1. Hukuk Dairesi 2016/290 E. , 2018/14612 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın usülden reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar ...,... ve . ... tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkin olup, davacı vasisi tarafından açılmış; yargılama sırasında davacının ölümü üzerine, aynı zamanda mirasçı olan vasi Selim ile dava dışı mirasçılardan ..., ... ve ..., davayı kendi adlarına sürdürmek istediklerini belirtmişlerdir.
Mahkemece, kısıtlının yargılama aşamasında öldüğünden tüm mirsçılarca davaya devam edilmesi ya da miras şirketine temsilci tayin edilmesi hususunun, kesin süreye rağmen yerine getirilmediği gerekçesiyle, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, davacının ölümü üzerine, terekesi üzerinde el birliği halinde mülkiyet hükümlerinin geçerli olacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun(TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan herbirinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Başka bir anlatımla, ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Sözü edilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil ortaktır. Bu kural, TMK"nın 701. maddesinde "Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı
bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. TMK"nın 702/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir (11.10.982 tarih l982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun(HMK) "Dava sırasında taraflardan birinin ölümü" başlıklı 55. maddesi; "Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir." hükmünü içermektedir.
Somut olayda, davac...’ün ölümü üzerine mirasçılarından ..., ..., ... ve .... dilekçe vererek davayı takip etmek istediklerini bildirmişlerdir. Ölen davacının davayı takip eden mirasçılarından başka dava dışı , eşi ... ile ilk evliliğinden olma oğlu ... olmak üzere iki mirasçısının daha bulunduğu sabittir.Mahkemece dava dışı mirasçılara davaya olurlarının alınması yönünde tebligat yapılmamıştır. Bu durumda yapılması gereken iş, tüm mirasçılara tebligat çıkartılması, mirasçılardan bazıları duruşmaya gelmez ise, mirasın reddi süresinin geçmesini sağlayacak şekilde duruşmanın başka bir güne bırakılması, bu durumda da duruşmaya gelmez iseler terekeye temsilci atanması için gelen mirasçıya süre vermekten ibarettir.
Ne varki mahkemece bu yol izlenmiş değildir.
Hâl böyle olunca, miras bırakanın terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, terekenin tüm mirasçılar tarafından temsil edilmesi gerektiğinden , yukarıda değinildiği şekilde işlem yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bir kısım mirasçıya hiç tebligat yapılmadan, ayrıca davayı takip etmek isteyen mirasçılara yapılan tebligatta da usuli eksikliğin hangi süre içerisinde giderileceği hususu hiç belirtilmediğinden, bir kısım mirasçıya gönderilen muhtıranın da usulüne uygun olmadığı gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacılar Selim, İzzet ve Süleyman’ın temyiz itirazları değinilen yönler itibari ile yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.