
Esas No: 2014/14510
Karar No: 2014/14510
Karar Tarihi: 25/10/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ABDULKADİR KARABOĞA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(2) |
(Başvuru Numarası: 2014/14510) |
|
Karar Tarihi: 25/10/2017 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh KALELİ |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
Raportör |
: |
Özgür DUMAN |
Başvurucu |
: |
1.
Abdulkadir KARABOĞA |
|
|
2. Abdulmecit KARABOĞA |
|
|
3. Bedrettin
KARABOĞA |
|
|
4. Halit
KARABOĞA |
|
|
5. Kenan
BUDAK |
|
|
6. Mehmet
KARABOĞA |
|
|
7. Suut KARABOĞA |
|
|
8. Şükrü
KARABOĞA |
|
|
9. Karaboğa
Gıda Tarım Hayvancılık Turizm İnşaat Sanayi |
|
|
ve Ticaret
A.Ş. |
Vekilleri |
: |
Av. Mahir
KARABOĞA |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; bir suç isnadı kapsamında mal varlığına tedbir
konulması ve bu tedbirin uzun bir süre devam etmesi nedeniyle mülkiyet
hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 5/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan
ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuşlardır.
4. 2014/14510 numaralı bireysel başvuru ile aynı tarihte yapılan
2014/14511, 2014/14512, 2014/14514, 2014/14515, 2014/14517, 2014/14518 ve
2014/14519 numaralı bireysel başvuruların konu yönünden hukuki irtibatlarının
bulunması nedeniyle 2014/14510 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine,
incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. 2014/14513
numaralı bireysel başvuru dosyası da yine aynı gerekçeyle 2014/14510 numaralı
bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
A. Başvuru Tarihine Kadar
Yaşanan Gelişmeler
9. Başvurucu Kenan Budak, başvurucu Karaboğa Gıda Tarım
Hayvancılık ve Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin
(Şirket) nakliye işlerini yürüten çalışanı olup diğer başvurucular ise bu
Şirketin ortaklarıdır.
10. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucular hakkında
Şirket aracılığıyla resmî belgede sahtecilik, kara paranın aklanması,
kaçakçılık ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçlarını işledikleri
şüphesiyle 2003/156 soruşturma sayılı dosyasında ceza soruşturması
başlatılmıştır.
11. Soruşturma sırasında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
18/7/2003 tarihinde başvurucuların bütün mal varlığına ve üçüncü kişiler
nezdindeki hak ve alacaklarına tedbir konulması talep edilmiştir. Mardin Sulh
Ceza Mahkemesinin aynı tarihli kararı ile başvurucuların bütün hak ve
alacaklarının dondurulmasına, tasarruf yetkilerinin tamamen kaldırılmasına,
mal, kıymetli evrak ve diğer değerlerin zaptına, hak ve alacaklar üzerine
ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda diğer başvurucuların
taşınmazları yanında başvurucu Şirketin Mardin ili Kızıltepe ilçesi Cumhuriyet
Mahallesi"nde bulunan 532 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına da
18/8/2013 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi konulmuştur.
12. Cumhuriyet Başsavcılığının 15/3/2004 tarihli iddianamesi ile
başvurucuların resmî belgede sahtecilik, kara paranın aklanması, kaçakçılık ve
cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçlarından cezalandırılmaları istemiyle
kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucuların 1998 yılında Irak"a çok az miktarda
göstermelik mal gönderip gerçekte ihraç etmedikleri mallar için ihracat yapmış
gibi sahte gümrük çıkış beyannameleri düzenledikleri ileri sürülmüştür.
İddianame ile ayrıca başvurucuların hayalî ihracata konu mallar için vergi
iadesi aldıkları, ihracata konu malların bedeli olarak gösterilen ve yurda
sokulan paranın kaynağının ise belli olmadığı belirtilmiştir.
13. Yargılama sırasında Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesince
(Mahkeme) yapılan 4/6/2004 tarihli oturumda, duruşmaya katılan başvurucular
Abdulkadir Karaboğa ve Şükrü Karaboğa"nın savunma ve sorguları tespit
edilmiştir. Mahkeme, çağrı kâğıdı tebliğ edilmesine rağmen duruşmaya katılmayan
Mehmet Karaboğa, Bedrettin Karaboğa, Abdulmecit
Karaboğa, Halit Karaboğa ve Suut Karaboğa hakkında
ise zorla getirme kararı vermiştir. Öte yandan 17/5/2007 tarihinde Halit
Karaboğa, 24/7/2008 tarihinde de Suut Karaboğa,
Mehmet Karaboğa ve Bedrettin Karaboğa için yakalama emirleri çıkarılmış;
9/9/2008 tarihinde bu yakalama kararları yerine getirilmiştir. Mahkeme 27/10/2009
tarihli oturumda Adli Tıp Kurumundan imza karşılaştırması raporu alınmasına
karar vermiş, 23/3/2012 tarihli oturumda rapor sürecinin tamamlandığı
belirtilmiştir.
14. Mahkeme 26/9/2012 tarihinde, kaçakçılık, kara paranın
aklanması ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçlarından açılan
davaların zamanaşımı sebebiyle ayrı ayrı düşürülmesine karar vermiştir.
Mahkeme, resmî belgede sahtecilik suçundan ise 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu"nun 204 maddesinin (2) numaralı fıkrası, 43. maddesinin (1)
numaralı fıkrası ve 62. maddesinin uygulanarak gerçek kişi başvurucuların ayrı
ayrı 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar vermiştir. Mahkeme
ayrıca adli emanette kayıtlı eşyaların delil olarak saklanmasına, başvuruculara
ait taşınmazlar üzerine konulan tedbirlerin ise karar kesinleştiğinde
kaldırılmasına karar vermiştir.
15. Başvurucular 5/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuşlardır.
B. Başvuru Tarihinden
Sonra Yaşanan Gelişmeler
16. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19/11/2015
tarihli ilamıyla kara paranın aklanması ve cürüm işlemek için teşekkül
oluşturma suçlarından davanın düşürülmesine ilişkin hükümler onanmıştır. Daire,
kaçakçılık suçundan davanın düşürülmesine ilişkin hükmü ise hüküm tarihi itibarıyla
zamanaşımı süresinin geçmediğini belirterek bozmuş ancak temyiz inceleme gününe
kadar zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle davanın düşürülmesine karar
vermiştir. Daire, resmî belgede sahtecilik suçundan da temyiz inceleme gününe
kadar zamanaşımının gerçekleşmiş olması nedeniyle davanın düşürülmesine karar
vermiştir.
17. Mahkeme 10/12/2015 tarihinde de Bedrettin Karaboğa adına
kayıtlı Mardin ili Kızıltepe ilçesi Cumhuriyet Mahallesi"nde bulunan 51 ada 4
ve 5 parsel ile 61 ada 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki tedbirlerin
kaldırılması için bildirimde bulunmuştur. Mahkeme ayrıca 24/12/2015 tarihinde,
başvuruculardan Şükrü Karaboğa adına kayıtlı Mardin ili Kızıltepe ilçesi
Koçhisar Mahallesi"nde bulunan 538 ada 6 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki
ihtiyati tedbirin kaldırılması hususunda Kızıltepe Tapu Müdürlüğüne yazı
göndermiştir. Ayrıca başvurucu Şirkete ait 532 ada 1 parsel sayılı taşınmaz da
27/8/2013 tarihinde H.K."ya satılarak tapuya tescil
edilmiştir. Mahkemece 13/1/2016 tarihinde ise Mersin Trafik Tescil ve Denetleme
Şube Müdürlüğünden başvurucular dışındaki sanıklardan biri olan M.D. adına
kayıtlı 33 B 4695 plaka sayılı araç üzerindeki tedbirin kaldırılması
istenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun
"Eşya veya kazancın muhafaza altına
alınması ve bunlara el konulması" kenar başlıklı 123. maddesi
şöyledir:
"(1) İspat aracı olarak yararlı görülen
ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri,
muhafaza altına alınır.
(2) Yanında bulunduran kişinin rızasıyla
teslim etmediği bu tür eşyaya el konulabilir."
19. 5271 sayılı Kanun"un
"El koyma kararını verme yetkisi" kenar başlıklı 127.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde
sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına
ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri,
el koyma işlemini gerçekleştirebilir."
20. 5271 sayılı Kanun"un "Taşınmazlara,
hak ve alacaklara el koyma" kenar başlıklı 128. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
"Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun
işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan
kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;
a) Taşınmazlara,
b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına,
c) Banka veya diğer malî kurumlardaki her
türlü hesaba,
d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her
türlü hak ve alacaklara,
e) Kıymetli evraka,
f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık
paylarına,
g) Kiralık kasa mevcutlarına,
h) Diğer malvarlığı değerlerine,
el konulabilir. Somut olarak belirlenen Bu
taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan
başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, el koyma işlemi
yapılabilir. ..."
21. 5271 sayılı Kanun"un "Tazminat
istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturması
sırasında;
...
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,
koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler
alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan
veya zamanında geri verilmeyen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlü
zararlarını, Devletten isteyebilirler."
22. 5271 sayılı Kanun"un "Tazminat
isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin
ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin
kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde
bulunulabilir."
B. Uluslararası Hukuk
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) mülk sahibinin cezai
takibatın doğrudan bir tarafı olmadığı hâllerde dahi bu yargılama sırasında
mülk ile ilgili olarak bir tedbirin uygulanması durumunda Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi"nin (Sözleşme) 6. maddesinin medeni hak ve yükümlülükler yönünden
uygulanabilir olduğunu değerlendirmiş (Ali
Esen/Türkiye, B. No: 74522/01, 24/7/2007, § 22; Yıldırım/İtalya (k.k.),
B. No: 38602/02, 10/4/2003; Rummi/Estonya, B. No: 63362/09, 15/1/2015, § 64;
C.M./Fransa (k.k.),
B. No: 28078/95, 26/6/2001); Ali
Esen/Türkiye kararında yargılamanın sonucunun başvurucu üzerinde
mülkiyet hakkı yönünden bir etkisinin mevcut olduğuna değinmiştir (Ali Esen/Türkiye, § 22). AİHM buna göre,
şikâyet edilen yargılamanın başvurucunun mülkiyet hakkını etkilediği
gerekçesiyle Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yapılan değerlendirme
neticesinde, devam eden yargılamada geçen süreyi dikkate alarak başvurucunun
makul sürede yargılama hakkının ihlaline karar vermiştir (Ali Esen/Türkiye, §§ 24-26). Rummi/Estonya kararında da AİHM, başvurucunun
kocasının mirasçısı olması nedeniyle kocasına ait değerli madenlere el
konulmasından ve müsaderesinden etkilendiğini vurgulamıştır. Sözleşme"nin 6.
maddesinin 1. fıkrasının söz konusu fıkra anlamında bir medeni hak olan
mülkiyet hakkı nedeniyle uygulanabilir olduğunu ifade eden AİHM, başvurucunun
bu medeni hakkına ilişkin uyuşmazlığın bir mahkeme tarafından karara bağlanması
hakkına sahip olduğunu ifade etmiş (Rummi/Estonya, § 64) ve Hükûmetin itirazını reddederek başvuruyu
adil yargılanma hakkı yönünden de incelemiştir. Aynı başvuruda AİHM, toplam 8
yıl 2 ay 14 gün süren yargılama nedeniyle başvurucunun makul sürede yargılanma
hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Rummi/Estonya, §§ 115-121).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların
İddiaları
25. Başvurucular suç isnadı kapsamında kamu makamlarınca mal
varlığı, hak ve alacakları üzerine konulan tedbirler nedeniyle diledikleri gibi
tasarrufta bulunma imkânından yoksun bırakıldıklarını belirtmişlerdir.
Başvurucular ayrıca, bu tedbir 10 yılı aşkın bir süredir devam ettiği için
ticari faaliyetlerinin önemli ölçüde zarar gördüğünden yakınmışlardır.
Başvurucular bu sebeplerle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
26. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun"un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda
bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için
kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının
tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle
derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi
koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve
Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,
2/7/2013, § 26).
27. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir
hukuk yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların
öncelikle derece mahkemelerinde ve olağan kanun yolları ile çözüme
kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin
bu olağan denetim mekanizması çerçevesinde giderilememesi durumunda
başvurulabilir (Bayram Gök, B.
No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 16-20).
28. Başvurucular öncelikle yargılama sırasında bütün mal
varlıkları üzerine tedbir konulduğundan yakınmışlardır. Gerçekten de soruşturma
sırasında Sulh Ceza Mahkemesinde başvurucuların bütün mal varlığı üzerine
tedbir konulmasına karar verildiği görülmektedir. Bununla birlikte başvuru
formu ve eklerinde başvurucuların hangi mal, hak ve alacakları yönünden fiilen
veya kayden tedbir konulduğu yönünde herhangi bir açıklamada
bulunulmamış; buna ilişkin hiçbir bilgi veya belge de ibraz edilmemiştir.
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden dava dosyası incelendiğinde
ise yalnızca başvurucuların taşınmazlarının tapu kaydına tedbir şerhi konulduğu
görülmüştür (bkz. § 11). Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/9/2012 tarihli
kararında da başvurucuların taşınmazları üzerine konulan tedbirin
kaldırılmasına karar verilmiş (bkz. § 14), karar kesinleştikten sonra da
başvurucular Bedrettin Karaboğa ve Şükrü Karaboğa adına kayıtlı taşınmazlar
üzerindeki tedbir şerhleri kaldırılmıştır. Hâlbuki başvurucuların bireysel
başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddia
ve şikâyetlerini somut bilgi, belge ve delillerle temellendirmesi gerekmektedir
(Bu konudaki genel ilkeler için bkz. S.S.A.,
B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli
Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20). Buna göre, Anayasa
Mahkemesinin başvurucuların yerine geçerek sunulmayan olgu ve vakıalardan
hareketle birtakım çıkarımlar yapması veya kendiliğinden bilgi, belge ve delil
toplaması mümkün değildir.
29. Başvuru konusu olayda ise başvurucular, sonradan üzerinden
tedbirin de kaldırıldığı anlaşılan taşınmazların dışında başkaca bir mal
varlıkları, hak veya alacakları üzerinde fiilen bir tedbir uygulandığını veya
böyle bir tedbirin uygulanmaya devam ettiğini ortaya koyamamışlardır. Bu
durumda başvuru konusu olayda başvurucuların şikâyetlerinin taşınmazları
üzerine hukuka aykırı ve ölçüsüz olarak tedbir uygulanması ve tedbirlerin uygulanmasının
makul süreyi aşması nedeniyle zarara uğradıkları iddiasıyla sınırlı olduğu
değerlendirilmektedir.
30. 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(j) bendinde, eşyasına veya diğer mal varlığı değerlerine koşulları oluşmadığı hâlde
el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya
diğer mal varlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen
kişiler için tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır.
31. Görüldüğü üzere kimi durumlarda, devam eden yargılamalarda
da tazminata hükmedilebildiği gözetildiğinde 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesinde düzenlenen yol bir yandan başvurucunun maruz kaldığı el koyma
işleminin hukuka aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini
imkânını sağlamaktadır (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14/12/2015 tarihli ve
E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı ile 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435,
K.2013/21106 sayılı kararları). Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin daha önceki
kararlarında da 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunun
bu şikâyetler açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul
ölçüde bir başarı imkânı sunduğu belirtilerek bireysel başvuruda bulunabilmek
için öncelikle bu yolun tüketilmesi gerektiği kabul edilmiştir (Konu ile ilgili
çok sayıda karar arasından bkz. Mehmet Ali
Aslan, B. No: 2013/2429, 30/3/2016, § 28; Yıldıray Soysal, B. No: 2014/14887, 17/11/2016, §§ 47-50; Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016;
§§ 66-69).
32. Somut olayda başvuru tarihinden önce Mardin 2. Ağır Ceza
Mahkemesinin 26/9/2012 tarihli kararı ile başvurucuların taşınmazları
üzerindeki tedbir şerhlerinin kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.
Karar kesinleştiğinde de Mahkemece 10/12/2015 ve 24/12/2015 tarihlerinde taşınmazlar
üzerindeki tedbir şerhleri kaldırılmıştır. Başvurucuların başkaca bir mal
varlıkları ile ilgili konulmuş veya devam eden bir tedbir olduğu da bireysel
başvuru kapsamında saptanamamıştır. Başvurucuların koruma tedbirleri nedeniyle
mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürdükleri zararların giderilmesi yönündeki
şikâyetlerine ilişkin olarak ise zararlarının tazmini bakımından etkin bir yol
olan 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunma
imkânlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak başvurucular somut olayda bu
hukuk yoluna müracaat etmemişlerdir. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlaline
neden olduğu ileri sürülen iddialara ilişkin olarak başvuru yollarının usulünce
tüketilmediği anlaşılmaktadır.
33. Açıklanan gerekçeyle mülkiyet hakkının ihlali iddiasına
ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
B. Makul Sürede Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Karaboğa Gıda Tarım
Hayvancılık Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin
Şikâyeti Yönünden
34. Başvurucu Şirket, makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
35. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta
ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
36. Anayasa"nın 36. maddesinde korunan adil yargılanma hakkının
kapsamı bu maddede düzenlenmemekle birlikte bu hakkın kapsam ve içeriği,
Anayasa"nın yargılamaya ilişkin diğer maddeleri ve Sözleşme"nin 6. maddesi
çerçevesinde belirlenmelidir (Latif
Hacıbekiroğlu, B. No: 2014/6011, 22/9/2016, § 31).
37. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.
maddesinde, adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve
yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar”ın ve bir “suç isnadı”nın
esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilmektedir.
Dolayısıyla bir uyuşmazlığın adil yargılanma hakkı kapsamında incelenebilmesi
için ya bir suç isnadına ilişkin bulunması ya da medeni hak ve yükümlülüklerle
ilgili olması gerekmektedir.
38. Somut olayda başvurucu Şirket, başvuruya konu ceza
yargılamasının tarafı değildir. Bu itibarla başvurucu yönünden somut olaydaki
uyuşmazlığın suç isnadına ilişkin olduğu söylenemez. Bununla birlikte, el koyma
veya müsadere kararı malikin mülkiyet hakkını etkilemektedir. Mülkiyet hakkının
bir medeni hak olduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır. Dolayısıyla ceza
mahkemesi tarafından yürütülse bile el koyma ve müsadereye ilişkin yargısal
sürecin medeni hak ve yükümlülükler kapsamında bir uyuşmazlık olduğunun kabulü
gerekir. Bu nedenle medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin adil yargılanma
güvencelerinin başvurucunun taşınmazlarına tedbir konulmak suretiyle el
konulmasına ilişkin yargısal süreç yönünden de uygulanması gerektiği sonucuna
ulaşılmaktadır (Musa Doğan ve Abdulhalik Ay, B. No: 2014/13154, 16/2/2017, §
44).
39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
40. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın
ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra
aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam
eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının
ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 50, 52).
41. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın
karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama
sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki
menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
42. El koyma kararının başvurucunun mülkü üzerindeki etkisi
dikkate alındığında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının
başvurucu Şirketin mal varlığına ihtiyati tedbir konulduğu 18/8/2003 tarihi ile
el koymaya ilişkin sürecin kesinleştiği Yargıtay 7. Ceza Dairesinin kısmen
onama ve kısmen ise düşmeye ilişkin ilamın verildiği 19/11/2015 tarihi esas
alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda anılan ilkeler ve Anayasa
Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alınarak başvuruya
konu yargılama süreci incelendiğinde başvurucu yönünden yaklaşık 12 yıl 3 ay
sürdüğü anlaşılan yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak
gerekir.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
2. Diğer Başvurucuların
Şikâyetleri Yönünden
44. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüşlerdir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
46. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin
başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar
tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı
gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak
ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden
davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının
ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34)
47. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı
değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların
ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın
süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate
alınır (B.E., § 29).
48. Somut olayda başvuruculardan Abdulmecit
Karaboğa"nın zorla getirme kararı yoluyla savunmasının alınabildiği,
başvurucular Suut Karaboğa, Mehmet Karaboğa,
Bedrettin Karaboğa ve Halit Karaboğa"nın ise haklarında yakalama emri
çıkarılmak durumunda kaldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla yargılamanın
uzaması bakımından bu başvurucuların da kusurları söz konusudur. Ancak dava
dosyası incelendiğinde başvurucular dışındaki sanıklar hakkında da zorla
getirme ve yakalama kararları verildiği görülmektedir. Ayrıca yaklaşık üç yıl
boyunca Adli Tıp Kurumundan rapor düzenlenmesinin beklendiği, bazı duruşmaların
çeşitli kurumlardan bilgi ve belge toplanması için talik edildiği, Cumhuriyet
savcısına esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere iki ayrı oturumda süre
verildiği ve heyet değişikliği nedeniyle duruşmanın talik edildiği de
görülmektedir. Ayrıca zamanaşımı nedeniyle düşürülen davada temyiz süreci de 3
yıl 2 ay sürmüştür. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda
verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 12 yıl 4 ay sürdüğü
anlaşılan yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
50. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının
ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi
hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilir…”
51. Başvurucular, ayrı ayrı manevi ve maddi tazminat
taleplerinde bulunmuşlardır.
52. Somut olayda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiği sonucuna varılmıştır.
53. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları
karşılığında -şikâyet konusu davadaki taraf sayısı da dikkate alındığında-
başvurucular Karaboğa Gıda Tarım Hayvancılık Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret
A.Ş., Abdulkadir Karaboğa, Kenan Budak ve Şükrü Karaboğa"ya ayrı ayrı net
12.600 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Diğer
başvuruculardan Abdulmecit Karaboğa, Suut Karaboğa, Mehmet Karaboğa, Bedrettin Karaboğa ve Halit
Karaboğa"ya ise yargılamanın uzamasında kısmen de olsa bu başvuruculara
atfedilebilecek gecikme dönemleri söz konusu olduğundan ihlal tespitiyle
giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında şikâyet konusu davadaki
taraf sayısı da gözetilerek ayrı ayrı net 8.800 TL manevi tazminat ödenmesine
karar verilmesi gerekir.
54. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin
başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede
yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucular Karaboğa Gıda Tarım Hayvancılık Turizm İnşaat
Sanayi ve Ticaret A.Ş., Abdulkadir Karaboğa, Kenan Budak ve Şükrü Karaboğa"ya
ayrı ayrı net 12.600 TL, başvurucular Abdulmecit
Karaboğa, Suut Karaboğa, Mehmet Karaboğa, Bedrettin
Karaboğa ve Halit Karaboğa"ya ayrı ayrı net 8.800 TL manevi tazminat
ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesine
(E.2004/97, K.2012/141) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.