Hukuk Genel Kurulu 2018/25 E. , 2019/559 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesince maddi tazminat talebi yönünden davanın kabulüne, manevi tazminat talebi bakımından ise davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.12.2011 tarihli ve 2004/75 E., 2011/405 K. sayılı karar davalı ... A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 11.04.2013 tarihli ve 2012/6039 E., 2013/5297 K. sayılı kararı ile;
"...Davacı vekili davalıların işleteni, sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu araçların neden olduğu kaza sonucunda müvekkillerinin yaralandığını ileri sürerek ıslah dilekçesi ile toplam 38.490,48 TL işgücü kaybı tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı ... AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava trafik kazasından kaynaklanan sürekli işgücü kaybı tazminatı istemine ilişkindir. Uyuşmazlık ıslah dilekçesi ile talep edilen tazminat tutarı yönünden zamanaşımının dolup dolmadığı noktasındadır. Davacı 14.02.2003 tarihinde meydana gelen kazada yaralanmış olup, en son Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından düzenlenen 24.09.2003 tarihli rapora göre bir yıl süre ile denizin kara teşkilatında görev yapmasının uygun olduğu belirtilmiştir. Bu tarihten sonra davacının tedavi gördüğüne ilişkin bir belge ya da sağlık raporu bulunmamaktadır. Mahkemece davacının işgücü kaybının belirlenmesi için Adli Tıp Kurumundan rapor alınmış, 19.06.2009 tarihli raporda tibia fibula orta diafizinde kırık nedeniyle davacının % 4 oranında sürekli işgücü kaybına uğradığı belirlenmiştir. O halde önemli olan husus davacının maluliyeti ile ilgili gelişen bir durum olup olmadığıdır. Gelişen durum, meydana gelen zararın tam olarak belli olmaması ve zaman içinde artmasını ifade eden bir hukuki terimdir. Somut uyuşmazlık yönünden davacının 2003 yılında gördüğü tedaviden sonra Adli Tıp Kurumundan rapor alındığı tarihe kadar geçen süre içinde gelişen durumunun varlığı kanıtlanamamış, Adli Tıp Kurumu tarafından böyle bir tespit yapılmamıştır. Bu durumda olay tarihi olan 14.02.2003 tarinden itibaren ıslahın yapıldığı 03.06.2010 tarihine kadar BK"nin60 Karayolları Trafik Kanunu"nun 109 ve TCK"nın 102.maddelerine göre (5) yıllık uzamış ceza zamanaşımı geçmiş olduğundan Islah talebi ile ilgili olarak süresi içinde yapılan zamanaşımı itirazının kabul edilerek, ıslahla istenen kısım yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulü doğru olmamıştır…"
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davalıların işleteni, sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu araçların neden olduğu 14.02.2003 tarihindeki kaza sonucunda müvekkilinin yaralanarak iş gücü kaybına uğradığını, tedavi süresince yardımcı gideri ödemek ve tedavi masrafları yapmak zorunda kaldığını ileri sürerek davalı ... şirketi poliçe limiti ile sorumlu olmak üzere 5.000,00TL manevi tazminat ile 15.000,00TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş iken; 03.06.2010 harç tarihli ıslah dilekçesiyle talebini arttırmıştır.
Davalı ... Ltd. Şti. ve davalı ... vekili; kazanın meydana gelmesinde davacının da kusurunun bulunduğunu, maddi tazminata konu edilen nedenlerin açıklanmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... A.Ş. vekili; poliçe miktarı ile sınırlı olarak sorumlu olduklarını ve davanın açılmasına sebebiyet vermediklerini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuş ve yargılama aşamasında yapılan ıslahın da zamanaşımından reddi gerektiğini belirtmiştir.
Mahkemece; 38.490,48TL maddi tazminatın davalılardan ... ile Al Turizm Ltd. Şti. için 14.02.2003 olay tarihinden, sigorta şirketi için 12.03.2004 dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ve davalı ... şirketi için poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydı ile tahsilde tekerrür olmamak üzere davalılardan müteselsilen tahsiline, 7.000,00TL manevi tazminatın davalılar ... ve Al Turizm Ltd. Şti."den 14.02.2003 olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Davalı ... A.Ş. vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; davacı tarafından yapılan 03.06.2010 tarihli ıslahın uzamış ceza zamanaşımı süresi dolduktan sonra yapıldığı, ancak davacının kaza nedeniyle birçok kez doktora başvurduğu, kontrol günü verilerek raporlar düzenlendiği, yargılama aşamasında davacının adli tıp kurumuna sevk edildiği, davacıya ait zararın sonuçlarının, gidişatının ve kesinleşen durumunun ve zararın kapsamının, başka bir deyimle, zararın tüm sonuçları ile kesin durumunun 19.06.2009 tarihli Adli Tıp raporu ile tespit edildiği, bu rapor ile zararın tüm sonuçları ile bilinmesi durumunun gerçekleştiği ve raporun davacı vekilince 17.11.2009 tarihinde öğrenildiği, rapor tarihin zararı ıttıla tarihi olarak kabul edilmesinin ve 03.06.2010 tarihli ıslahın iki yıllık süre içinde yapıldığının kabulünün gerektiği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı ... A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ıslah dilekçesi ile talep edilen tazminat tutarı yönünden zamanaşımının dolup dolmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesinden önce İstanbul Ticaret Odası kayıtlarına göre, aleyhine hüküm kurulan Al Turizm Ltd. Şti.’nin münfesih olduğu, Özel Daire bozma kararından önce 31.08.2012 tarihinde ticaret sicilinden terkin edildiği anlaşıldığından anılan şirket bakımından davada temsil ve husumet sorununun bulunup bulunmadığı, yargılamada usulüne uygun biçimde taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
Ön sorunun çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği gibi çekişmeli yargının konusu davalardır.
Dava, bir başkası (davalı) tarafından sübjektif hakkı ihlal veya tehlikeye sokulan veya kendisinden haksız bir talepte bulunulan kimsenin (davacının), mahkemeden hukukî koruma (himaye) istemesidir. Mahkemeden hukukî koruma isteyen kimseye davacı (müddei) denir.
Dava, davacının sübjektif hakkını ihlal eden veya tehlikeye sokan veya davacıdan haksız bir talepte bulunan kimseye karşı açılır; bu kimseye de davalı (müddeialeyh) denir.
Bir sübjektif hakkın mahkemeler vasıtasıyla ileri sürülmesi yetkisine dava hakkı denir.
Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez (Kuru, B./ Arslan, R./ Yılmaz, E.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2011, s:215,235).
Somut uyuşmazlıkta; İstanbul Ticaret Odası verilerine göre Al Turizm Ltd. Şti.’nin 12.02.2007 tarihinde unvan değişikliği ile ticaret unvanının Al Turizm Prodüksiyon Hizmetleri Ltd. Şti. olarak değiştiği ve 25.07.2011 tarihinde ise tasfiye sürecine girerek Özel Daire bozma kararından önce 31.08.2012 tarihinde ticaret sicilinden terkin edildiği anlaşılmaktadır. Tüzel kişinin, tüzel kişiliğinin sona ermesi hâlinde, o tüzel kişinin taraf (husumet) ehliyeti de sona erer.
Limited şirketlerin tasfiyesinde, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 552. maddesi yollaması ile TTK’nın 441-450. maddelerinde düzenlenen anonim şirketlerin tasfiyesine ilişkin hükümler uygulanır.
Limited şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet, tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile limited şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Öte yandan tüzel kişiliği sona eren davalı şirketin yeniden ihyası ile sicile kaydedilmesi hâlinde o tüzel kişi hakkında dava görülebilir.
Bu durumda, mahkemenin anılan şirketin ihyası için davacı tarafa, dava açmak üzere süre verilmesi, dava açıldıktan sonra, bu davanın sonucunun beklenilmesi, şirketin ihyasından sonra davaya dâhil edilmesi, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanmasından sonra davacının talepleri hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. Yerel mahkemece usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan eksik inceleme ile infazı mümkün olmayacak şekilde karar verilmiştir.
Usulüne uygun taraf teşkilinin sağlanmadığı eldeki dava dosyasında yukarıda açıklanan prosedürün yerine getirilmemesi davalı ... A.Ş. vekilinin temyiz incelenmesine usulen engel oluşturduğundan öncelikle mahkemece yukarıda açıklanan yasal prosedür tamamlanmalıdır.
Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
S O N U Ç: Yukarıda belirtilen nedenlerle direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı ... A.Ş. vekilinin temyiz isteminin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.05.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.