
Esas No: 2014/17534
Karar No: 2014/17534
Karar Tarihi: 18/10/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
|
MUHAMMED TANAŞİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/17534) |
|
Karar Tarihi: 18/10/2017 |
GENEL KURUL |
|
KARAR |
|
|
Başkan |
: |
Zühtü ARSLAN |
Başkanvekili |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Başkanvekili |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Serruh KALELİ |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Nuri
NECİPOĞLU |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Volkan
SEVTEKİN |
Başvurucu |
: |
Muhammed
TANAŞİ |
Vekili |
: |
Av. Oya Meriç
EYÜBOĞLU |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kıdem tazminatı ve izin ücreti alacaklarının
ödenmesi talebiyle açılan davada kıdem tazminatına hak kazanılamadığı sonucuna
ulaşılarak hakkaniyete aykırı karar verilmesi ve Yargıtay kararında esasa
yönelik iddiaların karşılanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/11/2014 tarihinde yapılmış ve 10/11/2014 tarihinde
başvuru harcı yatırılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Birinci Bölüm tarafından yapılan toplantıda, başvurunun
niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli
görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün 28.
maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere dosyanın Genel Kurula
sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu Türkiye Kızılay Derneğine (Kızılay) ait Eminönü
Şubesi Laleli Tıp Merkezinde 1/10/1999 tarihli hizmet sözleşmesi ile dahiliye
uzmanı olarak çalışmakta iken 21/1/2010 tarihli ve 5947 sayılı Kanun"un 16.
maddesiyle söz konusu Tıp Merkezi Sağlık Bakanlığına devredilmiştir.
9. Anılan Kanun hükmüne göre başvurucuya, çalışmakta olduğu
ildeki ihtiyaç bulunan sağlık kurum veya kuruluşlarının memur kadrolarına
Sağlık Bakanlığınca atanma hakkı tanınmış ancak başvurucu serbest çalışma
arzusunda olduğundan bu haktan yararlanmak istememiştir.
10. Başvurucu; Kızılaya gönderdiği
11/3/2010 tarihli ihtarnameyle Laleli Tıp Merkezinde sözleşme tarihinden
itibaren aralıksız çalıştığını, söz konusu Kanun uyarınca çalışma imkânının
kalmadığını, memurluğa atanmayı da düşünmediğini belirterek kanundan
kaynaklanan zorunluluk gereği iş akdini feshettiğini ve 1/10/1999 tarihinden
itibaren hesaplanacak kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının
ödenmesini istemiştir.
11. Başvurucu 5/4/2010 tarihli dilekçesiyle iş akdinin haklı
feshinden doğan kıdem tazminatı ile yıllık izin ücretinin ödenmesine karar
verilmesi istemiyle Kızılay aleyhine dava açmıştır.
12. İstanbul 7. İş Mahkemesinin (Mahkeme) 14/2/2012 tarihli
kararıyla dava kabul edilmiş ve başvurucu lehine tazminata hükmedilmiştir.
13. Davalı Kızılay tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 22.
Hukuk Dairesinin 24/12/2012 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararının
gerekçesi şöyledir:
"Taraflar arasında
davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı hususu uyuşmazlık
konusudur.
Dosya kapsamına göre davacının çalıştığı tıp
merkezinin Sağlık Bakanlığına devri sonucu davacıya Sağlık Bakanlığı kadrosunda
çalışmasını sürdürmesi ya da işten ayrılması hususunda seçimlik hak tanındığı
anlaşılmaktadır. Davacı ise 11.03.2010 tarihli "... ancak müvekkil kamu
çalışanı olmayı düşünmemekte mesleğini serbest olarak icra etmeye devam etmek
istemektedir. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı kadrosuna geçmek için başvurıda bulunmayı tercih etmemiştir... ....tüm bu
sebeplerle müvekkilin kanundan kaynaklanan zorunluluk gereği çalışmasına olanak
kalmadığından iş bu ihtarnamenin tebliği ile iş sözleşmesini feshettiğini bildirir...." şeklinde ifadeler içeren fesih bildirimi
ile seçimlik hakkını fesih yönünde kullanmıştır. Her şeyden önce işyeri devri
fesih niteliği taşımadığından devir sebebiyle feshe bağlı hakların talep
edilmesi mümkün değildir. Yine aynı şekilde sırf işyerinin devredilmesi işçiye
haklı fesih imkânı da vermez. Tüm bu tespitler karşısında davacı 11.03.2010
tarihli fesih bildiriminde de belirtildiği gibi serbest çalışmak istemesi
üzerine bozma iradesini ortaya koymuş olmakla kıdem tazminatına hak kazanamaz.
Aksine uygulama ile kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi
isabetsizdir."
14. Mahkemece bozmaya uyulmuş ve 18/4/2013 tarihli kararla
davanın kıdem tazminatı yönünden reddine hükmedilmiştir.
15. Tarafların temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin
17/12/2013 tarihli kararıyla hüküm onanmıştır. Onama kararının gerekçesi şu
şekildedir:
"Dosyadaki yazılara,
mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm kurulmasına göre, yerinde görülmeyen
bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün
onanmasına, 17.12.2013gününde oybirliği ile karar verildi."
16. Onama kararı 10/10/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiş, başvurucu 7/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Kanun Metni
17. 5947 sayılı Kanun"un 16. maddesiyle 13/12/1983 tarihli ve
181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname"ye eklenen 9. maddenin ilgili kısmı şöyledir:
"Türkiye Kızılay
Derneğine (KIZILAY) ait olup 1/5/2009 tarihi itibarıyla ruhsatlı olarak
işletilmekte bulunan hastane ve tıp merkezlerinden, bu Kanunun yayımından
itibaren altı ay içerisinde Sağlık Bakanlığı ile Kızılay arasında yapılacak
protokolle Sağlık Bakanlığına devredilecek olanlarında, 1/5/2009 tarihi
itibarıyla iş sözleşmesine bağlı olarak çalışmakta olan ve 14/7/1965 tarihli ve
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde öngörülen genel ve
ilgili kadro veya pozisyon için öngörülen özel şartları taşıyan personelden;
a) Tabipler ve diş tabipleri, istekleri
halinde çalışmakta oldukları ildeki ihtiyaç bulunan sağlık kurum veya
kuruluşlarının memur kadrolarına Sağlık Bakanlığınca atanırlar.
...
Bu şekilde istihdam edilecek toplam tabip
sayısı 180"i, sağlık personeli sayısı 490"ı ve diğer personel sayısı 705"i
geçemez.
Kadro ve pozisyonlara atanma ve geçirilmede,
iş sözleşmeleri askıda bulunanlar dahil tam zamanlı çalışanlar ile emeklilik
veya yaşlılık aylığı kesilmek suretiyle çalışanlar dahil herhangi bir sosyal
güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanmamış olanlar dikkate
alınır ve işlemler sağlık kuruluşunun devir tarihini müteakip personelin bir ay
içerisinde yapacakları müracaatları dahil altı ay içerisinde tamamlanır.
Personele, memur ve sözleşmeli personel
statüsüne geçirilmeleri nedeniyle, iş mevzuatına göre Bakanlık veya Kızılay
tarafından herhangi bir tazminat ödenmez, kullanmamış oldukları yıllık ücretli
izin süreleri için herhangi bir ödeme yapılmaz. Personelin Bakanlığa devir
tarihi itibariyle Kızılay"da geçen ve kıdem tazminatına esas alınabilecek
hizmet süreleri; memur kadrolarına atananlar için 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu uyarınca ödenecek emekli
ikramiyesine esas toplam hizmet süresinin hesabında, sözleşmeli personel
statüsüne geçirilenler için 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına
göre hak kazanabilecekleri iş sonu tazminatına esas toplam hizmet süresinin
hesabında dikkate alınır.
Personelin emekli ikramiyesi veya iş sonu
tazminatının hesabına dahil edilecek hizmet sürelerinden kaynaklanan ilave
maliyetin finansmanına karşılık olmak üzere, devir tarihi itibariyle ilgililerin
atandıkları kadro unvanı ile derecesi ve kademesi veya geçirildikleri
sözleşmeli personel pozisyonlarının unvanı ve hizmet süreleri esas alınarak
hesaplanacak emekli ikramiyesi veya iş sonu tazminatı toplam tutarı, beş yıl
içerisinde beş eşit taksitte Kızılay tarafından Bakanlığın döner sermayesine
ödenir veya devredilen sağlık kuruluşlarına ait taşınır bedelleri ile
devredilen sağlık kuruluşlarının bulunduğu Kızılay"a ait taşınmazların
kiralanması halinde kira alacağından mahsubu yapılır..."
B. İlgili Yargı Kararları
18. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 27/10/2008 tarihli ve
E.2008/29715, K.2008/28944 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...Aynı şekilde
işyerinin devri de işverenin yönetim hakkının son aşamasıdır. İşyeri devri
çalışma koşullarında değişiklik olarak nitelendirilemez. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına
göre, işyeri devrinin çalışma koşullarını ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı
araştırılmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.10.2005 gün 2005/5396 E, 2005/34825 K)..."
19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/2/2012 tarihli ve
E.2012/3139, K.2012/4484 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...İşyeri devri fesih
niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün
olmaz. Aynı şekilde işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez.
İşyerinin devri işverenin yönetim hakkının son
aşaması olup, işyeri devri çalışma koşullarında değişiklik anlamına da gelmez.
Dairemizin kökleşmiş kararlarına göre işyeri devri işçiye haklı nedenle fesih
hakkı tanımaz. İşyeri devrinin çalışma koşullarını ağırlaştıran bir yönü olup
olmadığı belirlenmelidir..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 18/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine
İlişkin İddia
21. Başvurucu, karar sonucunu etkileyecek iddialarına karşı bir
açıklamada bulunulmadığından Yargıtay kararının gerekçesiz olduğunu belirterek
gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
22. Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil
yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar
hakkından söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa"nın 36. maddesine
"adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,
Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan
adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar
hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) birçok
kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen
adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının
kabul edilmesi gerekir (Alpaslan Yıldırım, B. No: 2014/20301, 11/5/2017, § 18).
23. Anayasa"nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün
mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek
mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın
bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının
değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır
(Alpaslan Yıldırım, § 19).
24. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde
yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme
sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip
incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına
verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de
gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK],
B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
25. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen
her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt
verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine
sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,
§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.
26. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin
kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir
atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz
merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,
derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu
göstermesidir (Yasemin Ekşi, §
57).
27. Somut başvuru açısından Mahkeme, dosya kapsamındaki tüm
deliller ve ilgili kanun hükmünü birlikte değerlendirerek bozma kararı
doğrultusunda başvurucunun çalıştığı Tıp Merkezinin Sağlık Bakanlığına devrinin
bir işyeri devri olduğu, işyeri devrinin fesih niteliği taşımadığı ve haklı
fesih imkânı vermediği gerekçesiyle kıdem tazminatına hak kazanılamayacağı sonucuna
ulaşmıştır. Ulaşılan bu sonucun Yargıtayın yerleşik
içtihatlarıyla uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun Kanun hükmünün kabul
edilen gerekçenin aksi yönünde yorumlanması gerektiğine ilişkin taleplerine
karşı Mahkemenin ayrı bir açıklamada bulunmamasının kararın gerekçeden yoksun
olduğu sonucunu doğurmayacağı anlaşılmıştır. Yine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin
uyulan bozma kararında belirtilen gerekçe doğrultusunda hüküm kurulması
nedeniyle Mahkeme kararının gerekçesine atıf yaparak hükmü onadığı, bu açıdan
da gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddianın yerinde olmadığı
sonucuna varılmıştır.
28. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik bir
ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurucunun bu yöndeki iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Hasan Tahsin
GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.
B. Yargılamanın Sonucunun
Adil Olmadığına İlişkin İddia
29. Başvurucu, 5947 sayılı Kanun uyarınca emekli tabip olarak ya
da 1/5/2009 tarihinden sonra çalışmaya başlayan tabiplerin iş ilişkilerine son
verilip tazminatlarının ödenmesine rağmen Sağlık Bakanlığına devredilebilecek
durumda olan (memur olma hakkı tanınan) kendisinin memur olmak yerine serbest çalışmayı
istemesi nedeniyle iş sözleşmesini feshedilmesinin haklı bir fesih olarak kabul
edilmeyerek Kanun"un hatalı yorumlanması sonucu kıdem tazminatı talebinin
reddedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ve kanun yolu merciince bu kararın
onanması suretiyle hukuk devleti ve eşitlik ilkesi ile adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu iddiasının özü, mevzuatın
hatalı şekilde yorumlamasına ilişkin olduğundan iddia adil yargılanma hakkı
kapsamında incelenmiştir.
31. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda
gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda
incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava
konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin
değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla
ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak
bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz
takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama
ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,
§ 42).
32. Somut olayda İstanbul 7. İş Mahkemesinde başvurucunun açtığı
davada dosya kapsamındaki delillere göre değerlendirme yapılarak kıdem
tazminatı alacağının reddedildiği, izin ücreti alacağı talebinin kabul edildiği
ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/12/2013 tarihli kararıyla hükmün onandığı
anlaşılmıştır.
33. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları
incelendiğinde iddiaların özünün derece mahkemeleri tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.
34. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu
deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve
iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve
iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da
uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemeleri
tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi
Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik
oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.
35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın
açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Osman Alifeyyaz
PAKSÜT ve Hasan Tahsin GÖKCAN"ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına yönelik iddianın ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Yargılama
giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 18/10/2017 tarihinde karar
verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuru, işyerinin kanun gereği devrinden sonra yeni
işyerinde çalışmak istemeyen başvurucunun, kıdem tazminatı almaya hak kazanıp
kazanmadığına ilişkindir. Başvurucu, bu çerçevede, ilk derece mahkemesince
davası kabul edildiği halde Yargıtay Dairelerince verilen ve kıdem tazminatı
alamayacağı yolunda kesin hükümle sonuçlanan kararların gerekçesiz olduğunu
iddia etmiştir.
2. Başvurucu, Türkiye Kızılay Derneğine ait Tıp Merkezinde
dahiliye uzmanı olarak çalışmakta iken 5947 sayılı Kanunla 181 sayılı KHK’ye
eklenen Ek 9. maddeyle adı geçen tıp merkezi Sağlık Bakanlığına devredilmiş; Sağlık
Bakanlığına bağlı olarak çalışmak istemeyen başvurucu da iş akdini feshettiğini
bildirmiş ve birikmiş kıdem tazminatları ile yıllık izin ücreti alacaklarının
ödenmesini talep etmiştir.
3. 5947 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesi birinci fıkrasının (a)
bendinde, başvurucunun durumundaki tabiplerin “…
istekleri halinde…”çalışmakta oldukları ildeki ihtiyaç bulunan
sağlık kurum ve kuruluşlarının memur kadrolarına Sağlık Bakanlığınca atanmaları
öngörülmektedir.
Maddenin izleyen fıkralarında, personele, memur ve sözleşmeli
personel statüsüne geçirilmeleri nedeniyle, iş mevzuatına göre Bakanlık veya
Kızılay tarafından herhangi bir tazminat ödenmeyeceği, kullanmamış oldukları
yıllık ücretli izin süreleri için herhangi bir ödeme yapılmayacağı belirtilmekte;personelin Bakanlığa devir tarihi itibariyle
Kızılay’da geçen ve kıdem tazminatına esas alınabilecek hizmet sürelerinin,
memur kadrolarına(Sağlık Bakanlığına) atananlar için 5434 sayılı Kanun uyarınca
ödenecek emekli ikramiyesine esas toplam hizmet süresinin hesabında dikkate
alınacağı öngörülmektedir.
4. Buna göre,
- Sağlık Bakanlığına
devredilecek Kızılay Tıp Merkezlerinde görevli doktorların Sağlık Bakanlığının
memur kadrolarına ancak istekli olmaları halinde atanabileceği,
-Bu statüye geçenlere
ayrıca bir tazminat ödenemeyeceği,
- Memur statüsüne
geçenlere, kullanmadıkları yıllık izinlerden dolayı ödeme yapılmayacağı,
-Memur statüsüne
geçenlerin önceki kıdem tazminatına esas sürelerinin emekli ikramiye süresine
ilave edileceği,
anlaşılmaktadır.
5. Diğer taraftan, Kanunda, memur statüsüne geçerek Sağlık
Bakanlığında göreve devam etmek istemeyen hekimlerin o tarihe kadar hak
kazandıkları kıdem tazminatının yanmış sayılacağı, kıdem tazminatı hakkını
kaybedecekleri yönünde her hangi bir düzenleme yer almamaktadır. Bu nedenle,
başvurucunun durumunun genel hükümlere göre değerlendirileceği tabidir.
6. Gerçi Yargıtay22. Hukuk Dairesi de olayı İş Kanunu’nun,
işyeri devrinde haklı fesih hakkının bulunmadığı yolundaki genel ilkesi
noktasından değerlendirmiş ise de, olayın başvurucu tarafından haklı fesih
olarak adlandırılmasına bakılmaksızın, kıdem tazminatının zayi edilmesine yol
açacak bir halin mevcut olup olmadığı noktasından bir inceleme yapılması ve
buna göre hüküm tesisi gerekmekte idi. Nitekim Yargıtay, içtihat yoluyla, yasa
hükümlerini zaman zaman işçi lehine yorumlarla genişletmiş ve sosyal devlet
ilkesinin gereğini yerine getirmiştir.
7. Olayda Yargıtay tarafından,İş
Kanunu’nun işyerinin devri halinde haklı fesih hakkı doğurmayacağı yolundaki
genel ilkesine atıf yapılmıştır. Kuşkusuz, iş hukuku hem çalışanın hem de
işverenin haklarının adil ve hakkaniyetli bir şekilde dengelenmesini gerektiren
bir alandır. Esas itibariyle işveren yönünden Anayasanın 48. maddesindeki
çalışma ve sözleşme hürriyeti, işçi yönünden de Anayasanın 49. maddesindeki
çalışma hakkı ve ödevi kapsamında değerlendirilmesi gereken işyeri devirlerinde
de kanun koyucu tarafından bir dengeleme yapılmış, bir işletmeyi devralan
işverenin, bir kısım işçilerin haklı fesih hakkını kullanarak işleri yüzüstü
bırakmaları sonucu zor durumda kalmasını önlemek için, işyeri devrinin haklı
fesih nedeni sayılmayacağı şeklinde bir ilke konulmuştur.
8. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E:2005/5396, K:2005/3482 sayılı
kararında “… işyeri devrinin çalışma koşullarını
ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı araştırılmalıdır…” ve
E:2012/3139, K:2012/4484 sayılı kararında “…
işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkanı vermez …”
denilmek suretiyle, dolaylı olarak, işyeri devirlerinde farklı özellikler olabileceğine,
her durumda işçi ve işveren arasındaki külfet paylaşımında adil ve hakkaniyetli
bir denge kurulup kurulmadığının araştırılması gerektiğine dikkat çekilmiştir.
9. Başvuru konusu olayda, devreden ve devralan tarafların kazanç
amacıyla hareket eden klasik anlamda işverenler olmadıkları, personeli devralan
Sağlık Bakanlığının, devralacağı personelden bir kısmının işe başlamaması
nedeniyle görevlerini yapamaz hale geleceğinin söylenemeyeceği, nitekim 5947
sayılı Kanun’un Ek 9. maddesinde Sağlık Bakanlığına memur olarak geçebilecek
tabip sayısının 180’i geçemeyeceğinin öngörüldüğü, bu durumda Kanun’un amacının
sadece çalışmaya devam etmek isteyenlere bir imkan sunmak olduğu, bunun da
ilgilinin isteğine bağlı bulunduğu, kıdem tazminatının verilmemesinin haklı
nedeni olan İş Kanunu genel ilkesinin bu olayda geçerli olamayacağı
değerlendirilmeden, sadece “işyeri devrinin
fesih niteliği taşımadığı” gerekçesiyle hüküm kurulduğu
anlaşılmaktadır.
10. Anayasanın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde
yer alan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan “gerekçeli karar
hakkı”, kararlarda sadece bir gerekçe yazılması demek olmayıp, gerekçenin “ilgili” ve “yeterli” olması da gerekir.
Olayda, başvurucunun
derece mahkemelerindeki taleplerinin reddine yönelik ortaya konan gerekçelerin
yeterli olmadığı açıktır. Bu nedenle başvurucunun gerekçeli karar hakkının
ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİRLİĞİNE karar verilmesi gerekirken
başvurunun reddine karar verilmesine katılmamaktayım.
|
|
|
|
Üye Osman Alifeyyaz
PAKSÜT |
KARŞIOY GEREKÇESİ
İncelenen olayda başvurucunun hizmet sözleşmesi ile dahiliye
uzmanı olarak çalıştığı Kızılay Laleli Tıp Merkezi 5947 sayılı Kanun"un 16.
maddesiyle Sağlık Bakanlığına devredilmiş, sağlık kurum veya kuruluşlarında
memur olarak atanma seçeneği tanınmış ise de serbest çalışma arzusunda olduğu
için bu haktan yararlanmak istemeyen başvurucu kuruma gönderdiği 11.3.2010
tarihli ihtarname ile, yürürlüğe giren kanun nedeniyle hizmet akdiyle çalışma
imkanı kalmadığı ve memur olarak çalışmak istemediğini belirterek, kanundan
kaynaklanan zorunluluk gereği iş akdini feshettiğini ihbar ile, kıdem tazminatı
ile yıllık izin ücreti alacaklarının ödenmesini talep etmiştir.
İsteğinin kabul edilmemesi nedeniyle başvurucu 5.4.2010 tarihli
dava dilekçesiyle bu alacaklarının ödenmesi için Kızılay aleyhine dava açmış,
iş mahkemesi davayı lehine sonuçlandırmasına karşın Yargıtay 22. Hukuk
Dairesinin 24.12.2012 tarihli kararıyla, konu salt işyeri devri niteliğinde
görülüp, “işyeri devri fesih niteliği taşımadığından devir sebebiyle feshe
bağlı hakların talep edilmesi mümkün değildir, yine sırf işyerinin devredilmesi
işçiye haklı fesih imkanı da vermez… kıdem tazminatına hak kazanamaz” gerekçesiyle
kıdem tazminatı yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiş ve yerel mahkemenin
bozma gerekçesi doğrultusunda verdiği karar aynı Yargıtay dairesinde onanarak
kesinleşmiştir.
Başvurucu bireysel başvurusunda, karar sonucunu etkileyecek olan
iddialarına karşı Yargıtay ve ilk derece mahkemesi kararlarında bir açıklamada
bulunulmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
İş Kanunu"nun 6. maddesinde, “işyeri devri işçi yönünden fesih
için haklı sebep oluşturmaz” denilmiş ise de başvuranın iddialarına ve
olguların niteliğine göre iş mahkemesinde görülen davanın konusu salt işyeri
devrinden ibaret değildir. İşyerinin kanunen devri dolayısıyla başvurucunun iş
akdiyle hizmet verme imkanı kalmamış, kendisine memur statüsüyle çalışması
teklif edilmiştir. Dolayısıyla davanın konusunun, işyeri koşullarında
değişiklik nedeniyle fesih ve kıdem tazminatı haklarının var olup olmadığı ile
ilgili bulunduğu anlaşılmaktadır.
Gerçekten, iş akdine göre çalışma ile memur statüsü ile
çalışmanın getirdiği hak ve yükümlülükler oldukça farklı bulunduğundan, bu
değişikliğin çalışma koşullarında değişiklik olarak nitelenmesi gerektiğine
ilişkin iddia makul ve hukuki dayanağa sahiptir. Nitekim İş Kanunu"nun 22.
maddesinde çalışma koşullarında değişiklik olması ve işçinin yazılı olarak
kabul etmemesi durumunda işçinin çalışmaya zorlanamayacağı kabul edildiği gibi,
Kanun"un 24. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendinin son ibaresinde ise “yahut
çalışma şartları uygulanmazsa” denilerek, çalışma şartlarının uygulanmaması ve
dolayısıyla hizmet akdinde veya ilgili mevzuatta öngörülen şartların
uygulamasında bir değişikliğin uygulamada gerçekleştirilmesi halinde, işçinin
haklı fesih hakkının bulunduğu kabul edilmiştir.
Çalışma şartlarının uygulanmaması veya değiştirilmesine dayalı
olarak işçinin haklı fesih hakkının bulunduğuna dair Yargıtay uygulaması da
istikrarlıdır. Örneğin Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 9.12.2015 tarihli ve
2014/22906 – 2015/34852 sayılı; 23.10.2014 tarihli ve 2012/39042 – 2014/30847
sayılı; 10.11.2014 tarihli ve 32034/33286 sayılı; 26.5.2014 tarihli ve
2012/11375 – 2014/16738 sayılı; 1.10.2013 tarihli ve 2011/27529 – 2013/24690
sayılı kararları ile Yargıtay 22. Hukuk Dairesince verilen 24.3.2016 tarihli ve
2015/2072 – 2016/9308 sayılı; 23.6.2016 tarihli ve 2015/13146 – 2016/19024
sayılı kararlarında İş Kanunu"nun 22 ve 24/II-f maddeleri uyarınca çalışma
koşullarındaki değişiklik nedeniyle işçinin akdi fesih hakkının ve dolayısıyla
kıdem tazminatının var olduğuna işaret edilmiştir.
Ne var ki dava dilekçesinde maddi olaya ilişkin açıklamaların
gereği olarak tartışılması gerektiği halde, gerek iş mahkemesi ve gerekse
Yargıtay kararında çalışma koşullarının değişmesi nedeniyle haklı fesih ve
kıdem tazminatı hakkının var olduğuna dayalı olduğu anlaşılan iddialar
tartışmasız bırakılmıştır. Bilindiği üzere tarafların her türlü iddialarının
mahkemelerce cevaplanması gerekli değil ise de adil yargılanma hakkının usuli güvencelerinden olan gerekçeli
karar hakkı uyarınca, sonucu etkileyecek olan iddialara cevap
verilmesi zorunludur.
Belirtilen kanun hükümleri ve Yargıtay uygulaması karşısında,
başvuranın iş koşullarında esaslı değişikliğe dayalı fesih hakkını içeren
davasına ilişkin olarak, sonucu mutlak surette etkileyen iddialarının derece
mahkemesi ve Yargıtay kararlarında tartışılmaması nedeniyle Anayasa"nın 36.
maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği düşüncesinde
olduğumdan, çoğunluğun aksi yönde oluşan kararına iştirak etmemekteyim.
|
|
|
|
Üye Hasan Tahsin GÖKCAN |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.