
Esas No: 2015/18407
Karar No: 2015/18407
Karar Tarihi: 18/10/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
|
İ.Y.Ö. BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/18407) |
|
Karar Tarihi: 18/10/2017 |
GENEL KURUL |
|
KARAR |
|
|
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan |
: |
Zühtü ARSLAN |
Başkan Vekili |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Başkan Vekili |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Serruh KALELİ |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Nuri
NECİPOĞLU |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Mehmet Sadık
YAMLI |
Başvurucu |
: |
İ.Y.Ö. |
Vekili |
: |
Av. Yalçın
TORUN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; naklen atama işleminin ve bu atama sonucu beş yıl
erken emekliye sevk edilme işleminin iptali istemiyle açılan davalarda, devam
eden ceza yargılamasının hükme esas alınması nedeniyle masumiyet karinesinin,
aynı hukuki statüde olanlar hakkında tarafsız davranılmayıp bariz takdir hatası
oluşturacak şekilde karar verilmesi, ayrıca suç duyurusunun işleme konulmaması
nedenleriyle adil yargılanma hakkının, erken emeklilik nedeniyle de mülkiyet
hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurucu 2015/18407 sayılı başvuruyu 2/12/2015 tarihinde,
2015/1609 sayılı başvuruyu 27/1/2015 tarihinde, 2015/18803 sayılı başvuruyu ise
9/12/2015 tarihinde yapmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan
ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul
edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Konu yönünden irtibatları nedeniyle başvuruların
birleştirilmesine ve incelemenin 2015/18407 sayılı başvuru dosyası üzerinden
yürütülmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
6. Birinci Bölümün 19/7/2017 tarihinde yaptığı toplantıda,
niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülen
başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. Maddesinin
(3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucunun Gülhane Askerî Tıp Akademisinde (GATA) Üroloji
Ana Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptığı 2012 yılında, aynı birimde görevli
doktorlardan Prof. Dr. Tbp. Alb. İ.Y., Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A., Yrd. Doç.Dr. Tbp. Bnb. B.F.A. ve Tbp. Yzb.
A.G. başvurucu hakkında; başvurucu da anılan doktorlar hakkında karşılıklı
olarak Komutanlık ve Savcılık makamlarına şikâyet dilekçeleri vermişlerdir.
9. Personelin birbiri hakkında gönderdikleri şikâyet
dilekçeleriyle personelden bazılarının yakınları tarafından Genelkurmay
Başkanlığına gönderilen ve GATA Üroloji Ana Bilim Dalında görevli bazı
personelin mobbinge maruz kaldıkları iddia edilen şikâyet
mektuplarından anlaşıldığı üzere söz konusu birimde gergin bir çalışma ortamı
olduğu ve klinikte görevli personelin tamamının bu konudan rahatsızlık duyduğu
gerekçeleriyle bu iddiaları araştırmak üzere GATA Komutanlığınca 2012 yılı Ekim
ayında bir idari tahkikat komisyonu kurulmuştur.
10. Komisyon raporunda, geçen zaman zarfında olayların büyüyerek
mevcut durum itibarıyla klinik içinde çözülmesi mümkün olmayan seviyeye
ulaştığının, klinik içindeki mevcut durumun çalışanlarda ve hastalarda daha
ciddi sorunlara yol açmaması için konunun ilgili merciler tarafından
incelenmesinde yarar olduğunun belirtilmesi üzerine konu Genelkurmay
Başkanlığına intikal ettirilmiştir.
11. Diğer yandan başvurucu tarafından da maiyetinde görev yapan
bazı personelin eylemleri ile ilgili olarak hazırlanan 10/12/2012 ve 27/12/2012
tarihli dosyalar adli işlem yapılması amacıyla Genelkurmay Başkanlığı Adli
Müşavirliğine gönderilmiştir.
12. Genelkurmay Başkanlığı yaptığı değerlendirme sonucu
23/1/2013 tarihinde soruşturma emri vererek dosyayı Genelkurmay Askerî
Savcılığına göndermiştir. Aynı süreçteGenelkurmay
Başkanlığının 30/1/2013 tarihli emri ile başvurucu, GATA’daki görevinden
alınarak Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) sağlık komutanı bilimsel yardımcısı
olarak atanmış; Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A. ise Etimesgut
Asker Hastanesinde görevlendirilmiştir.
13. Genelkurmay Askerî Savcılığı başvurucu hakkında 23/7/2013
tarihli iddianameyi düzenleyerek başvurucunun 30/8/2011 ile 30/1/2013 tarihleri
arasında zincirleme memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanma suçundan
cezalandırılması istemiyle dava açmıştır. Genelkurmay Başkanlığı Askerî
Mahkemesinde E.2013/343 numaralı dosya üzerinden yürütülmeye başlanan dava
derdesttir.
14. Daha sonra GATA Komutanlığının 13/9/2013 tarihli yazısında
özetle mevcut problemlerin çözüme kavuşturulması amacıyla yapılan değerlendirme
sonucunda telafisi güç zararların oluşmaması, yaşanabilecek hukuki süreçlerle
TSK’nın yıpratılmaması ve akademik tecrübelerinden istifade edilebilmesi
amacıyla başvurucu ve Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A.nın atama/görevlendirme işlemlerinin iptal edilerek
görevlerine dönmelerinin ve başvurucu ile Doç. Dr. Tbp.
Alb. E.A.nın göreve dönmesiyle yaşanması muhtemel
problemler konusunda GATA Komutanlığı tarafından ilave tedbirlerin gecikmeksizin
alınmasının uygun olacağının teklif edilmesi üzerine başvurucu ve Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A. GATA’daki eski görevlerine iade
edilmişlerdir.
15. Başvurucu görevine döndükten sonra aynı bilim dalında görev
yapan Prof. Dr. Tbp. Alb. İ.Y.,Tbp. Yzb. A.G., Yrd. Doç. Dr. Tbp.
Bnb. B.F.A. ve Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A.nın
vekili tarafından verilen 4/12/2003 tarihli dilekçe ile hakkında şikâyette
bulunulmuştur.
16. Şikâyet dilekçesi üzerine Genelkurmay Başkanlığının
19/12/2013 tarihli emriyle şikâyet dilekçesine konu edilen hususların
araştırılması amacıyla tahkikat komisyonu kurulmuştur. Komisyon 10/1/2014
tarihinde incelemesini tamamlamıştır. Komisyon raporunda, şikâyet dilekçesine
konu edilen hususlar altı başlık altına incelenmiş olup iddialar özetle şöyledir:
“1. Ceza yargılaması
sürecini etkilemeye yönelik olmak üzere, henüz mahkeme tarafından dinlenmemiş
tanıklar üzerinde baskı uygulandığı, 2. M.Y. isimli askerin tedavisinde tıp
ilmine aykırı olarak engel olması, klinikte yığılmayı bahane ederek erbaş ve
erlere bazı tetkiklerin istenmemesi yönünde emir verilmesi, 3. Tbp. Yzb. A.G.’nin tez
çalışmasını sekteye uğrattığı, 4. Klinik fon hesaplarını kontrol etmek
suretiyle personel hakkında suç uydurma girişimlerinde bulunduğu, 5. Uzman
öğrencilerine uzmanlık alanlarıyla uyumsuz ve takip edemeyecekleri yeşil
reçeteye tabi ilaçları kendi adına reçete ettirdiği ve bu ilaçlar nedeniyle
bazı ameliyatlarda tıbbi hatalar yapıldığı, 6. GATA bünyesinde askerî ve sivil
tabiplere yönelik olarak icra edilen laparoskopi
kurslarından menfaat temin edildiği.”
17. Komisyon bu iddialarla ilgili olarak yaptığı inceleme
kapsamında başvurucu ve yirmi personelin ifadesine başvurmuştur. Komisyon,
incelemesi sonucunda şu değerlendirmeleri yapmıştır:
“…
(2) Tanık ve mağdurlara baskı yapılması,
ameliyatlarda ilaç kullanımına bağlı olarak tıbbi hata yapılması, erlere bazı
tetkiklerin ve ameliyatların yapılmaması yönünde talimat vermesi ve düzenlenen
kurslar nedeniyle kamu zararının oluşması ile kurslardan menfaat temin edilmesi
iddialarının adli yönden incelenmesi,
(3) GATA Üroloji Kliniğinde görevli personel
arasında ciddi sorunların olduğu, disiplinin bozulduğu, sağlığını etkileyecek
şekilde hastaların da olaylara dahil edilmeye çalışıldığı, klinikte görevli bir
öğretim üyesi dışında diğer tüm öğretim üyelerinin Prof.Dr.Tbp.Alb.
İ.Y.Ö. ile sorun yaşadığı, hâlen Prof.Dr.Tbp.Alb.
İ.Y.Ö. hakkında kamu davasının devam ettiği de gözönüne
alındığında klinikte verilen hizmetin etkin şekilde devam edemeyeceği,
(4) Mesleki gelişim imkânlarının personele
sunulmasında objektif, bilimsel ve belgeli kriterlerin esas alınması,
(5) Personelin; askerî disiplin, emir komuta,
ast ve üst ilişkilerine riayetinin tam sağlanması, her kademedeki üst, amir ve
komutanlarca; disiplinsizliklere anında işlem yapılması, personelin iyi
tanınması, faaliyetlerinin yasa, yönetmelik ve emirler çerçevesinde işleme tabi
tutulmasının sağlanması,
…
Kanaatine varılmıştır. 10 Ocak 2014”
18. Komisyon raporu üzerine Genelkurmay Başkanlığı emriyle
20/2/2014 tarihinde başvurucu, Kayseri Asker Hastanesine baştabip olarak
atanmıştır. Aynı işlemde başvurucu hakkında şikâyet dilekçesi veren Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A. İzmir Asker Hastanesine üroloji uzmanı
olarak atanmıştır. Yine şikâyet dilekçesi veren Prof. Dr. Tbp.
Alb. İ.Y. bir yıl süreyle Adana Asker Hastanesinde, Yrd. Doç. Dr. Tbp. Bnb. B.F.A. ise bir yıl süre ile Isparta Asker
Hastanesinde görevlendirilmiştir.
19. Başvurucu, atama işlemi sonucunda öğretim üyeliğini
kaybettiğinden 2014 yılında zorunlu olarak Yüksek Askerî Şura
kararıyla emekliye ayrılma durumuyla karşı karşıya kaldığını belirtmiş; atama
işleminin iptali istemi ve yürütmenin durdurulması talebiyle Askeri Yüksek
İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.
20. AYİM İkinci Dairesi 11/2/2015 tarihli kararıyla davayı
esastan oyçokluğuyla reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“Dava konusu işlemin
yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri açısından değerlendirilebilmesi için
davacının gerek önceki atama sürecinin, gerekse işbu
davaya konu atama sürecinin ve bu süreçte meydana gelen olayların, davacı ile
aynı işlemle atanan ve geçici görevlendirilen ve bu işlemleri davacı gibi
Mahkememiz nezdinde iptal davalarına konu eden (2014/553, 2014/554, 2014/555
Esaslarında kayıtlı) diğer üç öğretim görevlisine ilişkin süreçle birlikte
ortaya konulması gerekmektedir.
…
… davacının bu işlem tesis edilirken Fakülte
Dekanının görüşünün alınmaması işlemin bireysel bir işlem de olması ve Anabilim
Dalı Başkanlığına atama usulünde öngörülen görüş usulü ile elde edilmek istenen
yarar da göz önüne alınarak usulde paralellik ilkesinin uygulanmasına gerek
olmadığı, bu yönüyle işlemde bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanatine varılmıştır.
Dava konusu işlemde usulde paralellik
ilkesinin uygulanmayacağı sonuç ve kanaatine varıldıktan sonra, diğer hukuka
aykırılık iddiaları yönünden işlemin incelenmesine geçilmiştir.
…
Tüm bu açıklamalar ışığında dava konusu işlem
incelendiğinde, davacının ilk atama işleminin geri alınarak 13.09.2013
tarihinde görevine dönmesi sonrasında yapılan bir şikâyet üzerine, bir
Tümgeneralin Başkanlığında, Mly.Ütğm., Hv.Hak.Yzb., Per.Yzb., Doç.Dz.Tbp.Alb., Mu.Kur.Alb.’dan
oluşan İdari Tahkikat Heyeti tarafından düzenlenen 10.01.2014 tarihli İdari
Tahkikat Raporunda, Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö.’nün göreve döndükten sonra devam eden yargılama
sürecine ilişkin olarak tanık ve mağdur durumunda olan personel ile konuşma
yaptığının, konuşmalarında Mahkeme sürecinde verdikleri ifadeleri gündeme
getirdiğinin, personelin bu durumdan rahatsız olduğunun, bu konuları görüşmek
istemediklerini belirttikleri Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö.’nün Anabilim Dalı Başkanı olması nedeniyle
kendilerini baskı altında hissettiklerinin, bu durumun Prof.Dr.Tbp.Alb.
İ.Y. tarafından tutanak altına alındığının, gerek devam eden yargılamaya konu
olaylar gerekse sonradan gelişen şikâyete konu olaylar nedeniyle üroloji
kliniğinde ciddi sorunların ortaya çıktığının, gelişen her durumun gerek
Anabilim Dalı Başkanı gerekse diğer personel tarafından şikâyet konusu
yapıldığının, bu nedenle kliniğin temel işlevi olan hasta tedavisi ve uzman
öğrencilerin yetiştirilmesi konularında öğretim üyeleri arasında ciddi
sorunların ve huzursuzluğun ortaya çıktığının değerlendirildiğinin, bu durumun
personel arasında disiplini de olumsuz etkilediğinin, GATA Üroloji Kliniğinde
görevli personel arasında ciddi sorunlar olduğunun, disiplinin bozulduğunun,
sağlığını etkileyecek şekilde hastaların da olaya dahil edilmeye
çalışıldığının, klinikte görevli bir öğretim üyesi dışında diğer tüm öğretim
üyelerinin Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö. ile sorun
yaşadığının, hâlen Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö. hakkında
kamu davasının devam ettiği de göz önüne alındığında klinikte verilen hizmetin
etkin bir şekilde devam edemeyeceğinin belirtildiği, İdari Tahkikat Sonuç
Raporu doğrultusunda Prof.Dr. Tbp.Alb.
İ.Y.Ö. hakkında 04.12.2013 tarihli şikâyet dilekçesinde yer alan iddialara ve Prof.Dr. Tbp.Alb. İ.Y.Ö.’nün GATA Üroloji Kliniğinde görevli personel
hakkındaki iddialarına yönelik Genelkurmay Başkanlığınca Genelkurmay Askerî
Savcılığına 20.01.2014 tarihli bir soruşturma emri verildiği, GATA
Komutanlığının 27.01.2014 tarihli yazısında, taraflar arasındaki evveliyata
dayalı husumet ve kişisel çekişmelerin, geçen bu süre zarfında yeniden
canlandığının, gelinen aşama itibari ile askerî örf ve saygıya dayalı etik
değerlerin GATF Üroloji Anabilim Dalında önemli ölçüde zedelendiğinin,
birbirine husumet duyan personelin mesleki gelişimlerini pekiştirmek yerine
karşılıklı bilgi ve belge toplama faaliyetlerine giriştiklerinin, bu maksatla
devamlı bir arayış içerisinde olduklarının gözlemlendiğinin, klinikte oluşan
huzursuz ve gergin ortamın diğer genç tabipleri de olumsuz yönde etkilediğinin Genelkurmay
Başkanlığına bildirilerek Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö.’nün atanması teklifi yapılması üzerine, Genelkurmay
Başkanlığının 20.02.2014 tarihli işlemi ile, Prof.Dr.Tbp.Kd.Alb.
İ.Y.Ö.’nün Kayseri Asker Hastanesi Baştabipliği
görevine atandığı, 2955 sayılı GATA Kanunu’nun “Yurt içinde ve yurt dışında
görevlendirme” başlığını taşıyan 34. Maddesinde; Gülhane Askerî Tıp
Akademisinde görevli öğretim elemanlarının, Genelkurmay Başkanlığınca, görev
unvanlarına bakılmaksızın, disiplin, kıdem, kadro, kadrosuzluk ile diğer askerî
ihtiyaçlar nedeniyle; Gülhane Askerî Tıp Akademisindeki başka bir göreve ya da
Gülhane Askerî Tıp Akademisi dışındaki karargah ve kurumlara atanabileceğinin
öngörüldüğü, davalı idarece, atanan personelin yeni görev yerinde sunacağı üst
düzey sağlık hizmeti, orada bu hizmete duyulan ihtiyaç ve GATA’da oluşan
boşluğu dolduracak personel bulunması hususları gözönüne
alındığında atama işleminin kamu yararı ilkesine uygun olduğunu, askerlik
mesleğinin temelinin disiplin olduğunun ve bu temelin sarsılmaması için idare
tarafından gereken caydırıcı tedbirlerin alınması gerektiğinin, yapılan atama
işleminin gerek Üroloji AD.Bşk.lığında bozulan iş
barışını ve çalışma düzeninin yeniden tesisi gerekse diğer kliniklerde
yaşanması muhtemel benzer sıkıntıların önünün alınması açısından zaruri
olduğunun belirtildiği, davacının ilk atama işlemi geri alınarak 13.09.2013
tarihinde göreve döndürülmesi sonucunda ilk atama işlemine gerekçe teşkil eden
hususlarda aynı davranışları sergilemesi, yukarıda izah edilen süreçlerde
meydana gelen olayların meydana gelmesinde davacının katkısı da gözönüne alınarak davacı hakkında davalı idarece belirtilen
gerekçelerle tesis edilen işlem, anlatılan süreç de dikkate alındığında
ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı gibi, işlemin sebep ve amaç unsuru dahil
diğer unsurlarında bir hukuka aykırılık bulunmadığı…”
21. Karşıoy gerekçesinde ise şöyle
denilmiştir:
“Davacı İ.Y.Ö’nün ilk atama işlemi geri
alınarak 13.09.2013 tarihinde görevine döndükten sonra davacı ile birlikte
ataması ve geçici görevlendirilmesi yapılan diğer öğretim üyeleri arasında
Üroloji Ana Bilim Dalında cereyan etmiş atamaya sebep teşkil edecek herhangi
bir olay ileri sürülmemiştir. Davacı ve diğer öğretim üyeleri arasında daha
önceden beri devam eden ceza yargılaması sırasında, diğer öğretim üyeleri
vekilince yapılmış şikâyet sebebiyle yapılan tahkikat ve değerlendirme
sebebiyle davacının ataması yapılmış ise de, davacı
yönünden yapılan bu atama, davacının öğretim üyeliğine son verdiğinden yaş
haddinden önce emekliliğine sebep olarak daha ağır bir sonuca yol açmıştır. Ana
Bilim Dalı Başkanı konumunda olan davacının öğretim üyeliği sonlandırılmadan,
başka bir göreve atama veya görevlendirilmesi yapılması mümkün iken, yapılan
işlem, sonucu itibariyle ölçülülük ilkesine aykırı olmuştur. Çoğunluk kararında
davacı hakkında devam eden ceza soruşturmasından söz edilmiş ise de bu durum
davalı idarece önceki atamasının 13.09.2013 tarihinde yapılan işlemi geri alma
sırasında da mevcuttur. Davacıyla birlikte işlem gören ve işlemi iptal edilendiğer öğretim üyeleri açısından da devam eden ceza
soruşturması mevcut olduğu da dikkate alındığında davacı hakkında meydana gelen
sonucun ölçülülük ilkesine ve hukuka uyarlı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan
aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadık.”
22. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 9/9/2015
tarihli kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bu karar 3/11/2015 tarihinde
tebliğ edilmiş ve başvurucu 2/12/2015 tarihinde işbu 2015/18407 sayılı bireysel
başvuruyu yapmıştır.
23. Öte yandan başvurucu ile aynı kapsamda
ataması/görevlendirmesi yapılan diğer personelin açtığı davalarda anılan diğer
üç atama ve görevlendirmeyi 11/2/2015 tarihli ve E.2014/553, K.2015/188;
E.2014/554, K.2015/189; E.2014/555, K.2015/190 sayılı kararlarla AYİM İkinci
Dairesinin iptal ettiği anlaşılmaktadır. Dairenin gerekçesinde özetle
başvurucunun önceki görevlendirmesinin iptal edilmesinin ardından 13/9/2013
tarihinde GATA’ya dönmesinden sonra her üç davacıdan kaynaklanan ve
görevlendirme işlemine gerekçe olarak gösterilen disiplinsizlik olarak
nitelenebilecek bir durumun bulunmadığı, avukatları tarafından 4/12/2013
tarihli dilekçenin verilmesinin ise görevlendirme gerekçesi olamayacağı, öte
yandan her üç davacının atandığı hastanelerdeki doktor ihtiyacının GATA kadar
olmadığı, dolayısıyla görevlendirme işleminin sebep ve amaç unsuru yönünden
hukuka aykırı olduğu gerekçesine yer verilmiştir.
24. Başvurucunun GATA’daki görevinden alınarak Kayseri Asker
Hastanesine baştabip olarak atanmasıyla birlikte öğretim üyeliği statüsü sona
ermiştir. Böylece başvurucu kadrosuzluknedeniyle
30/8/2014 tarihinden geçerli olmak üzere emekliye sevk edilmiştir.
25. Başvurucu emekliye sevk edilme işlemine karşı da iptal
davası açmıştır. AYİM Üçüncü Dairesi 15/10/2015 tarihli kararıyla davayı
oybirliğiyle reddetmiştir. Gerekçede başvurucunun emsal neşetinin 1980 olduğu,
GATA’da öğretim üyesi olmayan emsal neşetli
subayların 30/8/2011 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edildiği,
GATA’dan ayrılmakla öğretim üyeliği statüsünün sona erdiği ve 27/7/1967 tarihli
ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun kadrosuzluk ile
ilgili hükümlerine tabi olduğu, bu durumda yapılan işlemde hukuka aykırılık
bulunmadığı belirtilmiştir.
26. Bu karar 10/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu
karar düzeltme yoluna başvurmadan 9/12/2015 tarihinde 2015/18803 numaralı
bireysel başvuruyu yapmıştır. Başvurucu bu başvurusunun, Kayseri Asker Hastenesi Baştabipliğine tayin işlemine ilişkin olarak
açılan davayla ilgili 2015/18407 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla
birleştirilerek incelenmesini istemiştir.
27. Öte yandan başvurucu, maiyetindeki personelin eylemleriyle
ilgili olarak hazırladığı ve silsile yoluyla gönderdiği dosyalar hakkında
Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliğince işlem yapılmayarak kendisi hakkında
soruşturma başlatılması üzerine Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri M.K.
hakkında Millî Savunma Bakanlığına (MSB) müracaatta bulunmuştur. Müracaat
hakkında MSB tarafından özetle şikâyete konu edilen işlemlerin adli müşavirin
yetkisi dâhilinde kalan işlemler olduğu ve bu yetkisi kapsamında olan ve suç
teşkil edebilecek eylemlerin tespiti, vasıflandırılması konusunda usul ve
yasaya aykırı davrandığına dair delil bulunmadığı gerekçeleriyle evrakın işlemden
kaldırılmasına karar verilmiştir.
28. Başvurucu, M.K. ile ilgili evrakın işlemden kaldırılması
işleminin iptali istemiyle dava açmış ancak bu dava AYİM tarafından 4/12/2014
tarihli kararla evrakın işlemden kaldırılması işleminin idari davaya konu olabilecek
bir idari işlem olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
29. Bu karar 7/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu bu
karar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla 27/1/2015
tarihli ve 2015/1609 numaralı bireysel başvuruyu yapmıştır.
30. Diğer taraftan başvurucu, yaptığı suç duyurularındaki
hususları araştırmak yerine kendisi hakkında iddianame hazırladığını belirterek
suç oluşturan eylemler ile ilgili bir işlem yapmayıp görevinin gereklerini
yerine getirmediği iddiasıyla Askerî Savcı S.B. ile ilgili yasal işlem
yapılması istemiyle MSB’ye müracaatta bulunmuştur. MSB tarafından yapılan
inceleme sonucu özetle Askerî Savcı S.B. hakkında şikâyet konusu yapılan
hususlarda disiplin cezası verilmesini gerektiren bir eylemi veya askerî yargıya
tabi suçu bulunmadığı kanaatine varılarak 9/1/2015 tarihli işlem ile evrakın
işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.
31. Başvurucu, Askerî Savcı S.B. ile ilgili evrakın işlemden
kaldırılması işleminin iptali istemiyle AYİM’de dava
açmış ancak bu dava da 26/11/2015 tarihli kararla idari davaya konu bir işlem
bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
32. Başvurucu, bunun üzerine Anayasa Mahkemesine 2016/1656
numaralı bireysel başvuruyu yapmış olup Anayasa Mahkemesi 11/3/2016 tarihli
kararıyla başvurunun üçüncü kişilerin cezalandırılmasına yönelik olduğu,
dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına girmediği gerekçelerine dayanarak
konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
33. Başvurucu, bireysel başvuruda bulunduktan sonra Anayasa
Mahkemesine verdiği 21/7/2016, 16/8/2016 ve 28/2/2017 tarihli dilekçelerinde
FETÖ/PDY mensuplarınca kendisine kumpas kurulduğunu, nitekim başta hakkında
şikâyet dilekçesi veren üç doktor, Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri M.K. ve
Askerî Savcı S.B., Genelkurmay İdari Tahkikat Heyeti Başkanı Tümgeneral M.Ö.
olmak üzere emekliye sevkine kadar olan süreçte görev alan birçok askerî
personel ve ayrıca bireysel başvuruya dayanak davalarını reddeden askerî
hâkimler hakkında FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle işlem yapıldığını belirtmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
34. 17/11/1983 tarihli ve 2955 sayılı Gülhane Askerî Tıp
Akademisi Kanunu’nun 34. Maddesininilgili kısmı
şöyledir:
“Gülhane Askerî Tıp Akademisinde görevli öğretim elemanları,
Genelkurmay Başkanlığınca, görev unvanlarına bakılmaksızın;
a) Eğitim maksadıyla, diğer eğitim hastahanelerinin
kadrolarına,
b) Askerî hastahanelerin bilimsel gelişmesine
katkıda bulunmak maksadıyla, diğer hastahanelerin
uzmanlık kadrolarına,
c) Sağlık hizmetlerinin yönetimi ve plânlanması maksadıyla; Genelkurmay
Başkanlığı,Millî Savunma
Bakanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığındaki sağlık şube
müdürlüğü veya daire başkanlığı kadrolarına,
d) Disiplin, kıdem, kadro, kadrosuzluk ile diğer askerî ihtiyaçlar
nedeniyle; Gülhane Askerî Tıp Akademisindeki başka bir göreve ya daGülhane Askerî Tıp Akademisi dışındakikarargâh
ve kurumlara,
atanabilir veya buralarda görevlendirilebilirler.
…”
35. 926 sayılı Kanun’un 41. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Her yıl Yüksek Askerî Şura
tarafından, hizmet kadrosu fazlası olarak belirlenen albaylar ile daha önceki
yıllarda fiili hizmet süresi uzatılmış albaylara 54 üncü maddede belirtilen
esaslara göre değerlendirme notu verilir. Sicil notu ortalaması, sicil tam
notunun %90’ının (dâhil) üzerinde olması ve ilgilinin talep etmesi kaydıyla
hizmet ihtiyacı, yeterlik notu ve Yüksek Askerî Şuraca belirlenmiş kontenjanlar
esas alınarak tefrik edilecek albayların fiili hizmet süreleri Yüksek Askerî Şura kararı ile bu bentteki esaslara göre yaş haddine kadar
uzatılabilir. Görev süresi uzatılmayanlar ise 50 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre
kadrosuzluktan emekliye sevk edilirler. Bu bent hükümlerine göre hizmete devam
ettirilen albaylardan kendi isteği üzerine emekliye ayrılmak isteyenler 50nci
maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kadrosuzluktan emekliye sevk
edilirler. “
36. 926 sayılı Kanun’un 50. Maddesi şöyledir:
“ Kadrosuzluk, yetersizlik, veya (d) bendindeki suçlardan hükümlülük nedeni ile
aşağıda belirtilen esas ve şartlar dahilinde subaylar hakkında Silahlı
Kuvvetlerden ayırma işlemi yapılır.
C)
Kadrosuzluk nedeniyle
ayırma:
41 inci maddede öngörülen hizmet ihtiyaç
kadrosunu uygulayabilmek amacıyla;
C.
Diğer terfi şartlarını
haiz olduğu halde bir üst rütbede kadro açığı bulunmaması nedeniyle, takip eden
yıllarda da terfi edemeyen yüzbaşılar subaylıktaki 21 inci, binbaşılar
subaylıktaki 22 nci,
yarbaylar subaylıktaki 25 inci fiili hizmet yılını doldurduklarında emekliye
sevk edilirler.
Gecikmeli olarak bir üst rütbeye terfi eden
yüzbaşılar, binbaşı rütbesinde 22 nci,binbaşılar
ise yarbay rütbesinde 25 inci subaylık hizmet yılını doldursalar dahi emekliye
sevk edilmezler ve bu rütbelerin normal bekleme süresi sonuna kadar hizmete
devam ettirilirler. Bunlar yeni rütbelerinin bekleme süresi sonunda ve izleyen
2 yılda 3 defa değerlendirmeye tabi tutulurlar ve terfi edemedikleri takdirde
emekliye sevk edilirler.
Binbaşı ve yarbay rütbelerinde terfi
şartlarını haiz oldukları halde terfi edemeyip bekleyenlerin miktarı, 41 inci
madde esaslarına göre o rütbenin tespit edilen kadrosunun yüzde 10’unu geçemez;
geçtiği takdirde, derece ve kademesine bakılmaksızın en eski nasıplılardan ve yeterlik durumu en düşük olanlardan
başlanmak suretiyle yeteri kadarı emekliye sevk edilir.
2. Bekleme süresi sonunda veya sonraki yıllarda
bir üst rütbeye yükselemeyen albayların subaylığa nasıpları en eski ve aynı nasıplı olanları arasında, öncelikle 38 ve Ek- 1 inci
maddelerde belirtilen terfi şartlarını haiz olmayanlardan başlamak üzere yeteri
kadarı emekliye sevk edilir.
Bu şekilde emeklilik işlemine; terfi
şartlarını taşımayan, Yüksek Askerî Şura’ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı
verilen sınıflarda oldukları ve rütbe terfi şartlarını taşıdıkları halde üst
rütbe kadrosunda açık bulunmadığı için terfi edememiş olan, terfi şartlarını
taşıdıkları halde Yüksek Askerî Şura’ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı
verilmeyen sınıflarda oldukları için Yüksek Askerî Şura’ca değerlendirmeye
girmeyen albayların, sicil notu ortalaması en düşük olanlardan başlanır.”
B. Uluslararası Hukuk
1. İlgili Sözleşme
37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. Maddesinin
(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes medeni hak ve
yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen
suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız
bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve
açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…”
“Kendisine bir suç
isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz
sayılır.”
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre bir
ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden
mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler
Sözleşme’nin 6. Maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın
istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine imkân veren bir sistemin
benimsenmiş veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davası açısından
etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, [BD], B. No: 47287/99, § 70).
39. Öte yandan sanığı yargılayan mahkemenin veya bu mahkemenin
üyelerinin sanığa isnat edilen suçu işlediği ön yargısıyla hareket etmemesini
ifade eden ve Sözleşme’nin 6. Maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen masumiyet
karinesi, birinci fıkrada teminat altına alınan adil yargılanma hakkının en
önemli unsurlarından biridir (Minelli/İsviçre,
B. No: 8660/79, 25/3/1983,§ 27).
40. Masumiyet karinesi, suç isnadının karara bağlandığı
yargılamalarda geçerli olduğu için Sözleşme’nin 6. Maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar”
çerçevesinde değerlendirilen idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin
uygulama alanı dışında kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan
maddi olayın tespitinde idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza
mahkemesinin daha önce verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer
yöndeki AİHM kararları için bkz. X/Avusturya
(k.k.), B. No: 9295/81, 6/10/1982; C/Birleşik Krallık (k.k.),
B. No: 11882/85, 7/10/1987). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararı
sorgulanmadığı sürece aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı
kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi
tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, § 38).
41. Ayrıca AİHM yerleşik içtihadı uyarınca, Sözleşme ile korunan
hak ve özgürlükleri ihlal etmediği süreceulusal
mahkemelerce yapılan hukuki ya da maddi hataları ele almanın kendi görevi
olmadığını belirtmektedir (örneğin, García Ruiz /İspanya [BD], B.No: 30544/96, § 28; Perez/Fransa, §
82). Bu içtihada göre Sözleşme’nin 6. Maddesi adil yargılanma hakkını güvenceye
almakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin nasıl
değerlendirileceğine ilişkin herhangi bir kural koymaz, bu hususlar öncelikli
olarak ulusal hukukun ve mahkemelerin düzenleme alanına girer. Normal şartlarda
ulusal mahkemelerin belirli delil unsurlarına ya da önlerindeki uyuşmazlıktaki
tespit ya da değerlendirmelere tanıyacakları ağırlık gibi meseleler Mahkemenin
yeniden inceleme alanına girmez. AİHM, bir dördüncü derece yargı yeri gibi davranmamalıdır;
dolayısıyla keyfî olduğu ya da makul olmadığıaçıkça
görülebilecek tespitlerde bulunmadıkları takdirde ulusal mahkemelerin
kararlarını 6. Maddenin birinci fıkrası kapsamında sorgulamaz (Bochan/Ukrayna [BD], B. No: 22251/08, 5/2/1015,
§ 61).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
42. Mahkemenin 18/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Genelkurmay Başkanlığı
Adli Müşaviri M.K. Hakkında İşlem Yapılmaması Üzerine Açılan Davanın
Reddedilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu 2015/1609 sayılı bireysel başvurusunda,
Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri M.K. hakkında Millî Savunma Bakanlığınca
soruşturma açılmasına gerek görülmeyerek evrakın işlemden kaldırılmasına karar
verilmesi üzerine açtığı iptal davasında AYİM tarafından idari davaya konu
edilebilecek bir işlem olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi
nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüş ve yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini istemiştir.
2. Değerlendirme
44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. Maddesinin (1) numaralı
fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından
ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının
yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme’ye
ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak
koruma alanı dışında kalanhak ihlali iddiasını içeren
başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
45. Sözleşme’nin 6. Maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve
ilkelerin, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç
isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek
hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bahsedilen hâller
dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular
Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu
olamaz. Bir ceza davasında üçüncü kişilerin cezalandırılmasını talep eden
mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler
Sözleşme’nin 6. Maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır (Onurhan Solmaz, §§ 23, 24).
46. Somut olayda başvurunun üçüncü kişilerin cezalandırılmasına
yönelik olduğu, dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına girmediği
anlaşılmaktadır.
47. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Masumiyet Karinesinin
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
48. Başvurucu 2015/18407 ve 2015/18803 sayılı bireysel
başvurularında Kayseri Asker Hastanesi baştabipliğine tayin edilmesine ilişkin
olarak açtığı dava ile yaş haddinden emekli edilmesi üzerine açtığı davada ceza
davasının sürüyor olmasının davanın reddine gerekçe olarak gösterilmesi
nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
49. Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. Maddesinin dördüncü
fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya
kadar, kimse suçlu sayılamaz.” Şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın
36. Maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile “adil yargılanma” hakkına
sahip olduğu belirtilmiştir. Anılan maddeye “adil yargılanma” ibaresinin
eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerde de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine
dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6. Maddesinin (2) numaralı
fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak
sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet
karinesi, Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma
hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin
suçlu sayılamayacağına dair Anayasa’nın 38. Maddesinin dördüncü fıkrasında
ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017,
§ 33).
50. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş
bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.
Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat
külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti
yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama
makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu
muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
51. Masumiyet karinesi, suç isnadının karara bağlandığı
yargılamalarda geçerli olduğu için Sözleşme’nin 6. Maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar”
çerçevesinde değerlendirilen idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin
uygulama alanı dışında kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan
maddi olayın tespitinde idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza
mahkemesinin daha önce verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir. Bu
kural, kişi hakkında verilen beraat kararı sorgulanmadığı sürece aynı maddi
olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı kullanılarak kişinin disiplin
sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Ramazan Tosun, B. No: 2012/998, 7/11/2013,
§ 62).
52. Öte yandan ceza muhakemesi hukuku ve disiplin hukuku farklı
kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Kamu görevlisinin davranışı, suç
tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da gerektirebilir. Böyle
durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı ayrı yürütülür. Ceza
muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine dair hükümler
dışında ceza mahkemesi hükmü, disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı
değildir.
53. Somut olayda başvurucu, Kayseri Asker Hastanesine tayin
edilmesine ilişkin olarak açtığı dava ile yaş haddinden emekli edilmesi üzerine
açtığı davada ceza davasının sürüyor olmasının davanın reddine gerekçe olarak
gösterilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise
de her iki kararda da (bkz. §§ 20, 25) gerekçenin doğrudan başvurucu hakkında
ceza davasının bulunduğu hususuna dayanmadığı anlaşılmaktadır. İdari Tahkikat
Komisyonu kararında başvurucu hakkında ceza davası sürecinin devam ettiği
belirtilmiş ise de atama işlemine karşı açılan davada AYİM İkinci Dairesi
11/2/2015 tarihli kararında; söz konusu süreci anlattıktan sonra başvurucunun
ilk atama işleminin geri alınarak 13/9/2013 tarihinde göreve döndürülmesi
sonucunda ilk atama işlemine gerekçe teşkil eden hususlarda aynı davranışları
sergilemesi, kararda izah edilen süreçlerde meydana gelen olaylarda başvurucunun
katkısının da gözönüne alınarak başvurucu hakkında
davalı idarece tesis edilen işlemin anlatılan süreç de dikkate alındığında
ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı, işlemin sebep ve amaç unsuru dâhil diğer
unsurlarında bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçelerine yer vermiştir.
Emekliliğe ilişkin kararda ise tayine ilişkin karara değinildiği, doğrudan
başvurucunun emsal neşeti ve GATA’da öğretim üyesi olmayan emsal neşetli subayların emeklilik tarihleri incelenerek davanın
reddedildiği anlaşılmaktadır.
54. Dolayısıyla başvuruya konu olan AYİM’in
her iki kararında da ceza muhakemesi sürecine dayanılmadığı anlaşılmaktadır.
Söz konusu kararlarda başvurucunun suçlu olduğuna yönelik bir ithamın
bulunmadığı, suç vasfının ve mahiyetinin tartışılmadığı, yalnızca somut olayın
işlem tarihindeki koşullar dikkate alınarak mevzuat bağlamında idari yönden
değerlendirildiği ve tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu yönünde hüküm
kurulduğu görüldüğünden bireysel başvuruya konu edilen AYİM kararlarında
masumiyet karinesine yönelik bir müdahalenin bulunmadığı sonucuna
varılmaktadır.
55. Açıklanan nedenlerle masumiyet karinesinin ihlal
edilmediğinin açık olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. AYİM’in Yapısında
Subay Üyeler Bulunması Nedeniyle Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
56. Başvurucu, yapısı ve bünyesindeki kurmay subaylar nedeniyle AYİM’in bağımsız ve tarafsız olmadığını belirterek adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
57. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel
haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan
başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça
dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
58. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken
belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve
görevleri Anayasa ve ilgili kanunda hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve
ilgili kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri
yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun
bulunmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap vermek zorunda olmadıkları,
ayrıca disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip
karara bağlandığı görülmektedir (Yaşasın
Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı
üyelerinin en fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin
konularında yukarıda bahsedilen Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev
süreleri içinde idari veya askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye
tabi tutulmamaları bu subayların idareye karşı bağımsızlıklarını
güçlendirmiştir (Yaşasın Aslan, §
30; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Mustafa
Yavuz ve diğerleri/Türkiye, B. No: 29870/96, 25/5/2000; Bek/Türkiye, B. No: 23522/05, 20/4/2010).
59. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Yargılamanın Sonucu
İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
60. Başvurucu; aynı olay kapsamında atama/görevlendirme işlemine
tabi tutulan diğer doktorların açtıkları davalarda davacıların lehine karar
verilerek haklarındaki işlemler iptal edilirken kendisinin atanma işleminin
iptali istemiyle açtığı davanın reddedilmesinin kanun önünde eşitlik ilkesine
aykırı olduğunu, usulde paralellik ilkesinin dikkate alınmadığını, yargılama makamlarının
bariz takdir hatası oluşturacak şekilde karar verdiğini belirterek adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
61. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun ileri
sürdüğü iddiaların özü söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir.
Bu nedenle başvuru, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası
başlığı altında incelenmiştir.
62. Anayasa’nın 148. Maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun
yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda
incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava
konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin
değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması
bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru
kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya
açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu
kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,
B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
63. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve
gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi
esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerli
olup olmadığı ile delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olup
olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin
görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığını
değerlendirmektedir (Muhittin Kaya ve
Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret
Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).
64. Başvuruya konu olayda, başvurucunun GATA’da Üroloji Ana
Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptığı 2012 yılında aynı birimde görevli bazı
doktorlarla karşılıklı olarak Komutanlık ve Savcılık makamlarına şikâyet
dilekçeleri vermeleri üzerine önce GATA Komutanlığınca tahkikat komisyonu
kurulmuş, daha sonra konu KomisyoncaGenelkurmay
Başkanlığına intikal ettirilmiştir. Genelkurmay Başkanlığınca başvurucu ve Doç.
Dr. Tbp. Alb. E.A., GATA dışında görevlendirilmiş;
daha sonra GATA Komutanlığının göreve iade yönünde görüş bildirmesi üzerine
başvurucu ve Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A., GATA Üroloji
Ana Bilim Dalındaki görevlerine dönmüşlerdir. Yaklaşık üç ay sonra başvurucu
hakkında yeniden bir dilekçe verilmesi üzerine Genelkurmay Başkanlığının
19/12/2013 tarihli emriyle yeniden tahkikat komisyonu kurulmuş ve başvurucu
hakkındaki dilekçede ileri sürülen iddialar incelenmiştir. İnceleme sonucunda
GATA Üroloji Kliniğinde görevli personel arasında ciddi sorunların olduğu, disiplinin
bozulduğu, hastaların da sağlıklarını etkileyecek şekilde olaylara dâhil
edilmeye çalışıldığı, klinikte görevli bir öğretim üyesi dışında diğer tüm
öğretim üyelerinin başvurucu ile sorun yaşadığı, başvurucu hakkında kamu
davasının devam ettiği de gözönüne alınarak klinikte
verilen hizmetin etkin şekilde devam edemeyeceği belirtilmiştir. Bunun üzerine
Genelkurmay Başkanlığı tarafından başvurucu, Kayseri Asker Hastanesine baştabip
olarak atanmıştır. Aynı işlemde, başvurucu hakkında şikâyet dilekçesi veren
Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A. İzmir Asker Hastanesine
üroloji uzmanı olarak atanmıştır. Yine şikâyet dilekçesi veren Prof. Dr. Tbp. Alb. İ.Y. bir yıl süreyle Adana Asker Hastanesinde,
Yrd. Doç. Dr. Tbp. Bnb. B.F.A. ise bir yıl süre ile
Isparta Asker Hastanesinde görevlendirilmiştir.
65. Söz konusu atama işlemine karşı başvurucunun açtığı dava,
tayin edilen diğer doktorların davaları da gözönünde
bulundurularak ve özetle başvurucunun ilk atama işlemine gerekçe teşkil eden
hususlarda aynı davranışları sergilemesi, kararda izah edilen süreçlerde
meydana gelen olaylarda başvurucunun katkısı da gözönüne
alınarak hakkında davalı idarece tesis edilen işlemin -anlatılan süreç de
dikkate alındığında- ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı, işlemin sebep ve amaç
unsuru dâhil diğer unsurlarında bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçelerine
yer verilerek oyçokluğuyla reddedilmiştir. Karşıoy
yazan üyeler ise başvurucunun 13/9/2013 tarihinde görevine döndükten sonra
atamaya sebep teşkil edecek herhangi bir olayın ileri sürülmediğini belirtmiş
ve özellikle başvurucunun GATA’dan gönderilmekle emekli edileceğine dikkat
çekerek tayin işleminin ölçülü olmadığına vurgu yapmış ve işlemin iptal
edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Bununla birlikteşikâyet
dilekçesi veren doktorların tayin ve görevlendirme işlemlerine karşı açılan
davalar oybirliğiyle kabul edilerek iptal edilmiştir.
66. Başvurucunun emekliye sevkine ilişkin işleme karşı açtığı
dava ise emekliliğe karşı açılan davanın reddedildiği de gözetilerek ve emsali
subayların emeklilik durumları değerlendirilerek işlemde hukuka aykırılık
bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
67. Başvurucu, aynı olay kapsamında tayine tabi tutulan diğer
doktorların açtığı davalarda tayin işlemleri iptal edilirken kendi davasının
reddedilmesinin kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, usulde
paralellik ilkesinin dikkate alınmadığını, yargılama makamlarının bariz takdir
hatası oluşturacak şekilde karar verdiğini belirterek adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de AYİM’in tüm olay
sürecini sonuçlarıyla birlikte değerlendirerek ve tayine tabi diğer doktorların
durumunu da dikkate alarak karar verdiği, başvurucunun usulde paralellik ve
diğer iddialarının karşılandığı görülmektedir.
68. Yukarıda belirtildiği gibi bireysel başvuru kapsamındaki hak
ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar dışında ilke olarak
mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması,
delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması
bireysel başvurukonusu olamaz. Sonuç olarak
başvurucunun GATA’dan ayrılması nedeniyle, kendi ifadesine göre beş yıl erken
emekliliğine yol açan söz konusu atama işlemine karşı yapılan başvuruya konu
edilen her iki davaya ilişkin ileri sürdüğü iddialarının AYİM tarafından
delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin
olduğu, kararlarda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik
oluşturan bir durumun da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, başvurucu
tarafından sunulan ek beyan dilekçelerinde, kendisiyle ilgili şikâyet dilekçesi
veren üç doktor ile tahkikat ve karar süreçlerinde yer alan bazı personel ve
bireysel başvuruya dayanak kararlarda imzası bulunan bazı askerî hâkimler
hakkında FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle işlem yapıldığı belirtilmiş ise de (bkz. §
33) bu hususların, başvurucuya isnat edilen ve derece mahkemesince sabit
görülen fiilleri, bu fiillere dayanılarak yapılan işlemlerin sıhhatini ve bu
işlemelere karşı açılan davalardaki yargılamaları etkilediğine ilişkin somut ve
hukuken kabul edilebilir herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Bu nedenle tek
başına ek beyan dilekçelerinde belirtilen hususlara dayanılarak yargılamanın
adil olmadığı sonucuna ulaşılması mümkün görülmemiştir.
69. Sonuç olarak
başvurucunun şikâyetlerinin kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve Anayasa
Mahkemesinin temyiz mahkemesi gibi hareket etme ve adil yargılanma hakkı
kapsamında derece mahkemelerinin kararlarını sorgulama görevi bulunmadığından
başvurunun kabul edilemez bulunması gerektiği sonucuna varılmıştır.
70. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe
katılmamışlardır.
E. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
71. Başvurucu, Kayseri Asker Hastanesi baştabipliği görevine
atanmasıyla birlikte öğretim üyeliği statüsünden çıktığını ve bu nedenle
kadrosuzluktan 30/8/2014 tarihinden geçerli olmak üzere emekliye sevk
edildiğini, böylece beş yıl daha çalışabilecek ve generalliğe yükselebilecekken
beş yıl erken emekli edildiğini belirterek maaş farkı nedeniyle mülkiyet
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
72. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan
mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve ekonomik değerleri koruyan bir temel
haktır. Kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma
hakkı, bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun mülkiyet kavramı içinde
değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,
B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36). Ayrıca gelecekte elde edileceği iddia edilen
bir gelirin mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir (Sultan Tokay ve diğerleri, B. No:
2013/1122, 26/6/2014, § 42).
73. Bu çerçevede yargılamanın sonucuna bağlı olarak elde
edilebilecek bir ekonomik değer, lehe karar verilmediği müddetçe mülkiyet hakkı
kapsamında değerlendirilmemektedir.
74. Somut olayda mülkiyet hakkının varlığı davanın sonucuna
bağlı olup başvurucunun Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan
mülkiyet hakkı kapsamına giren bir ekonomik değeri veya en azından böyle bir
değeri elde etme yönünde meşru beklentisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
75.Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
tutulması talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri M.K. hakkında işlem
yapılmaması üzerine açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu
bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
OYBİRLİĞİYLE,
2. Masumiyet karinesinin
ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
OYBİRLİĞİYLE,
3. AYİM’in
yapısında subay üyeler bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkemede
yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
4. Yargılamanın sonucu
itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serdar
ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT ve Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
5. Mülkiyet hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu
bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
OYBİRLİĞİYLE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
18/10/2017 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Başvurucunun “Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına
ilişkin” iddiası, dosyada yer alan bilgi ve belgelerle örtüşmekte olup, bu olgu
ve gelişmeler sırasıyla şöyledir:
1. Başvurucu GATA Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı olarak görevini
sürdürdüğü sırada, aynı Ana Bilim Dalı’ında görev
yapmakta olan üç öğretim üyesi hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve bu suç duyuruları
silsile yoluyla Gn.Kur.Bşk.lığı Askeri Savcılığına
iletilmişse de; Askeri Savcılıkça yapılan soruşturmada şikâyetçi olan başvurucu
“sanık” yapılarak, hakkında “sair suretle memuriyet nüfuzunu suiistimal”
suçundan dava açılmış; şikâyet olunan kişiler hakkında bir karar verilmeyerek, îddîanamede kendilerinden “mağdur” olarak söz edilmiştir.
2. Başvurucunun şikâyetçi olduğu öğretim üyelerinin de sonradan
başvurucu hakkında şikâyet dilekçesi vermeleri üzerine GATA bünyesinde bir
İdari Tahkikat Komisyonu kurulmuş; başvurucu Gn.Kur.Bşk.
lığı tasarrufu ile TSK. Sağlık K.lığı
Sağlık Komutanı Bilimsel Yardımcısı kadrosuna atanmış, ancak bilahare bu atama
işleri geri alınarak başvuruca eski görevine iade edilmiş, aynı Ana Bilim
Dalında görevli olup başvurucu gibi Ankara’da bir başka hastanede
görevlendirilen diğer bir öğretim üyesi de görevine iade edilmiştir.
3. Başvurucunun şikâyetçi olduğu öğretim üyelerinin, vekilleri
marifetiyle başvurucu hakkında tekrar şikâyetçi olmaları sonrasında Gn.Kur. Başkanlığınca yeni bir Îdarî
Tahkikat Heyetî teşkil ettirilmiş ve bu heyetin
önerisi doğrultusunda başvurucunun öğretim üyesi statüsüne son verilip, Ana
Bilim Dalı Başkanlığından alınarak Kayseri Askeri Hastanesi Baştabipliğine
atanmış; diğer üç öğretim üyesi de bir yıl süre ile başka askeri hastanelerde
görevlendirilmiştir.
4. Başvurucu bu işlemin iptali için AYİM’de
dava açmış; AYİM 1.Dairesi 11.2.2015 tarih ve E. 2014/1053, K. 2015/191 sayılı
kararıyla, Oyçokluğuyla (3/2) açılan davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi “…
davacının ilk atama işleminin geri alınarak 13.9.2013 tarihinde göreve
döndürülmesi sonucunda ilk atama işlemine gerekçe teşkil eden hususlarda aynı
davranışları sergilemesi, yukarı da izah edilen süreçlerde meydana gelen
olayların meydana gelmesinde davacının katkısı da göz önüne alınarak, davacı
hakkında davalı idarece belirtilen gerekçelerle tesis edilen işlemin, anlatılan
süreç de dikkate alındığında ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı gibi, işlemin
sebep ve amaç unsuru dahil diğer unsurlarında bir hukuka aykırılık bulunmadığı
sonuç ve kanaatine varılmıştır…” şeklindedir. Biri Daire Başkanı olmak üzere
iki üyenin karşı oy gerekçesinde ise “…Davacı ve diğer öğretim üyeleri arasında
daha önceden beri devam eden ceza yargılaması sırasında, diğer öğretim üyeleri
vekilince yapılmış şikâyet sebebiyle yapılan tahkikat ve değerlendirme
sebebiyle davacının ataması yapılmış ise de, davacı
yönünden yapılan bu atama, davacının öğretim üyeliğine son verdiğinden, yaş
haddinden önce emekliliğine sebep olarak daha ağır bir sonuca yol açmıştır. Ana
Bilim Dalı Başkanı konumunda olan davacının öğretim üyeliği sonlandırılmadan,
başka bir göreve atama veya görevlendirilmesinin yapılması mümkün iken, yapılan
işlem, sonucu itibariyle ölçülülük ilkesine aykırı olmuştur. Çoğunluk kararında
davacı hakkında devam eden ceza soruşturmasından söz edilmiş ise de, bu durum davalı idarece önceki atamasının 13.9.2013
tarihinde yapılan işlemi geri alma sırasında da mevcuttur. Davacıyla birlikte
işlem gören ve işlemi iptal edilen diğer öğretim üyeleri açısından da ceza
soruşturması mevcut olduğu da dikkate alındığında, davacı hakkında meydana
gelen sonucun ölçülülük ilkesine ve hukuka uyarlı olmadığı kanaatinde
olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadık…” denilmektedir.
5. Başvurucunun öğretim üyeliğine son veren ve sonuçta
kendisinin öğretim üyeliği yaş haddinden önce emekliye sevkine yol açan işlemin
iptali istemini reddeden AYİM 2. Dairesi, başvurucuyla birlikte birer yıl
süreyle GATA dışındaki askeri hastanelerde görevlendirilen üç öğretim üyesinin
açtıkları davalarda ise işlemin iptaline karar vermiştir. Bu kararlarda özetle,
davacıların ilmi kariyerleri, GATA Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanlığında mevcut
büyük ihtiyacın, mahal askeri hastanelere nazaran çok daha fazla olduğu, dolayısiyle görevlendirme işlemlerinin sebep ve amaç
unsurları yönünden hukuka aykırı olduğu ifade edilmektedir.
6. Başvurucunun 2015 yılında yaptığı bireysel başvuru sonrasında
gelişip, idari-yargısal tasarruflara konu olan ve bir bütün halinde
bakıldığında FETÖ mağduru olduğunu ortaya koyduğunu öne sürdüğü olguları bir
dilekçe ekinde Anayasa Mahkemesine sunduğu anlaşılmakta olup, bunları şöyle
sıralamak mümkündür:
a. Maiyetinde görev yapan
üç öğretim üyesi hakkında yaptığı yazılı şikâyete (suç duyurusuna) rağmen,
şikâyet edilenlerin mağdur, kendisinin ise sanık olmasını sağladığını
belirttiği Genel Kurmay Başkanlığı Adlî Müşavirinin 15 Temmuz darbe girişimi
sonrası ihraç edilmesi ve tutuklanması,
b. Kendisi hakkında dava
açıp, şikâyet edilen öğretim üyelerini mağdur statüsüne soktuğu belirtilen Gn.Kur.Bşk. Askeri Savcılarının (iki askeri savcı) 15
Temmuz darbe girişimi sonrası ihraç edilmeleri ve tutuklanmaları,
c. İdarece (Gn.Kur.Bşk.lığınca) teşkil
ettirilen İdari Tahkikat Heyeti Başkanı generalin 15 Temmuz darbe girişimi
sonrası ihraç edilmesi ve tutuklanması,
d. GATA’da teşkil
ettirilen İdari Tahkikat Komisyonunda görev yapan öğretim üyesi tabibin 15
Temmuz darbe girişimi sonrası ihraç edilmesi,
e. Başvurucunun ısrarla
şikâyetçi olduğu GATA Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanlığında görevli üç öğretim
üyesinden ikisinin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ihraç edilmeleri ve
tutuklanmaları,
f. Başvurucunun AYİM’de açtığı atamanın iptali davasında davacı aleyhine red kararı veren üç üyeden ikisinin 15 Temmuz darbe
girişimi sonrası ihraç edilmeleri ve tutuklanmaları.
7. Başvurucunun mevcut iddiaları, yukarıda özetlenen 15 Temmuz
darbe girişimi sonrası gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde; FETÖ mağduru
olduğu ve bu nedenle bidayetten itibaren salt bu nedenle idari-yargısal
süreçlerde mağdur edildiği ve bir kumpasla karşı karşıya olduğu yönündeki
başvuruca beyanlarının büyük ciddiyet taşıdığı, hayatın olağan akışı karşısında
aksini öne sürmenin neredeyse mümkün olmadığı görülmektedir. AYİM 2. Dairesi,
başvurucunun şikâyet ettiği üç öğretim üyesi ile ilgili görevlendirme
işlemlerinin iptaline karar verirken, bu kişilerin ilmine GATA’da ihtiyaç
olduğunu açıkça vurgulamış; ancak, Ana Bilim Dalı Başkanı olan başvurucunun
açtığı davada hu hususa hiç işaret etmemiş, adeta kendisinin ilmine GATA’da
ihtiyaç olmadığı gibi bir sonuca ulaşmıştır. Oysa başvurucunun ilmi kariyeri ve
müktesebatının anılan kişilerden hiç de az olmadığı dosya kapsamından
anlaşılmaktadır. Esasen kararın karşı oy gerekçesinde de işlemin ölçülü
olmadığına işaret edilmektedir. Bu durumda AYİM 2. Dairesinin başvurucu ile
ilgili kararının salt hukuk kurallarının yorumlanmasından ibaret bir karar
olmayıp, bariz takdir hatası ile malûl bulunduğunda kuşku bulunmamaktadır. Öte
yandan, bireysel başvurunun yapılmasından sonraki süreçte (karar verilene
kadar) meydana gelen hukuki gelişme ve olguların (15 Temmuz darbe girişimi
sonrası olayların) Anayasa Mahkemesince dikkate alınması ve bireysel başvuruya
konu AYİM 2. Dairesi (red) kararının bu çerçevede
değerlendirilmesi gerektiği açıktır, ve fiili uygulama
da bu doğrultudadır. Dolayısiyle, 2015 yılı öncesi
hukuki değerlendirme ile yetinilmesi sonucunu doğuran karara bu mahiyeti
itibariyle de katılmak mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle; başvurucu hakkındaki yargılamanın (AYİM 2.
Dairesinin atama işleminin iptali istemli davada verdiği red
kararının) sonucu itibariyle adil olmadığı ve Anayasa’nın 36. Maddesinin ihlâl
edilmiş olduğu kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına
katılmıyoruz.
Üye Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye Serruh KALELİ |
Üye Rıdvan GÜLEÇ |
KARŞIOY YAZISI
GİRİŞ:
1. Genel Kurulca 2015/1609 ve 2015/18803 numaralı başvurularla
birleştirilerek incelenen başvurunun konusu, Gülhane Askeri Tıp Akademisinde
Üroloji Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapan başvurucunun, aynı birimde
görevli bir kısım doktorlarla karşılıklı şikayetleri sonucu gelişen olaylar
zincirinde gerçekleşen idari ve yargısal işlemlerin, başvurucunun akademik
kariyerinin sonlandırılarak beş yıl erken emekliye sevki ile neticelenmesi,
buna karşılık uyuşmazlık tarafı diğer tüm kişilerin sonuçta haklı çıkarak adeta
ödüllendirilmeleridir.
2. Başvurucunun Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularını
yaptığı tarihlerde henüz FETÖ terör örgütünün hain darbe girişiminin
gerçekleşmediği ve bu terör örgütünün silahlı kuvvetler ve yargıdaki
örgütlenmesinin tam anlamıyla çözülemediği bilinmektedir. Bu nedenle başvurucu
her ne kadar başvuru dilekçelerinde kendisi aleyhine yapılan ve kasıtlı olduğu
izlenimini veren yargısal işlemlerle ilgi somut bir kumpas iddiasında
bulunamamış ise de 15 Temmuz hain darbe girişimini takiben Anayasa Mahkemesine
sunduğu 21.7.2016, 16.8.2016 ve 27.2.2017 tarihli dilekçelerinde sunduğu
delillerle, kamu oyunun gözleri önünde cereyan eden ve yargıya intikal etmiş
bulunan kumpas davası örneklerinde de görüldüğü gibi, FETÖ terör örgütü mensubu
kişilerin sistemli ve koordineli oyunları sonucu mağdur edildiğini ve adil
yargılanmadığını öne sürmüş, buna ilişkin delil ve emareleri de ortaya
koymuştur.
3. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca başvurunun bu yeni deliller
değerlendirilmeden incelenerek, başvuru tarihindeki durum esas alınmak
suretiyle karara bağlanmasının ve sonuç olarak başvurunun tüm iddialar yönünden
KABUL EDİLEMEZ olduğuna karar verilmesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle,
karara katılmamaktayım.
4. Bu amaçla önce Anayasa Mahkemesi kararlarında FETÖ terör
örgütü, bu örgütün silahlı kuvvetlerdeki ve yargıdaki yapılanması ve örgütün
yöntemleri hakkında ifade edilenlerin hatırlanmasında yarar bulunmaktadır.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ İLGİLİ
BÖLÜMLERİ:
5. Anayasa Mahkemesinin 4/8/2016 tarihli, Esas: 2016/6 (Değişik
İşler), Karar: 2016/12 sayılı kararının ilgili bölümleri şöyledir:
“OLAY VE OLGULAR
1. 1960’lı yıllarda Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan ve yakın
döneme kadar dini bir grup olarak nitelenen, “Gülen Cemaati”, “Hizmet
Hareketi”, “Cemaat” ve “Camia” gibi isimlerle anılan bir yapılanmanın
faaliyetlerini eğitim ve din başta olmak üzere zamanla birçok alanda
genişlettiği ve yüzü aşkın ülkede yaygınlaştırdığı bilinmektedir.
2. Bu yapılanmanın gerçek
amacının devleti ele geçirmek olduğu, bu amaçla tüm kamu kurum ve
kuruluşlarında; özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), mülki idare birimleri,
yargı teşkilatı, kolluk birimleri, eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaştığı
ve bu kişilerin devletin amaçlarından ziyade yapılanmanın amaçları
doğrultusunda faaliyette bulundukları iddiaları öteden beri kamuoyunda
tartışılmaktadır.
3. Bu iddialar zamanla
kamuoyunda tartışma konusu olmanın ötesine geçmiş ve pek çok soruşturma ve
kovuşturmaya konu edilmiştir. Bu yapılanma, ilgili soruşturma ve
kovuşturmalarda “Fetullahçı Terör Örgütü” (FETÖ)
ve/veya “Paralel Devlet Yapılanması” (PDY) olarak isimlendirilmiştir.
A. Genel Olarak FETÖ/PDY’nin Yapısı ve Faaliyetleri
4. Açılan soruşturma ve
kovuşturmalarda FETÖ/PDY’nin yapısı ve faaliyetleri
hakkında genel olarak şu iddialar ileri sürülmüştür:
a. Yapılanmanın kendisine
atfettiği kutsallığın doğal bir sonucu olarak vatan, devlet, millet, ahlak,
hukuk, temel hak ve hürriyetler de dâhil olmak üzere her şeyin değer bakımından
kendisinden sonra geldiği anlayışına sahip olduğu,
b. Eğitim ve din
alanındaki faaliyetleriyle toplumda meşruiyet kazanmaya çalıştığı,
c. Bünyesinde bulunan
ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı
gençleri amaçları doğrultusunda yetiştirerek kadrolarını oluşturduğu,
d. İtaat ve teslimiyet
temelinde oluşturulmuş ve üstte “kâinat imamı” olarak Fetullah
Gülen’in olduğu kıta, ülke, eyalet, il, ilçe, semt, mahalle ve ev imamlarından
oluşan dikey hiyerarşisinin bulunduğu,
e. Temel örgütlenmesinin
imamlara bağlı zincirler şeklinde olduğu, yönetici üst kadro dışındaki her
biriminin bağımsız hücreler şeklinde örgütlendiği, böylece her bir örgüt
mensubunun en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan örgüt mensubunu
tanımasının sağlandığı,
f. Tüm mensuplarını
sadakat ve bağlılık yönünden sınıflandırdığı, en üst sınıfta bulunan
mensuplarının yönetici olarak görevlendirildiği,
g. Fetullah Gülen’in atadığı ve yalnızca kendisinin bildiği kişiler vasıtasıyla
örgütün iç işleyişini denetleyen ve lidere rapor eden ayrı bir yapılanmanın
olduğu,
h. Yöneticilerinin ve
üyelerinin faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürüttükleri ve gizliliği
sağlayacak haberleşme yöntemleri kullandıkları, üyelerinin önemli bir bölümünün
“kod isim” kullandığı, mensuplarının tanınmayı önlemek amacıyla kendilerini
farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde oldukları, bu
nedenle yapılanma ile mensuplarının bağının ortaya konulmasının oldukça zor
olduğu,
i. Mensuplarının
gelirlerinin belli bir oranının “himmet” adı altında alındığı,
j. Yapılanmadan ayrılmak
isteyen kişilere baskı uygulandığı ve çeşitli yaptırımlarda bulunulduğu,
k. Fetullah Gülen"in “Her yerde olmalısınız. Her yerde değilseniz hiçbir yerde
değilsinizdir.” talimatı gereği yapılanmanın başta TSK, emniyet teşkilatı,
Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) ve yargı organları olmak üzere neredeyse tüm
kamu kurum ve kuruluşlarında; siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler
ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlendiği,
l. Kamu görevlisi olan
mensuplarının yapılanmaya olan aidiyetlerinin devlete olandan önce geldiği,
m. Yapılanmanın kamuda
görev almak veya görevde yükselmek için yapılan sınavlarda sorulacak soruları
önceden elde ederek mensuplarına vermek suretiyle kamu kurumlarında haksız
şekilde kadrolaştığı ve mensuplarının önemli görevlere gelmesini sağladığı,
n. Yapılanmaya dâhil
olmayan kamu görevlilerinin kurum içerisinde etkili olmalarını önlemek için, bu
kişilerin itibarını sarsacak isimsiz ve imzasız ihbarlarda bulunulduğu,
internet ya da basın aracılığıyla yayınlar yapıldığı,
o. Kamu kurum ve
kuruluşlarında kadrolaşmış olan mensuplarının stratejik birimlere(personel,
istihbarat, özel kalem, bilişim, muhasebe vb.) yerleşmeye teşvik edildiği,
p. Her kurum ve kuruluş
için belirlenen sorumlu bir kişiye (“abi”) bağlı olarak hiyerarşik bir düzende
mevcut idari sisteme paralel bir yapının oluşturulduğu,
r. Yapılanmaya dâhil
olmayan kişilerle ilgili bilgilerin kaydedildiği ve bu kayıtların arşivlendiği,
s. Yapıya mensup kamu
görevlileri vasıtasıyla kişisel verilerin, devlete ait gizli bilgi ve
belgelerin ele geçirildiği ve arşivlendiği,
t. Toplumdaki karşılığı
sınırlı olan yapılanmanın kamu kurum ve kuruluşlarındaki mensuplarının oranının
toplumsal karşılığı ile kıyaslanamayacak kadar yüksek olduğu,
u. Yapılanmanın, paralel
bir devlet yapılanmasına dönüştüğü,devlet
ve toplum üzerinde “vesayet” oluşturduğu,
v. Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin tüm anayasal kurumlarını (yasama, yürütme, yargı erklerini) ele
geçirmeyi ve bundan sonra devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi
doğrultusunda yeniden şekillendirerek oligarşik
özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü
yönetmeyi hedeflediği,
y. Ulusal ve uluslararası
düzeyde siyasi ve ekonomik ittifaklar kurduğu.
B. FETÖ/PDY’ye İlişkin Soruşturma ve Kovuşturmalar
5. Yukarıda belirtildiği
şekilde yapılandığı iddia edilen FETÖ/PDY’nin yasadışı
faaliyetlerine ilişkin geçmişten günümüze çok sayıda soruşturma ve kovuşturma
açılmış olup bunlardan bazılarına aşağıda yer verilmiştir:
a. Sıkıyönetim
Mahkemesinde Fetullah Gülen hakkında laikliğe aykırı
olarak devletin içtimai, iktisadi, siyasi veya hukuki temel nizamlarını kısmen
de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla propaganda yapma suçundan kamu
davası açılmış, mahkûmiyetine karar verilmiş, bu karar Askeri Yargıtay
tarafından onanmıştır (Askeri Yargıtayın 1973/146-272
sayılı kararı).
b. Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde Fetullah
Gülen hakkında laik devlet yapısını değiştirerek, dini kurallara dayalı bir
devlet düzeni kurmak amacıyla örgüt kurma suçundan kamu davası açılmış ancak
21/12/2000 tarihli ve 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen
Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair
Kanun gereğince davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar
verilmiştir (Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik
Mahkemesinin E.2000/124 K.2003/20 sayılı kararı). Anılan davada, Genelkurmay
Başkanlığı ile jandarma ve emniyet birimleri tarafından gönderilen rapor ve
yazılarda; Fetullah Gülen’in, kurulu devlet sistemine
göre ve devlet modeline uygun bir örgütlenme ile devlete alternatif bir sistem
kurmayı hedeflediği, her alanda devlete karşı alternatif bir yapılanma tesis
ettiği, devlet içindeki bütün kadrolarda ve özellikle askeriye, mülkiye, hukuk
ve eğitim alanında teşkilatlanmaya özel önem verdiği, emir komuta zincirinde
askeri disiplin içerisinde işleyen bir sisteminin bulunduğu ifade edilmiştir.
c. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19/1/2007 tarihinde İstanbul’da silahlı bir saldırı
sonucu öldürülmesi olayına ilişkin olarak FETÖ/PDY mensubu olduğu ileri sürülen
bazı emniyet görevlilerinin cinayetin işleneceğini bilmelerine rağmen
yapılanmanın amaçları doğrultusunda önlemedikleri iddiasıyla kamu davası
açılmıştır (İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/337 sayılı dosyası).
d. FETÖ/PDY mensubu
olduğu ileri sürülen bazı kamu görevlileri hakkında, Başbakan’ın ev ve çalışma
odalarını teknik cihazlarla dinleyerek siyasi ve askeri casusluk yaptıkları
iddiasıyla kamu davası açılmıştır (Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/412
sayılı dosyası).
e. FETÖ/PDY mensubu
olduğu ileri sürülen bazı kamu görevlileri hakkında, yapılanmanın faaliyeti
kapsamında işlendiği ileri sürülen suçların tespit edilmesini engellemek için
delilleri yok ettikleri (Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığının
bir projesinin kullanıcı bilgilerini sildikleri) iddiasıyla soruşturma
başlatılmıştır (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/74480 sayılı
soruşturması).
f. FETÖ/PDY mensubu
olduğu ileri sürülen bazı kamu görevlileri hakkında, Türkiye Büyük Millet
Meclisi (TBMM) Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Anayasa Mahkemesi
Başkanı, Başbakan Yardımcıları, Bakanlar ve MİT Müsteşarı’nın da aralarında
olduğu üst düzey devlet yetkililerine verilen ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından üretilen kriptolu telefonları casusluk
amacıyla dinledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır (Ankara 2. Ağır Ceza
Mahkemesinin E.2015/202 sayılı dosyası).
g. Dışişleri Bakanlığında
13/3/2014 tarihinde yapılan ve Dışişleri Bakanı, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı,
MİT Müsteşarı ve Genelkurmay İkinci Başkanı’nın katıldığı gizli bir toplantının
siyasi ve askeri casusluk maksadıyla dinlenildiği ve bu ses kayıtlarının
internet üzerinden yayınlandığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır (Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı 2014/47602 sayılı soruşturması). Bu eylemin FETÖ/PDY
mensubu kişilerce gerçekleştirildiği iddiası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının
6/6/2016 tarihli ve E.2016/24769 sayılı iddianamesinde dile getirilmiştir.
h. Hukuka aykırı olarak,
MİT’e ait yüklerin bulunduğu bir adet tırın 1/1/2014 tarihinde Hatay’da
durdurulup aranmak istenmesi, üç adet tırın ise 19/1/2014 tarihinde Adana’da
durdurulup aranması ve MİT mensupları hakkında soruşturma başlatılması
nedenleriyle ilgili jandarma personeli (Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin
E.2014/161 sayılı dosyası) ve yargı mensupları (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin
E.2015/1 sayılı dosyası) hakkında kamu davası açılmıştır. Bu eylemlerin
FETÖ/PDY mensubu kişilerce anılan yapılanmanın amaçları doğrultusunda
gerçekleştirildiği iddiası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 6/6/2016 tarihli
ve E.2016/24769 sayılı iddianamesinde ifade edilmiştir.
i. FETÖ/PDY mensubu
olduğu ileri sürülen kamu görevlileri hakkında, kamuoyunda “Kudüs Selam Tevhit
Örgütü Soruşturması” olarak bilinen soruşturmanın bu yapılanmanın amaçları
doğrultusunda yapıldığı, anılan soruşturmada birçok üst düzey kamu yöneticisi,
gazeteci ve bilim adamının da aralarında olduğu çok sayıda kişinin
telefonlarının usulsüz olarak dinlendiği iddiasıyla kamu davası açılmıştır
(İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı soruşturması ve
iddianamesi).
j. FETÖ/PDY mensubu
olduğu ileri sürülen kamu görevlileri hakkında, siyasetçilerin ve üst düzey
kamu görevlilerinin telefonlarını dinleyerek gizli nitelikteki siyasi ve askeri
bilgilere ulaştıkları iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır (Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığının 2016/80080 sayılı soruşturması).
k. FETÖ/PDY mensubu
olduğu ileri sürülen kamu görevlileri hakkında, İnsani Yardım Vakfının (İHH)
Kilis ilinde bulunan bürosunun 15/1/2014 tarihinde casusluk amacıyla arandığı
iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır (Van Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/4111
sayılı soruşturması).
l. FETÖ/PDY yapılanmasına
mensup olduğu ileri sürülen kişilerin, kamu görevine giriş veya görevde
yükselme sınavlarında, sınav sorularını yapılanmanın mensuplarına önceden
verdikleri iddiaları çok sayıda soruşturmaya konu olmuştur (Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığının 2010/100074, 2015/26827, 2015/156193, 2015/79801, 2015/80510,
2015/80526, 2015/80534, 2015/18314, 2015/80555, 2015/80559, 2015/41561,
2016/3801, 2015/80539, 2015/80550, 2015/166002, 2015/98865, 2015/70581,
2015/37022, 2015/39600 sayılı soruşturma dosyaları).
m. İstanbul’da yürütülen
bazı soruşturmalarda tutuklu bulunan ve FETÖ/PDY üyesi oldukları ileri sürülen
çok sayıda şüphelinin tahliyesine ilişkin kararlar veren iki hâkim hakkında, bu
kararları yetkileri bulunmadığı hâlde üyesi oldukları aynı yapılanmanın talimatıyla
verdikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır (Bakırköy Cumhuriyet
Başsavcılığının 21/9/2015 tarihli ve E.2015/29385 sayılı iddianamesi; anılan
hâkimlerin tutuklanmalarının hukuki olmadığına ilişkin bireysel başvurularının
kabul edilemez olduğuna dair Anayasa Mahkemesi kararı için bkz. Mustafa Başer
ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016).
n. FETÖ/PDY’nin kurucusu ve lideri Fetullah
Gülen’in de aralarında olduğu yetmiş üç örgüt yöneticisi hakkında silahlı terör
örgütü kurma ve yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya
görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, siyasi ve askeri casusluk yapma,
zimmet, nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, suçtan kaynaklanan
malvarlığı değerlerini aklama, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak
kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına verme, yayma, ele
geçirme suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır (Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığının 6/6/2016 tarihli ve E.2016/24769 sayılı
iddianamesi).
C. FETÖ/PDY’nin Yargı Organlarındaki Yapılanması ve Faaliyetleri
6. FETÖ/PDY’nin bilhassa (yakın döneme kadar faaliyette olan) özel
yetkili mahkemelerde ve savcılıklarda örgütlendiği, yargı ve emniyet
içerisindeki mensuplarının örgütün imamlarından aldıkları talimatlar uyarınca
ve örgüt çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri, bu kapsamda ciddi hukuki
sorunlar içeren uygulamalar yaptıkları kamuoyunda uzun süredir
tartışılmaktadır.
7. Bu bağlamda Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığının 6/6/2016 tarihli iddianamesinde, yargı içinde FETÖ/PDY’nin önemli bir kadrosunun varlığını sürdürdüğüne,
yapılanmanın istediğinde her türlü hukuksuz kararı verecek ve yargı eliyle kamu
gücünü örgüt menfaatine kullanacak binlerce hâkim ve savcı mensubunun
bulunduğuna değinilmiş; son yıllarda kamuoyu tarafından yakından takip edilen
birçok olaya ilişkin soruşturma ve yargılama süreçlerinin FETÖ/PDY’nin yargı teşkilatı içerisindeki mensuplarınca bu
örgütün amaçları doğrultusunda ve yargı imamları tarafından verilen talimatlar
uyarınca yapıldığı, bu süreçlerde bilinçli olarak hukuka aykırı uygulamalarda
bulunulduğu iddia edilmiştir. Bu kapsamda “Şemdinli”, “Ergenekon”, “Balyoz”,
“Askeri Casusluk”, “Devrimci Karargâh”, “Oda TV” ve “Şike” davaları gibi
kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan birçok davayı başta TSK olmak üzere
farklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerini
tasfiye etmek ve farklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına aykırı
davrandığını düşündüğü kişileri etkisizleştirmek amacıyla kullandığı ileri
sürülmüştür.
8. Anılan davalarda
yargılanan sanıkların önemli bir bölümü beraat etmiş, bir kısım davalarda
yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmiş ve mahkûmiyet kararları
kaldırılmıştır. Bazı davalarda ise hukuki süreçler devam etmektedir. Anılan
davaların bir kısmındaki usulsüzlük iddiaları Anayasa Mahkemesinin ihlal
kararlarına da konu olmuştur (bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:
2013/7800, 18/6/2014; Yavuz Pehlivan ve diğerleri [GK], B. No: 2013/2312,
4/6/2015; Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri [GK],B. No:
2014/253, 9/1/2015).
9. Yukarıda belirtilen
iddialara ilişkin olarak FETÖ/PDY’ye mensup olduğu
ileri sürülen bazı yargı mensupları hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
(HSYK) tarafından disiplin soruşturmaları yapılarak meslekten çıkarma cezaları
verilmiş ayrıca adli mercilerce de soruşturma ve kovuşturmalar yapılmıştır.
10. 2010 yılında yapılan
Anayasa değişikliği ile hâkim ve savcıların kendi aralarından HSYK’ya üye seçmelerine imkân tanınmıştır. Buna göre hâkim
ve savcılar adli yargıdan yedi asıl, dört yedek; idari yargıdan üç asıl iki
yedek üyeyi seçeceklerdir. Belirlenen seçim sistemine göre her bir seçmen adli
yargı için on bir, idari yargı için beş adaya oy verme hakkına sahiptir. 2014
yılında yapılan seçimlerde Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) ve Yargıda
Birlik Platformu (YBP) seçimde destekledikleri adaylarını açıklamıştır. Bu iki
yargı örgütünün desteklediklerinin dışında bazı adaylar seçime bağımsız olarak
(bir başka adayla birlikte hareket etmeden) girdiklerini ifade etmişlerdir.
Seçim sonuçları incelendiğinde; seçime bağımsız olarak girdiğini beyan eden ve
hukuk çevrelerinde söz konusu yapılanmaya mensup ya da bu yapı ile irtibatlı
olduklarına dair iddialar ileri sürülen adli yargıdan on aday binlerce hâkim
savcıdan blok olarak oy almış, bunlardan ikisi HSYK yedek üyeliğine; idari
yargıdan beş aday ise yüzlerce hâkimden blok olarak oy almış ve bunlardan ikisi
HSYK asıl üyeliğine seçilmiştir. Bu durum, kamuoyunda FETÖ/PDY’nin
yargı organları içerisinde önemli ölçüde örgütlenmesinin olduğu tartışmalarını
yaygınlaştırmıştır.
D. FETÖ/PDY’nin TSK’daki Yapılanması ve Faaliyetleri
11. 15 Temmuz 2016 gecesi
meydana gelen darbe teşebbüsünün daha iyi anlaşılması bakımından FETÖ/PDY’nin TSK’daki yapılanmasına, faaliyetlerine ve
yapılanmanın ülkenin güvenliği üzerinde oluşturduğu risklere ilişkin Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığının darbe teşebbüsünden kısa süre önce düzenlediği
6/6/2016 tarihli iddianamesinde yer verilen tespit, değerlendirme ve öngörülere
özetle yer verilmesi uygun olacaktır. Bu tespit, değerlendirme ve öngörüler
şöyle özetlenebilir:
a. FETÖ/PDY’nin en çok önem verdiği kurumun TSK olduğu,
b. FETÖ/PDY’nin en fazla kadrolaştığı ve egemen hâle geldiği devlet
kurumunun TSK olduğu,
c. TSK’daki kadrolaşmanın
uzun yıllar önce başladığı ve ilk yerleştirilen örgüt mensuplarının general
veya albay rütbesine yükseldikleri,
d. FETÖ/PDY’nin subay ve astsubay olacak mensuplarını özel olarak
yetiştirdiği,
e. 2003 yılına kadar
yaklaşık dört yüz personelin bu yapıya mensubiyeti nedeniyle ilişiği kesilirken
bu tarihten sonra bu sebeple ilişiği kesilen personelin bulunmadığı,
f. Yapılanmaya mensup
olmayan personelin bazı soruşturma ve davalarla tasfiye edildiği ve bu
personelin yerine örgüt mensuplarının terfi etmesinin sağlandığı,
g. Özellikle bu
yapılanmaya mensup olmayan askeri pilotların çeşitli yöntemlerle kurumdan
uzaklaştırıldığı,
h. Kurmay subay
kadrosunun önemli bir bölümünün FETÖ/PDY mensubu olduğu,
i. FETÖ/PDY’nin askeri yargıda egemen bir güç olduğu ve bu nedenle
yapıya yönelik soruşturmalardan netice alınamadığı,
j. TSK içerisindeki bu
yapılanmanın ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak
bir yoğunluğa ulaştığı,
k. FETÖ/PDY’nin kuvvet komutanlıkları, jandarma ve emniyet
teşkilatları içindeki mensuplarından oluşan ve on binleri bulan devletten ayrı
hiyerarşiye bağlı silahlı bir yapılanmasının olduğu,
l. FETÖ/PDY’nin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tarihi boyunca
gördüğü en büyük, en tehlikeli ve en organize terör örgütlenmesi olduğu,
m. FETÖ/PDY’nin anayasal düzeni değiştirecek veya ortadan
kaldıracak silahlı güce ulaştığı ve bir askeri darbe yapabilecek tek organize
güç olduğu,
n. FETÖ/PDY’nin TSK içerisindeki etkinliğine dayanarak askeri darbe
ve iç savaş tehditlerinde bulunduğu,
o. FETÖ/PDY’nin darbe teşebbüsünde bulunma tehlikesinin açık ve
yakın olduğu,
p. Bu tehlikenin
gerçekleşmesi halinde bunun devlet için gerçek bir yıkım olacağı, ülkenin bir
iç savaşa sürüklenebileceği, milyonlarca insanın ölüp milyonlarca mültecinin
ortaya çıkabileceği, devletin yeniden ayağa kaldırılmasının mümkün
olamayabileceği,
r. FETÖ/PDY’nin tasfiyesinin devlet için artık varlık yokluk
meselesi hâline geldiği.
E. 15 Temmuz 2016 Tarihli
Darbe Teşebbüsü ve Sonrası
12. Ülkemizde 15/7/2016
gecesi, TSK içerisinde örgütlenmiş olan bir grup tarafından demokratik anayasal
düzeni cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırma teşebbüsünde bulunulmuştur.
13. Genelkurmay Başkanlığı
tarafından yapılan ilk açıklamada, anılan teşebbüse toplam 8.651 askeri
personelin karıştığı, TSK’ya ait savaş uçakları dâhil otuz beş uçağın, otuz
yedi helikopterin, yetmiş dört tanesi tank olmak üzere iki yüz kırk altı zırhlı
aracın ve dört bine yakın hafif silahın kullanıldığı belirtilmiştir.
14. Teşebbüs sırasında
TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Genel
Müdürlüğü Özel Harekât Daire Başkanlığı, MİT yerleşkelerinin de aralarında
bulunduğu birçok yere uçak ve helikopterlerin de kullanıldığı bombalı ve
silahlı saldırılar yapılmış, Cumhurbaşkanı’na yönelik suikast girişiminde
bulunulmuş, Başbakan’ın aracının bulunduğu konvoya silahla ateş edilmiş,
Genelkurmay Başkanı’nın da aralarında bulunduğu birçok üst düzey askeri yetkili
rehin alınmış, çok sayıda kamu kurumu silah zoruyla işgal edilmiş veya buna
teşebbüs edilmiştir.
15. Darbe teşebbüsüne
karşı koyan güvenlik görevlileri ile tepki göstermek üzere sokaklara çıkan
sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve hafif
silahlarla saldırılmış, bu sırada (polis, asker ve sivil) iki yüz elliye yakın
kişi hayatını kaybetmiş, iki bini aşkın kişi ise yaralanmıştır.
16. Teşebbüste bulunan
grup, işgal ettiği Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu (TRT) aracılığıyla “Yurtta
Sulh Konseyi” adına bir bildiri yayınlamıştır. Anılan bildiride; TSK adına
yönetime el konulduğu, siyasi iktidara görevden el çektirildiği, devlet
yönetiminin kendilerince gerçekleştirileceği, vatana ihanet içerisinde bulunan
tüm kişi ve kuruluşların mahkemeler önünde hesap vermesinin temin edileceği,
tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildiği, ikinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma
yasağı uygulanacağı ve yeni bir anayasa hazırlanması temin edilene kadar
kendilerince her türlü tedbirin alınacağı ifade edilmiştir.
17. Teşebbüs sırasında
ülke genelindeki televizyon yayınlarının ve internet erişiminin kesilmesi için
ilgili kurum ve kuruluşlara saldırıda bulunulmuş; bazı özel televizyon
kanallarının binaları işgal edilmiştir. Darbe teşebbüsü, başta Cumhurbaşkanı
olmak üzere anayasal organlar tarafından reddedilmiştir. Cumhurbaşkanı’nın
çağrısı üzerine halk sokağa çıkarak darbe teşebbüsüne tepki göstermiştir. Meşru
devlet otoritelerinin emir ve talimatlarına göre hareket eden güvenlik güçleri
tarafından darbe teşebbüsüne karşı konulmuştur. TBMM’de temsil edilen tüm
siyasi partiler ile sivil toplum örgütleri darbe teşebbüsünü kabul
etmediklerini açıklamışlardır. Basın yayın organlarının neredeyse tamamı darbe
teşebbüsü aleyhine yayınlar yapmıştır. Yurt genelinde Cumhuriyet
başsavcılıkları darbe teşebbüsünde bulunanlar hakkında soruşturma başlatarak
güvenlik güçlerine teşebbüse katılanların yakalanması emrini vermişlerdir.
Nihayetinde kapsamlı ve güçlü bir dirençle karşılaşan darbe teşebbüsü
engellenmiştir.
18. Darbe teşebbüsü
sonrası ülke genelinde FETÖ/PDY üyesi olduğu değerlendirilen çok sayıda askeri
personel, emniyet görevlisi ve yargı mensubu gözaltına alınmıştır. Ayrıca yargı
mensupları dâhil binlerce kamu görevlisi görevden uzaklaştırılmıştır.
19. Milli Güvenlik
Kurulunun 20/7/2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı ile Anayasa’nın 120.
maddesi uyarınca hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde
bulunulmuştur. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, 20/7/2016
tarihinde, ülke genelinde 21/7/2016 Perşembe günü saat
01.00’den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar
vermiştir. Anılan karar 21/7/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
20. Cumhurbaşkanı
başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca 22/7/2016 tarihinde kararlaştırılan
667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde
Kararname (KHK) 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
21. Yetkili makamların
yaptıkları sözlü ve yazılı açıklamalar ile 667 sayılı KHK’nın genel
gerekçesinde darbe teşebbüsünün FETÖ/PDY mensupları tarafından
gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Darbe teşebbüsü sonrası başlatılan
soruşturmalar kapsamında bu teşebbüse katıldıkları iddia edilen bazı
şüphelilerin ifadelerinde kendilerinin ve anılan teşebbüsün FETÖ/PDY ile
bağlantısının olduğuna dair itirafta bulundukları kamuoyuna yansımıştır."
6.Anayasa Mahkemesinin 20/6/2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru
numaralı kararının ilgili bölümleri şöyledir:
“… OLAYVEOLGULAR
10. Başvuru formları ve
eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)
aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle
şöyledir:
11. Başvurucuların
tutuklanmasına ve ülkemizde olağanüstü hâl ilan edilmesine sebebiyet veren
olayların değerlendirilmesi bakımından öncelikle bu olayların meydana geliş
şekline ilişkin birtakım bilgilere yer verilmesi gerekir.
A. Darbe Teşebbüsü Süreci
12. Türkiye, 15 Temmuz
2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır.
13. Darbe teşebbüsünde
bulunanlarca hazırlanan "sıkıyönetim direktifi" ile Türk Silahlı
Kuvvetleri (TSK) tarafından emir komuta bütünlüğü içinde devletin yönetimi
maksadıyla "Yurtta Sulh Konseyi" teşkil edildiği, yönetime el
konulduğu, tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kamu
yetkisi ile yapılan tüm atama ve görevlendirmelerin teşkil edilen "Yurtta
Sulh Konseyi" tarafından veya onun vereceği yetkiye istinaden yapılacağı,
bunun haricinde yapılacak işlemlerin yok hükmünde olduğu, mevcut yürütme
erkinin görevden el çektirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM)
feshedildiği, tüm valilerin görevden alındığı, tüm vali, kaymakam ve belediye
başkanlığı atamalarının "Yurtta Sulh Konseyi" tarafından yapılacağı,
siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin sonlandırıldığı, polis teşkilatının
sıkıyönetim komutanları emrine alındığı belirtilmiştir. Anılan direktifin ve
ekindeki sıkıyönetim komutanlıklarına ilişkin atama listesinin, darbe
teşebbüsünde bulunanlar tarafından ilgili askerî birimlere ve bakanlıklara
gönderildiği anlaşılmıştır.
14. Teşebbüste bulunan
grup, işgal ettiği Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu (TRT) aracılığıyla
"Yurtta Sulh Konseyi" adına bir bildiri yayımlamıştır. Anılan
bildiride "sıkıyönetim direktifi"ndeki
hususlara genel olarak yer verilmiştir.
15. Darbe teşebbüsü
sırasında TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Emniyet
Genel Müdürlüğü Özel Harekât Daire Başkanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) yerleşkelerinin de aralarında bulunduğu
birçok yere uçak ve helikopterlerin de kullanıldığı bombalı ve silahlı
saldırılar yapılmıştır. Öte yandan Cumhurbaşkanı"nın konakladığı otele silahlı
baskın yapılmış ancak Cumhurbaşkanı kısa süre önce otelden ayrıldığı için
baskın amacına ulaşamamıştır. Ayrıca Başbakan"ın aracının bulunduğu konvoya
silahla ateş edilmiş, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da
aralarında bulunduğu birçok üst düzey askerî yetkili rehin alınmıştır. Yine
Avrupa ve Asya"yı birbirine bağlayan Boğaz köprüleri ile İstanbul"da bulunan
havalimanları tanklar ve zırhlı araçlar marifetiyle ulaşıma kapatılmış, ülkenin
birçok yerindeki çok sayıda kamu kurumu silah zoruyla işgal edilmiş veya buna
teşebbüs edilmiştir.
16. Teşebbüs sırasında
ülke genelindeki televizyon yayınlarının ve İnternet erişiminin kesilmesi için
TÜRKSAT Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme Anonim Şirketinin (TÜRKSAT) de
aralarında olduğu ilgili kurum ve kuruluşlara saldırılmış, bazı özel televizyon
kanallarının binaları işgal edilmiş ve yayın akışına müdahalede bulunulmuştur.
17. Genelkurmay Başkanlığı
tarafından yapılan açıklamada; ilk belirlemelere göre anılan teşebbüse 8.000"in
üzerinde askerî personelin karıştığı, teşebbüs sırasında savaş uçakları dâhil
35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74 tanesi tank olmak üzere 246 zırhlı
aracın ve 4.000"e yakın hafif silahın kullanıldığı bilgisine yer verilmiştir.
18. Darbe teşebbüsü tüm
anayasal organlar tarafından reddedilmiştir. Cumhurbaşkanı"nın çağrısı üzerine
halk sokağa çıkarak darbe teşebbüsüne tepki göstermiştir. Meşru devlet
otoritelerinin emir ve talimatlarına göre hareket eden güvenlik güçleri
tarafından darbe teşebbüsüne karşı konulmuştur. TBMM"de temsil edilen tüm
siyasi partiler ile sivil toplum örgütleri darbe teşebbüsünü kabul
etmediklerini açıklamışlardır. Basın yayın organlarının neredeyse tamamı darbe
teşebbüsü aleyhine yayınlar yapmıştır. Yurt genelinde Cumhuriyet
başsavcılıkları darbe teşebbüsünde bulunanlar hakkında soruşturma başlatarak
güvenlik güçlerine teşebbüse katılanların yakalanması emrini vermişlerdir.
Nihayetinde darbe teşebbüsü kapsamlı ve güçlü bir dirençle engellenmiştir.
19. Darbe teşebbüsüne
karşı koyan güvenlik görevlileri ile tepki göstermek üzere sokaklara çıkan
sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla
saldırılmış; bu saldırılar sonucunda 4"ü asker, 63"ü polis ve 183"ü sivil olmak
üzere toplam 250 kişi hayatını kaybetmiş; 23"ü asker, 154"ü polis ve 2.558"i
sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi yaralanmıştır. Başbakan; darbecilerden
36"sının öldüğünü, 49"unun yaralandığını açıklamıştır.
20. Darbe teşebbüsünün
engellenmesinden sonra da milyonlarca insan yeni bir darbe girişimine karşı
ülkenin neredeyse her yerinde şehirlerin meydanlarında yaklaşık bir ay boyunca
gece sabaha kadar beklemiştir.
B. Darbe Teşebbüsünün
Arkasındaki Yapılanmaya İlişkin Olgular
21. Başvurucuların 15
Temmuz darbe teşebbüsü kapsamında bir faaliyete katıldıkları iddiasıyla silahlı
terör örgütü üyesi olmanın yanı sıra cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni
değiştirmeye çalışma suçuyla da itham edilmeleri ve bu suçlamalar temelinde
yürütülen soruşturmada tutuklanmaları nedeniyle darbe teşebbüsünün arkasındaki
yapılanmaya ilişkin bir kısım olguya yer verilmesi gerekir.
22. Türkiye"de Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan, 1960"lı
yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve son yıllara kadar dinî bir grup olarak
nitelenen, "Cemaat", "Gülen Cemaati", "Fetullah Gülen Cemaati", "Hizmet Hareketi",
"Gönüllüler Hareketi" ve "Camia" gibi isimlerle anılan bir
yapılanma bulunmaktadır. Bu yapılanmanın örgütlenmesi ve faaliyetlerine ilişkin
olarak pek çok soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür. Son yıllardaki
soruşturma ve kovuşturma belgelerinde, yapılanma "Fetullahçı
Terör Örgütü" (FETÖ) ve/veya "Paralel Devlet Yapılanması" (PDY)
olarak isimlendirilmiştir.
23. Millî Güvenlik Kurulu
(MGK), 20/7/2016 tarihli toplantısında darbe girişimini değerlendirmiştir. Bu
değerlendirmede darbe girişiminin FETÖ tarafından TSK içindeki mensupları
vasıtasıyla başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına
aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari
kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla milleti ve devleti kontrol altında
tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
24. Yetkili makamlar
tarafından yapılan çok sayıda sözlü ve yazılı açıklamada genel olarak, darbe
teşebbüsünün Fetullah Gülen"in talimatı ile
başlatıldığı ve onun onayladığı plan doğrultusunda TSK içinde yuvalanmış
FETÖ/PDY mensupları, örgüt yöneticisi konumundaki kamu görevlileri, siviller
ile polis ve jandarma içine sızmış FETÖ/PDY üyeleri tarafından icra edildiği
belirtilmiştir.
C. FETÖ/PDY"nin Özellikleri
26. Yetkili makamlarca ve
soruşturma mercilerince 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu belirtilen
FETÖ/PDY"ye ilişkin olarak özellikle son yıllarda
yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu yapılanmanın özelliklerine ve
faaliyetlerine ilişkin birçok tespit ve değerlendirmeye yer verilmiştir. Bunlar
şöyle özetlenebilir:
i. FETÖ/PDY, başlangıçta özellikle din ve
eğitim alanında faaliyet göstererek toplumda meşruiyet kazanmaya çalışmıştır.
ii.FETÖ/PDY, bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler
aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları doğrultusunda yetiştirmiş ve bu kişiler
yapılanmanın insan kaynağını oluşturmuştur. Yapılanmaya mensup kişilerin
gelirlerinin belli bir oranı "himmet" adı altında alınmış,
yapılanmadan ayrılmak isteyen kişilere baskı ve çeşitli yaptırımlar
uygulanmıştır.
iii.FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve Türkiye"nin
yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Nitekim söz konusu
yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans,
ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda
kuruluşu bulunmaktadır.
iv. FETÖ/PDY"nin
sosyal, kültürel ve ekonomik alanda yürüttüğü yasal faaliyetleri; dershaneler,
okullar, üniversiteler, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları,
iktisadi kuruluşlar, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler, TV kanalları,
radyolar, İnternet siteleri, hastaneler gibi sivil alanlara ilişkindir. Bunun
yanında bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan, bazen de yasal yapıdan
tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana
yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur.
v. FETÖ/PDY, kendisine kutsallık
atfetmektedir. Bunun sonucu olarak da vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk,
temel hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin değer olarak
kendisinden sonra geldiği anlayışına sahiptir.
vi. FETÖ/PDY"nin,
itaat ve teslimiyet temelinde oluşturulmuş, en üstte "kâinat imamı"
olarak Fetullah Gülen"in olduğu kıta, ülke, eyalet,
il, ilçe, semt, mahalle ve ev imamlarından oluşan dikey bir hiyerarşisi;
imamlara bağlı ancak birbirinden bağımsız hücre tipi bir örgütlenmesi
bulunmaktadır. Ayrıca Fetullah Gülen"in atadığı ve
yalnızca kendisinin bildiği kişiler vasıtasıyla örgütün iç işleyişini
denetleyen ve lidere rapor eden ayrı bir yapılanma söz konusudur. Diğer
taraftan yapılanmanın örgütlendiği her kurum ve kuruluş için belirlediği
sorumlu bir kişi bulunmaktadır. Bu sorumlu kişiler "abi" veya
"imam" olarak ifade edilmekte ve devlet yönetimi bakımından önemli
görülen kurumlarda o kurumda görev yapanlar dışından seçilmektedir.
vii. FETÖ/PDY"nin
yöneticileri ve üyeleri, faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürütmekte ve
gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullanmaktadır. Yine üyelerin önemli
bir bölümünün "kod" isimleri bulunmaktadır. Bu yönüyle yapılanmanın
en önemli özelliğinin gizlilik olduğu söylenebilir. Gizlilik anlayışı, devlet
yönetimi bakımından önemli görülen TSK, yargı, emniyet ve mülki idare
birimlerinde ayrı bir titizlikle uygulanmaktadır. Bunun sonucunda yapılanmaya
mensup kişiler, zaman zaman kendilerini "Fetullah
Gülen ve cemaat karşıtı" olarak bile gösterme gayretinde olmuşlardır.
Nitekim 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen bir soruşturmanın
şüphelilerinden olan komiser yardımcısı E.G.nin
telefonunda 16/7/2016 tarihinde 05.20-05.29 saatleri arasında bölge imamları
kaydıyla gönderilen "önemli durum kötü çok acil duyuru tüm il ve ilçe
imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları
darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle
etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, "demokrasi seçilmiş irade"
falan desinler, ama fazlada asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin
açıklamalarda, hepimizi alabilirler herkes "darbeden haberim yok TV"de gördüm
ilk kez" desin, asla hükumete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın,
bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajlar olduğu tespit edilmiştir
(İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10/10/2016 tarihli ve E.2016/3799 sayılı
iddianamesi).
viii. FETÖ/PDY"nin
gerçek amacı devleti ele geçirmektir. Bu amaçla yapılanmanın kurucusu ve lideri
olan Fetullah Gülen"in çeşitli tarihlerdeki konuşma
ve açıklamalarında yer alan "Her yerde olmalısınız. Her yerde değilseniz
hiçbir yerde değilsinizdir."; "Esnek olun, sivrilmeden can damarları
içinde dolanın."; "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse
varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin.";
"Türkiye"deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki
güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır.";
"Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın
mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir.
Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar
bizim varlığımızın teminatıdır." şeklindeki talimatları doğrultusunda tüm
kamu kurum ve kuruluşlarında, özellikle TSK, emniyet teşkilatı, MİT, yargı
organları, mülki idare birimleri ve eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaşılmıştır. Yapılanma, ayrıca siyasi partiler,
sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil
organizasyonlarda örgütlenmiş; bu alanlarda da önemli bir güce ulaşmıştır.
ix. Yapılanmaya mensup kamu görevlilerinin
devlete olan sadakati, yapılanmaya olandan sonra gelmekte hatta onun karşısında
bir değer ifade etmemektedir. Dolayısıyla bu kişiler, devletin amaçlarından
ziyade yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette bulunmaktadırlar.
Yapılanma, kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaşmış olan mensuplarını özellikle
stratejik birimlere (personel, istihbarat, özel kalem, bilişim, muhasebe vb.)
yerleşmeye teşvik etmiştir. FETÖ/PDY"nin kamu
kurumlarındaki mensuplarınca, yapılanmaya dâhil olmayan kişilerle ilgili
bilgiler kaydedilmiş; devlete ait gizli bilgi ve belgeler ele geçirilerek
arşivlenmiştir.
x. FETÖ/PDY"nin kamu
kurum ve kuruşlarındaki faaliyetlerinin temel özelliği, kamusal bir faaliyetin
görünürde bu faaliyeti gerçekleştirmeye yetkili bir kamu görevlisi eliyle
yerine getirilmesi, ancak bu faaliyetin gerçekte ilgili kamu görevlisinin
iradesiyle değil kamu görevlisinin kamusal hiyerarşinin dışında bağlı olduğu
yapılanmadaki üstünün (abi) iradesiyle vuku bulmasıdır.
xi. Toplumdaki karşılığı sınırlı olan yapılanmanın
kamu kurum ve kuruluşlarındaki mensuplarının oranı, toplumsal karşılığı ile
kıyaslanamayacak kadar yüksektir.
xii. Devletin anayasal kurumlarını ele
geçirmek, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi
doğrultusunda yeniden şekillendirmek ve oligarşik
özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü
yönetmek amacıyla mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen, ulusal ve
uluslararası düzeyde siyasi ve ekonomik ittifaklar kuran FETÖ/PDY, devlet ve
toplum üzerinde bir "vesayet" kurumu hâline gelmiştir.
D. Darbe Teşebbüsünde
Bulunulan Dönemin Özellikleri
1. FETÖ/PDY Yönünden
27. FETÖ/PDY"nin yapılanması ve faaliyetleri öteden beri toplumda
tartışma konusu olmuştur. Ancak bu yapılanmaya ve faaliyetlerine ilişkin olarak
son yıllarda suç delillerini yok etme, devlet kurumlarının ve üst düzey devlet
görevlilerinin telefonlarını dinleme, devletin istihbarat faaliyetlerini
deşifre etme, kamu görevine giriş veya görevde yükselme sınavlarına ilişkin
soruları önceden elde edip mensuplarına verme gibi eylemler temelinde çok ciddi
soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmüştür.
28. 15 Temmuz darbe
teşebbüsü öncesinde yüzlerce kişi hakkında tutuklama tedbirinin uygulandığı bu
soruşturma ve kovuşturmaların genelinde FETÖ/PDY"nin
bir terör yapılanması olduğuna değinilmiş ve haklarında dava açılan kişilerin
diğer bir kısım suçun yanı sıra "silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya
üyesi olma" ve "Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya
veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" suçlarından
cezalandırılmaları talep edilmiştir.
29. Diğer yandan
"Şemdinli", "Ergenekon", "Balyoz", "Askerî
Casusluk", "Devrimci Karargâh", "Oda TV" ve
"Şike" davaları gibi kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan birçok
davanın -FETÖ/PDY"nin amaçları doğrultusunda- başta
TSK olmak üzere farklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan
kamu görevlilerini tasfiye etmek ve farklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına
aykırı davrandığını düşündüğü kişileri etkisizleştirmek amacıyla kullanıldığı
ileri sürülmüştür. Bu davaların bir kısmındaki usulsüzlük iddiaları Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararlarına da konu olmuştur (bkz. Sencer Başat ve diğerleri
[GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014; Yavuz Pehlivan ve diğerleri [GK], B. No:
2013/2312, 4/6/2015; Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri [GK],B.
No: 2014/253, 9/1/2015).
30. FETÖ/PDY ile
bağlantılı oldukları belirtilen savcı ve hâkimler tarafından 2013 yılının
sonunda bazı siyasiler ve bunların yakınları ile kamuoyunun tanıdığı bir kısım
işadamı hakkında "yolsuzluk" yaptıkları iddiasıyla soruşturma
başlatılması (17-25 Aralık soruşturmaları) ve 2014 yılının başında MİT"e ait
malzemelerin bulunduğu tırlarla silah taşındığı iddiasıyla bu tırların
durdurulup aranması, FETÖ/PDY"nin faaliyetlerinin
Hükûmeti devirmeye yönelik olduğu yönündeki soruşturmaların temel dayanağını
oluşturmuştur. "17-25 Aralık" ve "MİT tırları"
soruşturmalarında görev alan bazı yargı mensupları ve emniyet görevlileri
hakkında uygulanan tutuklama tedbirleri de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru
konusu edilmiş; Mahkeme, başvuruları açıkça dayanaktan yoksun görerek kabul
edilemez bulmuştur (bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061,
8/4/2015, §§ 74-87; Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908,
20/1/2016, §§ 134-161; Süleyman Bağrıyanık ve
diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 198-244; FETÖ/PDY kapsamında
tutuklanan polislerin tahliyesine yönelik kararlar veren hâkimlerin silahlı
terör örgütü üyesi olma suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin karar için bkz.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E.2015/3, K.2017/3, 24/4/2017).
31. Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı, darbe teşebbüsünden kısa süre önce düzenlediği 6/6/2016 tarihli
iddianameyle Fetullah Gülen"in de aralarında olduğu
73 örgüt yöneticisi hakkında silahlı terör örgütü kurdukları ve Türkiye
Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye
teşebbüs ettikleri iddiasıyla birçok suçtan cezalandırılmaları istemiyle kamu
davası açmıştır. Anılan iddianamede; FETÖ/PDY"nin
özellikle TSK ve emniyet teşkilatı içinde kadrolaştığı, subay ve astsubay
olacak mensuplarını özel olarak yetiştirdiği, askerî yargıda egemen bir güç
hâline geldiği ve bu nedenle yapıya yönelik soruşturmalardan netice alınamadığı
belirtilmiştir. İddianamede ifade edildiği şekliyle TSK içindeki bu yapılanma,
ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa
ulaşmıştır. Cumhuriyet Savcısı; FETÖ/PDY"nin kuvvet
komutanlıkları, jandarma ve emniyet teşkilatları içindeki sayıları on binleri
bulan mensuplarından oluşan ve devletten ayrı hiyerarşiye bağlı silahlı bu
yapılanmasının, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tarihi boyunca gördüğü en büyük,
en tehlikeli ve en organize terör örgütlenmesi olduğu değerlendirmesinde
bulunmuştur. Buna göre anayasal düzeni değiştirecek veya ortadan kaldıracak
silahlı güce ulaşan ve bir askerî darbe yapabilecek tek organize güç olan FETÖ/PDY"nin, TSK içindeki etkinliği dikkate alındığında darbe
teşebbüsünde bulunma tehlikesi açık ve yakındır. İddianamede; son olarak bu
tehlikenin gerçekleşmesi hâlinde bunun devlet için gerçek bir yıkım olacağı,
ülkenin bir iç savaşa sürüklenebileceği, milyonlarca insanın ölüp milyonlarca
mültecinin ortaya çıkabileceği, devletin yeniden ayağa kaldırılmasının mümkün
olmayabileceği öngörüsünde bulunularak FETÖ/PDY"nin
tasfiyesinin devlet için artık varlık-yokluk meselesi hâline geldiğine
değinilmiştir (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının E.2016/24769 sayılı
iddianamesi).
32. FETÖ/PDY"ye ilişkin olarak ülke genelinde açılan çok sayıda
davadan biri, Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 16/6/2016 tarihinde
karara bağlanmıştır (E.2016/74). Anılan kararda FETÖ/PDY"nin
özellikle yargı ve emniyet birimleri ile TSK"da örgütlendiği, devletin
hiyerarşik yapısı dışında ayrı bir yapılanmaya gittiği belirtilmiş; bu itibarla
yapılanmanın silahlı bir terör örgütü olduğu kabul edilmiştir.
33. Diğer taraftan FETÖ/PDY"nin ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit, idari
organların karar, açıklama ve uygulamalarına da konu olmuştur. Bu bağlamda
devlet yetkilileri sürekli olarak anılan yapılanmanın ülke güvenliği için bir
tehdit olduğuna dair açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu değerlendirmeler MGK
kararlarında da ifade edilmiştir. MGK, söz konusu yapılanmayı 2014 yılı
başından itibaren sırasıyla "halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi
tehdit eden yapılanma", "devlet içindeki illegal yapılanma",
"kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet
yürüten paralel yapılanma", "paralel devlet yapılanması",
"terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet
yapılanması" ve "bir terör örgütü" olarak kabul etmiştir. Söz
konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla
paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi"nde
"Legal Görünümlü İllegal Yapılar" başlığı altında "Paralel
Devlet Yapılanması" adıyla yer almış; Jandarma Genel Komutanlığı ise
8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY"yi mevcut terör örgütleri
listesine dâhil etmiştir.
34. Diğer yandan başta
yargı mensupları ve polis görevlileri olmak üzere çok sayıda kamu görevlisiyle
ilgili disiplin soruşturmaları yürütülmüş, birçok kamu görevlisi hakkında kamu
görevinden çıkarma da dâhil olmak üzere disiplin yaptırımları veya idari
tedbirler uygulanmıştır.
35. Ayrıca FETÖ/PDY ile
irtibatlı olduğu değerlendirilen bazı ticari kuruluşlara, finans kuruluşlarına
ve medya organlarına yönelik idari birtakım tedbirlere de başvurulmuştur. Bu
bağlamda Bugün gazetesine 26/10/2015, Millet gazetesine 28/10/2015, Zaman gazetesine
4/3/2016 tarihlerinde kayyım atanmış; 15/11/2015 tarihinde, "Samanyolu Grubu"na ait Samanyolu TV, Samanyolu Haber TV, Mehtap
TV ve Dünya TV"nin de aralarında bulunduğu 13 televizyon ve radyo kanalının
TÜRKSAT üzerinden yayın yapmasına son verilmiş; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu
(TMSF) 3/2/2015 tarihinde Bank Asyanın yönetimine el
koymuş, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ise anılan Bankayı
29/5/2015 tarihinde TMSF"ye devretmiştir. Yine
FETÖ/PDY ile bağlantıları olduğu belirtilen çok sayıda ticari kuruluşa da
kayyım atanmıştır.
36. Darbe teşebbüsü
sonrasında düzenlenen iddianamelerde; FETÖ/PDY"nin
darbe yapma kararı almasında yapılanmanın devlet içindeki ve toplum üzerindeki
etkinliğinin önlenmesine yönelik olarak son dönemde alınan tedbirlerin etkili
olduğu, ayrıca 2016 yılı YAŞ toplantısında FETÖ/PDY ile iltisakı
olan personelin TSK ile ilişiğinin kesileceğine dair duyumlar alınması
sonucunda teşebbüsün 2016 yılının Temmuz ayında
gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığı belirtilmiştir. …”
7.Anayasa Mahkemesinin 26/7/2017 tarihli ve 2016/49158 başvuru
numaralı kararının ilgili bölümleri şöyledir:
“ … OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve
eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)
aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle
şöyledir:
A. Genel Bilgiler
1. Darbe Teşebbüsü
Öncesine İlişkin
10. Türkiye"de çok uzun
yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı
Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak
isimlendirilen bir yapılanma bulunmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B.
No: 2016/22169, 20/6/2017, § 22).
11. FETÖ/PDY"nin örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak son
yıllarda suç delillerini yok etme, devlet kurumlarının ve üst düzey devlet
görevlilerinin telefonlarını dinleme, devletin istihbarat faaliyetlerini
deşifre etme, kamu görevine giriş veya görevde yükselme sınavlarına ilişkin
soruları önceden elde edip mensuplarına verme, cebir ve şiddet kullanarak
Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs
etme gibi eylemler temelinde çok sayıda soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür.
Bu soruşturma ve kovuşturma belgelerinde ileri sürülen olgulardan biri de
yapılanmanın yargı kurumları içinde örgütlenmesidir (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 27-30).
12. FETÖ/PDY"ye ilişkin olarak ülke genelinde açılan çok sayıdaki
davadan biri, Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 16/6/2016 tarihinde
karara bağlanmıştır (E.2016/74). Anılan kararda FETÖ/PDY"nin
özellikle yargı ve emniyet birimleri ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK)
örgütlendiği, devletin hiyerarşik yapısı dışında ayrı bir yapılanmaya gittiği
belirtilmiş; bu itibarla yapılanmanın silahlı bir terör örgütü olduğu kabul
edilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 32).
13. Diğer taraftan
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından bazı yargı mensupları
hakkında bu yapılanmayla irtibatlı şekilde usulsüzlükler yaptıkları iddiasıyla
disiplin soruşturmaları yapılmış ve bu kişilere meslekten çıkarma cezaları
verilmiştir (bkz. Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016,
§§ 38-43; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No:
2015/9756, 16/11/2016, §§ 51-60).
14. HSYK, 2014 yılı yaz
kararnamesinden itibaren yargı teşkilatı içinde FETÖ/PDY ile irtibatlı
olduklarına dair yaygın bir kanaat bulunan çok sayıda hâkim ve savcıyı yargı
yönetimi bakımından önemli görülen "başsavcılık, komisyon başkanlığı, ağır
ceza mahkemesi başkanlığı, ticaret mahkemesi başkanlığı, başsavcı vekilliği,
Yargıtay savcılığı, müfettişlik, tetkik hâkimliği" gibi görevlerden alarak
başka görevlere (yine hâkim ve savcı olarak) atamıştır. Bakanlık da idari
görevlerde bulunan çok sayıda hâkim ve savcının idari görevlendirmelerini aynı
nedenle kaldırmış, bu kişiler yargısal görevlerine dönmüşlerdir.
2. Darbe Teşebbüsü
Sonrasına İlişkin
15. Türkiye, 15 Temmuz
2016 gecesi çeşitli rütbe ve görevlerdeki askerî personelin katıldığı ve ağır
silahlı gücün yoğun şekilde kullanıldığı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya
kalmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 15-17). Kamu makamları ve soruşturma
mercileri -olgusal temellere dayanarak- teşebbüsün arkasında FETÖ/PDY"nin olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 23-25).
16. Darbe teşebbüsü
sırasında ve sonrasında ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından,
darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa
bile -teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen- FETÖ/PDY ile
bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi
hakkında soruşturma başlatılmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51).
17. Bu bağlamda Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığınca ilk olarak aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de
bulunduğu üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile ilgilerinin
bulunduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış; HSYK tarafından 16/7/2016
tarihinde, haklarında soruşturma başlatılan 2.745 hâkim ve Cumhuriyet
savcısının görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir. Bu kişilerin büyük
bölümü hakkında soruşturma mercilerince gözaltı ve tutuklama tedbirlerine
başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
18. Bakanlık verilerine
göre FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında 24/7/2017 tarihi itibarıyla hakkında
soruşturma yürütülen yargı mensubu sayısı 4.664"tür. Bu kişilerden 1.311"i adli
kontrol tedbiri uygulanarak, 97"si ise herhangi bir koruma tedbiri
uygulanmaksızın serbest bırakılmıştır. Yine haklarında soruşturma yürütülen 251
yargı mensubu hakkında yakalama ve gözaltı gibi adli bir işlem yapılmamıştır.
Aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de bulunduğu 2.431 yargı mensubu hakkında
ise tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Bunların yanı sıra 297 yargı mensubu,
haklarında tutuklama tedbiri uygulandıktan bir süre sonra tahliye edilmiş;
tahliye edilenlerin 274"ü hakkında adli kontrol tedbirleri uygulanmıştır. Diğer
taraftan kaçak durumda olup haklarında soruşturma/kovuşturma mercilerince
yakalama emri çıkarılan 271 yargı mensubu bulunmakta, 6 yargı mensubu hakkında
ise gözaltı süreci devam etmektedir.
19. Öte yandan süreç
içinde HSYK tarafından FETÖ/PDY ile ilgilerinin bulunduğu değerlendirilen
4.500"ün üzerinde yargı mensubu hakkında görevden uzaklaştırma ve meslekten
çıkarma kararları verilmiştir. Bu çerçevede HSYK Genel Kurulu 24/8/2016
tarihinde 2.847, 31/8/2016 tarihinde 543, 4/10/2016 tarihinde 66, 15/11/2016
tarihinde 203, 13/2/2017 tarihinde 227, 17/3/2017 tarihinde 202, 3/4/2017
tarihinde 45, 5/5/2017 tarihinde 107 hâkim ve savcının meslekten çıkarılmasına
karar vermiştir. Bunlardan bazılarının yeniden değerlendirme talepleri HSYK
Genel Kurulunca kabul edilerek meslekten çıkarma kararları geri alınmıştır.
20. FETÖ/PDY mensubu
olmakla suçlanan hâkim ve savcılar hakkında ülke genelinde yürütülen soruşturma
ve kovuşturmaların tamamına yakını derdest olmakla birlikte Yargıtay 16. Ceza
Dairesi 24/4/2017 tarihinde (E.2015/3, K.2017/3) FETÖ/PDY kapsamında tutuklanan
polislerin tahliyesine yönelik kararlar veren iki hâkimin silahlı terör örgütü
(FETÖ/PDY) üyesi olma suçundan -ilk derece mahkemesi sıfatıyla- mahkûmiyetine
karar vermiştir (Anılan hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla
yaptıkları bireysel başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna ilişkin karar için ayrıca bkz. Mustafa Başer ve Metin
Özçelik, §§ 134-161). Söz konusu Yargıtay kararında "örgütün kurucusu,
yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu,
gizliliğe riayet ettiği, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkı
gizlediği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu,
amacının Anayasa"da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün
yarattığı kaos ortamı sonucu ayrıca devletin yanında oluşturduğu Paralel Devlet
Yapılanmasıyla demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle
parlamento, hükumet ve diğer anayasal kurumları fesih edip iktidara gelmek
olduğu, bu amacı gerçekleştirmek için polis ve jandarma teşkilatı, MİT (Millî
İstihbarat Teşkilatı) ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine
haiz kurumlardaki üyeleri vasıtasıyla meşru organlara ve halka karşı silah
kullanmak suretiyle amaç suça elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim
eylem gerçekleştirdiği" belirtilerek FETÖ/PDY"nin
silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varılmıştır.
21. Diğer taraftan darbe
teşebbüsüyle bağlantılı olarak görülen davalardan birinde Erzurum 2. Ağır Ceza
Mahkemesince (E.2016/216) iki sanık hakkında 5/1/2017 tarihinde verilen
anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna ilişkin mahkûmiyet
hükmü, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 14/7/2017 tarihinde (E.2017/1443,
K.2017/4758) onanmıştır. Yargıtay kararında "FETÖ/PDY ... Anayasada
belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik
düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye
Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha
sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış
güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu
örgüt kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah
Gülen tarafından belirlenen ideolojisi doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek
üzere eylem ve fikir birliği içinde hareket etmiştir. Sahip olduğu ya da
mensuplarının tasarrufunda bulunan araç gereç bakımından ... silahlı bir terör
örgütü olduğu anlaşılmıştır." ifadelerine yer verilmiştir. Kararda ayrıca
"15 Temmuz darbe teşebbüsünün, esas itibarıyla TSK içine sızmış FETÖ/PDY
mensuplarınca gerçekleştirildiği, bu girişime başka unsurların da katılmış olma
ihtimalinin, darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği"
değerlendirmesinde bulunulmuştur.
3. FETÖ/PDY"nin Yargıdaki Yapılanmasına İlişkin
22. FETÖ/PDY"nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı kurumlarındaki yapılanmasına ve faaliyetlerine
ilişkin soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer
alan ve başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları
olmak üzere maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler şöyle özetlenebilir:
i. Devletin anayasal kurumlarını ele
geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi
doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik
özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü
yönetmeyi amaçlayan FETÖ/PDY; bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar,
yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı ve amaçları doğrultusunda yetiştirdiği
gençleri devlet yönetimi bakımından önemli görülen TSK, emniyet teşkilatı ve
mülki idare birimlerinin yanı sıra yargı kurumlarına da yerleşmeye teşvik etmiş
ve yargıdaki kadrolaşmaya büyük önem vermiştir.
ii. FETÖ/PDY, hâkimlik ve savcılık mesleğine
giriş sınavlarının sorularını elde edip cevaplarıyla birlikte mensuplarına
önceden vererek bu kişilerin mesleğe haksız biçimde girmelerini sağlamıştır.
Böylece yapılanmayla irtibatı bulunan çok sayıda kişi hâkim ve savcı olarak
yargı teşkilatında görev almıştır.
iii. FETÖ/PDY; mensubu olan hâkim ve
savcıların sosyal hayatlarındaki tutum ve davranışlarının nasıl olacağından
ibadetlerini -gizlilik içinde- nasıl yerine getireceklerine, görevlerini
yaparken hangi yönde karar vereceklerinden eşlerini nasıl ve kimler arasından
seçeceklerine, kendilerinin ve eşlerinin kılık kıyafetlerinden görev yeri
olarak nereyi tercih edeceklerine, siyasal tercihlerinden kimlerle arkadaşlık
kuracaklarına kadar yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik telkin ve
talimatlarda bulunmuştur.
iv. FETÖ/PDY ile bağı bulunan yargı
mensupları, adaylık sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami
dikkat ederek bu yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya
çalışmışlar; bunun için kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme
gayreti içinde bulunmuşlardır. Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatı olan birçok
yargı mensubunun sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları,
ibadetlerini gizli olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları,
yine yapılanmadan gelen talimat uyarınca kısa bir süre içinde Yargıçlar ve
Savcılar Birliğine (YARSAV) üye oldukları belirtilmiştir.
v. Kendisine kutsallık atfetmekte olan FETÖ/PDY"nin yargı kurumlarındaki mensupları da vatan, devlet,
millet, ahlak, hukuk, temel hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin
değer olarak yapılanmadan sonra geldiği anlayışına sahiptir.
vi. FETÖ/PDY ile irtibatı bulunan yargı
mensupları, yapılanmaya olan sadakatlerinin derecesine göre kendi içlerinde
gruplara ayrılmışlardır. Ayrıca yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, görev
yerleri veya mesleğe başlama dönemlerine (devre) göre örgütlenmişlerdir. Bu
çerçevede her bir yargı kurumu/birimi içinde periyodik olarak toplantılar
yapılmakta, yine her bir devre için de yılda bir kez düzenli olarak toplantı
gerçekleştirilmektedir.
vii. FETÖ/PDY ile bağı olan yargı mensupları,
ilk maaşlarının tamamını, sonraki tüm maaşlarının ise önemli bir bölümünü
"himmet" olarak söz konusu yapılanmaya vermektedirler.
viii. FETÖ/PDY mensupları, kendilerinden
olmayan hâkim ve savcılarla ilgili edindikleri bilgileri ve bu kişilerin
yapılanmaya yönelik tutum ve değerlendirmelerini öğrenerek bağlı oldukları
üstlerine (abi/abla veya imam) iletmektedirler.
ix. Fetullah Gülen"in
"İster adliyede ister mülkiyede arkadaşlarımızın gittikleri yerlerde daha
rahat iş yapmaları, tutunmaları, kaymakam iseler vali olmaları, sıradan bir
hâkim iseler takdir toplayan bir hâkim olmaları", "hatta mesleklerini
aksatmamak, mesleklerini icra etmenin yanı başında kabilse arkadaşlarımız
değişik sahalarda kariyer yapmaları, birer mastır yapmaları, icabında doktora
yapmaları dıştan da olabilir, hâkimlik yaparken de olabilir." şeklindeki
sözlerine yansıyan teşvik ve talimatları doğrultusunda FETÖ/PDY ile irtibatı
olan yargı mensuplarının ön plana çıkarılmasına yönelik birtakım girişimlerde
bulunulmuştur. Bu kapsamda yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, çeşitli
kurullarda görev alma, birbirlerine referans olma, akademik ve dil eğitimine
yönelik çalışmalarda bulunma, yurt içi ve yurt dışı eğitim, ziyaret ve
toplantılara katılma gibi faaliyetlere yöneltilmiştir.
x . FETÖ/PDY mensubu Bakanlık ve/veya HSYK müfettişleri, yapılanmayla
ilgisi olan yargı mensuplarının sicillerine -çoğu zaman hak etmedikleri hâlde-
olumlu değerlendirmeler yazmışlar; bu kişiler hakkındaki disiplin
incelemelerinde ve/veya soruşturmalarında koruyucu bir tutum sergilemişlerdir. Buna
karşılık FETÖ/PDY ile ilgisi bulunmayan yargı mensuplarının etkisizleştirilmesi
amacıyla bu kişilerle ilgili sicillerde ve disiplin süreçlerinde -haksız bir
şekilde veya olması gerekenin ötesinde- olumsuz değerlendirmelerde
bulunmuşlardır.
xi. FETÖ/PDY ile bağı olan yargı mensupları
bilhassa (yakın döneme kadar faaliyette olan) özel yetkili mahkemelerde ve
savcılıklarda örgütlenmiş, örgütün yargı içindeki imamlarından aldıkları
talimatlar uyarınca ve örgüt çıkarları doğrultusunda hareket etmişlerdir. Bu
bağlamda "Şemdinli", "Ergenekon", "Balyoz",
"Askerî Casusluk", "Devrimci Karargâh", "Poyrazköy", "Oda TV" ve "Şike"
davaları gibi kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan birçok davanın -FETÖ/PDY"nin amaçları doğrultusunda- başta TSK olmak üzere
farklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerini
tasfiye etmek ve farklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına aykırı
davrandığını düşündüğü kişileri etkisizleştirmek amacıyla kullanıldığı;
"17-25 Aralık" ve "MİT tırları" soruşturmalarının da
Hükûmeti devirme amacıyla yapıldığı soruşturma/kovuşturma mercileri ve kamu
makamlarınca ileri sürülmüştür.
xii. FETÖ/PDY içinde, gerektiğinde Fetullah Gülen ile doğrudan irtibat kurabilen ve
yapılanmanın "Türkiye imamı"na bağlı olarak
hareket eden bir "yargı imamı" bulunmaktadır ve bu kişi yargı içinde
söz sahibi olabilecek kişiler arasından seçilmektedir. Yapılanmanın ülkenin tüm
illerini kapsar şekilde taşra örgütlenmesi bulunmaktadır.
xiii. 2010 yılında oluşturulan HSYK"da FETÖ/PDY ile irtibatlı kişilerin önemli bir oranda
yer alması ve bu Kurul tarafından seçilen yüksek yargı üyelerinin büyük bir
bölümünün yapılanma ile bağı bulunan kişiler olması nedeniyle FETÖ/PDY, bu
tarihten sonra hem yargı yönetimi üzerinde hem de yüksek mahkemelerde önemli
bir etkinliğe ulaşmıştır. Böylece yapılanmanın yargı kurumlarındaki gücü,
kolluk birimlerindeki etkinliğiyle birlikte toplum üzerinde bir baskı unsuru
hâline gelmiştir. Öte yandan yapılanmayla irtibatı olan yüksek yargı
mensuplarının kurum içinde yapılan seçimlerde yapılanmadaki üstlerinden gelen
talimatlar doğrultusunda oy kullandıkları belirtilmektedir.
xiv. FETÖ/PDY ile irtibatı olduğu ileri
sürülen hâkim ve savcılar 12/10/2014 tarihinde yapılan HSYK seçimine bağımsız
aday olarak (bir başka adayla birlikte hareket etmeden) girdiklerini ifade
etmişlerdir. Bununla birlikte FETÖ/PDY ile bağı olduğu belirtilen çok sayıda
hâkim ve savcı, diğer yargı mensuplarından bu kişilere oy vermelerini istemiş
ve bunun için ülke genelinde yargı kurumlarına ve adliyelere ziyaretlerde
bulunmuştur. FETÖ/PDY mensubu hâkim ve savcılar seçim faaliyetleri ve
çalışmaları sırasında aralarındaki iletişimlerini genel olarak "ByLock" üzerinden gerçekleştirmişlerdir. Yine FETÖ/PDY
ile irtibatı bulunan çok sayıda hâkim adayının -henüz atamaları yapılmadan-
seçimde oy kullanabilmek amacıyla yapılanmadan gelen talimat uyarınca Yüksek
Seçim Kuruluna (YSK) başvurdukları ifade edilmiştir. Seçim sonuçları
incelendiğinde ise -her bir seçmenin adli yargı için on bir, idari yargı için
beş adaya oy verme hakkına sahip olduğu seçim sisteminde- seçime bağımsız
olarak girdiğini beyan eden ve hukuk çevrelerinde söz konusu yapılanmaya mensup
ya da bu yapı ile irtibatlı olduklarına dair iddialar ileri sürülen adli
yargıdan on aday, binlerce hâkim ve savcıdan blok olarak oy almış ve bunlardan
ikisi HSYK yedek üyeliğine seçilmiştir. İdari yargıdan beş aday ise yüzlerce
hâkimden blok olarak oy almış ve bunlardan ikisi HSYK asıl üyeliğine
seçilmiştir.
xv. Her seviyedeki yargı kurumu içinde
örgütlenmiş olan FETÖ/PDY, örgütün imamlarından aldıkları talimatlar uyarınca
ve örgüt çıkarları doğrultusunda hareket eden binlerce yargı mensubu eliyle
yargı sistemi üzerinde bir vesayet oluşturmuştur..."
BAŞVURUCUNUN DAHA SONRA SUNDUĞU DİLEKÇELER VE
DELİLLER:
8.Başvurucu, avukatları aracılığı ile aşağıdaki dilekçeleri
vermiştir: (Başvurucu dilekçelerinde ilgili kişilerin adları açık olarak yer
almaktadır)
A)Başvurucu vekilinin
21.7.2016 tarihli dilekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“1-Başvurucu Gülhane Askeri Tıp Akademisinde
Üroloji Anabilim Dalı başkanı olarak görev yaparken mahiyetinde görev yapmakta
olan bazı Askeri personelin eylemleriyle ilgili olarak hazırlamış olduğu suç
dosyalarına, gerekli adli işlemler yapılması maksadıyla silsileler yoluyla
GENELKURMAY BAŞKANLIĞI ADLİ MÜŞAVİRLİĞİNE göndermiştir. 15 Temmuz 2016 menfur
kalkışmasının planlayıcılarından olduğu iddia edilen (konu ile ilgili haber
çıktıları ektedir.) Dönemin ADLİ MÜŞAVİRİ M.K. başvurucunun göndermiş olduğu
dosyalara ilişkin işlem yapılmamış başvurucu hakkında soruşturma açılmıştır.
2-Başvurucu Genelkurmay Adli Müşaviri Albay
M.K. hakkında şikayette bulunmuş fakat Milli Savunma
Bakanlığınca başvurucunun soruşturma konulu evrakı işlemden kaldırılmıştır. Bu
hukuka aykırı idari işleme yönelik başvurucu tarafından açılan dava AYİM Üçüncü
Daire Başkanlığında 2014/401 E., 2014/1563K. İle görülmüştür.
3-Başvurucunun AYİM önündeki davasının temeli
olan şikayet dilekçesinin işlemden kaldırılması ile
Adli Müşavirin işlediği suçun açığa çıkması engellenmiştir. Başvurucu Adli
Müşavire gönderdiği suç dosyaları ile Gülhane Askeri Tıp Akademisi içindeki bir
gurubun hukuka aykırı olarak yapılanması ve bu yapılanmanın sonrasında amirleri
olan başvurucu hakkında sistematik şikayetleri sonucu iş yapamaz hale
getirilmesini hukuk önüne taşımak istemiş fakat bu Adli Müşavir olan Albay M.K.
tarafından önlenmiştir. GATA"da başvurucuya karşı yapılan hukuka aykırı
işlemler ile ilgili şikayet dilekçemiz ektedir.
Başvurucu bu yapıyla mücadelesi sırasında Silahlı Kuvvetlerden uzaklaştırılmak
için ayrıca İzmir"de görülen Casusluk davasına dahil edilmiş, bu davada beraat
etmiştir.
4- AYİM Üçüncü Daire Başkanlığında görülen
dava kapsamında başvurucunun tüm savunmaları maddi gerçeğin hilafında bu
dairece reddedilmiştir. AYİM Üçüncü Daire"ninadil
yargılama ilkesine açık aykırı olarak yaptığı ve bu başvurucunun talebinireddeden yargılamaya katılan Hakimlerin tamamı 15
Temmuz 2016 tarihinde yapılan kalkışma kapsamında terör örgütünün terfi ve
atama listelerinde yer almaktadır. Bu konudaki internet haberleri ektedir.”
B)Başvurucu vekilinin
16.8.2016 tarihli dilekçenin ilgili bölümleri şöyledir:
“… 2) 15/07/2016 tarihindeki FETÖ/PYD Silahlı
Terör Örgütü kapsamında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, TBMM ve Genelkurmay
Başkanlığı bombalanmış, darbeye karşı duran Emniyet ve Silahlı Kuvvetler mehsupları ile çok sayıda sivil vatandaş şehit olmuştur.
Darbenin engellenmesine müteakip başlatılan soruşturmalarda FETÖ/PYD terör
örgütüne mensup yada onların emrinde hareket eden
darbe girişimcilerinde çok sayıda rütbeli ve sivil unsurlar yakalanmış ve
tutuklanmıştır.
3) ASKERİ YARGI MENSUPLARI içerisinde ve GATA
GÖREV YAPAN KİŞİLER arasında terör örgütüne mensup veya onların emrinde hareket
edenlerin soruşturulması hali hazırda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal
Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülmektedir.
4) Son gelişmelerde göstermişdir
ki FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütü tarafından yapılan darbe girişimi kapsamında
yakalanan veya tutuklanan kişiler arasında bütün Askeri birliklerde olduğu gibi
Askeri Yargıda da FETÖ/PYD yapılanması bulunmaktadır. Huzurda görülmekte olan
dosya kapsamında Askeri Yargı içinde bulunup tutuklanan ve soruşturması devam
eden kişiler bulunmaktadır.
5) Başvurucunun idarenin hukuka aykırı olarak
emekliye sevk edilmesi sonrasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde hakkını
arama maksadıyla açmış olduğu dava AYİM Üçüncü Daire Başkanlığında 2014/1536
E., 2015/1318 K. görülmüştür. Başvurucunun AYİM önündeki davasının temeli olan
emekliye sevk işlemleri Gülhane Askeri Tıp Akademisi içindeki bir grubun hukuka
aykırı olarak yapılanması ve bu yapılanma sonrasında amirleri olan başvurucu
hakkında sistematik şikayetleri sonucu yapılan atama işlemi ile sağlanmıştır.
Başvurucu Silahlı Kuvvetlerden uzaklaştırmak için ayrıca İzmir"de görülen
Casusluk davasına dahil edilmiş, bu davada beraat etmiştir.
6) AYİM Üçüncü Daire Başkanlığında görülen
dava kapsamında başvurucunun tüm savunmaları maddi gerçeği hilafında bu dairece
reddedilmiştir. AYİM Üçüncü Dairenin adil yargılama ilkesine açık aykırı olarak
yaptığı ve başvurucunun talebini reddeden yargılamaya katılan Hakim Albay G.G., Hakim Albay M. K., Hakim Albay M. A. ve
Jandarma Kurmay Albay Ş.B. halihazırda FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütü
soruşturmasında ya tutuklanmış yada soruşturma kapsamında haklarında işlem
yürütülmektedir.
7) Başvurucu Ülkedeki meri hukuk kurallarına
göre yargılanmamıştır.
Başvurucu bir terör örgütünün kendisini
meslekten uzaklaştırmak için yapmış oldukları kumpasın içinde kalmıştır.Mevcut durum kapsamında
adil yargılanmanın ihlali talebimiz kapsamında YENİDEN YARGILANMAYA KARAR
VERİLMESİNİ ve talebimiz doğrultusunda tazminata hükmedilerek yargılama
giderlerinin tarafımıza ödenmesine karar verilmesini saygılarımızla arz ve
talep ederiz. 16/08/2016”
C) Başvurucunun 27.2.2017 tarihli dilekçesinin
ilgili bölümleri şöyledir:
“Anayasa Mahkemesine 09/12/2015 tarihinde
yapılan ve 2015/18803 sayılı bireysel başvuru numarası ile kayda alınan
bireysel başvurumuza ilişkin olarak 15/07/2016 tarihindeki FETÖ/PYD Silahlı
Terör örgütütarafından yapılan darbe girişimi nedeni
ile ilave bildirimde bulunma zorunluluğu doğmuş olup bu kapsamdaki açıklamalar
aşağıdadır. Başvuruda bulunduğum olayla ilgili olarak bireysel açtığım
davalarda FETÖ/PYD ilgisi nedeniyle 24 kişinin KHK ile görevlerine son
verilmiştir. Bu kapsamda Askeri Mahkemeler, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,
Genel Kurmay Adli Müşavirliği ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)"nde bulunan 24 kişilik hukuk dışı bir oluşum tarafından
idari tahkikatlar, soruşturmalar ve mahkemelerle mağdur edildiğimi ve kumpasa
kurban gittiğimi düşünmekteyim. Aşağıda açıklanan gerekçelerle huzurda
incelenen davanın FETÖ/PYD Terör Örgütü mağduru olması kapsamında öne alınarak
devam etmekte olan mağduriyetimin giderilmesini istemekteyim. Başvuruma konu
olan davam kapsamında hakkımda yürütülen işlemlerde görevli veya ilişkili
kişilerden;
a) Genelkurmay Başkanlığı
Adli Müşaviri M. K. (668 Sayılı KHK ile tutuklu ve 667 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 3.(1). maddesi 668 sayılı KHK"nın 4.(8)
b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyonu kararı ile ihraç. Ek-A
b) Genelkurmay Başkanlığı
AskeriMahkemesi Savcısı A.M.E. (668 sayılı KHK ile
tutuklu ve 667 sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 3.(1).maddesi,
668 sayılı KHK"nın 4(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyonu kararı
ile ihraç).Ek-A
c) Genelkurmay Başkanlığı
Askeri Mahkemesi Savcı K.K. (668 sayılı KHK ile tutuklu ve 667 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin 3.(1).maddesi,668 sayılı KHK"nın
4.(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyonu kararı ile ihraç). Ek-A
d) Meslekten emekli
olmama neden olan atamam kapsamında ilk soruşturmayı yapıp aleyhimde iddianemeyi hazırlayan Generkurmay
Başkanlığı Askeri Mahkemesi savcısı S.B. (668 sayılı KHK ile tutuklu ve 667
sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 3.(1). maddesi, 668
sayılı KHK"nın 4.(8).b maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyon kararı ile
ihraç.) Ek-A
e) Meslekten emekli
olmama neden olan atamam kapsamında yapılan yargılamada iddianameyi kabul eden
o dönemin Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi başkanı E.E. (668 sayılı KHK
ile tutuklu ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3.(1). maddesi,
668 sayılı KHK”nın 4.(8). b. maddesi ile kurulan
Askeri Hakimler Komisyon kararı ile ihraç) Ek-A
f) Meslekten emekli
olmama neden olan atamam kapsamında yapılan yargılamada sonraki Başkan hariç
tüm Mahkeme Heyeti (668 sayılı KHK ile tutuklu ve 667 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 3.(1). maddesi, 668 sayılı KHK”nin 4.(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler
Komisyon kararı ile ihraç.) Ek-A
g) Meslekten zorunlu
emekliliğime neden olan tamamı yapan Genelkurmay Personel Başkanı M.İ. (668
sayılı KHK ile 46. sırada ihraç)
h) Ondan sonra gelen
personel başkanı Korgeneral İ.T. (668 sayılı KHK ile 46. sırada ihraç)
i) Savcı Seyfi Bulduğun
beyin ameliyatı dolayısıyla istirahatli iken İddianameyi hazırlanmasına müsaade
eden zamanın Genelkurmay Başsavcısı H.K. (668 sayılı KHK ile tutuklu ve 667
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3.(1). maddesi, 668
sayılı KHK"nın 4.(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyonu kararı
ile ihraç)
j) Hakkımda
Genelkurmay"da düzenlenen sözde İdari Tahkikat heyetinin başkanı Korgeneral
M.Ö. (668 sayılı KHK ile 61. sırada ihraç)
k) Bilirkişilerden Prof.Tbp.Alb. H.T. (Tutuklanarak 668 sayılı KHK ile 626.
sırada FETÖ/PYD örgüt üyeliği ve darbeye teşebbüsten ihraç)
l) Bilirkişilerden Prof.Tbp.Alb. M.U. (Aynı nedenlerle 672 sayılı KHK ile
Jandarma Genel Komutanlığı 3 sayılı liste 1. sırada ihraç)
m) Şahsımla ilgili GATA
da yapılan tüm idari tahkikatlarda görev alan rütbe, kıdem ve kariyer olarak
benden çok küçük olan Prof.Tbp.Alb. A.H.(KHK ile FETÖ/PYD örgüt üyeliği ve darbeye teşebbüsten
ihraç)
n) Tanık olarak
gösterilen ve Seyfi BULDUK tarafından ismi iddianamede geçirilen M.E. ( 29 Ekim 2016-675 Sayılı KHK ile 9. sırada ihraç)
o) Genel Kurmaydaki idari
tahkikat dolayısıyla GATA Komutanlığının Mahkeme"ye gönderdiği resmi bilirkişi
raporuna rağmen resmi yazı olmadan telefonla bilirkişi olarak görevlendirilen Prof.Tbp.Alb. E.Ç. (Psikiatri AD:
675 sayılı KHK ile 52. sıradan ihraç) (Mahkemeye belge olarak sunulmuştur.)
p) Mahkeme"de tanık,
bilirkişi ve olay esnasında GATA"da Cerrahi Bilimler Başkanı ve sonrasında
Dekan olan M.B. (Oğlu Uz.Yzb.G. B.29 Ekim 2016-675
Sayılı KHK ile 9.Sıradan ihraç)
q) Mağdurken şüpheli
olduğu bu davada;şüpheli
iken mağdur durumuna sokulan İ.Y.nın (Jandarma Genel
Komutanlığı 672 sayılı KHK ile 2. sırada ihraç) FETÖ/PYD soruşturmasıkapsamında
görevine son verilmiştir.
r) Aynı şekilde E.A.un (Kara Kuvvetleri
Komutanlığı 675 sayılı KHK ile 96. sırada ihraç) FETÖ/PYD soruşturması
kapsamında görevine son verilmiştir.
s) B.F.A. 3 ay tutuklu
kalmıştır. Son MSB listesinde KHK ile görevine son verildiği duyumları
almaktayız.
t) Askeri yüksek İdare
Mahkemesinde Y.Y. dahil davamı geri çeviren 4 üye; 668 sayılı KHK ile tutuklu
ve 667 sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 3.(1). maddesi,
668 sayılı KHK"nın 4.(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyon kararı
ile ihraç edilmişlerdir.
Halen
Mahkemenizin önünde bulunan davam kapsamında TOPLAMDA = Genelkurmay Askeri
Mahkeme Heyeti 3 kişi + Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üyesi 4 kişi + 36 aydır
devam eden soruşturmayı yürüten Savcılar …dahil bu davada FETÖ/PYD ilgisi
nedeniyle 24 kişinin KHK ile görevlerine son verilmiştir.
FETÖ"nün Askeri Yargı Yapılanmasına yönelik iddianame de
hazırlanmış ve bu dava da ismi geçen tüm yargı mensupları iddianamede yer
almaktadır. Bu iddianamede müebbed hapis cezası
istemiyle yargılanmaktadırlar.
Hakkımda
açılan soruşturma ve daha sonrasında yapılan atamam sonrasında emekli olma
sürecinin başından beri art niyetli hazırlanmış iddianame ve mahkeme süreci
içerisinde 47 aydır mağdur durumdayım. Askeri Mahkemedeki yargılanmam keyfi
olarak uzatılmaktadır. 15 Temmuz hain darbe sonrasında bu
güne kadar geçen 8 ay sürecinde herhangi bir karar verilmemiştir. Eğer
16 Nisan 2017 sonrasında bırakılırsa evet çıktığı takdirde Askeri Mahkemeler
kapanacağı için hakkımda devam eden dava enaz bir
sekiz ay daha 16 ay yani toplamda 63 ay sürmüş ve sonuçlandırılmamış olacaktır.
Bu durumda sonuç olarak 5 yıl 3 ay bir kumpas davası ile mağdur durumda
olacağım. …”
D) Başvurucu vekilinin 28.9.2017 tarihli
dilekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:
"1) Anayasa Mahkemesine
09/12/2015 tarihinde yapılan 2015/18803 sayılı bireysel başvuru numarası ile
kayda alınan bireysel başvurumuza ilişkin olarak FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütü
tarafından yapılan darbe girişimi sonucu ortaya çıkan yeni bilgi ve belgeler
nedeni ile ilave bildirimde bulunma zorunluluğu doğmuş olup bu kapsamdaki
açıklamalar aşağıdadır.
2) Başvurucu GATA"da
Üroloji Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapmakta iken GATA"da bulunan hukuk
dışı bir oluşum tarafından ihbar, şikayet ve
tutanaklarla hakkında idari soruşturmalar ve savcılık soruşturması açılmasına
neden olunmuştur. Bu soruşturmalar gerekçe gösterilerek başvurucu GATA dışında
bir hastahaneye tayin edilerek öğretim üyeliği
sıfatını kaybetmiş bunun sonucunda da erkenden emekliye sevk edilmiştir.
3) Başvurucu Üroloji Anabilim
Dalı Başkanı olarak bölümünde hukuka aykırı işlemleri tespit etmiş ve bu
olaylar hakkında üç ayrı suç dosyası hazırlamıştır. Anılan dosyalar işlem
yapılması için GATA Komutanlığınca Genelkurmay Başkanlığına gönderilmiştir.
4) Başvurucu tarafından
hazırlanan ve GATA Komutanlığınca kendisine gönderilen suç dosyalarına hukuka
uygun işlem yapmayan dönemin Adli Müşavirliği;
- GATA"da Üroloji bölümünü kontrollerine
almaya çalışan ve 15 Temmuz hain kalkışmasısonrasında
kamu görevinden ihraç edilen bir kısım subaylar tarafından gerçeğin hilafında,
sadece suç üretmeye yönelik olan ve Silahlı Kuvvetler şikayet sisteminde yer
almayan ayrıca suç oluşturan TUTANAK TUTMA yoluyla hazırlanan tutanakları sırf
başvurucu aleyhinde olduğu için dikkate alarak hiçbir araştırma yapmadan komuta
makamına iletmiş ve böylece başvurucu aleyhinde idari tahkikat komisyonu
kurulmasını sağlamıştır.
-Bu komisyonun oluşumuna ve komisyonda
bulunanlara müdahale ederek ve komisyon raporundaki çelişkileri görmezden gelerek,
hiçbir inceleme yapmadan kasıtlı olarak komisyon raporunu tekrar komuta
heyetine sunmuş ve başvurucu hakkında soruşturma açılmasını sağlamıştır.
- Komuta heyetini yanıltarak başvurucu
hakkında soruşturma açılması sonrasında başvurucunun amirlerinin başvurucu
hakkındaki düşüncelerini değiştirmesini sağlamış ve başvurucunun hukuka aykırı
olarak ikinci kez tayininin çıkarılarak meslekten emekli olmasına neden
olmuştur.
5)Başvurucunun idarenin hukuka aykırı olarak
yapmış olduğu atama ve bu atama sonucu emekliye sevk edilmesi kapsamında
öncelikle atama işleminin iptal istemli davasını Askeri Yüksek İdari Mahkemesi
İkinci Daire Başkanlığında 2014/663 E. ve 2015/191 K.ile
yargılaması yapılmış ve talebi red edilmiştir. 15
Temmuz Darbe girişimi sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında Askeri
Yargıdaki soruşturmalarda başvurucunun bu davasına yönelik olarak yapılan
hukuksuzluğu gösteren ve başvurucunun bu davasında yer alan hakimlerden biri
olanC.G."nin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş
olduğu yazılı savunmasını ekte sunmaktayız. Burada da açıkça görüleceği gibi
başvurucuya yönelik olarak Askeri Yargıda gerçekleştirilen yargılama hukuka
aykırı ve başvurucuyu Silahlı Kuvvetlerden uzaklaştırma esası üzerinden
yapılmıştır. Daha sonra emekliye sevk işleminin iptali maksadıyla Askeri Yüksek
İdari Mahkemesi önünde hakkını aramak için açmış olduğu dava AYİM Üçüncü Daire
Başkanlığında 2014/1536 E., 2015/1318 K.ilegörüşülmüştür.
Bu dava da yine hukuka ve kanuna aykırı olarak neticelenmiştir. Başvurucunun
AYİM önündeki davasının temeli olan emekliye sevk işlemleri Gülhane Askeri Tıp
Akademisi içindeki bir gurubun hukuka aykırı olarak yapılanması ve bu yapılanma
sonucunda amirleri olan başvurucu hakkında sistematik şikayetleri sonucu
yapılan atama işlemi ile sağlanmıştır.
6) AYİM Üçüncü Daire Başkanlığında görülen
dava kapsamında başvurucunun tüm savunmaları maddi gerçeğin hilafında budairece reddedilmiştir. Başvurucu ülkedeki meri hukuk
kurallarına göre yargılanmamıştır. Başvurucu bir terör örgütünün kendisini meslekten
uzaklaştırmak için yapmış oldukları kumpasın içinde kalmıştır. Mevcut durum kapsamındayargılanmanın ihlali talebimiz kapsamında;
YENİDEN YARGILANMAYA KARAR VERİLMESİNİ,
Talebimiz doğrultusunda tazminata
hükmedilmesini,
Yargılama giderlerinin tarafımıza ödenmesine
karar verilmesini,
Saygılarımla arz ve talep ederim."
BAŞVURUNUN YENİ DELİLLER KAPSAMINDA
DEĞERLENDİRİLMESİ GEREĞİ:
9.17-25 Aralık ve özellikle 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü
sonrasında Anayasa Mahkemesine yapılan pek çok bireysel başvuruda, başvurucular
tarafından, FETÖ terör örgütüne mensup oldukları sonradan ortaya çıkan ve bu
nedenle meslekten çıkarılan veya tutuklanan yargı mensuplarınca verilmiş
kararlardan mağdur oldukları belirtilerek, bu nedenle yargılamanın yenilenmesi
gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu tür başvurularda soyut iddialar
temellendirilmediği ve başvurucuların ne tür bir mağduriyetine yol açıldığının
açıklanamadığı gerekçesiyle başvurular hakkında KABUL EDİLEMEZLİK kararları
verilmiş olup bu husus müstakar içtihat haline gelmiştir. Diğer bir ifadeyle,
başvuruları reddedilen başvurucular, FETÖ/PDY üyesi yargı mensuplarınca verilen
kararların ne tür bir örgütsel ilişki sonucu verildiğini ve hangi nedenle adı
geçen terör örgütü tarafından mağdur edildiklerini açık bir şekilde ortaya
koyamamış, olgularla iddiaları arasındaki illiyet bağını açıklayamamış,
kısacası iddialarını temellendirememiştir.
10.Başvuru konusu dosyada ise başvurucunun durumu farklıdır.
Başvurucu, yaptığı şikayetlerin ve hakkında yapılan şikayetlerin soruşturulması,
haklarında tesis edilen idari işlemler ve yargı kararlarını veren mahkeme ve
savcılıklarda görevli olan kişilerin tamamının FETÖ terör örgütü yöneticisi,
mensubu, yardım edeni ve iltisaklı oldukları hakkında çok açık bir tabloyu
gözler önüne koyan ve yukarıdaki Anayasa Mahkemesi kararlarında yer alan
açıklamalara ve tesbitlere uygun düşen pek çok delil
ve emareyi sunmuş; başka bir deyişle iddiasını sonradan da olsa
temellendirebilmiştir. Gerçekten de, başvurucu ile
husumet halinde olan kişilerle bu konudaki uyuşmazlıkta yargı görevi ifa eden
kişilerin aynı terör örgütü (FETÖ) mensubu olmaları, başvurucu hakkındaki
yargılama sonuçlarının da adil olmadığının açık delilidir. Olgular, yukarıda
alıntı yapılan ve kesin hüküm niteliğinde olan Anayasa Mahkemesi kararlarında
etraflıca yapılan tespitler doğrultusunda ve açık bir şekilde, FETÖ mensubu
silahlı kuvvetler mensupları ve yargı mensuplarınca, sistemli, ustaca
düzenlenmiş bir seri işlem ve kararlarla, başvurucuya kumpas yapıldığına işaret
etmektedir.
11. Bu nedenle, yukarıda nakledilen Anayasa Mahkemesi
kararlarında da açıklandığı gibi hain darbe girişimi öncesinde yargı ve silahlı
kuvvetler içerisinde uzun süre yapılanmış olan örgütün kullandığı metotlar da
gözetildiğinde, başvurucunun bu yolda temellendirilmiş bir iddiayı başvuru
sırasında ortaya koyması, esasen mümkün değildir. FETÖ mensubu yargı ve silahlı
kuvvetler yapılanmasının gerçek boyutları ancak 15 Temmuz hain darbe
teşebbüsünden sonra ortaya çıkmıştır. Diğer bir ifadeyle, başvurucudan bu husustaki
delillerini başvuru sırasında ortaya koymuş olmasını beklemek, hayatın olağan
akışına aykırı ve makul olmayan bir durumdur.
12. Aksine bir usul kuralı bulunmadıkça bir yargı mercii
önündeki başvurucunun, iddiasını ispat amacıyla sonradan elde ettiği delilleri
hüküm verilinceye kadar mahkemeye sunma olanağına sahip olması, adil
yargılanmanın temel bir unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulaması
da bir başvuru karar aşamasına gelinceye kadar sunulan ve başvuruyu
temellendirebilmek için gerekli olan hususların sunulmasını kabul etmek
yönündedir.
13.Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvurularda,
başvurucunun elinde olan delilleri derece mahkemeleri önünde öne sürmemiş
olması hariç, iddialarını destekleyecek tüm delillerini başvuru formu ile
birlikte sunmasını zorunlu kılan bir kural olmadığı gibi, tüm ülkeye benzeri
görülmemiş bir travma yaşatan FETÖ terör örgütünün hain darbe girişiminin yol
açtığı olağanüstü şartlar karşısında, peyderpey ortaya çıkmakta olan gerçekleri
takip eden ve başvurusu ile ilgili delilleri toplayan başvurucunun, bunları
Anayasa Mahkemesine gelişmeleri bildirmek yükümlülüğüne uygun olarak zamanlıca
sunmasına rağmen başvurucunun bu delil ve iddialarının incelenmeden karar
verilmesi başlı başına hakkaniyete uymayan bir durum yaratmıştır.
SONUÇ:
Başvurucunun, yargılamanın sonucu bakımından adil olmadığına
ilişkin ve özünde son derece haklı olan iddiasının KABUL EDİLEBİLİRLİĞİNE ve
yargılamanın sonucunun adil olmadığına karar verilmesi gerekirken başvurunun
reddi yönünde verilen karara katılmamaktayım.
|
|
|
|
Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.