Hukuk Genel Kurulu 2018/1002 E. , 2019/544 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesince;
“Dava dilekçesinden, davalı mahkeme hakiminin eylemi nedeniyle uğranılan zararının ödetilmesinin istenildiği, davanın HMK’nun 46 ve devamı maddeleri ile 2802 Sayılı Kanunun 93/A maddesinde yer alan hakimlerin hukuki sorumluluğu nedenine dayanıldığı anlaşılmaktadır.
04/02/1959 gün ve 14/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince hakimlerin sorumluluğuna ilişkin özel hükümlere dayanılarak avukatın ödence davası açabilmesi için temsil belgesinde (vekaletnamesinde) bu yetkinin açıkça yazılı bulunması gerekir. Nitelik ve başvuru yerinin farklı olması nedeniyle vekaletnamede yer alan yargıcın şikayetine ilişkin olan yetkinin, aynı zamanda dava açma yetkisini de içerdiği kabul edilemez. Bu tür davalarda, bu eksikliğin sonradan tamamlanamayacağı ve özel yetkiyi gerektirdiği yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça ifade edildiği gibi Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir. 6100 Sayılı Yasanın, HMK’nun 74. maddesinde de konu açıkça düzenlenmiş olup, vekaletnamede açık yetki bulunmaması halinde hakim veya savcıların eylemi nedeniyle hazine aleyhine dava açılamayacağı benimsenmiştir. Davacı adına dilekçe veren vekilin dayandığı, vekaletnamede yargıç ve savcılar hakkında tazminat davası açma yetkisi bulunmadığından, dava ve usul ekonomisi gözetilerek dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ:
1-Açıklanan nedenlerle davacının vekiline verdiği vekaletnamede, İçtihadı Birleştirme Kararında ve HMK’nun 74. maddesinde açıklandığı ve kabul edildiği biçimde öngörülen koşulları içeren yetki bulunmadığından, evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda dava dilekçesinin REDDİNE,
2-Davacı taraftan peşin alınan nispi harç 597,75.-TL"den, alınması gereken ret harcı 24,30.-TL mahsup edilerek geriye kalan 573,45.-TL"nin istek halinde davacıya geri iadesine,”
Dair oy birliği ile verilen 22.02.2013 tarihli ve 2013/12 E., 2013/23 K. sayılı karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm belgelerin okunmasından sonra gereği düşünüldü:
Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkili hakkında 08.01.2011 tarihinde meydana gelen bir olay nedeniyle müşteki-sanık sıfatıyla Bakırköy 32. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığını, mahkemece düzenlenen 24.02.2011 tarihli tensip tutanağında müvekkili ile dava dışı bir kısım sanıklara ihtarlı ve iddianame ekli duruşma gününü bildirir çağrı kağıdı ve dava dışı sanık Mahmut Sarıyıldız hakkında ise yakalama emri çıkarılmasına karar verildiğini, müvekkiline çıkarılan çağrı kağıdının 17.03.2011 tarihinde müvekkilinin kardeşi Muharrem Genç’e tebliğ edildiğini, hakkında yakalama emri düzenlenen Mahmut Sarıyıldız’ın yakalanması üzerine savunmasının alındığı 28.04.2011 tarihli duruşma tutanağında, sanık Fatih Güler hakkında çıkarılan duruşma davetiyesinin bila ikmal iade edildiği gerekçesiyle “Yargılamadan kaçtığı anlaşılan sanık hakkında CMK’nın 98. maddesi uyarınca savunması alınarak serbest bırakılmak üzere yakalama müzekkeresi tanzimine” karar verildiğini, tensip tutanağında ve sanık Mahmut Sarıyıldız’ın yakalamasının infaz edildiği celsede müvekkili hakkında yakalama kararı verilmemesine rağmen duruşma tutanağının üzerine el yazısı ile “Sanıklar Fatih, Halil ve Yunus için 3 yakalama Teb. çıktı” ibaresi yazıldığını, müvekkilinin 16.07.2011 tarihinde saat 02.45’te yakalama emri olduğu gerekçesiyle kolluk tarafından gözaltına alındığını, yersiz ve haksız olarak gözaltında sabahladıktan sonra mahkemece ifadesi alınarak serbest bırakıldığını, ancak müvekkili hakkındaki yakalama emrine ilişkin kayıt düzeltilmediğinden 05.04.2012 tarihinde saat 01.00’de kolluk tarafından tekrar yakalama işlemi uygulandığını, geceyi gözaltında geçiren müvekkilinin mahkemeye sevki sırasında yapılan yanlışlığın fark edildiğini ve ifadesi alınmadan serbest bırakıldığını, yapılan yargılama sonucunda müvekkilinin beraat ettiğini ve kararın kesinleştiğini, müvekkilinin kişilik haklarına hukuka aykırı olarak iki kez saldırıldığını ve manen ağır zarar gördüğünü belirterek ilk yakalama tarihi olan 16.07.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 15.000TL, ikinci yakalama tarihi olan 05.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 20.000TL olmak üzere toplam 35.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Özel Dairece tensiben yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
İşin esasına geçilmeden önce, 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19. maddesi ile 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 93/A maddesinin yürürlükten kaldırılmasının ve 18.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5271 sayılı CMK"nın 141. maddesine eklenen 3 ve 4. fıkraların görev bakımından eldeki davaya etkileri tartışılmıştır. Görev konusu kamu düzenini ilgilendirdiği için öncelikle görev sorunun aşılması gereklidir.
Mülga 1086 sayılı HUMK’nın 573 ve devamı maddelerinde, “hakim ve icra reisi” aleyhine 573. maddede düzenlenen yedi bent ile sınırlı olmak üzere tazminat davası açılabileceği düzenlenmiş, 25.03.1931 tarihli ve 19/35 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile de ceza hâkimlerinin de hâkim kavramı içinde olduğu kabul edilmiştir. Cumhuriyet savcıları ise başlık ve madde metni dikkate alındığında 1086 sayılı HUMK’nın 573 ve devamı maddeleri kapsamında koruma içine alınmamış, genel sorumluluk sebepleri çerçevesinde tazminat davası açılabileceği içtihatlar ile kabul edilmiştir.
09.02.2011 tarihli ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesi ile mülga 1086 sayılı HUMK’nın 573. maddesinde değişiklik yapılmış, hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenleme altına alınmıştır. Aynı Kanun’un 12. maddesi ile 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’na 93. maddeden sonra gelmek üzere 93/A maddesi eklenmiş; savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği, hâkim ve savcılar aleyhine kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa tazminat davası açılamayacağı düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un geçici 2. maddesinde görevli mahkeme konusunda düzenleme yapılmış, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 573. maddesindeki sebeplere dayanılarak açılacak tazminat ve rücu davalarının ve hâkimlerin bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle Devlet aleyhine açılan tazminat davasının, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacağı ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görüleceği hüküm altına alınmıştır.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 46. maddesi hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenlenmiş, madde gerekçesinde "Hükümde geçen “hâkim” kavramının genel anlamda kullanıldığı, buna yargı yetkisini kullanan tüm hâkimlerin dâhil olduğu, ilk derece mahkemesi hâkimleri, bölge adliye mahkemesi hâkimleri, Yargıtay, Danıştay başkan ve üyeleri keza ceza mahkemesi hâkimlerinin de buraya dâhil” olduğu ifade edilmiştir.
HMK’nın 46. maddesine istinaden açılan tazminat davalarında görevli mahkeme 47. maddede düzenlenmiş; Devlet aleyhine açılan tazminat davasının, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacağı ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görüleceği hükmü getirilmiştir.
Bu arada 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19. maddesi ile 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 93/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Böylelikle “Cumhuriyet savcıları” hakkında açılacak tüm tazminat davalarında görevli mahkemenin neresi olduğu sorunu, “ceza hâkimleri” hakkında ise HMK’nın 46. maddesi haricindeki hukuksal nedene dayalı olarak açılan tazminat davalarında görevli mahkemenin neresi olduğu sorunu ortaya çıkmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlıklı 141. maddesinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında 141. maddenin birinci fıkrasında düzenlenen hâller nedeni ile zarar gördüğünü iddia eden kişilerin maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 142. maddesinde ise koruma tedbirleri nedeni ile tazminat isteminin, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağı hükmü getirilmiştir.
18.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesine;
“(3) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.
(4) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.”
şeklinde üçüncü ve dördüncü fıkralar eklenmiştir.
Ayrıca “ceza hakimleri” ve “Cumhuriyet savcıları” hakkında açılmış derdest olan davalar hakkında ise 5320 sayılı Kanun’a geçici madde eklenmiş; bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması ve kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniyle hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen derdest olan tazminat davasına ilişkin dosyaların mahkemesince, Yargıtay incelemesinde bulunan dosyaların ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesine gönderileceği ve bu davaların ağır ceza mahkemelerince, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhine yürütülmek suretiyle karara bağlanacağı belirtilmiştir.
Somut olayda davacı vekili, 12.02.2013 tarihli dilekçe ile ihbar olunan hakimin kovuşturma aşamasında usule aykırı işlemler yaptığını iddia ederek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Dava açıldığı sırada yürürlükte olan yasa hükümleri, karar verildikten sonra yürürlükten kaldırılmış, ayrıca görevli mahkeme hakkında yukarıda belirtildiği üzere düzenlemeler yapılmıştır.
Hâl böyle olunca; görev konusunun kamu düzenini ilgilendirdiği dikkate alındığında mevcut bu düzenlemeler karşısında görevli mahkemece karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 09.05.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.