
Esas No: 2013/7541
Karar No: 2013/7541
Karar Tarihi: 18/6/2014
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MESUT DEĞER BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/7541) |
|
Karar Tarihi: 18/6/2014 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Serruh
KALELİ |
Üyeler |
: |
Zehra Ayla PERKTAŞ |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Erdal TERCAN |
|
|
Zühtü ARSLAN |
Raportör |
: |
Murat AZAKLI |
Başvurucu |
: |
Mesut DEĞER |
Vekili |
: |
Av. Ayşe Gülnur MİNİCAN |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvurucu, 31/12/2007 tarihinde Ankara 15. İş
Mahkemesinde aleyhine açılan tazminat ve alacak davasının kabulüne karar
verildiğini, davacı aleyhine açtığı karşı davanın ise reddedildiğini ve makul
sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitini ve tazminat ödenmesini talep
etmiştir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru, 11/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine
doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit
edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesinin
Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4.
Birinci Bölümün 12/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul
edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş
için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının
14/2/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu
vekili 6/3/2014 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesi sunmuştur.
III. OLAY VE
OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade
edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. A.Z., 31/12/2007 tarihinde başvurucu aleyhine Ankara 15.
İş Mahkemesinde açtığı davada, 1/9/1993 tarihinden itibaren davalıya ait
işyerinde çalıştığını, 15/12/2007 tarihinde iş akdinin haksız feshedildiğini
ileri sürerek, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla
mesai ücreti ve bayram tatili ücretinin tahsilini talep etmiştir.
8. Başvurucu cevap dilekçesi ile davanın reddini istemiş,
aynı dilekçe ile karşı dava açarak, davacının işe gelmemesi üzerine iş akdinin
haklı nedenle feshedildiğini ileri sürerek, ihbar tazminatının tahsilini talep
etmiştir.
9. Mahkemece, 27/10/2010 tarih ve E.2007/1101, K.2010/283
sayılı kararla; “tarafların sundukları tüm
deliller toplanarak, iş akdinin başvurucu tarafından feshedildiği ve bu feshin
haklı nedene dayanmadığı gerekçesiyle başvurucunun açtığı karşı davanın
reddine, davacının iş akdinin haksız olarak başvurucu tarafından feshedildiği,
davacının ihbar ve kıdem tazminatına hak kazandığı, yıllık iznin
kullandırıldığının veya sözleşmenin feshinden sonra yıllık izin ücretine
dönüşen ücretin ödendiğinin başvurucu tarafından ispat edilemediği, fazla mesai
ve çalışılan bayram tatili ücretlerinin ödendiğinin de başvurucu tarafından
ispatlanamadığı gerekçesiyle kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai
ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti ve yıllık izin ücretinin başvurucudan
tahsiline” karar verilmiştir.
10. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 4/12/2012
tarih ve E.2010/27480, K.2012/40543 sayılı ilamıyla; dosyadaki yazılara,
toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, başvurucunun
diğer temyiz itirazları reddedilmiş, Mahkemece davacının net 1.200,00 TL ücret
aldığı kabul edilmiş ise de davacının, iddia ettiği bu ücretle çalıştığını
ispat edemediği anlaşıldığından, davacının asgari ücret aldığı benimsenerek
buna göre işçilik alacaklarının hesabı ile hüküm kurulması gerekirken, yanlış
değerlendirme ile belirlenen ücrete göre hesaplanan alacakların hüküm altına
alınması hatalı görülmüş ve bu nedenle hüküm bozulmuştur.
11. Mahkemece bozma kararına direnilerek, 14/5/2013 tarih ve
E.2013/144, K.2013/361 sayılı kararla; davacının 14 yıldan beri çalıştığı
işyerinde usta olarak çalışmadığının kabul edilemeyeceği, bu konumdaki kişinin
asgari ücretle çalıştığını kabul etmenin hakkaniyete ve hayatın olağan akışına
uygun olmayacağı, davacı tanıklarının beyanları da dikkate alındığında
davacının, aylık 1.200,00 TL net ücretle çalıştığı gerekçesiyle, başvurucunun
karşı davasının reddine, davacının açtığı davanın kısmen kabulüne, kıdem
tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti ve ulusal
bayram genel tatil ücretinin başvurucudan tahsiline karar verilmiştir.
12. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 1/7/2013
tarih ve E.2013/6427, K.2013/19991 sayılı kararıyla; davacının kıdemine ve
mesleğine göre asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına uygun
olmadığı, bu nedenle direnmenin doğru olduğu, yerel mahkemece bu hususun
düzeltildiği anlaşıldığından, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle
kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir
isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan davalı-karşı davacı
vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu"nun geçici 2. maddesi uyarınca onanmasına
karar verilmiştir.
13. Karar, 19/9/2013 tarihinde
başvurucu tarafından öğrenilmiştir.
B. İlgili Hukuk
14. 12/1/2011 tarih ve 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul
ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir
biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
15. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili
hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf
yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri
uygulanır.”
16. 30/1/1950 tarih ve 5521
sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş Kanununa göre işçi sayılan
kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında
istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri
arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan
hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş
mahkemeleri kurulur.”
17. 5521 sayılı Kanun’un 7.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü
uygulanır. İlk oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve
taraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam
olunarak esas hakkında hüküm verilir.”
18. 5521 sayılı Kanun’un 15.
maddesi şöyledir:
“Bu Kanunda sarahat bulunmıyan
hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”
19. 2/7/2012 tarih ve 6352
sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve
Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 40. maddesi ile 5521 sayılı Kanun’a
eklenen geçici 2. madde şöyledir:
“Bölge
adliye mahkemelerinin, 5235 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de
ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, Yargıtayın
bozma kararlarına karşı verilen direnme kararının temyizi halinde dava dosyası,
önce kararı veren daireye gönderilir. Direnme kararları daireler tarafından
öncelikle incelenir. Kararı veren daire, direnmeyi yerinde görürse kararı
düzeltir; yerinde görmezse talebi on gün içinde Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna
iletir.”
20. 22/5/2003 tarihli ve 4857
sayılı İş Kanunu’nun “İşverenin haklı
nedenle derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:
“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı
hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini
beklemeksizin feshedebilir:
…
II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
…
g) İşçinin işverenden izin almaksızın veya
haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki
defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü,
yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi.
…
İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun
olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri çerçevesinde yargı
yoluna başvurabilir.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
21. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,
başvurucunun 11/10/2013 tarih ve 2013/7541 numaralı bireysel başvurusu
incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, 31/12/2007 tarihinde Ankara 15. İş
Mahkemesinde aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, açtığı
karşı davanın ise reddedildiğini, kararın Yargıtay tarafından onandığını,
Mahkeme ve Yargıtay kararlarının dosya içeriğine aykırı ve yetersiz olduğunu,
Mahkemece verilen direnme kararında da ilk karardaki gerekçenin
tekrarlandığını, direnme kararının temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk
Dairesince yetersiz gerekçe ile hükmün onandığını, davanın makul süre içinde
sonuçlanmadığını, 6 yıla yakın yargılama nedeniyle faiz ödemek zorunda
kaldığını, lehine olan tanık beyanlarına ve delillere rağmen işçi lehine karar
verildiğini, delil listesinde bildirdiği diğer tanıklarının da dinlenmediğini,
sadece davacının tanık beyanları ve delillerine dayalı olarak hüküm
kurulduğunu, işyerinde çalışmayan davacı tanığının beyanına itibar edildiğini,
işçi ile işveren arasında eşitsizlik yaratıldığını ve Anayasa"nın 10. maddesine
aykırı hareket edildiğini, bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulduğunu,
rapora itirazı üzerine alınan ek bilirkişi raporuna itirazının dikkate
alınmadığını, davacı kendisi işten ayrıldığı halde, ücret ve tazminat ödemek
zorunda kaldığını, asgari ücret üzerinden ödeme yapıldığı halde Mahkemece bu
miktarın üzerinde maaş verildiği gerekçesiyle daha yüksek ücret alacağı ve
tazminata hükmedildiğini, ücret miktarının tespitinde sadece davacı
tanıklarının beyanlarına itibar edildiğini, iş akdinin davacı (işçi) tarafından
feshedildiğini, dolayısıyla iş akdini fesheden işçinin ihbar tazminatına hak
kazanamayacağını, davacının fazla mesai yaptığının ispatlanamadığını, Yargıtay
içtihatlarına aykırı karar verildiğini, ayrıca Mahkemece verilen direnme kararı
üzerine dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi gerektiği halde 5521 sayılı
Kanun’un geçici 2. maddesi gereği Daire tarafından inceleme yapıldığını
belirterek, eşitlik ilkesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüş, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılmasını ve tazminat
ödenmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
23. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,
yargılama sırasında hukuk kurallarının yanlış yorumlanması, delillerin hatalı
değerlendirilmesi ve kararın adil olmaması nedeniyle eşitlik ilkesi ile adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa
Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı
olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları, delillerin
değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ile Mahkemece verilen
kararın adil olup olmamasına ilişkin olduğundan, bu iddialar yargılamanın
sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.
Başvurucunun, gerekçeli karar hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlali
iddiaları ise ayrıca incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası
Yönünden
24. Anayasa’nın 148. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken
hususlarda inceleme yapılamaz.”
25. 30/3/2011 tarih ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul
edilemezliğine karar verebilir.”
26. 6216 sayılı Kanun’un 48.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların
Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın
148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular
kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin
şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
27. Anılan kurallar uyarınca,
ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve
olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının
yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili
varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine
konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının
adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve bu
durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal
etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,
bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:
2012/1027, 12/2/2013, § 26).
28. Somut olayda başvurucu,
Ankara 15. İş Mahkemesinde aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar
verildiğini, aynı davada açtığı karşı davanın ise reddedildiğini, Mahkemece,
lehine olan tanık beyanlarına ve delillere rağmen işçi lehine karar
verildiğini, delil listesinde bildirdiği diğer tanıklarının da dinlenmediğini,
sadece davacının tanık beyanları ve delillerine dayalı olarak hüküm
kurulduğunu, işyerinde çalışmayan davacı tanığının beyanına itibar edildiğini,
işçi ile işveren arasında eşitsizlik yaratıldığını, bilirkişi raporu
doğrultusunda hüküm kurulduğunu, rapora itirazı üzerine alınan ek bilirkişi
raporuna itirazının dikkate alınmadığını, davacı, kendisi işten ayrıldığı
halde, ücret ve tazminat ödemek zorunda kaldığını, asgari ücret üzerinden ödeme
yapıldığı halde Mahkemece bu miktarın üzerinde maaş verildiği gerekçesiyle daha
yüksek ücret alacağı ve tazminata hükmedildiğini, ücret miktarının tespitinde
sadece davacı tanıklarının beyanlarına itibar edildiğini, iş akdinin davacı (işçi)
tarafından feshedildiğini, dolayısıyla iş akdini fesheden işçinin ihbar
tazminatına hak kazanamayacağını, davacının fazla mesai yaptığının
ispatlanamadığını, Yargıtay içtihatlarına aykırı karar verildiğini belirterek,
adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
29. Mahkemece davanın tensip
zaptının düzenlenmesinden sonra, taraflara delillerini ve tanıklarını
bildirmeleri için süre verilmiş, davacının bildirdiği iki tanık, başvurucunun bildirdiği
iki tanık ile davacı hakkında tutulan tutanakta imzası bulunan tanık
dinlenmiştir. Delilerin toplanmasından sonra bilirkişi raporu alınmış,
başvurucunun rapora itiraz etmesi üzerine, itiraz ettiği hususlara ilişkin
olarak ek rapor alınmıştır. Başvurucu vekili ek rapora da itiraz etmiş, ancak
Mahkemece, itiraz yerinde görülmediği için reddedilmiştir. Tarafların tüm
delilleri, tanıkları ve bilirkişi rapor ve ek raporları dikkate alınarak, iş
akdinin başvurucu tarafından haklı bir neden olmaksızın feshedildiği, aylık
hesap pusulaları, ücret bordroları ve hizmet erbabı ücret tablolarındaki
imzaların davacıya ait olmadığının bilirkişi raporu ile belirlendiği, emsal
ücret araştırmaları ve tanıkların beyanlarına göre davacının 1.200,00 TL maaşla
çalıştığı gerekçesiyle davanın kabulüne, başvurucunun açtığı karşı davanın ise
reddine karar verilmiştir.
30. Mahkemece verilen ilk
kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesince bozulması üzerine Mahkeme, ilk kararda
direnilmesine karar vermiştir. Bu kararın başvurucu tarafından temyizi üzerine,
6352 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile 5521 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2.
madde gereği dosya önce bozma kararını veren Yargıtay 9. Hukuk Dairesine
gönderilmiştir. Anılan Dairece, direnme kararının ve dolayısıyla Mahkemenin ilk
kararında belirttiği hususların doğru olduğu kabul edilerek hüküm onanmıştır.
31. Mahkemenin gerekçesi ve
başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün derece mahkemesi
tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında
isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır.
32. Başvurucu, yargılama
sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi
olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı
tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı
bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının
derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı
gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi bir durum da
tespit edilememiştir.
33. Açıklanan nedenlerle,
başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde
olduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası içermediği
anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan
yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkı Yönünden
34. Başvurucu, ilk derece
mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
35. Anayasa’nın 141. maddesinin
üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü
kararları gerekçeli olarak yazılır.”
36. Anayasa’nın 36. maddesinin
birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak
başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma
hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama
özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak
ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını
sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün
mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden
141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde
gözetilmesi gerektiği açıktır(B. No: 2013/307,
16/5/2013, § 30).
37. Ancak derece mahkemeleri,
kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,
ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması
söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda
olabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli
olabilir(B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
38. Öte yandan, temyiz
mercilerinin yargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya
aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir.
Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş
ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını
ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
39. Somut olayda başvurucu, ilk
derece mahkemesi ve Yargıtay kararlarının dosya içeriğine aykırı ve yetersiz
olduğunu, Mahkemece verilen ilk hükmün temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk
Dairesince diğer temyiz nedenlerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,
Mahkemece verilen direnme kararında da ilk karardaki gerekçenin
tekrarlandığını, direnme kararının temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk
Dairesince yetersiz gerekçe ile hükmün onandığını belirterek, gerekçeli karar
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkemece,
gerek ilk kararda, gerekse direnme kararında tüm deliller ve tanıkların
beyanları ile bilirkişi raporları değerlendirilerek davacının açtığı davanın
kabulüne, başvurucunun açtığı karşı davanın ise reddine karar verilmiştir (bkz.
§§ 9-11). Yargıtay tarafından da ilk derece mahkemesi tarafından verilen
kararların gerekçelerine atıf yapılarak ve bu gerekçeler aynen kabul edilerek
hüküm onanmıştır (bkz. §§ 8-10). Dolayısıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtay
kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.
40. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar
hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının,
diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı
Yönünden
41. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti
açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik
nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu
bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
42. Başvurucu, 31/12/2007 tarihinde Ankara 15. İş
Mahkemesinde aleyhine açılan davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını
belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
43. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanma
hakkına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
44. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216
sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa
Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu
gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına
alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve
Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir
başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir
hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar
verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
45. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir.”
46. Anayasa’nın “Duruşmaların
açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle
sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
47. Sözleşme’nin “Adil
yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili
uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda
karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
48. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve
adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın
36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa
Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok
kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında
yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM
içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,
Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
49. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede
yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma
hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.
maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,
makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması
gerektiği açıktır.
50. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi
uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara
ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru
konusu olayda, işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi amacıyla açılan
bir dava söz konusu olmakla, 5521 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer verilen usul
hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve
yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
51. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun
süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile
sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan
inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin
gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,
yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden
değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, §
40).
52. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,
tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun
davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir
davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması
gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41-45).
53. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre
değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm
gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi
değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha
etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §46).
54. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip
gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre
değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
55. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara
ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,
uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka
bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından
31/12/2007 tarihidir.
56. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin
başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012
tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren
geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
57. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da
kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/132/7/2013, §
52).
58. İş mahkemelerinin görevi 5521 sayılı Kanun’un 1.
maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, işçiyle işveren veya işveren vekili
arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından
doğan hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerinde çözümleneceği hüküm altına
alınmıştır.
59. Bu şekilde kanun koyucu, iş hukukunun çalışanı koruyucu
niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin
dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun
uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde
sonuçlandırılmasını amaçlamıştır.
60. Adil yargılanma hakkı Devlete, uyuşmazlıkların makul süre
içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma
ödevi yükler. İş akdinin haksız feshedildiği iddiasıyla açılan alacak ve
tazminat davasında derhal bir yargı kararı verilmesinde, işçinin olduğu kadar
işverenin de önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Bu nedenle iş
uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir
itina göstermesi gerekir.
61. 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde uyuşmazlıkların makul
sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447.
maddesiyle 5521 sayılı Kanun’un 7. maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe
girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve
bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama
usulü getirilmiştir. Dolayısıyla işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi
amacıyla açılan davalarda takip edilmesi gereken yargılama usulü,6100 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü
olmuştur.
62. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316.
maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda
uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa
bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile
sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür
(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 65).
63. Başvuru konusu olayda, 31/12/2007 tarihinde, Ankara 15.
İş Mahkemesinde başvurucu aleyhine açılan davada, iş akdinin başvurucu
(işveren) tarafından haksız nedenlerle feshedildiği iddia edilerek, tazminat ve
alacakların tahsili talep edilmiştir. Başvurucu cevap dilekçesiyle birlikte
açtığı karşı davasında, işçinin ihbarda bulunmadan işi bıraktığını belirterek
ihbar tazminatı ödenmesini istemiştir.
64. Mahkemece tarafların delilleri toplanmış ve tanıkları
dinlenmiştir. Aylık hesap pusulaları, ücret bordroları ve hizmet erbabı ücret
tablolarındaki davacıya ait olduğu iddia edilen imzalar üzerinde bilirkişi
incelemesi yaptırılmış ve bu imzaların davacıya ait olmadığı tespit edilmiştir.
Mahkemece, imza inceleme raporunun gelmesinden sonra alacak ve tazminatların
hesaplanması için bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, anılan rapora
başvurucunun itiraz etmesi üzerine ek rapor alınmıştır. Ek rapora başvurucunun
itirazı reddedilerek 27/10/2010 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
65. Kararın başvurucu tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 9.
Hukuk Dairesince 4/12/2012 tarihinde hüküm bozulmuştur. Mahkeme, iki duruşma
yaparak 14/5/2013 tarihinde ilk kararda direnilmesine karar vermiştir. Direnme
kararının başvurucu tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesince
1/7/2013 tarihinde hüküm onanmış, karar düzeltme yolu kapalı olduğu için anılan
tarihte karar kesinleşmiştir.
66. Yargılamanın başından itibaren Mahkemece yaklaşık iki ay
aralıklarla duruşmalar yapıldığı, bu sürede başvurucunun mazereti nedeniyle
ertelenen duruşmanın olmadığı anlaşılmıştır.
67. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu
iş akdinin haksız feshinden kaynaklandığı ileri sürülen tazminat ve alacakların
ödenmesi amacıyla açılan dava; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi
olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf
sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.
Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli
haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli
ölçüde sebep olduğu da söylenemez.
68. Başvurunun konusu olan tazminat ve alacak davasında
yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde, ilk derece
mahkemesince yürütülen yargılama ve temyiz süreçleriyle beraber, yargılamanın
yaklaşık altı yıllık bir süreçte tamamlandığı görülmektedir. İşçi alacağı ve iş
hukukuna dayalı tazminat davalarının niteliği, başvurucu açısından taşıdığı
değer ve başvurucunun davadaki menfaati dikkate alındığında, bu sürenin makul
olmadığı açıktır.
69. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
70. Başvurucu, aleyhine açılan alacak ve tazminat davasında
uzun süren yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin
tespitini, 70.000,00 TL maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
71. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”
kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının
ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi
hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem
niteliğinde karar verilemez.”
72. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık
altı yıl sonra sonuçlanan yargılama süresi nazara alındığında, yargılama
faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan
manevi zararları karşılığında başvurucuya 5.400,00 TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
73. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş
olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında
illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin
reddine karar verilmesi gerekir.
74. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler
uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi
gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan
gerekçelerle;
A. Başvurunun,
1. Yargılamanın
sonucuna ilişkin adil yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.
Gerekçeli karar hakkına yönelik ihlal iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.
Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede
yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 5.400,00 TL manevi TAZMİNAT
ÖDENMESİNE, başvurucunun
tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL
vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede
gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
18/7/2014
tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.