
Esas No: 2014/15723
Karar No: 2014/15723
Karar Tarihi: 25/10/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
YUSUF SERDAR BATMANOĞLU BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/15723) |
|
Karar Tarihi: 25/10/2017 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh KALELİ |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
Raportör |
: |
Ayhan KILIÇ |
Başvurucu |
: |
Yusuf Serdar
BATMANOĞLU |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yersiz ödenen ölüm aylıklarının yasal faiziyle
birlikte iadesinin istenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; idarece başlatılan
icra takibine itiraz edilmekle takibin durması sebebiyle açılan itirazın iptali
davasında yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının
ihlali iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 23/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu 1966 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
Başvurucu H.A.B.nin mirasçısıdır.
9. Başvurucunun murisi H.A.B. (kapatılan) Sosyal Sigortalar
Kurumu (Kurum) sigortalısı olan E.B. ile evli iken E.B.nin
4/4/1986 tarihinde ölümü üzerine 25/7/1986 tarihinde verdiği dilekçeye
istinaden başvurucunun murisine ölüm aylığı bağlanmıştır. Başvurucunun murisi,
evlendiği takdirde bu durumu Kuruma bildireceği yolunda taahhütte bulunmuştur.
10. Başvurucunun murisi 14/11/1992 tarihinde G.B. ile
evlenmiştir. Evlilik tarihinden sonra Kurumdan alınan sağlık karnesinde
başvurucunun murisinin evli olduğu gözükmektedir.
11. Kurum tarafından başvurucunun murisinin yeniden evlendiğinin
farkına varılması üzerine 2006 yılı Haziran ayından itibaren ölüm aylığı
ödemesi durdurulmuştur. Ayrıca 22/11/1992-24/5/2006 tarihleri arasında ödenen
19.133,14 TL ölüm aylığı başvurucunun murisi adına borç çıkarılmıştır.
12. Kurum Şişli 1. İcra Mürülüğünün
E.2007/5392 sayılı dosyası üzerinden başvurucunun murisi aleyhine 19.133,14
TL’nin 14.911,98TL yasal faiziyle birlikte tahsili amacıyla icra takibi
başlatmıştır. Başvurucunun murisinin itirazı üzerine takip durmuştur.
13. Kurum tarafından 2/4/2008 tarihinde İstanbul 1. İş
Mahkemesinde itirazın iptali davası açılmıştır. Anılan Mahkemece bilirkişi
incelemesi yaptırıldıktan sonra 8/3/2011 tarihinde verilen kararla 19.133,14 TL
ve işlemiş 14.911,98 TL faiz olmak üzere toplam 34.045,12 TL yönünden takibin
devamına hükmedilmiştir. Gerekçede, 22/11/1992-24/5/2006 tarihleri arasında
başvurucunun murisine yapılan ödemelerin yersiz olduğu ve iadesi gerektiği
açıklanmıştır.
14. Mahkeme kararı Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin (Daire)
5/3/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararında üç gerekçeye
dayanılmıştır. Daire, dava dilekçesinin başvurucunun murisinin bilinen adresine
tebliğ edilmediğini ve bu sebeple usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadığını
vurgulamıştır. Daire bunun yanında, başvurucunun murisinin dava devam ederken
öldüğünü tespit etmiş ve bu sebeple adına hüküm kurulmasına isabetsiz
bulmuştur. Daire ayrıca olayda 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. maddesinin uygulanması
gerektiğini saptadıktan sonra başvurucular murisinin kasıtlı davranışının veya
Kurumun hatalı işleminin bulunup bulunmadığına göre anılan maddenin birinci
fıkrasının (a) veya (b) bendi uyarınca inceleme ve değerlendirme yapılması ve
bu sonuç doğrultusunda hüküm kurulması gerektiğini ifade etmiştir.
15. Bozma kararından sonra İstanbul Adalet Komisyonu Başkanlığı
kararıyla dosyanın aktarıldığı İstanbul 19. İş Mahkemesince (Mahkeme)
yargılamaya mirasçılar aleyhine devam olunmuştur.
16. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 25/12/2013
tarihli bilirkişi raporunda, başvurucu murisinin 14/11/1992 tarihinde
evlendiğini Kuruma bildirmemiş olması nedeniyle kusurlu bulunduğu kanaatine
varılmış ve bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin birinci fıkrasının
(a) çerçevesinde işlem yapılması gerektiği belirtilmiştir. Değinilen hüküm
uyarınca geriye yönelik on yıllık yersiz ödemelerin iadesinin gerektiği ifade
edilen raporda, Kurumun yersiz ödemeleri öğrendiğinin kabul edildiği 22/11/2006
tarihinden geriye yönelik on yıllık yersiz ödemeler 17.052,27 TL şeklinde, buna
isabet eden faiz ise 19.173,93 TL olarak hesaplanmıştır.
17. Mahkemece 30/1/2014 tarihinde verilen kararla bilirkişi
raporu esas alınarak 17.052,27 TL ana para yönünden itirazın iptaline karar
verilmiştir. Faiz yönünden ise takip dosyasında istenen tutar olan 14.911,98 TL
bakımından itirazın iptaline hükmedilmiştir.
18. Mahkeme kararı Dairenin 1/7/2014 tarihli kararıyla vekalet
ücreti ve bazı maddi hatalar yönünden düzeltilerek onanmıştır. Nihai karar
26/8/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
19. Başvurucu 23/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
20. 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar
Kanunu"nun 65. maddesi şöyledir:
“Ölüm sigortasından sağlanan yardımlar şunlardır:
a) Ölen
sigortalının eşine, çocuklarına, ana ve babasına aylık bağlanması,
b) Ölen
sigortalının eşine, çocuklarına, ana ve babasına toptan ödeme yapılması,
c) Ölen
sigortalı için cenaze masrafı karşılığı verilmesi.”
21. 506 sayılı mülga Kanun"un 66. maddesi şöyledir:
“a) Malullük veya yaşlılık aylığı almakta
iken, yahut malullük veya yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olup henüz
işlemi tamamlanmamış durumda veya,
b)
Bağlanmış bulunan malullük veya yaşlılık aylığı, sigortalı olarak çalışmaya
başlamaları sebebiyle kesilmiş durumda yahut,
c)
Toplam olarak 1 800 gün Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi ödemiş
durumda,
Ölen sigortalının hak sahibi kimselerine aylık
bağlanır.”
22. 506 sayılı mülga Kanun"un 68. maddesinin ilgili bölümü
şöyledir:
“Ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak
kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre aylık bağlanır.
I- Ölen sigortalının 67 nci
madde gereğince tespit edilecek aylığının;
A)
(Değişik alt bent: 20/03/1985 - 3168/2 md.) Dul eşine
%50"si, aylık alan çocuğu bulunmayan dul eşine %75"i,
…
Oranında
aylık bağlanır.
…
V)
(Değişik bent: 20/03/1985 - 3168/2 md.) Sigortalının
dul eşi evlenirse aylığı kesilir. Aylığın kesilmesine yol açan evlenme son
bulunca aylık yeniden bağlanır. Sonraki eşinden de aylık almaya hak kazanan dul
eşe bu aylıklardan fazla olanı ödenir.
…”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu, Kurum tarafından murisine verilen sağlık
karnesinden de anlaşılacağı üzere Kurumun, murisinin evlendiğinden haberdar
olduğunu ileri sürmektedir. Başvurucu, evlendiğini bildiği hâlde murisine ölüm
aylığı ödemeye devam eden Kurumun kusurlu bulunduğunu belirtmiş ve buna ilişkin
iddiaların derece mahkemelerince incelenmeden karar verilmesi nedeniyle adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Kurumun
kusurunun bulunması nedeniyle uyuşmazlıkta uygulanması gereken hükmün, 5510
sayılı Kanun’un 96. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi olduğunu
savunmuştur.
2. Değerlendirme
25. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa"nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı
35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına
sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına
aykırı olamaz."
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuya yapılan ölüm aylığı ödemelerinin
iadesi yolunda tesis edilen işleme yönelik şikayetin mülkiyet hakkı kapsamında
incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
28. Anayasa"nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına
sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye
bağlanmıştır. Anayasa"nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,
ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı
hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
29. Ölüm aylıklarının başvurucunun murisine ödenmesiyle murisin
mevcut malvarlığı hâline geldiği tartışmasızdır. Murisin malvarlığına dâhil
olan 17.052,27 TL’nin faiziyle birlikte iadesi yolunda hüküm kurulması
Anayasa"nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil etmektedir (Benzer yönde bkz. Uğur Ziyaretli,
B. No: 2014/5724, 15/2/2017, § 44). Başvurucunun murisine ödenmek suretiyle
murisin mevcut malvarlığına dahil olan ölüm aylıklarının yasal faiziyle
birlikte iadesi yolunda işlem tesis edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale
oluşturduğu açıktır.
30. Mülkiyet hakkı mutlak olmayıp sınırlandırılması mümkündür.
Ancak Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına yönelik
müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük
ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep
Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).
31. Başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden, ölüm
aylığının iadesi yolunda tesis edilen işlem 506 sayılı mülga Kanun’un 68.
maddesinin birinci fıkrasının (V) fıkrası ile 5510 sayılı Kanun’un 96.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine dayanmaktadır. Başvurucu,
uyuşmazlıkta uygulanması gereken kuralın 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendi değil, (b) bendi olduğunu öne sürmektedir.
32. Uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının tespiti derece
mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel
başvuru kapsamında inceleme yaparken kural olarak derece mahkemelerince
uygulanan hukuk kurallarının tespiti hususunda derece mahkemelerinin yerine
geçerek karar vermesi bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa
Mahkemesinin görevi, derece mahkemelerince benimsenen yorumun etkilerini
incelemek ve bunların hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğini saptamaktır.
33. Olayda Mahkemece başvurucunun murisinin, 14/11/1992
tarihinde evlendiğini kuruma bildirmemiş olması nedeniyle kusurlu bulunduğu
kanaatine varılmış ve bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin birinci
fıkrasının (a) çerçevesinde işlem yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Mahkemenin bu yorumunun bariz bir takdir hatasına dayanmadığı ve açık bir
keyfilik içermediği görülmektedir. Dolayısıyla müdahalenin yasal dayanağının
bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
34. Sigortalı eşinin ölümü nedeniyle 506 sayılı mülga Kanun"un
65. ve 66. maddeleri uyarınca ölüm aylığı bağlanan başvurucunun murisinin
yeniden evlenmesi nedeniyle evlendiği tarihten sonra ödenen ölüm aylıklarının
başvurucudan iadesi yolunda işlem tesis edilmesinin kamu yararı çerçevesinde
sosyal güvenlik sisteminin devamlılığını ve sınırlı kamusal kaynakların doğru
şekilde harcanmasını gözeten meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
35. Son olarak müdahalenin ölçülü olup olmadığı incelenmelidir.
Öngörülen tedbirin, maliki, ulaşılmak istenen kamu yararı karşısında olağandışı
ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla
ölçülü olduğundan söz edilemez.(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012;
E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013).
36. Anayasa Mahkemesi daha önce, haksız yere yapılan sosyal
güvenlik ödemelerinin iadesine ilişkin uyuşmazlıkla ilgili bireysel başvuruları
incelemiş ve bu konuda temel ilkeleri ortaya koymuştur (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074,
9/3/2016; Uğur Ziyaretli,
15/2/2017). Anayasa Mahkemesi müdahalenin ölçülülüğünün tespitinde, yersiz
ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkı derecelerine de
bakılması gerektiğini vurgulamış; bu bağlamda tarafların yasal
yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkarlık
gösterilip gösterilmediği ve ihmalkarlığın varlığının tespiti halinde bunun
hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı hususlarının
da gözönünde bulundurulması gerektiğine işaret
etmiştir (Uğur Ziyaretli,
§ 65). Anayasa Mahkemesi ayrıca idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun
yanında, işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen
paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz gibi yaptırımların
öngörülüp görülmediği meselelerinin de önem arz ettiğini ifade etmiştir (Tevfik Baltacı, § 71).
37. Olayda, sigortalı eşinin 4/4/1986 tarihinde ölümü üzerine
25/7/1986 tarihinde verdiği dilekçeye istinaden 506 sayılı mülga Kanun"un 65.
ve 66. maddeleri uyarınca ölüm aylığı bağlanan başvurucunun murisinin
14/11/1992 tarihinde yeniden evlendiği taraflar arasında ihtilafsızdır. 506
sayılı mülga Kanun’un 68. maddesinin birinci fıkrasının (V) fıkrası uyarınca
başvurucunun murisinin evlenmesi durumunda ölüm aylığının kesileceği açıktır.
Öte yandan başvurucunun murisinin, ölüm aylığı başvurusu yaptığı sırada,
evlenmesi durumunda bunu idareye bildirmeyi taahhüt ettiği görülmektedir. Bu
şekilde bir taahhüt bulunmasa bile başvurucunun murisinin evlendiğini idareye
bildirmesi "iyi niyet" ilkesinin bir gereğidir. Söz konusu
düzenlemeye rağmen başvurucunun evlendiği tarihten sonra yapılan ölüm aylığı
ödemelerini hiçbir uyarıda bulunmaksızın kabul etmeye devam etmesi iyi niyetli
bir bireyden beklenebilecek bir davranış değildir. Dolayısıyla başvurucunun
murisinin kusurlu bulunduğu açıktır.
38. Dosyada bulunan ve Kurum tarafından evlilik tarihinden sonra
başvurucunun murisine verilen sağlık karnesinde murisin G.B. ile evli olduğu
açıkça görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun murisinin yeniden evlendiğinin
idarenin bilgisi dâhilinde olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun murisinin
yeniden evlendiğinden haberdar olduğu anlaşılan Kurumun da iyi yönetişim ilkesi
uyarınca murise ölüm aylığı ödenmesinin engellenmesi hususunda gereken
tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak Kurumun bu yükümlülüğünün
ifası hususunda gerekli özeni göstermediği görülmektedir.
39. Görüldüğü üzere başvurucunun murisinin kusurlu davranışının
yanında, idarenin de gerek işleyişindeki aksaklıklardan gerekse ihmalkâr
tutumundan kaynaklanan kusurunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla
mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden sonucun ortaya çıkmasında idarenin hatalı
davranışının katkısının da bulunduğu söylenebilir.
40. Başvurucunun murisine ödenen ölüm aylıklarının yersiz
olduğunun tespit edilmesinde geçen on dört yıl oldukça uzundur. Ayrıca murisin
durumunu tespit etmek için derin bir araştırmaya ihtiyaç duyulmayacağı da
açıktır. Aynı idarenin değişik birimleri arasındaki iletişim kopukluğu idarenin
bütünlüğü ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
41. İdarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen anapara
tutarının iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi
durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol
açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Buna karşın alacağın
başvurucudan tahsilindeki yöntem önem arz etmektedir. Anayasa Mahkemesi daha
önce aynı konuda verdiği Tevfik Baltacı
ve Uğur Ziyaretli
kararlarında, başvurucuların anaparanın yanında faiz ödemekle de yükümlü
kılınmış olmalarının, kusurlu davranışıyla orantısız bir külfet yüklenmeleri
sonucunu doğurduğunu belirterek müdahalenin ölçülü olmadığı kanaatine
ulaşmıştır (Tevfik Baltacı,§ 79; Uğur Ziyaretli,
§ 76). Somut olayda 17.052,27 TL anaparanın yanında 14.911,98 TL faize de
hükmedilmiştir. Değinilen kararlarda benimsenen içtihattan ayrılmayı gerektiren
bir neden bulunmamaktadır. Bu nedenle idarenin kusurlu bulunduğu dikkate
alındığında, başvurucudan anaparanın yanında faiz de istenmiş olması sebebiyle
başvurucuya yüklenen külfetin kusuruyla orantısız ve ağır olduğu sonucuna
ulaşılmaktadır.
42. Bütün bu hususlar gözetildiğinde, anapara yanında faizin de
başvurucuya yükletilmesi nedeniyle kamu yararı ile özel yarar arasında
kurulması gereken makul dengenin başvurucu aleyhine zedelendiği ve müdahalenin
ölçüsüz olduğu kanaatine varılmaktadır.
43. Açıklanan nedenlerle faiz yönünden Anayasa’nın 35.
maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
44.Başvurucu, makul sürede yargılanma haklarının ihlal
edildiğini ileri sürmektedir.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
46. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın
ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra
aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam
eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının
ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,
2/7/2013, §§ 50, 52).
47. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın
karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama
sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki
menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
48. Anılan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin benzer
başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 6 yıl 3 aylık
yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
49. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
51. Başvurucu ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur. Başvurucu
tazminat talebinde bulunmamıştır.
52. Başvuruda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
sonucuna varılmıştır.
53. Başvurucu tazminat talebinde bulunmadığından tazminata
hükmedilmesine gerek görülmemiştir.
54. İnceleme sonucunda idarenin hatalı işlemi üzerine yersiz
ödendiği tespit edilen alacak tutarının, kanuni faizi ile birlikte tahsil
edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
55. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan
kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 19. İş
Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan
yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede
yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Mülkiyet hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak
için yeniden yargılama yapmak üzere kararın İstanbul 19. İş Mahkemesine
(E.2013/322) GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Güvenlik
Kurumuna GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.