
Esas No: 2013/6924
Karar No: 2013/6924
Karar Tarihi: 18/6/2014
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
HSH NORDBANK AG BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/6924) |
|
Karar Tarihi: 18/6/2014 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Serruh KALELİ |
Üyeler |
: |
Zehra Ayla PERKTAŞ |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Erdal TERCAN |
|
|
Zühtü ARSLAN |
Raportör |
: |
Murat AZAKLI |
Başvurucu |
: |
HSH NORDBANK AG |
Vekilleri |
: |
Av. Dr. Hüseyin ÜLGEN |
|
|
Av. Mehmet GÜN |
|
|
Av. Rıza GÜMBÜŞOĞLU |
|
|
Av. Orçun ÇETİNKAYA |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvurucu, 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye Ticaret
Mahkemesinde aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne karar
verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek,
eşitlik ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini
ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru, 29/8/2013 tarihinde İstanbul 14. Asliye Hukuk
Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit
edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/11/2013 tarihinde,
kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme
gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci
Bölümün 19/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik
ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet
Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının
24/2/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu
vekili tarafından 19/3/2014 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan
dilekçesi ibraz edilmiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade
edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu aleyhine, bazı ticaret şirketleri tarafından
15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan davada,
davacılar, davalı ile gemi ipoteği anlaşmaları imzalandıklarını, gemilerin
navlun gelirleriyle borçlarının ödendiğini, gemilerden birinin kısmi bakiye
borcu muaccel hale gelmediği halde davalının haksız biçimde gemiyi seferden
alıkoyduğunu, ödeme girişimlerinin kabul edilmediğini ve gemilerin satış
işlemlerine başlandığını, temerrüdün oluşmadığını, davalının haksız filleri
nedeniyle gemilerin çalışamadığını ileri sürerek maddi zararlarının tazminini
talep etmişlerdir.
8. Davacılar yine başvurucu aleyhine, 3/5/2004 tarihinde
İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtıkları davada, asıl davadaki
iddialarla ek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
9. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince belirtilen dava
dosyaları birleştirilmiştir.
10. Mahkemece, 13/9/2004 tarih ve E.2003/1130, K.2004/991
sayılı kararla, ipotek sözleşmelerinin Landesbank
adına olup gemi sicilinde de ipotek tescilinin Landesbank
adına olduğu, Türk Ticaret Kanunu’nun 921/3. maddesine göre alacağın temlikinin
yazılı anlaşma ve gemi siciline tescil ile gerçekleşebileceği, temlikin gemi
siciline tescil edilmediği, dolayısıyla gemilerin tutularak seferden
alıkonulmasının haksız fiil olduğu, davacıların tazminat isteme haklarının
doğduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davalarda davanın kabulüne, tazminatların
davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
11. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk
Dairesinin 14/4/2005 tarih ve E.2004/12937, K.2005/3696 sayılı ilamıyla;
davanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilerek görev
yönünden hüküm bozulmuştur.
12. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin
24/6/2005 tarih ve E.2005/7081, K.2005/6715 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
13. Mahkemece bozma kararı sonrası yapılan yargılama sonunda,
20/10/2005 tarih ve E.2005/292, K.2005/846 sayılı ilamla, 13/9/2004 tarihli
kararda direnilmesine ve tazminatların başvurucudan tahsiline karar
verilmiştir.
14. Temyiz üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19/4/2006
tarih ve E 2006/11-58, K.2006/228 sayılı kararla; uyuşmazlığı yargılayacak ve
çözecek olan mahkeme, uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olan Asliye
Ticaret Mahkemesi olup, dava tarihinden sonra kurulan ve faaliyete geçirilen
İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesinde davaya bakılmasının mümkün olmadığı,
davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği, direnme kararının
uygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun temyiz itirazlarının incelenmesi için
dosyanın Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar vermiştir.
15. Yargıtay 11. Hukuk Dairesince esasa yönelik olarak
yapılan temyiz incelemesinden sonra, 13/10/2006 tarih ve E.2006/8091,
K.2006/10232 sayılı ilamla; yetkili mahkemenin Hamburg Mahkemeleri olduğuna
dair temyiz istemi yerinde görülmemiş, satın alınan gemiler üzerinde lehine
ipotek tesis edilenin Hamburger Landesbank olduğu, bu
bankanın başka bir banka ile birleşerek HSB NORDBANK adında 1/6/2003 tarihinde
tüzel kişilik kazandığı, bu durumda davalının Hamburger Landesbank’ın
halefi olduğu yolundaki gemi siciline yapılan bildirim ve şerhin göz önünde
bulundurulması gerektiği, bu nedenle temlik ve gemi siciline tescilin zorunlu
olup olmadığının tartışılması gerektiği, hükme esas alınan bilirkişi raporuna
başvurucunun itirazları değerlendirilerek tazminatın tayini gerekirken yetersiz
bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş ve hüküm bu
nedenlerle bozulmuştur.
16. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin
10/5/2007 tarih ve E.2007/321, K.2007/7282 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
17. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda;
26/6/2008 tarih ve E.2007/445, K.2008/391 sayılı ilamla; kredi sözleşmesinin
usulsüz şekilde feshedildiği ve gemilerin satış işleminin temerrüt
gerçekleşmeden yapıldığı, haksız fiilin unsurlarının oluştuğu, toplam zararın
18.507.019,62 USD olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davalarda davanın
kabulüne, tazminatların ayrı ayrı davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
18. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 8/4/2009
tarih ve E.2008/10582, K.2009/4282 sayılı ilamıyla; taraflar arasında
düzenlenen gemi ipotek sözleşmesinin değerlendirilmesi, ihtiyati tedbir
niteliğindeki seferden alıkoymanın haksız fiil teşkil edip etmediğinin
saptanması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, hüküm
bozulmuştur.
19. Karar düzeltme istemi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk
Dairesince 8/1/2010 tarih ve E.2009/8060, K.2010/3 sayılı kararla; temyiz
incelemesi sonucu bozma kararlarının ortadan kaldırılmasına, zararın tespiti
açısından eksik inceleme yapıldığı, davacının, gemilere el konulmasından sonra
basiretli bir tacir gibi davranarak borcunu ödemek suretiyle zararın artmasını
önlemesi gerekirken bu yönde bir girişimde bulunmaması sebebiyle Borçlar
Kanunu’nun 44. maddesi uyarında tazminattan indirim yapılması gerektiği
belirtilerek, hüküm başvurucu yararına bozulmuştur.
20. Bozmaya uyan Mahkemece, 15/10/2010 tarih ve E.2010/59,
K.2010/594 sayılı kararla; başvurucunun gemileri seferden men ettirmesi ve
yurtdışında gerçekleştirilen cebri icra işlemlerinin, taraflar arasındaki
sözleşme hükümlerine ve İcra ve İflas Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırı
olup tazminatı gerektirdiği, ancak davacıların da gemilere el konmasından
itibaren basiretli bir tacir gibi davranarak borçlarını ödemek suretiyle
zararın artmasını önlemesi gerekirken bu yönde bir girişimde bulunmadığından
Borçlar Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca tazminattan %20 oranında indirim
yapılarak asıl davanın kısmen kabulü ile 7.272.947,89 TL’nin; birleşen davanın
kısmen kabulü ile 59.627.195,61 USD’nin davalıdan
tahsiline karar verilmiştir.
21. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/7/2011
tarih ve E.2011/1303, K.2011/9245 sayılı kararıyla başvurucunun kredi
alacaklarının, davacılara ödenmesine karar verilen tazminat miktarından
düşülerek hesaplama yapılması gerekirken davacıların sebepsiz zenginleşmesine
yol açacak şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, yine asıl davada istenilen
tazminatın USD karşılığının gösterilmediği ve % 20 müterafik kusur indiriminin yanlış uygulandığı gerekçesiyle
hüküm bozulmuştur.
22. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin
21/12/2011 tarih ve E.2011/14061, K.2011/17393 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
23. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda,
13/4/2012 tarih ve E.2012/28, K.2012/104 sayılı kararla; bozma kararı öncesi
verilen gerekçelerle ve davacıların başvurucuya olan kredi borçları dikkate
alınarak asıl davanın kısmen kabulü ile 5.818.358,28 TL’nin; birleşen davanın
kısmen kabulü ile 26.032.433,23 USD’nin başvurucudan
tahsiline karar verilmiştir.
24. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2/11/2012
tarih ve E.2012/10325, K.2012/17301 sayılı ilamıyla, dosyadaki yazılara,
Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin
takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm,
başvurucu vekilinin vekalet ücreti dışındaki diğer temyiz itirazlarının
reddine, vekalet ücreti yönünden başvurucu lehine hükmün düzeltilerek
onanmasına karar verilmiştir.
25. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin
10/6/2013 tarih ve E.2013/5513, K.2013/12044 sayılı kararıyla, “Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere
göre, taraf vekillerinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesinde
sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmediği” gerekçesiyle
reddedilmiştir.
26. Karar, 30/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
27. Başvurucu, 29/8/2013
tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
28. 12/1/2011 tarih ve 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul
ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir
biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
29. 22/4/1926 tarih ve 818
sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41. maddesi şöyledir:
“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile
haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine
mecburdur.
Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin
zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine
mecburdur.”
30. 818 sayılı mülga Kanun’un
44. maddesi şöyledir:
“Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin
fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan
şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakim,
zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar
edebilir.
Eğer zarar kasden
veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve tazmini de borçluyu
müzayakaya maruz bıraktığı takdirde hakim, hakkaniyete
tevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir.”
31. 29/6/1956 tarih ve 6762
sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun 892. maddesi şöyledir:
“Yola çıkmıya hazır bir gemi cebri
icra yolu ile satılamıyacağı gibi ihtiyaten haciz de
edilemez. Şu kadar ki; cebri satış veya haczi icabettiren
borç zaten bu yolculuk dolayısiyle yapılmışsa, bu
hükümler tatbik olunmaz.
Bu
madde hükmü 867 nci maddede
yazılı gemiler hakkında da tatbik olunur.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
32. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,
başvurucunun 29/8/2013 tarih ve 2013/6924 numaralı bireysel başvurusu incelenip
gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
33. Başvurucu, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde
aleyhine açılan davada, kredi alacağını tahsil etmek için dava açması ve
ipotekli gemilerin icra yoluyla satışını gerçekleştirmesinin haksız fiil olarak
değerlendirildiğini, 15/9/2003 tarihinde açılan davada yargılamanın uzun
sürdüğünü ve makul sürede yargılama yapılmadığını, yurtdışında açtığı davaların
haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğini, kredi sözleşmelerinde yabancı
mahkemelerin yetkilendirilmesine rağmen yabancı mahkeme kararlarının yok
sayıldığını, bu durumun sözleşme serbestisini ihlal ettiğini, emsal davalarda
farklı kararlar verilmesine rağmen anılan davanın aleyhine sonuçlanmasının
kanun önünde eşitlik ilkesini ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, emsal
kararların derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçelerinde göz önünde
bulundurulmadığını, kredi sözleşmesinin Alman Hukukuna göre
değerlendirilmediğini, Türk mahkemelerinin yetkisizliğine dair itirazlarının
incelenmediğini, Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu, kredi
sözleşmesi gereği kredi borcunun ödenmemesi halinde gemileri paraya çevirme
hakkının olduğunu, Mahkeme kararına istinaden tazminat ödemek zorunda
kaldığını, anılan davanın başka Mahkemelerce bekletici mesele yapıldığını, bu
nedenle daha fazla tazminat ödemek zorunda kalabileceğini belirterek, eşitlik
ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
B. Değerlendirme
34. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,
aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiğini, benzer
davalarda verilen kararlara aykırı şekilde hüküm kurulduğunu belirterek,
eşitlik ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini
ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına
ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.
Anılan ihlal iddiaları, yargılama sürecine ve verilen kararın sonucu itibarıyla
adil olup olmadığına yönelik olup, bu iddialar yargılamanın sonucunun adil
olmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunun gerekçeli karar
hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları ise ayrıca
incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası
Yönünden
35. Anayasa’nın 148. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken
hususlarda inceleme yapılamaz.”
36. 30/3/2011 tarih ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul
edilemezliğine karar verebilir.”
37. 6216 sayılı Kanun’un 48.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece
kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148.
maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular
kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin
şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
38. Anılan kurallar uyarınca,
ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve
olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının
yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili
varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine
konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının
adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası ve bu durumun
kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş
olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz
takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,
12/2/2013, § 26).
39. Başvuru konusu olayda
başvurucu, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde aleyhine açılan davada,
kredi alacağını tahsil etmek için dava açması ve ipotekli gemilerin icra
yoluyla satışını gerçekleştirmesinin haksız fiil olarak değerlendirildiğini,
yurtdışında açtığı davaların haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğini, kredi
sözleşmelerine göre yabancı mahkemelerin yetkilendirilmesine rağmen yabancı
mahkeme kararlarının yok sayıldığını, bu durumun sözleşme serbestisini ihlal
ettiğini, emsal davaların lehine sonuçlanmasına rağmen anılan davanın aleyhine
sonuçlandığını ve emsal kararların göz önünde bulundurulmadığını, kredi
sözleşmesinin Alman Hukukuna göre değerlendirilmediğini, Türk mahkemelerinin
yetkisizliğine dair itirazlarının hukuka uygun olarak değerlendirilmediğini,
kredi sözleşmesi gereği kredi borcunun ödenmemesi halinde gemileri paraya
çevirme hakkının olduğunu belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
40. Başvurucu aleyhine açılan
tazminat davasında tarafların delilleri toplanarak bilirkişi raporları alınmış,
başvurucunun rapora itirazları değerlendirilmiş ve kredi sözleşmeleri
incelenerek, başvurucunun yetki itirazının reddi ile davanın kabulüne karar
verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, yetkili mahkemenin
Hamburg Mahkemeleri olduğuna dair yetki itirazı, ipoteklerin İstanbul gemi
siciline şerh edilmiş olması ve gemi siciline tescilli gemilerin taşınmaz
hükmünde olmasına göre yerinde görülmemiş ve tazminatın hesaplanması yönünden
hüküm bozulmuştur. Mahkemece bozma kararları doğrultusunda davanın kısmen
kabulüne karar verilmiş ve temyiz sonucu Yargıtay tarafından hüküm onanmıştır.
41. Mahkemenin gerekçesi ve
başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi
tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
42. Başvurucu, yargılama
sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi
olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı
tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı
bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının
derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt
sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi bir
durum da tespit edilememiştir.
43. Diğer taraftan, aynı hukuki
metne ilişkin olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum
ve içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde
kabul edilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak
tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına
adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351,
18/9/2013, § 45).
44. Açıklanan nedenlerle,
başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde
olduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası veya içermediği
anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan
yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
b. Gerekçeli
Karar Hakkı Yönünden
45. Başvurucu, ilk derece
mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
46. Anayasa’nın 141. maddesinin
üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü
kararları gerekçeli olarak yazılır.”
47. Anayasa’nın 36. maddesinin
birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak
başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma
hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama
özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak
ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını
sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin
her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde
gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
48. Ancak derece mahkemeleri,
kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,
ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması
söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda
olabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli
olabilir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
49. Öte yandan, temyiz
mercilerinin yargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya
aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir.
Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş
ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını
ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
50. Somut olayda Mahkemece,
tarafların ileri sürdükleri tüm deliller toplanarak ve kredi sözleşmeleri
incelenerek bilirkişilerden rapor alınmış, başvurucunun gemileri seferden men
ettirmesi ve yurtdışında gerçekleştirilen cebri icra işlemlerinin, taraflar
arasındaki sözleşme hükümlerine, İcra ve İflas Kanunu’nun emredici hükümlerine
aykırı olduğu ve tazminatı gerektirdiği belirtilerek, başvurucunun yetki
itirazı reddedilmiş ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir (bkz. §§ 20,
23). Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf
yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltme
istemi reddedilmiştir (bkz. §§ 24, 25). Dolayısıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtay
kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.
51. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar
hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının,
diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı
İddiası Yönünden
52. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti
açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik
nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu
bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
53. Başvurucu, 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye Ticaret
Mahkemesinde aleyhine açılan tazminat davasının 10/6/2013 tarihinde
sonuçlandığını, bu suretle makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek,
adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
54. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanma
hakkına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirilmiştir.
55. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216
sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa
Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu
gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına
alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve
Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir
başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir
hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar
verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
56. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir.”
57. Anayasa’nın “Duruşmaların
açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle
sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
58. Sözleşme’nin “Adil
yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili
uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda
karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
59. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve
adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın
36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa
Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve
AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi
içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına
dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer
vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
60. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede
yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma
hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.
maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,
makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması
gerektiği açıktır.
61. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi
uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede
karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, başvurucu aleyhine
İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan tazminat davasında, 6100 sayılı
Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin,
medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur.
62. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun
süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile
sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan
inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin
gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,
yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden
değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
63. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,
tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun
davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir
davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması
gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
64. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre
değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm
gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi
değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha
etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
65. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip
gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre
değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
66. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara
ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,
uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka
bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından
15/9/2003 tarihidir.
67. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin
başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012
tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren
geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51). Sürenin bitiş tarihi ise,
yargılamayı sonlandıran nihai karar tarihi olan 10/6/2013 tarihidir.
68. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,
yargılamanın konusunun, gemi ipoteği düzenlenerek kredi sözleşmeleri karşılığı
kredi verilen gemilerin, kredi borçları muaccel hale gelmeden seferden
alıkonulduğu ve bu durumun haksız fiil olduğu iddiasıyla açılan tazminat
istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
69. Başvurucu aleyhine 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye
Ticaret Mahkemesinde açılan dava dosyasında taraf teşkilinin sağlanmasından
sonra deliller toplanmış, başvurucu aleyhine aynı iddialarla 3/5/2004 tarihinde
açılan dava dosyası birleştirilmiştir. 27/7/2004 tarihinde bilirkişilerden
rapor alınmıştır. Davacılar 24/8/2004 tarihinde ıslah dilekçesi vererek
tazminat miktarını artırmışlardır. Mahkemece 13/9/2004 tarihinde davanın
kabulüne karar verilmiştir.
70. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk
Dairesince 14/4/2005 tarihinde görev yönünden hüküm bozulmuştur. Mahkemece
bozma kararına direnilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 19/4/2006
tarihinde direnme kararı yerinde görülmüş ve esas yönünden dosyanın incelemesi
için dosya Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmiştir.
71. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
tarafından 13/10/2006 tarihinde hükmün esastan bozulması üzerine Mahkemece
farklı bilirkişi heyetinden rapor alınmış, rapora itiraz edilmesi üzerine ek
rapor alınmıştır. Mahkeme, başvurucunun yetki itirazını değerlendirerek
reddetmiş ve tüm delilleri tartışarak davanın kabulüne karar vermiştir.
75.
Temyiz üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 8/4/2009 tarihinde hüküm
bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak 27/7/2010 tarihinde yeniden
bilirkişi raporu alınmış ve 14/10/2010 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
76.
Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 21/7/2011 tarihinde hüküm yeniden
bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak, 13/4/2012 tarihinde, bozma
kararı öncesi alınan bilirkişi raporundaki hatalar resen düzeltilmiş,
davalıların başvurucuya olan borçları düşülerek ve hakkaniyet indirimi
yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
77. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 2/11/2012
tarihinde onanan hüküm, karar düzeltme isteminin aynı Daire tarafından
reddedildiği 10/6/2013 tarihinde kesinleşmiştir
78. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu
yargılamanın konusu ve niteliği ile bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini
gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama
sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde yazılı yargılama usulüne
ait özel hükümlere riayet edilmediği anlaşılmaktadır.
79. Başvuru konusu yargılamada söz konusu olduğu gibi,
verilen birleştirme kararının adaletin daha iyi gerçekleştirilebilmesi için
makul olduğu değerlendirilebilirse de, bu tür
kararların yargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğer
aşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özen
gösterilmesi gerektiği açıktır.
80. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayı
geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında
taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama
makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak
suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,
taraflarca muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmekle
birlikte, başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi
olduğu tespit edilememiştir.
81. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle
icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık
olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında yaklaşık on
yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna
varılmıştır.
82. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde
güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
83. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle maruz kaldığı
zarar karşılığı 54.228,334 USD tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
84. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun haklarının ihlal
edildiğinin tespiti halinde hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin
yerinde olacağı bildirilmiştir.
85. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”
kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının
ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi
hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem
niteliğinde karar verilemez.”
86. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş
olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş
olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında
illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin
reddine karar verilmesi gerekir
87. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık
on yıllık yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun yargılama
faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan
manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren
8.300,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir
88. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler
uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi
gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın
sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça
dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli
karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
3.
Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4.
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma
hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya 8.300,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL
vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede
gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
18/6/2014
tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar
verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.