleri bilgileri açıklamamaları
hususunda uyarır ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun
gizliliğin ihlaline ilişkin hükmünün uygulanacağını ihtar ederek bu hususu
tutanağa geçirir.”
23. 6100 sayılı Kanun’un 28. maddesinin gerekçesinin ilgili
kısmı şöyledir:
“...
Bazı hâllerde, temel haklardan olan
“yargılamanın alenî yapılması” ilkesinin Anayasamız ve Avrupa İnsan Hakları
sözleşmesinin yukarıda açıklanan ölçüleri içinde sınırlandırılması zorunlu olmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, bu hâller, mümkün olduğu kadar somutlaştırılmaya
çalışılmıştır.
Üçüncü fıkrada, gizlilik kararının
verilebilmesi için araştırmanın da gizli duruşmada yapılacağı ve gizlilik
kararı gerekçesinin hemen değil de esas hakkındaki kararla birlikte açıklanması
uygun bulunmuştur. Zira yargılamanın her noktasında karara ulaşmak için bir
araştırma yapılması, tarafların diyeceklerinin sorulması, bu konuda delillerin
toplanıp incelenmesi zorunludur. Bu zorunluluğu yerine getirirken dahi
gizliliğin amacını yok edecek açıklamaların alenen yapılması uygun olmayabilir.
Doğaldır ki Anayasamızın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ifade olunduğu
üzere, gizlilik kararının da gerekçesi gösterilmelidir. Yine gizliliğin amacını
korumak için bu gerekçenin açıklanmasının da davanın sonuna tehir edilmesi
uygun bulunmuştur.
…”
24. 6100 sayılı Kanun’un "Ön sorunun ileri sürülmesi"
kenar başlıklı 163. maddesi şöyledir:
“Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön
sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma
sırasında sözlü olarak ileri sürebilir.”
25. 6100 sayılı Kanun’un "Ön sorunun incelenmesi"
kenar başlıklı 164. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, taraflardan birinin ileri sürdüğü
ön sorunu incelemeye değer bulursa, belirleyeceği süre içinde, varsa
delilleriyle birlikte cevabını bildirmesi için diğer tarafa tefhim veya tebliğ
eder.
(2) Ön sorun hakkında iki taraf arasında
uyuşmazlık varsa, hâkim gerekirse tarafları davet edip dinledikten sonra
kararını verir.
(3) Hâkim, ön sorun hakkındaki kararını
taraflara tefhim veya tebliğ eder.”
26. 6100 sayılı Kanun’un 158. maddesi şöyledir:
“(1) Tutanakların tamamı veya bir kısmının
örnekleri, talep hâlinde taraflara veya fer’î
müdahile verilir. ...
(2) Tutanağın eki niteliğinde bulunan ve
gizlilik kararı kapsamında kalan belgelerin örneği ancak hâkimin izni ile
verilebilir.”
27. 6100 sayılı Kanun’un "Dosyanın
taraflar ve ilgililerce incelenmesi" kenar başlıklı 161.
maddesi şöyledir:
“(1) Zabıt kâtibinin gözetimi altında taraflar
veya fer’î müdahil, dava dosyasını inceleyebilir.
Dava ile ilgili olanlar da bunu ispatlamak kaydı ve hâkimin izniyle dosyayı
inceleyebilir.
(2) Gizli olarak saklanmasına karar verilen
belge ve tutanakların incelenebilmesi hâkimin açık iznine bağlıdır.”
28. 6100 sayılı Kanun’un "Kayıt
ve yayın yasağı" kenar başlıklı 153. maddesi şöyledir:
“(1) Duruşma sırasında fotoğraf çekilemez ve
hiçbir şekilde ses ve görüntü kaydı yapılamaz. Ancak, dava dosyasında saklı
kalmak kaydıyla, yargılamanın zorunlu kıldığı hâllerde, mahkemece çekim
yapılabilir ve kayıt alınabilir. Bu şekilde yapılan çekim ve kayıtlar ile
kişilik haklarını ilgilendiren konuları içeren dava dosyası içindeki her türlü
belge ve tutanak, mahkemenin ve ilgili kişilerin açık izni olmadıkça hiçbir
yerde yayımlanamaz.
(2) Duruşma sırasında bu yasağa aykırı
davranan kişi hakkında 151 inci madde hükmü uygulanır.
(3) Kayıt ve yayın yasağına aykırı davranan
kişi hakkında, ayrıca Türk Ceza Kanununun 286 ncı
maddesi hükümleri uygulanır.”
29. 6100 sayılı Kanun’un "Devletin
sorumluluğu ve rücu" kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı
aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:
a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan
birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar
verilmiş olması.
b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat
sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık
ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.
ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir
sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.
d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya
kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm
ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna
dayanılarak hüküm verilmiş olması.
e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış
olması.
(2) Tazminat davasının açılması, hâkime karşı
bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.
(3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle,
sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.”
30. 6100 sayılı Kanun’un "Davaların
açılacağı mahkeme" kenar başlıklı 47. maddesi şöyledir:
“Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk
derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı,
Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen
onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Dördüncü
Hukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür.
Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil ve
kararlarından dolayı ise yargılama Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır.
Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Temyiz
incelemesine, kararı veren başkan ile üyeler katılamaz.
(2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu
davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.”
31. 6100 sayılı Kanun’un "Dava
dilekçesi ve davanın ihbarı" kenar başlıklı 48. maddesi
şöyledir:
“(1) Tazminat davası dilekçesinde hangi
sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgeler
de eklenir.
(2) Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili
hâkime resen ihbar eder.”
32. 6100 sayılı Kanun’un "Davanın
reddi hâlinde verilecek ceza" kenar başlıklı 49. maddesi
şöyledir:
"Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbin
Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir.”
33. 6100 sayılı Kanun’un "Bekletici
sorun" kenar başlıklı 165. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir
davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki
ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o
davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama
bekletilebilir.”
B. İlgili Yargı Kararları
34. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun
17/4/2014 tarihli ve 28975 sayılı Resmî Gazete"de
yayımlanan 21/2/2014 tarihli ve E.2013/1, K.2014/1 sayılı kararının "Ara kararların temyiz kabiliyeti"
kenar başlıklı kısmı şöyledir:
“Usul kanunumuz sadece nihai kararların temyiz
edilebileceklerini kabul ettiğinden (5236 s.K. ile
yeniden düzenlenmeden önceki HUMK m.427/1; 6100 sayılı HMK m.341/(1) ve
m.361/1) ara kararları tek başlarına temyiz edilemez. Yargılamayı sona erdirip
mahkemenin dosyadan el çekmesini gerektirmediği (nihai karar olmadığı) için tek
başlarına temyiz edilemeyen ara kararları ancak, bir nihai karar olan hüküm ile
birlikte temyiz edilebilir.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu; hukuk yargılaması sürecinde bilirkişi görüşü
alınması yönündeki taleplerinin karşılanmadığını, ceza davasının sonucunun
bekletici mesele yapıldığını, dolayısıyla talepleri hakkında hiçbir inceleme
yapılmadığını, bu nedenle kusur ve tazmin sorumluluğunun niteliği ve kapsamının
belirlenmesi konusunda kendisine davasını ispatlama olanağı sağlanmadığını
belirtmiştir. Ayrıca operasyonu gerçekleştiren uzmanın kusurunun
belirlenebilmesi için dava süreci boyunca yaklaşık beş yıl estetik operasyon geçirmemesine
rağmen fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak ve yapılacak ameliyatların
başarı şansını -gecikmeyi artırarak- daha fazla zedelememek için 15/2/2014 ve
17/6/2014 tarihlerinde iki kez düzeltme ameliyatı yaptırmak zorunda kaldığını
bildirmiştir. Başvurucu, bu nedenlerle Anayasa"nın 17. maddesinde tanımlanan
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca kimliğinin kamuya
açık belgelerde gizli tutulmasını talep etmiştir.
37. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın
17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
38. Anayasa Mahkemesi, ameliyat sonrası göğüslerde meydana gelen
deformasyon şikâyeti (Melahat Sönmez,
B. No: 2013/7528, 9/9/2015) ile parmağın sakat kaldığı tıbbi bir müdahaleyle
ilgili olan şikâyeti (Ahmet Sevim, B.
No: 2013/474, 9/9/2015) Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında
düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında ele
almıştır. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun geçirdiği
ameliyat sonrasında göğüs bölgesinde oluşan deformasyon üzerine açtığı tazminat
davasında taleplerinin karşılanmamış olduğu yönündeki şikâyetinin Anayasa"nın
17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını
koruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
39. Tıbbi ihmalle ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesi yoluna
başvurulmuş olması, kural olarak bireysel başvuruda bulunabilmek için şart olan
etkili tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği anlamına
gelmemektedir. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline
kasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma"
yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını
gerektirmez. Bu ilke, tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm
olayları ile maddi ve manevi varlığa verilen zarar hâlleri için de geçerlidir.
Bu durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının
açık olması yeterli olabilir (Serpil
Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 59; Nail Artuç, B.
No: 2013/2839, 3/4/2014, § 37; Sabri Oğurlu, B. No: 2013/6005, 7/7/2015, § 42; Mahmut Sancar, B. No: 2013/3583, 7/7/2015,
§ 36).
40. Bu şekilde bir kabul, bu tür olaylarda yürütülen ceza
soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği anlamına
gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda
temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuki
veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, § 38;
Seyfi Yayla ve diğerleri, B. No: 2013/829, 11/12/2014 § 51; Turgay Çamlı, B.
No: 2012/1266, 17/9/2014, § 48; Sabri Oğurlu, § 43;
Mahmut Sancar, § 37).
41. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının
tüketilmesi zorunludur. Somut olayda ihlale neden olduğu ileri sürülen tıbbi
müdahale nedeniyle başvurucu, ceza yargılamasının yanı sıra İzmir4. Asliye
Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Ancak bu başvuru yolu tüketilmeden
bireysel başvuruda bulunulmuştur.
42. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Hukuk Davasında Yargılamanın Üçüncü Kişilere
Kapalı Yapılması Talebinin Reddi Nedeniyle Özel Hayatın Gizliliği Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu; hukuk davasında, operasyon sonrasında vücudunda
meydana gelen bozulmayı göstermek amacıyla belden üstünü gösteren ameliyat
öncesi ve sonrası fotoğrafları delil olarak dava dosyasına sunduğunu, bunların
mahrem nitelikte olması nedeniyle gizlilik talebinde bulunduğunu ancak
mahkemenin bu talebi reddettiğini belirtmiştir. Başvurucu bu nedenle
Anayasa"nın 20., 36. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal
edildiğini ileri sürmüş; 33.200 TL maddi ve 395.000 TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Değerlendirme
44. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları
şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının
gizliliğine dokunulamaz.
...
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel
veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini
veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp
kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen
hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına
ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
45. Anayasa"nın 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.
Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın
veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar
verilebilir.”
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
46. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir
hukuk yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle
derece mahkemelerinde ve olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması
esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan
denetim mekanizması çerçevesinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§
16-20).
47. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi
için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin
başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması
gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını
giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir
nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip
bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan
beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını
düzeltici bir vasıf taşımayan veya ölçülü olmayan birtakım şeklî koşulların
öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan
başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B.
No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39).
48. Başvurucu, İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat
davası açmıştır. Dava dilekçesinde, özel hayatın gizliliği hakkının ihlalini
teşkil edebilecek, fotoğraflar gibi bilgi ve belgeler hakkında gizlilik kararı
verilmesi talep edilmiştir. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/347
sayılı dosyasının 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesine
yer olmadığına" karar verilmiştir.
49. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin gizlilik talebinin bu
şekilde reddine dair söz konusu kararı ara kararı niteliğinde olup bu
kararların ancak hükümle birlikte istinaf veya temyiz kanun yolunda incelenmesi
mümkündür. Dolayısıyla esas hakkındaki karar verilmeden önceki aşamada söz
konusu ara kararına karşı gidilebilecek, ilk derece mahkemesinin bu ara
kararını denetleyerek hukuka aykırılığı tespit edecek ve gerekiyorsa Mahkemenin
verdiği ara kararını kaldıracak etkili ama aynı zamanda pratik olarak da
yeterince belirgin bir idari veya yargısal başvuru yolu bulunmamaktadır (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256,
25/6/2014, § 42).
50. Ayrıca bu ara kararının hükümle birlikte temyiz veya istinaf
yolunda denetlenmesi de başvurucunun şikâyetini gidermede yeterli ve etkili bir
çözüm sunmamaktadır. Medeni yargılama, özel hukuk kişileri arasındaki
uyuşmazlıkların görüldüğü yargılama türüdür. İlk derece mahkemesinin
taraflardan birinin gizlilik talebini reddetmesi durumunda Anayasa"yla kamu
makamlarına yüklenmiş olan bireyin mahremiyetine saygı gösterilmesi ödevinin
yerine getirilip getirilmediği tartışması ortaya çıkmaktadır. Ancak medeni usul
hukukunda öngörülen istinaf ve temyiz kanun yolları, özel hayatın gizliliği
hakkı bakımından hüküm verilmesine kadar geçecek sürede ortaya çıkabilecek
ihlalleri engelleyemediği gibi, bir zarar meydana gelmesi hâlinde bu zararın
telafisine imkân veren tazminat gibi bir giderim sunacak şekilde de
tasarlanmamıştır.
51. Bunun yanı sıra istinaf veya temyiz yolunda taraflardan
birinin gizlilik talebinin reddedilmiş olması nedeniyle bozma kararı verilmesi
ve bu suretle yargılamanın yeniden ve gizli şekilde yapılması da oldukça zayıf
bir ihtimaldir. Zira hukukumuzda mahkemelerin resen dikkate alması gereken
medeni usul hukuku kurallarına aykırı karar vermesi mutlak bozma sebebi
sayılmakta, mutlak bozma sebepleri dışında kalan medeni usul hukuku kurallarına
aykırılıklar ise nispi bozma sebepleri olarak adlandırılmaktadır. Nispi bozma
sebepleri kapsamındaki medeni usul hukuku kurallarına aykırılık, ancak
mahkemenin vermiş olduğu hükmü etkileyecek nitelikte ise bozma sebebi olarak
kabul edilmektedir. Aleniyet ilkesine ilişkin kurallara aykırılıklar da nispi
bozma sebepleri arasında görülmektedir. Dolayısıyla bir tarafın yargılamanın
gizli yapılmasına ilişkin talebi reddedilmiş ve aleni yargılamaya devam edilmiş
ise bu durum sonuca mutlak etkili bir usul yanlışlığı olarak kabul
edilmemektedir.
52. Bunagöre temyiz veya istinaf kanun
yollarının başvurucunun gizlilik talebinin reddi yönündeki ara kararına karşı
ilk derece mahkemesinde yargılama devam ederken gidilebilecek, tüketilmesi
zorunlu kanun yolları olmadığı sonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gizlilik talebinin reddi
yönündeki ara kararını ortadan kaldıracak ve ihlali derhâl giderecek nitelikte
bir telafi imkânı sunan başvuru yolu bulunmadığından başvuru yolunun
tüketilmesi koşulunun sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.
54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel
hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
55. Başvurucu, İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat
davası açmıştır. Dava dilekçesinde özel hayata saygı hakkının ihlalini teşkil
edebilecek fotoğraflar gibi bilgi ve belgeler hakkında gizlilik kararı
verilmesi talep edilmiştir.
56. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/347 sayılı
dosyasının 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesine
yer olmadığına" karar verilmiştir.
57. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da
belirtildiği üzere kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak
şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade eder (AYM, E.2014/74,
K.2014/201, 25/12/2014; E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149,
K.2014/151, 2/10/2014; E.2013/84, K.2014/183, 4/12/2014; E.2014/180, K.2015/30,
19/3/2015). Kişilerin sağlık durumlarına dair bilgiler de kişisel veri niteliğindedir
(T.A.A., B. No: 2014/19081,
1/2/2017, § 103).
58. Anayasa"nın 20. maddesi esas itibarıyla bireyi kamu
makamlarının keyfî müdahalesine karşı korumakla birlikte devletin sadece böyle
bir müdahalede bulunmaktan kaçınması şeklindeki negatif yükümlülüğün yanı sıra
özel hayata ve aile hayatına etkili bir şekilde saygı gösterilmesi bakımından
pozitif yükümlülükleri de kapsamına almaktadır. Bu yükümlülükler, bireylerin
kendi aralarındaki ilişkiler alanında olsa dahi özel hayata saygıyı sağlamayı
hedefleyen tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).
59. Başvuru konusu olayda olduğu gibi kişiler arasındaki özel
hukuk ilişkilerinde kamusal makamların yükümlülükleri, bireylerin temel hak ve
özgürlüklerine üçüncü kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin
alınması ve mahkemelerce korunma sağlanmasıdır. Kamusal makamlarca gerekli
yapısal önlemler alınmış olunsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten
mahkemelerce verilen kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere
korunma imkânı sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine
getirilmemiş olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla
bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir (Ömür Kara ve Onursal Özbek, B. No:
2013/4825 , 24/3/2016, § 49).
60. Medeni usul yargılamasında aleniyet, duruşmaların ve esas
hakkındaki kararın bildirilmesinin herkese açık olarak yürütülmesini ifade
etmektedir. Yargılamaların aleni yapılması ilkesi adil yargılanma hakkı
kapsamında korunmaktadır. Yargılamanın aleniliği ilkesinin amacı, adli
mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin
saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfîliği
önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke, hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme
araçlarından birini oluşturur (Nevruz
Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).
61. Bununla birlikte somut olayda olduğu gibi özel hayatın
gizliliği hakkı bağlamında özellikle hassasiyet arz eden kişisel verilerin
korunmasının gözetilmesi gereken durumlarda yargı makamlarının gerekli
tedbirleri alması ödevi bulunmaktadır. Bu doğrultuda derece mahkemelerince
yargılamanın aleni yürütülmesinde var olan kamusal menfaat ile başvurucunun
mahremiyetinin korunması menfaati arasında adil bir denge kurulmalı ve ulaşılan
sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır.
62. Somut olayda başvurucu; İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin
2010/347esasına kayıtlı dava dosyasına göğüs bölgesini gösteren, ameliyat
öncesi ve sonrası fotoğraflarını sunmuştur. Bu fotoğraflarda başvurucunun yüzü
görünmemektedir ancak dava dosyasında başvurucunun kimliğini ortaya koyan
bilgilerin mevcut olduğu dikkate alındığında söz konusu fotoğrafların -kimliği
belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin veri- kişisel veri
niteliğinde olduğuna kuşku yoktur.
63. Olayda; kadın olan başvurucunun vücudunun göğüs bölgesine
ilişkin fotoğraflarını ve sağlık bilgilerini içeren dava dosyasının gizli
kalmasını istemesi, yargılamanın kamuya ve dolayısıyla üçüncü kişilere açık
olarak görülmesinden ve mahrem bilgilerinin ifşa edilmesinden kaygı duyması
özel hayatın gizliliği hakkına ilişkin makul ve savunulabilir nitelikte bir
taleptir.
64. Bunun yanı sıra başvurucunun talebi yaklaşık yedi sene önce
26/10/2010 tarihinde yapılan tensip duruşmasında karara bağlanmış, gerekçesi
açıklanmadan kabul edilmemiştir ve dava derdesttir. Dolayısıyla başvurucu çok
uzun bir süre mahrem fotoğraflarının üçüncü kişilerce görülebileceği
tehlikesine maruz bırakılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun mahrem fotoğraflarına
erişimin kısıtlaması hakkında özel hayatına ilişkin korunmaya değer önemli bir
menfaatinin bulunduğu tartışmasızdır.
65. Yargı mercilerinin tarafların iddia ve taleplerini
değerlendirmede takdir yetkileri olduğu açık olmakla birlikte kişilerin
mahremiyeti, dolayısıyla özel hayatı üzerinde önemli etkiler doğurabilecek
konulara ilişkin taleplerin reddi durumunda bunun gerekçelerinin ayrıntılı şekilde
kararda gösterilmesi, hakkaniyete uygun bir yargılamanın gereğidir.
66. 6100 sayılı Kanun"un 28. maddesinin üçüncü fıkrasında
tarafların gizlilik talebi hakkındaki kararın gerekçelerinin esas hakkındaki
kararla birlikte açıklanacağı hükmü yer almaktadır. Ancak maddenin gerekçesinde
de belirtildiği üzere bu düzenleme, gizliliğe karar verilmesi durumunda
gizliliğin amacını yok edecek açıklamaların alenen yapılmasının önlenmesi için
getirilmiştir. Anayasa"nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli
olarak yazılır.” denilerek mahkemelere her türlü kararlarını
gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir.
67. Anayasa"nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı dikkate alınarak 6100
sayılı Kanun"un 28. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, tarafların gizlilik
talebi hakkındaki kararın gerekçelerinin esas hakkındaki karar ile birlikte
açıklanacağı düzenlemesinin bu konudaki ara kararların tamamen gerekçesiz
olacağı şeklinde yorumlanması kabul edilemez. İlk derece mahkemesinin gizlilik
talepleri hakkındaki ara kararını gizliliğin amacını yok edecek açıklamalardan
kaçınarak ama mutlaka gerekçeli olarak vermesi gereklidir. Üstelik bu şekildeki
ara kararların denetlenmesine yönelik etkili olağan kanun yolu bulunmadığı
dikkate alındığında bu kararların gerekçeli olmasının önemi daha da
artmaktadır. Zira tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının
kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca
demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini
öğrenmelerinin sağlanması ancak gerekçe ile mümkündür.
68. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesince 26/10/2010 tarihli ara
kararı ile gizlilik talebi reddedilmiştir ancak bu kararda hiçbir gerekçe
bulunmamakta olup hangi somut nedenlere bağlı olarak gizlilik kararı
verilmediği açıklanmamıştır. Bir başka ifadeyle delil mahiyetinde dosyaya
sunulan ve kişisel veri oluşturan bir fotoğraf hakkında gizlilik kararı
verilmesinin "aleniyet ilkesi"ni neden
ihlal edeceğinin gerekçesi ortaya konmamıştır. Bu bağlamda söz konusu
kararların konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Buna
görederece mahkemesi kararı bu yönde tatmin edici
gerekçe içermediği ve yedi yıldan bu yana derdest olan davada çok uzun bir süre
başvurucunun korunmaya çalıştığı riskle yüz yüze bırakılmış olması dikkate
alındığında bireysel yarar ile kamu yararı arasında adil dengeyi sağlayacak bir
önlem alınmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
69. Açıklanan nedenlerle Anayasa"nın 20. maddesinde yer alan
özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
70. Başvurucu; katılan sıfatıyla yer aldığı ceza yargılaması
sürecinde eksik inceleme yapıldığını, delillerin yanlış değerlendirildiğini,
yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını, ayrıca hukuk yargılamasının
da makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek Anayasa"nın 36. maddesinde
tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
a. Ceza Yargılamasında
Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı
fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından
ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının
yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf
olduğu Sözleşme"ye ek protokoller kapsamına da
girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak
ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §
18).
72. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve
ilkelerin "medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir
suç isnadı"nın esasının karara bağlanması
esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla
sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil
yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşme
kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz. Bir ceza davasında
üçüncü kişilerin cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,
şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma
alanı dışında kalmaktadır (Onurhan Solmaz, §§ 23, 24).
73. Somut olayda başvurucunun katılan sıfatıyla yer aldığı ceza
yargılaması süreciyle ilgili şikâyetlerinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasına
yönelik olduğu, dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına girmediği
anlaşılmaktadır.
74. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Hukuk Yargılamasında
Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
75. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
76. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın
ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra
aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması
devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma
hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas
alınır (Güher Ergun ve diğerleri,
B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
77. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın
karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama
sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki
menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
78. Hukuk ve ceza davalarının konuları, tarafları ve amaçları
farklı olduğundan ceza mahkemesi kararları hukuk davaları için kural olarak
kesin hüküm oluşturmaz. Haksız fiil nedeniyle açılan tazminat davalarını çözmek
bütünüyle hukuk hâkiminin görevi içindedir. Bir “bekletici sorun” iddiası
karşısında kalan hâkimin görevi dışındaki bu iddianın mutlaka görevli mahkemede
çözülmesini bekleme yükümlülüğü yoktur. Kendisi de birçok durumda ileri sürülen
hususu karara bağlayabilir. Kaldı ki hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin mahkûmiyet
kararıyla bağlı ise de maddi olayı tespit etmeyen beraat kararı hukuk hâkimini
bağlamaz. Bu yüzden hukuk hâkimi, topladığı deliller doğrultusunda karar
verebilir. Ceza mahkemesinin delilleri tespit ve takdiri ile hukuk mahkemesinin
delilleri tespit ve takdirinin farklı olmasının bir sonucu olarak bir olayda
sebep-sonuç bağı bulunmadığına dair ceza mahkemesi kararı dahi hukuk hâkimini
bağlamayabilir. Bu nedenle hukuk mahkemeleri ceza davasının sonucunu beklemek
için yargılamayı uzun bir süre ertelemek zorunda değildir (Tevfik Yıldırım, B. No: 2013/4701,
23/1/2014, § 58).
79. Somut olayda İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde 19/7/2010
tarihinde tazminat davası açılmış, Mahkemenin 26/4/2012 tarihli duruşmasında
İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ceza davası sonucunda verilecek
kararın beklenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin 10/9/2012 tarihli duruşmasında
ise belirtilen ceza davası sonucunda verilecek kararın kesinleşmesinin
beklenmesine ve 6100 sayılı Kanun"un 165. maddesi uyarınca söz konusu karar
kesinleşinceye kadar dosyanın askıya alınmasına karar verildiği, dosyanın yerel
mahkeme aşamasında derdest durumda olduğu anlaşılmıştır.
80. Belirtilen ceza davası sonucunun beklenmesi noktasındaki
takdir ilgili usul hükümleri uyarınca derece mahkemelerine aittir. Ancak ilk
derece mahkemesince yargılamanın uzunluğuna neden olan en önemli unsurun ceza mahkemesinde
devam eden davanın bekletici mesele yapılarak yaklaşık 7 yıl (6 yıl 10 ay 11
gün) süreyle ceza davasında verilecek kararın beklenmesi olduğu
anlaşılmaktadır. Buna göre İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde 19/7/2010
tarihinde açılan, yaklaşık yedi yıl süren ve sonuçlanmadığı anlaşılan davada
yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.
81. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
82. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
83. Başvurucu 33.200 TL maddi ve 395.000 TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
84. Mevcut başvuruda, hukuk davasında yargılamanın üçüncü
kişilere kapalı yapılması talebinin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği
hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
85. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlali nedeniyle yalnızca
ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya
takdiren net 8.000 TL manevi tazminat ödenmesine
karar verilmesi gerekir. Ayrıca söz konusu tazminat davasının İzmir 4. Asliye
Hukuk Mahkemesinde derdest olduğu dikkate alınarak özel hayatın gizliliği
hakkının ihlalinin geleceğe dönük sonuçlarının ortadan kaldırılması için
kararın bir örneğinin İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar
verilmesi gerekir.
86. Bunun yanı sıra başvurucunun açtığı tazminat davası, makul
olmayan bir süre olan yaklaşık yedi yıldır devam etmektedir. Dolayısıyla
başvurucuya yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı
karşılığında takdiren 9.600 TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
87. Başvurucu maddi tazminat talep etmiş olmakla birlikte
başvurucunun açtığı tazminat davası yerel mahkeme aşamasında derdest
durumdadır. Başvurucunun maddi zararlarının tespitine ilişkin yargılama süreci
devam ettiğinden bu aşamada maddi tazminat koşullarının Anayasa Mahkemesince
incelenmesi mümkün değildir. Bu nedenle maddi tazminat isteminin reddi gerekir.
88. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
tutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Ceza davası sürecinde adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından
yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tazminat davasında yargılamanın üçüncü kişilere kapalı
yapılması talebinin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Tazminat davası sürecinde makul sürede yargılanma hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. 1. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayatın gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede
yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Tazminat davasının İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde derdest
olduğu dikkate alınarak özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin geleceğe
dönük sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin İzmir 4.
Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. 1. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlali nedeniyle yalnızca
ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya
net 8.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
2. Yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle başvurucuya net
9.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
3. Tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.