
Esas No: 2013/8872
Karar No: 2013/8872
Karar Tarihi: 18/6/2014
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MEHMET ENVER KIRKER VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/8872) |
|
Karar Tarihi: 18/6/2014 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Serruh
KALELİ |
Üyeler |
: |
Zehra Ayla PERKTAŞ |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Erdal TERCAN |
|
|
Zühtü ARSLAN |
Raportör |
: |
Murat AZAKLI |
Başvurucular |
: |
Mehmet Enver KIRKER |
|
|
Zerrin KIRMIZIGÜL |
|
|
Fatma Yurdanur BERKSOY |
|
|
Ahmet Bican KIRKER |
Vekilleri |
: |
Av. Murat Enver KIRKER |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvurucular, murisleri
tarafından 22/9/1988 tarihinde Yeşilhisar Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan
kadastro tespitinin iptali ve tescil davasında makul sürede yargılama yapılmadığını
belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüşler, maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru, 6/12/2013 tarihinde
Kayseri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan
ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı
tespit edilmiştir.
3. Birinci
Bölüm Birinci Komisyonunca, 16/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi
Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar
verilmiştir.
4. Birinci Bölümün 29/1/2014
tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas
incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet
Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığı, 15/2/2014
tarihli yazısı ile başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru
formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucuların murisi Mehmet Enver Kırker
ve Mehmet Andaç, Maliye Hazinesi aleyhine 22/9/1988 tarihinde Yeşilhisar Asliye
Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada; kadastro tespiti sırasında maliki tespit
edilmeyen ve mera olarak ayrılan taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile
kısmen adlarına tescilini talep etmişler, dava dosyası Mahkemenin 1988/151
esasına kaydedilmiştir.
8. Halim Aslan’ın mirasçıları tarafından aynı taşınmaza
yönelik olarak Maliye Hazinesi aleyhine Yeşilhisar Asliye Hukuk Mahkemesinde
açılan tapu iptali ve tescil davası, Mahkemenin 1988/160 esas numarasına
kaydedilmiştir.
9. Başvurucuların murisi Mehmet Enver Kırker
ve Mehmet Andaç, aynı taşınmaza yönelik olarak, 3/10/1988 tarihinde, Yeşilhisar
Asliye Hukuk Mahkemesinde Maliye Hazinesi aleyhine açtıkları davada; mera
olarak ayrılan taşınmazın adlarına tescilini talep etmişler, dava dosyası
Mahkemenin 1988/161 esasına kaydedilmiştir.
10. Mahkemece, dava dosyaları arasında bağlantı bulunduğu
gerekçesiyle 19/12/1988 tarihli kararla dava dosyalarının birleştirilmesine,
yargılamaya Mahkemenin 1998/151 esas sayılı dava dosyası üzerinden devam
edilmesine karar verilmiştir.
11. Yeşilhisar Belediye Başkanlığı, 8/8/1989 tarihli dilekçe
ile davaya müdahil davalı olarak katılmıştır.
12. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, 23/6/1998 tarih ve
E.1988/51, K.1998/244 sayılı kararla; davacı Mehmet Enver Kırker
tarafından açılan davanın reddine, diğer davacılar tarafından açılan davanın
18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 409. maddesi gereği açılmamış sayılmasına karar
verilmiştir.
13. Mehmet Enver Kırker ve Mehmet
Andaç tarafından kararın temyizi üzerine; Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 6/7/1999
tarih ve E.1999/5826, K.1999/7700 sayılı ilamıyla; Mehmet Andaç’ın temyiz
itirazlarının reddine, Mehmet Enver Kırker tarafından
yapılan temyiz itirazlarının kabulü ile eksik inceleme ve değerlendirmeye
dayalı karar verildiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
14. Maliye Hazinesinin karar düzeltme talebi, aynı Dairenin
2/3/2000 tarih ve E.2000/857, K.2000/2348 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
15. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda;
22/2/2007 tarih ve E.2001/64, K.2007/24 sayılı kararla; davacı Mehmet Enver Kırker tarafından açılan davanın kabulüne, taşınmazın
kısmen başvurucuların murisi Mehmet Enver Kırker
adına tapuya tesciline, diğer davacılar tarafından açılan davanın mülga 1086
sayılı Kanun’un 409. maddesi gereği açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
16. Davalılar tarafından temyiz üzerine, Yargıtay 7. Hukuk
Dairesinin 22/5/2009 tarih ve E.2008/2583, K.2008/1930 sayılı ilamıyla;
davacıya isabet eden hissenin belirlenmesinden sonra hüküm kurulması gerektiği
belirtilerek, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
17. Mehmet Enver Kırker 23/3/2007
tarihinde vefat etmiş olup, mirasçıları olan başvurucular ve murisin eşi
Gülseren Kırker davaya dahil edilmişlerdir.
18. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama
sonunda; 4/5/2011 tarih ve E.2010/37, K.2011/38 sayılı kararla; davacı Mehmet
Enver Kırker tarafından açılan davanın kabulüne,
taşınmazın mera olarak yapılan kadastro tespitinin iptali ile kısmen
başvurucular ve Gülseren Kırker adlarına tapuya
tesciline, diğer davacılar hakkında verilen karar kesinleştiği için yeniden
hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
19. Davalıların temyizi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin
27/12/2012 tarih ve E.2012/1364, K.2012/10098 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.
20. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 18/9/2013 tarih ve
E.2013/22006, K.2013/14911 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
21. Karar, 8/11/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ
edilmiştir.
22. Başvurucular, 6/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuşlardır.
B. İlgili
Hukuk
23. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun “Usul
ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir
biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
24. 25/2/1998 tarih ve 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 4. maddesi
şöyledir:
“Mera, yaylak ve kışlakların kullanma hakkı
bir veya birden çok köy veya belediyeye aittir. Bu yerler Devletin hüküm ve
tasarrufu altındadır.
…
Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyete
geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zaman aşımı uygulanamaz, sınırları
daraltılamaz. Ancak, kullanım hakkı kiralanabilir. Kiralama ilkeleri
yönetmelikle belirlenir.
…”
25. 4342 sayılı Kanun’un 10. maddesi şöyledir:
“Mera, yaylak ve kışlak olarak tespit ve
tahdit edilen yerlerin haritalarının birer örneği, ilgili Tapu Sicil
Müdürlüğüne gönderilir.
Kadastro gören yerler, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16 ncı
maddesinin (B) bendine göre düzenlenen özel siciline kaydedilir.
Birden fazla il veya ilçenin sınırları içinde
kalan mera, yaylak ve kışlaklar, idari sınırlar içerisinde kaldığı yerin Tapu
Sicil Müdürlüğündeki özel sicile kaydedilir.
Komisyonlarca, kadastro görmeyen yerlerde
tespit, tahdit ve tahsisi yapılan mera, yaylak ve kışlaklar Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğünce özel sicile kaydedilmek üzere Tapu Sicil Müdürlüklerine
bildirilir.
…”
26. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun
716. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir
hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek
hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden,
mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
27. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,
başvurucuların 6/12/2013 tarih ve 2013/8872 numaralı başvuruları incelenip
gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
28. Başvurucular, murislerine ait taşınmazın kadastro tespiti
sırasında mera olarak ayrıldığını, murisleri tarafından 22/9/1988 tarihinde
Yeşilhisar Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan taşınmazın kadastro tespitinin
iptali ve tescil davasında yapılan yargılama sonunda 4/5/2011 tarihinde davanın
kabulüne karar verildiğini ve 18/9/2013 tarihinde kararın kesinleştiğini,
yargılamanın 25 yıl devam ettiğini ve bu süreçte taşınmazı kullanamadıklarını
belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet
ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
29. Başvurucuların yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti
açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik
nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
30. Başvurucular, murisleri tarafından 22/9/1988 tarihinde
Yeşilhisar Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan kadastro tespitinin iptali ve
tescil davası sonunda karar düzeltme isteminin reddedildiği 18/9/2013 tarihinde
hükmün kesinleştiğini, yargılamanın yaklaşık 25 yıl devam ettiğini ve makul
sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının
ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
31. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile30/3/2011
tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa
Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu
gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına
alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve
Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir
başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir
hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar
verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
32. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir.”
33. Anayasa’nın “Duruşmaların
açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle
sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
34. Sözleşme’nin “Adil
yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili
uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda
karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından
davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini
isteme hakkına sahiptir.”
35. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve
adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın
36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa
Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve
AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi
içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına
dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer
vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
36. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede
yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma
hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.
maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,
makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması
gerektiği açıktır.
37. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi
uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede
karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, kadastro tespiti
sırasında mera olarak ayrılan taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile
başvurucuların murisi adına tescili istemine ilişkin davada, mülga 1086 ve 6100
sayılı Kanunlarda yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama
faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda
kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
38. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun
süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile
sıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin
gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde gözardı
edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru
açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
39. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,
tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun
davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir
davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde
bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
40. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre
değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm
gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi
değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha
etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
41. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip
gerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne göre
değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
42. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara
ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,
uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka
bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından
22/9/1988 tarihidir.
43. Başvuruya konu dava, başvurucuların, miras
bırakanlarından intikalle takip etmekte oldukları bir uyuşmazlık olup, bu
yönüyle makul süre değerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin
başlangıç anı, mirasçıların yargılamaya katıldıkları an değil, somut olayda
muris açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anıdır (B. No:
2012/13, 2/7/2013, § 52).
44. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin bireysel
başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin başladığı
tarihin farklı olması halinde dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra
geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B.
No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
45. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da
kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,
§ 52).
46. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,
yargılamanın konusu, Yeşilhisar ilçesinde yapılan kadastro çalışması sırasında
mera olarak ayrılan taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile başvurucuların
murisi adına tapuya tescili istemine ilişkin olduğu, 22/9/1988havale tarihli
dilekçe ile yargılamasına başlanıldığı anlaşılan davanın tensip zaptının
tanzimi sonrasında, yargılama sürecinde birçok duruşma yapılmış olup belirtilen
celseler arasında genellikle üç aylık sürelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
47. Başvurucuların murisi Mehmet Enver Kırker
ve Mehmet Andaç tarafından Maliye Hazinesi aleyhine açılan davada yargılama,
Mahkemenin 1998/151 esas numarasında başlamıştır. Yeşilhisar Belediye
Başkanlığı 8/8/1989 tarihli dilekçesi ile müdahil davalı olarak davaya
katılmıştır. Aynı taşınmaza yönelik olarak Halim Aslan mirasçıları tarafından
Maliye Hazinesi aleyhine Yeşilhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/160 esas
sayılı dava dosyasında tescil davası açılmış, yine başvurucuları murisi Mehmet
Enver Kırker ve Mehmet Andaç tarafından Maliye
Hazinesi aleyhine Yeşilhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/161 esas sayılı
dava dosyasında tescil davası açılmıştır. Mahkemece, 19/12/1988 tarihinde her
iki dava dosyası, 1988/151 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmiştir.
48. Başvurucuların murisi ve diğer davacılar 28/12/1993
tarihli duruşmaya gelmedikleri ve mazeret de bildirmedikleri için Mahkemece
dava dosyasının HUMK’un 409. maddesi gereği işlemden
kaldırılmasına karar verilmiş, başvurucuların murisinin yenileme talebi üzerine
19/4/1994 tarihine yeniden duruşma günü verilmiştir. Başvurucuların murisi
dışında diğer davacılar, 21/2/1995 tarihli duruşmaya gelmedikleri ve mazeret de
bildirmedikleri için Mahkemece, dava dosyasının HUMK’un
409. maddesi gereği bu davacılar yönünden işlemden kaldırılmasına karar
verilmiştir. Yine başvurucuların murisi, 31/10/1995 tarihli duruşmaya gelmediği
ve mazeret de bildirmediği için dava dosyasının HUMK’un
aynı maddesi gereği işlemden kaldırılmasına karar verilmiş, yenileme dilekçesi
üzerine 10/12/1995 tarihine duruşma ertelenmiştir.
49. 15/3/1996 tarihli duruşmada Mahkemece, başvurucuların
murisi dışındaki diğer davacılar tarafından açılan davanın takip edilmemesi
nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece,
23/6/1998 tarihinde başvurucuların murisi Mehmet Enver Kırker
tarafından açılan davanın reddine, diğer davacılar tarafından açılan davanın
mülga 1086 sayılı Kanun’un 409. maddesi gereği açılmamış sayılmasına karar
verilmiştir.
50. Kararın Mehmet Enver Kırker ve
Mehmet Andaç tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 6/7/1999
tarihli kararıyla; Mehmet Andaç’ın temyiz itirazları reddedilmiş, Mehmet Enver Kırker tarafından yapılan temyiz itirazları kabul edilerek,
başvurucuların murisi yönünden karar bozulmuştur.
51. Devam eden yargılama sürecinde başvurucuların murisi,
11/12/2001, 29/1/2002 ve 12/2/2002 tarihli duruşmalara mazeret bildirmiş ve
dosya, HUMK’un 409. maddesi gereği işlemden
kaldırılmış, yenileme dilekçesi üzerine duruşma 26/4/2002 tarihine
ertelenmiştir. Akabinde, Mahkemece keşif yapılarak bilirkişilerden rapor
alınmış ve 22/2/2007 tarihinde başvurucuların murisi Mehmet Enver Kırker tarafından açılan davanın kabulüne ve taşınmazın
adına tapuya tesciline, diğer davacılar Mehmet Andaç, Fatma Çalışkan, Ali
Manav, Nimet Aslan, Şerife Arar, Hatice Kendir ve Bekir Duru tarafından açılan
davaların mülga 1086 sayılı Kanun’un 409. maddesi gereği açılmamış sayılmasına
karar verilmiştir.
52. Temyiz üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22/5/2009
tarihli kararıyla başvurucuların murisi Mehmet Enver Kırker
yönünden karar bozulmuş, Mahkemece, dava dosyası yalnızca Mehmet Enver Kırker yönünden esasa kaydedilmiştir.
53. 23/3/2007 tarihinde muris vefat etmiş olup, mirasçıları
olan başvurucular ile murisin eşi Gülseren Kırker
davaya müdahil davacı olarak katılmışlardır. Mahkemece bilirkişilerden ek rapor
alınarak, 4/5/2011 tarihli kararla, davanın kabulüne, taşınmazın başvurucular
ile Gülseren Kırker adlarına miras payları oranında
tapuya tesciline, diğer davacılar hakkında verilen karar kesinleştiği için
yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
54. Davalıların temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince
27/12/2012 tarihinde hüküm onanmış, karar düzeltme isteminin reddedildiği
18/9/2013 tarihi itibarıyla hüküm kesinleşmiştir.
55. Davanın açıldığı 22/9/1998 tarihinden itibaren iki defa
Mahkemece verilen kararların bozulduğu ve son verilen kararın kesinleştiği
18/9/2013 tarihine kadar, yargılamanın yaklaşık yirmi beş yıl devam ettiği
anlaşılmıştır.
56. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, özellikle
tensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılması gereken tapu kaydı, birleşik
kroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakın ilgili kurumlardan talep
edilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerde verilen ara kararları
uyarınca kısım kısım talep edildiği, ara karar
gereklerinin yerine getirilmediği Mahkemece birçok defa dosyanın incelemeye
alındığı ve bu sebeple duruşmaların ertelendiği, keşif ara kararlarının farklı
gerekçelerle yerine getirilmediği ve birçok defa keşiflerin ertelendiği
anlaşılmaktadır.
57. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu
alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli
hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul sürede
çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
58. Belirtilen hükme rağmen, Mahkemece birçok defa keşif ara
kararlarının müracaat yokluğu, tarafların mazeret dilekçeleri sunmaları, hava
şartları, bilirkişi temin edilememesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği ve
bu uygulamanın davada yer alan taraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın
uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
59. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu
yargılamanın gerek taşınmazın paylı oluşu gerekse taraf sayısı bakımından,
keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak
karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı
ayrı değerlendirildiğinde yargılamayı hızlandırıcı niteliğe sahip özel usul
hükümlerine riayet edilmediği ve verilen ara kararların birçoğunda taraflara
eksikliklerin ikmali hususunda usul hükümlerine aykırı şekilde süreler
verilerek, yapılması gereken işlemlerin uzun sürelerle, müracaat yokluğu ve
masraf ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
60. Başvuru konusu yargılamada söz konusu olduğu gibi,
verilen birleştirme kararlarının adaletin daha iyi gerçekleştirilebilmesi için
makul olduğu değerlendirilebilirse de, bu tür
kararların yargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğer
aşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özen
gösterilmesi gerektiği açıktır.
61. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayı
geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında
taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de yargılama makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri
engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda, başvurucular vekili de dahil
olmak üzere taraf vekillerince muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri
sunulduğu ve başvurucular vekilinin muhtelif celselerde davayı takip etmediği
için dava dosyasının işlemden kaldırıldığı görülmekle birlikte, yargılama
süresi nazara alındığında, başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına
özellikle bir etkisi olduğu tespit edilememiştir.
62. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle
icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık
olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında yaklaşık
yirmi beş yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu
sonucuna varılmıştır.
63. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
64. Başvurucular ayrıca, mera olarak tescil edilen taşınmazı
yargılama süresince kullanamadıklarını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde
tanımlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Somut
yargılama bağlamında başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiği yönünde yukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyet haklarının
ihlal edildiği yönündeki iddialarının ayrıca değerlendirilmesine gerek
görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
65. Başvurucular, taşınmazlarını uzun süren yargılama boyunca
kullanamadıklarını belirterek, maruz kaldıkları zarar karşılığı toplam
6.000.000,00 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
66. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucuların tazminat
talebi konusunda değerlendirme yapılmamıştır.
67. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”
kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere
dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar
bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel
mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla
yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
68. Başvurucular tarafından maddi tazminat talebinde de
bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği
tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar
arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi
tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
69. Başvurucuların tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık
yirmi beş yıllık yargılama süresi nazara alındığında, başvurucuların yargılama
faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan
manevi zararları karşılığında ve mirasçı olarak davayı takip etmekte oldukları
da nazara alınarak, takdiren, başvurucular Ahmet Bican Kırker ve Fatma Yurdanur
Berksoy’a ayrı ayrı 6.250,00 TL, başvurucular Zerrin Kırmızıgül
ve Mehmet Enver Kırker’e ayrı ayrı 3.150,00TL manevi
tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
70. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler
uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin müştereken başvuruculara ödenmesine
karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan
gerekçelerle;
A. Başvurucuların,
1.
Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma
haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvuruculardan Ahmet Bican Kırker ve Fatma Yurdanur Berksoy’a ayrı ayrı 6.250,00 TL,
Zerrin Kırmızıgül ve Mehmet Enver Kırker’e
ayrı ayrı 3.150,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucuların tazminata
ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL
vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA
MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede
gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
18/6/2014
tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.