
Esas No: 2014/1167
Karar No: 2014/1167
Karar Tarihi: 25/10/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
KAMİL İNCE BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/1167) |
|
Karar Tarihi: 25/10/2017 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh KALELİ |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
Raportör |
: |
Heysem KOCAÇİNAR |
Başvurucu |
: |
Kamil İNCE |
Vekili |
: |
Av. Hasan
Ümit YILMAZ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, menfi tespit talebini içerir davada Mahkemece
davanın kabulüne karar verilmişse de icra baskısı ile ödenen kısmın tamamının
istirdadının mümkün olmaması ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet ve
makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/1/2014 tarihinde
yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve
bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını
bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Alacaklı vekili tarafından 14/11/2000
tarihinde kambiyo senedine dayalı başvurucu hakkında icra takibi
başlatılmıştır. Takip başvurucunun imzaya ve borca itirazının reddi sonucunda
kesinleşmiştir.
9. Başvurucu, kesinleşen takibe karşı 12/4/2002
tarihinde Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde menfi tespit davası açmış,
Mahkeme 15/4/2002 tarihli ara kararı ile %15 teminat karşılığında icra
dosyasında bulunan paranın ödenmemesi yönünden ihtiyati tedbir kararı
vermiştir.
10. Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 13/5/2003
tarihli karar ilebaşvurucunun yasal unsurları taşıyan
senedi rızasıyla davalıya verdiği ve senedin iptalini gerektirir sebeplerin
kanıtlayamadığı gerekçesiyledavanın reddine karar
vermiştir.
11. Menfi tespit talebini reddeden Mahkeme 5/6/2003
tarihli müzekkere ile Denizli 5. İcra Müdürlüğüne 15/4/2002 tarihli ihtiyati
tedbirin kalktığını bildirmiştir.
12. İcra takibi sırasında Denizli 5. İcra Müdürlüğünün 28/2/2001 tarihli yazısı üzerine tedbir konulan başvurucunun
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası hesabındaki hacizli 1.535.139.050.000 TL
(eski) Menfi tespit talebinin reddine karar verilmesinden sonraİcra
Müdürlüğünün Vakıflar Bankası Denizli Şubesindeki hesabına havale edilmiştir.
13. Denizli 5. İcra Müdürlüğü yasal kesintiler yapıldıktan sonra
kalan 1.482.976.050.000 TL ve 89.933.100.000 TL"yi (eski) alacaklı vekiline
sırasıyla 11/6/2003 ve 12/6/2003 tarihlerinde
ödemiştir.
14. Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5/6/2003
tarihli kararı Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 30/4/2004 tarihli kararı ile başvurucunun
ahlak ve adaba aykırı olarakdavalı ile karı koca
hayatı yaşamayı temin etmek üzere verdiği bononun geçersiz olduğu gerekçesiyle
davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
15. Mahkeme bozma ilamına uyarak yapmış olduğu yargılama
sonucunda 30/4/2010 tarihli karar ile başvurucunun
borçlu olmadığının tespitiyle icra dosyası kapsamında yapılan ödemenin
istirdadına karar vermiştir.
16. Karartaraflarca temyiz edilmekle
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 31/3/2011 tarihli ve
E.2010/10781, K.2011/4177 sayılı karar ile başvurucu vekilinin istirdadına
karar verilen miktara uygulanacak faize ilişkin temyiz itirazlarını kabul
ederek hükmü bozmuş tarafların sair temyiz itirazlarını reddetmiştir.
17. Bozma ilamına uyan Mahkeme 29/3/2012
tarihli karar ile davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile bononun
iptaline ilişkin 30/04/2010 tarihli kararının birinci fıkrası kesinleştiğinden
bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, icra dosyasında ödenen ve
istirdadına karar verilen miktara ödeme tarihinden itibaren yasal faiz
uygulanmasına karar vermiştir.
18. Söz konusu karar temyiz edilmekle Yargıtay 19. Hukuk
Dairesinin 13/2/2013 tarihli kararı ile onanmış, karar
düzeltme talebi de aynı Dairenin 30/9/2013 tarihli ilamı ile reddedilmiştir.
19. Başvurucu 29/1/2014 tarihinde
bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Kanun Hükümleri
20. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı
İcra veİflas Kanunu"nun dava tarihi itibarıyla
yürürlükte olan 72. maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
""Borçlu, icra takibinden önce veya takip
sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit
davası açabilir...
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin
durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları
karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak
üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini
isteyebilir.
Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir
kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir
dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen
teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara
bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde kırkından aşağı tayin edilemez.
Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal
takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme
hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi
tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile
uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar,
haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz...""
21. 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı
mülga Türk Ticaret Kanunu"nun 688. maddesi şu şekildedir:
"" Bono veya emre muharrer senet:
1. Senet metninde (Bono) veya (Emre muharrer
senet) kelimesini ve senet Türkçe"den başka bir dilde
yazılmışsa o dilde bono karşılığı olarak kullanılan kelimeyi;
2. Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedeli
ödemek vaadini;
3. Vadeyi;
4. Ödeme yerini;
5. Kime ve kimin emrine ödenecek ise onun ad
ve soyadını;
6. Senedin tanzim edildiği gün ve yeri;
7. Senedi tanzim edenin imzasını;
ihtiva eder.""
22. 6762 sayılı mülga Kanun"un "kıymetli evrakın tarifi" kenar başlıklı 557. maddesi şu şekildedir:
""Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunlarda
mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da
devredilemez. ""
B. Yargıtay Kararları
23. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 30/6/2014
tarihli ve E.2014/14747, K.2014/18964 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
""Menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir
kararı kendiliğinden kalkar. Bunun için davanın reddi kararında ihtiyati
tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekli olmadığı gibi
davanın reddi kararının kesinleşmesi de şart değildir. Mahkeme menfi tespit
davasının reddi kararında davanın reddi kararının kesinleşmesine kadar ihtiyati
tedbirin devamına karar veremez. İİK"nun 72/4.maddesi
hükmü nedeniyle HMK 397/2 hükmü burada uygulanmaz""
24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/12/2003
tarihli ve E.2003/19-781, K.2003/768sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"" ...Aslında Kambiyo senetleri hukuku yönünden bu
kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo
senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu
nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır.
Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması, şeklinde ortaya çıkan
bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel
kayıtlan daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç
ilişki yönünden ve ispat konusunda ( HUMK. nun 290 mad. ) önem taşır. Kişisel
defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.
...
İcra ve İflas Kanunu"nun 72. maddesi gereğince
borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığım ispat için
menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar
çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur (MK.nun 6 ).
İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi
tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da
tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir
değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan
kendi lehine haklar çıkaran ( iddia eden ) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma
iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra
ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda
olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme
gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü
kendisine düşecektir.""
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde
yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu, Yargıtayca bozularak
ortadan kaldırılan 13/5/2003 tarihli davanın reddi
kararıyla ihtiyati tedbirin sona erdiğini, icra takibine kaldığı yerden devam
edilerek hacizli bulunan parasının alacaklıya ödendiğini ve bozma kararından
sonra yapılan yargılama sonucunda borçlu olmadığının tespitine dair karar
verilmişse de paranın tahsilinin mümkün olmadığını belirterek mülkiyet hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
27. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın
35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına
aykırı olamaz.”
28. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …
Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti
ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve
sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet
hakkının ihlal edildiği iddiası yanında adil yargılanma hakkının da ihlal
edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun temel iddiası, kambiyo
senedine dayanan icra takibi sonucunda hacizli parası alacaklıya ödenmiş ise de
menfi tespit davası sonucunda borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi
sonrasında bu paranın istirdadının mümkün olmaması nedeniyle mülkiyet hakkının
ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun makul sürede yargılanma
hakkı dışındaki diğer bütün iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi
gerektiği değerlendirilmiştir.
30. Anayasa"nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal
edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak
zorundadır (Cemile Ünlü, B. No:
2013/382, 16/4/2013, § 26). Somut olayda başvurucunun
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası hesabında bulunan nakit parasının icra takibine
konu edildiği görülmektedir. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
(Sözleşme) ortak koruma alanındaki mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari
yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama
sahip olup bu alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile
yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,
B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31). Olayda, derece
mahkemelerince kambiyo senedinin hukuken geçersiz olduğunun tespit edildiği
dikkate alındığında Anayasa"nın 35. maddesi bağlamında başvurucunun korunması
gereken ekonomik bir menfaatinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
31. Başvuru konusu olayda başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik
olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıp özel
kişiler arası bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda, devletin
mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme yapılması
gerekmektedir.
a. Genel
İlkeler
32. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarak
bireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hak
ihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizması
olmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özel
kişilerin birbirilerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devlete
atfedilebilecek sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvuru
konusu yapılan dava sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmekle
kalmayıp özel kişiler tarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklar
yönünden de incelenebilir (Türkiye Emekliler
Derneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §
34).
33. Bu bağlamda devletin temel amaç ve görevlerini tanımlayan
Anayasa’nın 5. maddesi kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri
kaldırmayı, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul etmektedir. Bahsedilen Anayasa
hükmünün gerekçesinde devletin hak ve hürriyetlerin gerçekleştirilmesine
yardımcı olması gereğinin benimsendiği ifade edilmiştir. Anayasa’nın pek çok
maddesinde düzenlemeye konu hakkın korunması ve gerçekleştirilmesi için
devletin alacağı tedbirlerden bahsetmektedir (Türkiye
Emekliler Derneği, § 38).
34. Bireylerin Anayasa ve Sözleşme"nin ortak koruma alanında
bulunan temel haklara özel hukuk kişileri tarafından yapılan müdahaleler sonucu
bireylerin haklarının zarar gördüğü kimi durumlarda devlete atfedilebilecek
sorumluluklar bulunabilir. Devletin bu tür haksız müdahalelere karşı bireylerin
mülkiyet hakkının korunması için etkili iç hukuk yolları ihdas ederek yapılan
müdahalelere karşı özellikle mahkemelere başvurmak suretiyle koruma talep
edebilmelerini sağlaması ve yapılacak yargılamalarda özel kişilerin çatışan
hakları arasında tercih yaparken mahkemelerce anayasal yorumla temel hakların
korunması gerekmektedir. Böylelikle devlet, etkili bir iç hukuk yolu ihdas
ederek adalet ve hakkaniyete uygun bir yargılama ortamı oluşturup üzerine düşen
görevi yerine getirmiş olacaktır (Türkiye
Emekliler Derneği, § 39).
35. Anayasa"nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına
sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye
bağlanmıştır. Bu maddede bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet
hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin
müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir.Anayasa"nın
5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin
pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler, kimi
durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet
hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Eyyüp Boynukara, B.
No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41).
36. İki özel kişinin mülkiyet hakkının çatıştığı durumlarda
bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun koyucuya ve -somut
olayın koşulları gözönünde bulundurularak- derece
mahkemelerine ait bir yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin
mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir
netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Diğer bir ifadeyle kamu
otoritelerince ve özellikle yargı organları tarafından daha üstün değerde
görülen bir hakkın teslimi için diğer taraf aleyhine sonuç doğuracak birtakım
tasarruflarda bulunulması mümkün ve gerekli ise de bu durum, uyuşmazlığın diğer
tarafının tamamen korumasız bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Hukuk
sisteminin her iki tarafın menfaatlerini dengeleyecek mekanizmalar üretmesi
gerekmektedir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine
ölçüsüzlük oluşması, pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir.
Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde
somut olayın bütün koşulları ve taraflara tanınan tüm imkanlar ile tarafların
tutum ve eylemleri gözönünde bulundurulur (Nuran Çakır, B. No: 2014/10761, 13/9/2017, § 40).
37. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan
müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren
etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçeve
kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan
uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmek sorumluluklarını
da içermektedir.
b. İlkelerin
Olaya Uygulanması
38. Uyuşmazlık konusu olayda alacaklı tarafından 2004 sayılıKanun hükümlerine göre başlatılan icra takibi
bulunmaktadır. Başvurucu, borca ve imzaya itiraz etmiştir. Denizli İcra Tetkik
Mercii Hakimliği 19/3/2002 tarihli karar ile ödeme
emrinin ve senedin tedavüle çıkarılırken boş kısımlarının sonradan
doldurulmasının usul ve kanuna uygun olduğu ve senet altındaki imzanın davacı
el ürünü olduğunun bilirkişi incelemesi ile sabit olduğu gerekçesiyle davanın
reddine karar vermiştir.
39. Başvuru konusu olayda devlete düşen pozitif yükümlülük,
başvurucuyu alacaklıya karşı koruyacak, ona yeterli güvenceler sağlayacak ve
aynı zamanda tarafların menfaatlerini mümkün olduğunca dengeleyip sürecin taraflardan
biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmasına engel
olacak hukuksal mekanizmaları oluşturmaktır.
40. İcra takibi kıymetli evrak türlerinden olan bonoya dayalı olarakbaşlatılmıştır.Yargıtay
içtihatları ve ilgili kanun düzenlemesinde mücerret (soyut) borç ikrarını
içeren kıymetli evrak bir defa doğduktan sonra doğumuna sebep olan ilişkideki
bir aksaklık veya bozukluğun evrakın geçerliliğine etkili olmayacağı, başka bir
değişle senedin temel borç ilişkisinden soyutlanmış, bağımsız bir varlık
kazanacağı ve böyle bir senede dayalı olarak 2004 sayılı Kanun"un öngördüğü
usule uygun olarak icra takibinde bulunulabileceği kabul edilmiştir. Hâl böyle
olmakla birlikte 2004 sayılı Kanun kesinleşen takiplere ilişkin olarak borçlulara
genel hükümlere göre menfi tespit davası açma imkânı tanımıştır (bkz. § 20).
41. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde taraflar
arasındaki uyuşmazlığın cebri icra sonucu ödeme yapılmışken icra takibine
dayanak teşkil eden kambiyo senedinin bedelsiz olduğunun tespit edilmiş
olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri, 2004 sayılı
Kanun"da öngörülen kurallara göre yapılıp kesinleşen takip ve takibin
kesinleşmesinden sonragenel hükümlere göre açılan
menfi tespit davasını ilgili maddi ve kanuni dayanaklarını göstermek suretiyle
değerlendirmiştir. Dolayısıyla derece mahkemelerince mülkiyet hakkının ihlal
edildiği iddiasına konu edilen uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak önceden
oluşturulan, öngörülebilir, ulaşılabilir ve belirli nitelikte olduğu anlaşılan
bir hukuksal çerçeve kapsamında delillerin değerlendirildiği ve hukuk
kurallarının yorumlanarak sonuca varıldığı görülmektedir.
42. 2004 sayılı Kanun kambiyo senetlerine dayalı takiplerin
kesinleşmesi hâlinde kıymetli evrakın kural olarak soyut borç ikrarını
içerdiğini esas almış ve borçlunun takibe yönelik itirazlarını sınırlayarak
senede öncelik tanımıştır. Ayrıcamenfi tespit
davasının reddi hâlinde takibin devamını öngörerek senet hamilinin haklarını
üstün tutmuştur. Somut olayda takibin niteliği esas alınarak ilk derece
mahkemesince 13/5/2003 tarihli davanın reddi
kararından sonra tensip ile birlikte konulan ihtiyati tedbirin kaldırıldığı
ilgili icra müdürlüğüne bildirilmiş ve anılan icra dairesince hacizli para
alacaklıya ödenmiştir. Davanın reddine dair karar temyiz sonucu Yargıtay 12.
Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk derece mahkemesi bozma kararına uyarak bu kez
davanın kabulüyle ödeme tam olarak gerçekleştiğinden 2004 sayılı Kanun"un 72.
maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca bedelin istirdadına karar vermiştir.
43. Anayasa Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukuk
kurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi bireysel
başvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Bu sebeple Anayasa Mahkemesinin
-mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren istisnalar dışında- derece mahkemelerinin
hukuk kurallarını uygulama ve yorumlama bakımından takdir yetkisine
karışamayacağı kuşkusuzdur.
44. Dolayısıyla somut olayda devletin pozitif yükümlülükleri
kapsamında mülkiyetin kullanılmasına ve korunmasına yönelik yeterli
güvencelerin mevcut olduğu, bireysel başvuruya konu kararlarda yer verilen
tespit ve gerekçeler itibarıyla mülkiyet hakkının korunması yükümlülüğü
yönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasının
sağlandığı ve yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı
sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak yukarıda da değinildiği üzere -mülkiyet
hakkının korunması çerçevesinde başvurucunun zararının tazmini amacıyla icranın
eski hâle getirilmesi talebinde bulunmasının da mümkün olduğu dikkate
alındığında- mülkiyet hakkına ilişkin şikâyet yönünden bir ihlalin olmadığının
açık olduğu anlaşılmaktadır.
45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal
edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
46. Başvurucu ayrıca yargılamanın makul bir süre içinde de
tamamlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
48. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın
ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra
aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam
eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının
ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
49. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın
karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama
sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki
menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
50. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda
verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 11 yıl 5 aylık
yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
51. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.
maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya
da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali
ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya
ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar
bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel
mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla
yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
53. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkı yönünden 20.000 TL
manevi, diğer haklar yönünden 6.604.810.99 TL maddi ve 100.000 TL manevi
tazminat talebinde bulunmuştur.
54. Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına
alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
55. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık 11
yıllık yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu
sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı
karşılığında başvurucuya net 14.400 TL manevi tazminat ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
56. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş
olmakla beraber tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında
illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat talebinin
reddine karar verilmesi gerekir.
57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede
yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 14.400 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin
REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesine
(E.2012/4, K.2012/129)GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.