1. Hukuk Dairesi 2016/3599 E. , 2018/14783 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ-TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi, tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ... "un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, tapu iptali ve tescil ile elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davacılar, ortak mirasbırakanları ..."ın malvarlığının mirasçılar arasında paylaşımı noktasında sorun yaşanmaması için kendilerini temsil etmesi hususunda davalı ile anlaştıklarını, 156 ada 48 ve 197 ada 109 parsel sayılı taşınmazları temsil edilme amacıyla davalıya devrettiklerini ileri sürerek dava konusu taşınmazlardaki davacının tecavüzünün önlenmesi ve payları oranında tapu kaydının iptali ile tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davacıların dava konusu taşınmazlar üzerindeki miras haklarından ivaz karşılığında feragat ettiklerini, davacıların taşınmazlardaki miras hisselerini maddi bedellerini ödemek suretiyle satın aldığını, ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2004/235 Esas ve 2005/177 Karar sayılı kararı ile davacıların paylarının adına tescil edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, aradan uzun süre geçtikten sonra davacıların dil bilgilerinin zayıf olduğu iddiasının tek başına mahkeme huzurundaki kabul beyanlarını ve konsolosluk aracılığıyla gönderdikleri feragatnameyi geçersiz kılmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davalı vekilinin 03.06.2015 tarihli celseye mesleki mazereti nedeniyle katılamayacağına ilişkin mazeret dilekçesi sunduğu, davacılar vekilinin de mazeret bildirmeksizin katılmadığı, anılan celse tahkikatın bitirilmesine karar verilip sözlü yargılamaya geçilerek yargılamaya devam edildiği ve davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, hangi yargılama usulü uygulanırsa uygulansın tarafların yargılamada sözlü olarak görüş ve değerlendirmelerini ifade etmeleri özel bir önem taşımaktadır.
Yazılı yargılama usulünde de tarafların hükümden önce son kez mahkeme huzurunda sözlü değerlendirme yapıp, açıklamada bulunmaları, doğru bir karar verilmesi bakımından önemlidir.
Bu ilkeler, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 184. ve 186. maddelerinde yapılan düzenlemelerle hüküm altına alınmıştır. HMK"nin 184. maddesinde açıkça; Hâkimin, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz vereceği, mahkemenin tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini, taraflara tefhim edeceği, yine aynı Kanunun 186. maddesi hükmü ile de; mahkemenin tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet edeceği, taraflara çıkartılacak davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkeme de hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususunu bildireceği, mahkemenin sözlü yargılamada tarafların son sözlerini sorarak hükmünü vereceği düzenlenmiş olup, anılan düzenlemeler emredici niteliktedir.
Somut olayda, söz konusu ilkeler dikkate alınmadan sonuca gidilmiştir.
Hal böyle olunca, HMK"nin 184. maddesi hükmü gereğince, tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için taraflara söz verilip tahkikatın bittiği tefhim edildikten sonra, taraflara sözlü yargılama için duruşmanın başka bir güne bırakılmasını isteyip istemediklerinin sorulması, talep halinde başka bir gün tayin edilmesi; başka bir duruşma gününü istememeleri halinde sözlü yargılama aşamasına geçilerek aynı Kanunun 186. maddesi gereğince taraflara sözlü yargılama yoluyla beyanda bulunma hakkı verilmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, değinilen yasal düzenlemeler gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmadığından anılan yasal düzenlemeler gözetilerek usulü hükümler yerine getirilmek ve ondan sonra hüküm oluşturulmak üzere karar bozulmalıdır.
Davacıların bu yöne değinen ve yerinde bulunan temyiz itirazının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacıların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22/11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.