"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Soma Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.7.2005 gün ve 2004/445-2005/347 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.2.2006 gün ve 2005/14822-2006/1544 sayılı ilamı ile,
(...Davada, davalıların kuruma ait aracı usulsüz kullanımları sonucu oluşan zararın tazmini istenilmiş; mahkemece, istemin davalı Münevver yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, tazminatın her iki davalıdan tahsili istendiğine ve diğer davalı Selahattin"in Genel Müdür olarak sözkonusu taşıtın usulsüz kullanımından sorumlu olup olmadığı ve bu yönde hakkında taşıt kanununa aykırı davranıştan kamu davası açılıp açılmadığı araştırılmadan eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu"nca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığından, 14.3.2007 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davacı şirketin uğradığı zararın tazminine ilişkin olup, davalılardan Selahattin Topuz davalı şirketin genel müdürüdür. Dava usulsüz taşıt kullanımı nedeniyle uğranılan zararın tahsiline ilişkin olarak genel müdür aleyhine açıldığına göre açılan dava hukuki nitelikçe bir sorumluluk davasıdır. 233 sayılı KHK"nin 3/3 ncü maddesi "Teşebbüslerden iktisadi devlet teşekkülü olanlar, anonim şirket şeklinde kurulabilir Anonim şirket şeklinde kurulan iktisadi devlet teşekküllerinde Türk Ticaret Kanunu"nun 277 nci maddesinde sözü edilen beş kurucunun bulunması şartı aranmaz" hükmünü haiz bulunduğundan ve davacı şirkette Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş."ne bağlı bir bağlı ortalık niteliğinde bulunduğundan davada öncelikle 233 sayılı KHK."nin 22 vd. maddeleri uyarınca bağlı ortaklığın sermaye durumu ve buna göre denetçileri ve genel kurulu bulunup bulunmadığının araştırılması ve varılan bu sonuç çerçevesinde sorumluluk davasının ne şekilde açılması gerektiği açıklığa kavuşturulmalıdır. Zira, KHK.nin 22 vd. maddelerinde sermayenin %91"inin kamu iktisadi kuruluşlarına ait olması halinde bağlı ortaklığın genel kurulu ve denetçisi olmayacak, ancak sermaye yapısının belirtilen şekilde olmaması halinde denetim kurulu veya genel kurulunun bulunması söz konusu olabilecektir.
Böyle bir araştırma sonucunda şayet davacı şirketin genel kurulu ve denetçileri var ise davacı açılmasına şirket genel kurulu karar verecek ve dava şirketin denetçileri tarafından açılacak, genel kurulunun ve denetçilerinin bulunmaması halinde ise, dava açmaya Yargıtay 11 nci Hukuk Dairesi ve Yüksek Hukuk Genel Kurulu"nun emsal nitelikli kararlarında belirtildiği üzere (HGK. 20.12.1989 T, 1989/11-545, 1989/667) davacı şirket yönetim kuruluna ait olacaktır. Zira, 233 sayılı KHK"de sorumluluk davasının ne şekilde ve kimin tarafından açılacağına ilişkin hükümler bulunmadığından Kararnamenin 23/2. maddesi de "Bağlı ortaklıklar, bu Kanun Hükmünde Kararname"de saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabidir." hükmünü haiz bulunduğundan uygulanması gereken hükümler TTK"nu hükümleri olacaktır.
Açılan davanın bir sorumluluk davası olup olmadığı davadaki ispat külfetinin hangi tarafta olduğu hususu bakımından da önemi haizdir. Zira davanın sayın çoğunluk tarafından kabul edildiği üzere BK"nun 41 vd. maddeleri uyarınca açılmış bir dava olarak kabulü halinde kanıt yükü davacı şirkete ait olacak, şirket doğduğu dosya içeriği ile sabit bulunan zarardan davalı genel müdürün sorumlu olduğunu kanıtlayacak, açılan davanın bir sorumluluk davası olması halinde ise TTK"nun 338 nci maddesi uyarınca kusur karinesi mevcut olduğundan ispat külfeti davalıda olacak ve davalı zarardan sorumlu olmadığını kanıtlamak suretiyle zararı ödemekten kurtulabilecektir.
Davada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise 233 sayılı KHK"de hüküm bulunmayan hallerde uygulanması gereken özel hukuk hükümlerinin hangileri olduğu ve bunları sırası hususudur. Yukarıda da belirtildiği üzere davacı bir anonim şirket olduğundan TTK"nun 1. maddesi uyarınca burada uygulanacak hükümler öncelikle anonim şirket hükümleri olmak gerekir. Bu sebeple çoğunluğun uyuşmazlıkta TTK. hükümlerinin uygulanamayacağına ilişkin görüşüne iştirak edilmemiştir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan yönde yani davacı şirketin 233 sayılı KHK. Hükümlerine tabi olup olmadığı anasözleşmenin ne gibi hükümler içerdiği incelenmediği gibi dosya içeriğinden de anlaşılamamaktadır. Yüksek özel dairenin bozması ise sadece davalı adına Taşıt Kanununa Muhalefet suçundan bir dava açılıp açılmadığına yöneliktir. Mahkemece bozmaya uyulup yapılan araştırmada bir ceza davası açıldığı ve bir mahkumiyet kararı verildiği anlaşılırsa BK"nun 53 ncü maddesi uyarınca hukuk hakimi ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı ile bağlı olduğundan uğranılan zararın davalı genel müdürden tahsili mümkün olacak, şayet ceza davası açılmamış veya açılıp beraatla sonuçlanmış ise bu takdirde şirket zararının tahsili mümkün olmayacaktır.
Açılan davanın sorumluluk davası olup olmadığının tespitinde özellik arz eden bir diğer husus ise davalının ibra edilip edilmediği hususudur. Zira davacı şirketin hesaplarını inceleyen yetkili kurul zararı bilerek davalıyı ibra etmiş ise artık davalı genel müdür aleyhine açılan bu davada tazminata hükmetmek mümkün olmayacaktır.
Açıklanan tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının değişik gerekçe ile bozulması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluk kararına karşıyız.